Yayın Hayatına Yeni Başlayan Santra Dergi'nin Genel Yayın Yönetmeni Burak Uçar'la Konuştuk

Emre Aydın 03.10.2016

"Ülke futbolunun çatı sorunu para! Yönetilmesi, yönlendirilmesi, kullanılması hep problem yaratıyor. Yönetsel olarak güç zehirlenmesi de bir başka dert..."

Santra Dergi Genel Yayın Yönetmeni Burak Uçar ile ülke futbolunun dertlerinden Bursaspor'un geleceğine ve Santra Dergi'ye kadar birçok konuya değinerek keyifli keyifli söyleştik.


Localtime'ın çıkardığı, Burak Uçar'ın (sağda) genel yayın yönetmeni olduğu Santra Dergisi'ne Önder Özen (ortada) gibi önemli isimler de katkı veriyor.

Öncelikle Santra Dergi için hayırlı ve uzun ömürlü olsun diyerek başlayalım. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için bir kez daha gazetemsi.com ekibi adına teşekkür ederim. Ben sizi ilk defa, merhum İbrahim Yazıcı'nın belgeselinde görmüştüm. O zamanki titriniz "Bursaspor TV Genel Müdür Yardımcısı" idi, şimdi ise Santra Dergi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini üstlendiniz. Peki, sizi tanımayanlar için Burak Uçar kimdir, neler yapar?

İlginize teşekkür ederek başlayayım öncelikle. 1978, İzmir doğumluyum. Üniversite için geldiğim Bursa'da hem futbol oynayıp hem de İktisat fakültesinde okurken, yolum 1998 senesinde ASTV ile kesişti. Kuzenim orada çalışıyordu ve bir spor spikerine ihtiyaçları vardı. Yapabileceğimi düşündüm ve başladım. Futbolu oynayan değil anlatan olmak daha cazip geldi galiba. Televizyonda program yapımcılığı, radyoda maç spikerliği, editörlük derken 2005 yılında Olay Medya'da çalışmaya başladım. Olay TV spor müdürlüğü görevini, 2009'da Bursaspor TV kurulana dek yürüttüm. Murat Yanıklar, Mehmet Gerçeksi ve Suat Paçacı ile o zaman hayal olarak görülen Bursaspor TV hamlesini hayata geçirdik.

Mehmet ve Suat ağabey ile Olay Medya'da yıllarca çalışmıştık, çok iyi tanıyoruz birbirimizi. Murat Yanıklar da Bursaspor yönetim kurulu üyeliği yapmış, vizyon anlamında müthiş bir isim. Genç kardeşlerimizin emeği ve gayretleriyle de düğmeye basıldı ve zor şartlarda yola çıkıldı. 2015 Ağustos'ta BSTV'deki Genel Müdür Yardımcılığı görevimi bırakıp, Bursaspor A Takımı adına iletişim sorumlusu görevini üstlendim. Kasım 2015'te de kendi isteğimle kulüpten ayrıldım.

"Süper Lige Büyük Yürüyüş" belgeseli, "Tarih Yazıcı" belgeseli, "16 Mayıs Devrimi" belgeseli, "Yeşil Beyaz Devrim" gibi yapımlarda sorumluluk alıp, arkadaşlarımızla birlikte güzel işlere imza attığımızı düşünüyorum. UEFA Avrupa Ligi maçlarını yayınlayan ilk ve tek kulüp kanalıdır, BSTV. Ve aynı zamanda en çok altyapı maçı yayınlayan kanal... Bursaspor ile ilgili son 15 yılda görsel olarak ortaya koyulan eserlerde katkım olması beni mutlu ediyor.

Futbola olan sevgi nereden geliyor ve neden Bursaspor?

Futbol sevgim, babam nedeniyle oluştu. İyi ki de oluşmuş. Çocukluğumdan itibaren sağolsun izlemediğimiz lig kalmamıştır. İzmir'de hafta sonları bırakın 1. Lig maçlarını, mahalle maçlarını bile takip ederdik. Şemiklerspor'un, Dedebaşıspor'un maçlarına giderdik mesela... O zamanlar İzmir'de Yunanistan kanalları izlenebiliyordu, Yunan ligini de izletirdi bana.

Bursa'ya ilk kez 19 yaşımda geldim ve Bursaspor ile de o zaman tanıştım. Dolayısıyla 'sonradan Bursasporlu' oldum. Seçerek, bilerek, kendimi ait hissederek o çatı altında görev yapmak da benim için büyük onur oldu. Bursa, kentlilik bilinci olarak farklı bir yer. Bursaspor da çok özel bir camia... Yıllar önce "Başkadır Bursaspor" diyerek kısa bir video hazırladık. Çok beğenildi. Kafamdaki "neden Bursa ve Bursaspor" sorusunun yanıtlarını, o videoya aktardım. Yani seviyorum, Bursa'da var olmayı.

Bütün bu futbolun yoğun gündemi dışında neler yaparsınız?

Futbol dışında müzikle de ilgileniyorum. Kendi çapımda gitarla uğraşırım. Ortaçgil'in bütün külliyatına hakimim mesela, Birsen Tezer, Ceylan Ertem, Murat Çelik, Hüsnü Arkan ilgiyle takip ettiğim isimler. Okul döneminde The Doors hayranıydım. Konsol oyunlarını çok severim, Call Of Duty'e bayılırım. Yıllarca Age Of Empires oynadık. Fifacıyım, FM'yi hala oynuyorum. Kitap tutkusu ayrı. Hakan Günday, ne yazsa satın alır okurum. Spor kitaplarını bir kenara koyarsak psikolojiye de özel bir ilgim var. Eric Berne ve Rolla May çok değerli isimler. Anormal düzeyde okumaya çalışıyorum. Nefes aldırıyor kitap.

Bursaspor TV'de göreviniz devam ediyor mu? Dergiciliğe geçiş yapmak nereden aklınıza esti? Santra Dergi'nin hikayesini merak ediyorum.

Kulüpteki görevimden ayrılma nedenlerimin başında yeni hedeflere yelken açmak geliyordu. Kulüp televizyonculuğu çok zor. Bu söyleyeceklerim diğer kulüp kanalları için de geçerli. Arkadaşız sonuçta ve çok benzer dertler yaşanıyor. Yurt dışında seminerlere, eğitimlere gittik yıllarca. Maalesef oradaki bakış açısından çok farklı bir noktadayız. Konuşulacak konular sınırlı, ekrana çıkartacak isim bulmak kolay değil, futbolcu ile ayrı, yönetici ile ayrı uğraşmak zorundasın. Teknik imkanlar zorlayıcı, kulüp içinde ve dışında bakış açıları sıkıntılı, herkes çok iyi bildiğini düşünüyor... Bu uzun bir konu bir gün detaylı anlatırız da şunu paylaşayım aklımda geldikçe gülümsüyorum; bir yönetici bir gün "Acun'un yarışmasından yapsak iyi olmaz mı?" demişti. "Olur" deyip, odadan çıkmıştım.

Kulüpten ayrılınca, üzerinde çalıştığımız bir projeyi de hayata geçirme fırsatını yakaladım. İngiltere'de birkaç örneği var bu projenin. Profesyonel sporcuların hayat planlamalarında yanlarında olan, onların gelişimlerine katkı koymayı hedefleyen bir yapı... İletişim, psikoloji, mental gelişim, sağlık, seyahat-etkinlik, sosyal medya yönetimi, finans, stil ve yabancı dil alanlarında futbolcuların performansa bağlı gelişimleri için bir ekip oluşturduk. Teknik direktörler için de benzer bir modül var. Liderlik üzerine... Uzmanlarımız ile birlikte kişisel marka yönetimi de diyebiliriz aslında. Bir futbolcunun hafta içi 24 saatinin sadece 3 saati tesiste geçiyor. Hayatının diğer kısmında ne yapacağıyla ya da ne yapması gerektiğiyle ilgili pek de bir fikri yok. Bu organizasyonda yol arkadaşlığı yapıyoruz. Genel olarak futbolcular ve teknik adamlar bu konularda herhangi bir ihtiyaç hissetmese de çalıştığımız isimlerin başarılı olduğunu söyleyebilirim.

"Futbolu Yaşayanların Dergisi" anlayışını benimsedik.

Santra Dergi'ye geçelim biraz, nasıl yola çıkıldı?

Bir yandan az önce bahsettiğim proje ilerlerken diğer yandan da basın ile ilgili bir şeyler yapma arayışındaydım. Localtime Sports Marketing ortaklarından arkadaşım İsmail Öztürk bir gün ofise geldi ve dergi çıkartma fikrini ortaya attı. Uzun süre planlama yaptık. Localtime büyük bir marka. Nişantaşı'ndaki merkez ofiste Localtime ajans sahipleri Arzu Küfündür ve Mehmet Daniska ile yaptığımız görüşmelerde Santra Dergi için düğmeye basma kararı aldık. Sektörde çok deneyimli güvendiğim dostlarımla yola çıktık. Serhat Bingöl ve Bener Onar'ın yanı sıra Emek Ege, Tunç Kayacı, Ali Ece, Doç. Dr. Cem Çetin gibi isimler de yanımızda oldular, destek verdiler. Hür Çıtakoğlu, Furkan Arı, Ümit İnce ve Berk Uçar da ekibimizdeki diğer arkadaşlarımız.

Santra Dergi'nin temelleri hangi değerler üzerine kurulu? Bu temeller ülkedeki satış ve pazarlama planlamalarına göre ne kadar gerçekçi? Biliyorsunuz birçok spor ve futbol dergisi mevcut piyasada...

Bir defa "Futbolu Yaşayanların Dergisi" anlayışını benimsedik. Şu an yeni nesil dergilerin hepsine saygı duymak gerekir. Ciddi emek veriyorlar, uğraşıyorlar, hiç kolay değil. Tüm dergilerin bir bakış açısı var. Bizimki futbolun anlatılan kısmından çok yaşanan kısmına dikkat çekmek. Bu yüzden çok fazla röportaj ve görüş var dergide. İlk sayıda en çok ilgili gören bölümlerden biri "Ben Mamço" oldu. 34 yıllık masör Mahmut Çalış'ın gözünden futbolu konuştuk. Tam bir emekçi ve çok değerli bir insan. Amacımız futbolu yaşayanlara daha fazla söz verebilmek. Kimseye önyargılı değiliz. Futbol ile ilgilenen herkes ile de röportaj yapabiliriz. Her sayımızda uluslararası haber, röportaj, dosya ile birlikte amatör futboldan da özel bölümlere yer vermeyi amaçlıyoruz. İlk sayımızda kapak Mesut Özil oldu. Ama içeride yerel futbol bölümünde çok ilgi gören haberler de yer almıştı.

Yayın Hayatına Yeni Başlayan Santra Dergi'nin Genel Yayın Yönetmeni Burak Uçar'la Konuştuk

Futbolda saygıyı kaybettik. Burada herkesin sorumluluğu var.

Dünyada basılı iş sayısı giderek azalıyor gibi görünüyor. Peki siz bu riski neden göze aldınız, ülkede de hatırı sayılır rakipleriniz var üstelik. Bu hesap edildi mi ve derginin dijital dünyayı kapsayan fikir ve projeleri var mı?

Yayıncılığın bir tarafı içerik ise diğer tarafı ilan ve pazarlama. Burada Localtime'ın gücüne, Mehmet Daniska ve İsmail Öztürk'ün vizyonuna inanıyoruz. Uzun vadeli bir planlama yapıldı. Bir süre sonra sosyal medyada farklı sürprizlerimiz olacak.

Ülkedeki futbol iklimini nasıl buluyor ve yorumluyorsunuz? Birşeyler değişmeli mi? Santra Dergi'nin bu değişimde bir rolü olur mu?

Ülke futbolunun çatı sorunu "para". Yönetilmesi, yönlendirilmesi, kullanılması hep problem yaratıyor.Yönetsel olarak güç zehirlenmesi de bir başka dert. Kulüp yöneticilerine saygı duyuyorum, seçilmişler ve gelmişler. Doğru işler yapan ve yönetsel becerileri olanları ayrı tutuyorum ama pek çok sorunun kaynağı onlar. Genel olarak söylüyorum, her kulüpte var; işi inşaat ya da tekstil ya da başka bir şey. Futbol değil yani. Hayatında transfer görüşmesine girmemiş kişiler kendini Beckenbauer zannedebiliyor. En iyi scout onlar, en iyi pazarlama uzmanı onlar, alt yapıyı en iyi onlar biliyor. İşi uzmanına bir başkasına bırakmak zor geliyor. Çünkü medyada yer almak, var olmak, fotografa girmek istiyorlar.

Futbolda saygıyı kaybettik. Burada herkesin sorumluluğu var. Medyanın da, taraftarların da... Teknik direktörlerin de, futbolcuların da... İşler biraz kötü gitsin, yöneticiler, futbolcular, hocalar, taraftar, medya olarak herkes birbirinden nefret eder hale geliyor.

Türk futbolunda bir tane gülümseyen isim söyleyebilir misin? Teknik adamlar gergin, futbolcular gergin, hakemler gergin, medya gergin. Milli takım dahil. Bana bir tane gülümseyen fotoğraf göster. Çok zor bulursun. Emre Mor mesela, şu an ne sevimli çocuk değil mi? Uzak kalmayı başaramazsa 10 sene sonra futbol iklimimiz ne hale getirecek Emre'yi göreceğiz.

Alex Ferguson müthiş bir tespitte bulunuyor: "Artık oyuncular hiç olmadıkları kadar kırılgan. Hayatlarını çocuklarının başarısı üzerinden yaşayan ebeveynler tarafından korunuyorlar. Ve oyunculardaki direnci azaltan bir sosyal değişim süreci yaşanıyor."

Otur üzerine günlerce konuş. Ama kimse bu tarafla ilgilenmiyor. Sosyal medya gücünün farkında değiliz. Mesut Özil paylaşım başına 50.000 euroluk anlaşma yaparken bizim futbolcularımız ya sosyal medyadan kaçıyor ya da taraftarla kavga ediyor. Genel olarak kulüp, yönetici, teknik adam ve futbolcular açısından 'topluluk etkileşimi' yönetilemiyor. Futbolun paydaşları birbirinden çok uzaklaştı. Mesafe açıldı.

Yayın Hayatına Yeni Başlayan Santra Dergi'nin Genel Yayın Yönetmeni Burak Uçar'la Konuştuk

Biraz da Bursaspor konuşmak istiyorum. Öncelikle hem kulüp hem de ülke futbol tarihinin en büyük devrimlerinden birine değinmeden edemeyeceğim. Bursaspor'un şampiyonluğu ne şartlar altında geldi? Kulüp içinden nasıl görünüyordu?

Bursaspor'un şampiyonluğu çok özel ve değerli bir olay. Birbirine inanmış bir şehir ve doğru bir kulüp organizasyonu ile yapılabilecek en iyi iş yapıldı. Rahmetli İbrahim Yazıcı olağanüstü bir liderdi. Çok iyi bir takım oluşturuldu. Karakteri ve yüreği yeteneklerinin önündeydi. Ve tüm bunları yöneten de bir Ertuğrul Sağlam gerçeği var. Bir puzzle düşünün, parçaları havaya atıyorsunuz ve yere düştüğünde enfes bir tablo çıkıyor. Bursa'da olan buydu.

9 Milyon Dolarlık bir bütçeyle kuruldu takım ve 75 puan topladı. Çok zor bir iş. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı İstanbul'da yendikten sonra şehir olarak şampiyonluğa daha çok inanılmıştı.

Santra Dergi'nin ilk sayısında şampiyon Ertuğrul Sağlam, Bursaspor'un ve Leicester City'nin şampiyonluklarını karşılaştırdı. Burak Uçar'ın bu konu hakkındaki görüşleri nedir? Hangi şampiyonluk daha zordu?

İngiltere'deki şampiyonluk da kolay değil ama bence Bursaspor'unki daha zordu. Rakiplerin ekonomik ve stratejik güçleri açısından kesinlikle buna inanıyorum.

Yayın Hayatına Yeni Başlayan Santra Dergi'nin Genel Yayın Yönetmeni Burak Uçar'la Konuştuk

Geçtiğimiz günlerde "yeni stadın olumlu yönde etki etmediği tek kulüp Bursaspor oldu" şeklinde bir tespitinizi gördüm. Buna ben de katılıyorum. Peki sizce neden böyle oldu?

Timsah Arena harika bir stadyum. Ancak bir hikaye oluşturulamadı henüz. Atatürk Stadı'ndaki ruhu orada oluşturmak kolay değil. İnşaat kısmında da gecikmeler oldu. Her geçen gün daha iyiye gidiyor. 20 bin ortalama yakalanıyor ve maçlardaki tribün desteği görüntü olarak da çok iyi.

Son olarak röportajı yine Bursaspor ile bitirelim. Sizce Bursaspor iyi yönetiliyor mu? Bu sene için beklentiler nedir?

Bursaspor iyi yönetiliyor. Daha iyi olması için de çalışılıyor. Şampiyonluk sonrası beklenti çıtası çok yukarıda. Bu da baskı yaratıyor. Doğrular da çok, yanlışlar da. Mali ve sportif bir planlama yapıldı bildiğim kadarıyla. Ekonomik tarafta işler yoluna girecek gibi ancak galibiyetlere rağmen takımın oyununa negatif bir bakış var taraftardan. Daha iyi futbol ister Bursaspor taraftarı, coşku ister, gol görmek ister. Bu beklenti ilk başlarda sıkıntı yarattı ama yavaş yavaş futbol olarak da düzelme görülecektir. Ben bu sezon ilk 5 içerisinde olmasını bekliyorum Bursaspor'un ki bu da bu sezon için yeterlidir.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.