Yeni Bir Dil Öğrenirken Beynimizde Neler Oluyor?

Ece Soylu 20.09.2016

Bir dil bir insan, iki dil daha büyük beyinli bir insan.

İkinci bir dil ile klonlanıp Türkçe bilenini kendi yerimize işe yollayamıyoruz ancak dünyaya iki farklı kişi gibi bakabildiğimiz doğru. Bin bir türlü çabayla beyin kıvrımlarımıza yerleştirdiğimiz dil sayesinde artık dünya üzerinde iletişim kurabileceğimiz insan sayısı artmış ve dünyada şaşırdığımız şeylerin sayısı azalmış durumda.

Dilsel Görecelik Kuramı

Her kültürün kendine özgü davranış biçimleri ve adetleri vardır, yeni bir kültür ile tanışmanız normalde gariplik veya farklılık olarak nitelendirdiğiniz şeyleri normal karşılamaya başlamanızı sağlar. Uzun vadede de önyargılarınızdan kurtulup farklılıkları sevgiyle kucaklamaya başlamanıza yardımcı olur. Bu durum, Dilsel Görecelik Kuramı olarak adlandırılır. Kuram özetle, dilin düşünceleri etkilediğini ve doğal olarak farklı dillerle birlikte farklı düşünce tarzlarına sahip olacağımızı savunur. Renk algısı örneği bu durumu iyi açıklar. Japoncada renk tonlarını açıklamaya yarayan çok sayıda derecelendirme kelimesi bulunur, İngilizcede ise renk tonlarını karşılayan kelime sayısı oldukça azdır. Dolayısıyla bir Japon belli bir renk tonunu daha iyi tarif edebilir veya konuşma esnasında gözünde canlandırabilirken, bir İngiliz çok daha yüzeysel bir algı edinir.

İkinci bir dil ile klonlanıp Türkçe bilenini kendi yerimize işe yollayamıyoruz ancak dünyaya iki farklı kişi gibi bakabildiğimiz doğru. Bin bir türlü çabayla beyin kıvrımlarımıza yerleştirdiğimiz dil sayesinde artık dünya üzerinde iletişim kurabileceğimiz insan sayısı artmış ve dünyada şaşırdığımız şeylerin sayısı azalmış durumda.

Dilsel Görecelik Kuramı

Her kültürün kendine özgü davranış biçimleri ve adetleri vardır, yeni bir kültür ile tanışmanız normalde gariplik veya farklılık olarak nitelendirdiğiniz şeyleri normal karşılamaya başlamanızı sağlar. Uzun vadede de önyargılarınızdan kurtulup farklılıkları sevgiyle kucaklamaya başlamanıza yardımcı olur. Bu durum, Dilsel Görecelik Kuramı olarak adlandırılır. Kuram özetle, dilin düşünceleri etkilediğini ve doğal olarak farklı dillerle birlikte farklı düşünce tarzlarına sahip olacağımızı savunur. Renk algısı örneği bu durumu iyi açıklar. Japoncada renk tonlarını açıklamaya yarayan çok sayıda derecelendirme kelimesi bulunur, İngilizcede ise renk tonlarını karşılayan kelime sayısı oldukça azdır. Dolayısıyla bir Japon belli bir renk tonunu daha iyi tarif edebilir veya konuşma esnasında gözünde canlandırabilirken, bir İngiliz çok daha yüzeysel bir algı edinir.

Yeni Bir Dil Öğrenirken Beynimizde Neler Oluyor?
Yeni Bir Dil Öğrenirken Beynimizde Neler Oluyor?
Kaynak: Pinterest
Kaynak: Pinterest

Beynin dil öğrenme merkezi

Dil öğreniminin farklı bir vizyon kazandırması, genel kültürümüzü artırması, iş imkanlarını çoğaltması ve turistik ziyaretlerde kazıklanmamanın verdiği mutluluk yanında, beyin üzerinde de birçok fiziksel etkisi bulunuyor. Yeni bir dil öğrendiğimiz sırada beynimizde yeni nöral bağlantılar kurulur, bu bağlantılar beyin üzerinde gözlenebilir farklılıklara yol açar.

Genellikle, sol beynin mantıksal zekayı barındırdığı ve dilsel becerilerin burada oluştuğu düşünülürdü ancak İsviçre’de yapılan bir araştırmayla dil öğrenimindeki asıl etkenin serebral korteks kalınlığı olduğu ortaya çıktı. Bu bölge aynı zamanda hafıza, düşünce ve algı yeteneğinden sorumlu. Araştırma sonucuna göre ise dil öğrenmek, korteks kalınlığının artmasına neden oluyor, dolayısıyla hafıza ve düşünce yeteneğimizde de gelişme gözleniyor. Bunu bir döngü olarak düşünebiliriz, dil öğrendikçe korteks kalınlığı artıp dil için gerekli beceriler gelişiyor, bu özellikler de yeni bir dili daha kolay öğrenmemizi sağlıyor. Hafızaya olan etkisi ise ileriki dönemlerde Alzheimer hastalığına yakalanma riskini de azaltıyor. Farkındalığı artırması da kişilerin daha yaratıcı ve esnek olmalarını sağlıyor.

2013 yılında McGill Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada ise doğuştan iki dil öğrenenlerde korteks kalınlaşması gözlenmediği kaydedildi. Ancak çocukluktan itibarenki süreçte hangi yaş grubunda olunduğu fark etmeden gelişim gözlenebiliyor.

Beynin dil öğrenme merkezi

Dil öğreniminin farklı bir vizyon kazandırması, genel kültürümüzü artırması, iş imkanlarını çoğaltması ve turistik ziyaretlerde kazıklanmamanın verdiği mutluluk yanında, beyin üzerinde de birçok fiziksel etkisi bulunuyor. Yeni bir dil öğrendiğimiz sırada beynimizde yeni nöral bağlantılar kurulur, bu bağlantılar beyin üzerinde gözlenebilir farklılıklara yol açar.

Genellikle, sol beynin mantıksal zekayı barındırdığı ve dilsel becerilerin burada oluştuğu düşünülürdü ancak İsviçre’de yapılan bir araştırmayla dil öğrenimindeki asıl etkenin serebral korteks kalınlığı olduğu ortaya çıktı. Bu bölge aynı zamanda hafıza, düşünce ve algı yeteneğinden sorumlu. Araştırma sonucuna göre ise dil öğrenmek, korteks kalınlığının artmasına neden oluyor, dolayısıyla hafıza ve düşünce yeteneğimizde de gelişme gözleniyor. Bunu bir döngü olarak düşünebiliriz, dil öğrendikçe korteks kalınlığı artıp dil için gerekli beceriler gelişiyor, bu özellikler de yeni bir dili daha kolay öğrenmemizi sağlıyor. Hafızaya olan etkisi ise ileriki dönemlerde Alzheimer hastalığına yakalanma riskini de azaltıyor. Farkındalığı artırması da kişilerin daha yaratıcı ve esnek olmalarını sağlıyor.

2013 yılında McGill Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada ise doğuştan iki dil öğrenenlerde korteks kalınlaşması gözlenmediği kaydedildi. Ancak çocukluktan itibarenki süreçte hangi yaş grubunda olunduğu fark etmeden gelişim gözlenebiliyor.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.