Vegan Kurban Bayramı Olur Mu?

Peki Müslüman vegan olur mu? Olursa Kurban Bayramını nasıl kutlar?

Öncelikle belirtmem gerekir ki ben vegan değilim. Vejetaryen bile değilim. Sadece günlük hayatında çok fazla hayvansal protein tüketmekten hoşlanmayan, etle sütle pek işi olmayan ama deniz ürünlerinden vazgeçemediği için veganlık / vejetaryenlik yoluna giremeyen bir kişiyim. Yine de hayvanların bizim homini gırtlağımız için hunharca sömürülmesinden ve katledilmesinden hoşlanmadığım için oturup Kurban Bayramı'nı kafama ciddi ciddi takıyor, akacak kanı düşünüp düşünüp geceleri uykular uyuyamıyorum. Mesela dün akşam aklıma şu soruyu taktım: Müslüman vegan olur mu? Mantıken cevap açık aslında: Neden olmasın? Sonuçta din denen şey insanın ne yediği / ne içtiğinden ziyade ahlakı ve vicdanı ile ilgilidir, değil mi?

Biraz bakındım, konuyu tabi ki de sertçe "Müslüman kurban kesmek zorundadır vegan olamaz!" noktasında savunan insanlar da var. Ancak Facebook'taki Müslüman Vegan sayfasında konu kabaca, kurban ibadetinin hiç bir mezhepte farz olmadığı yönünde açıklanmış. Yani Müslüman olan kimse kan akıtmak ZORUNDA değilmiş. Tabi konuyu araştırmaya devam ettiklerini de eklemişler.

Bir de kültürel olarak değişen kan akıtma ritüelleri var. Ki bunlar benim de bildiğim kadarıyla zaten farz/ zorunlu değil. Örneğin yeni bir mülk alınınca nazardan sakınmak için horoz kesildiğini, çok istenen bir şey için Allah'a dua edildikten sonra Allah o isteğin gerçekleşmesini sağladıysa "Adak" adı altında hayvan kurban edildiğini duymuşuzdur. Bunlar tamamen kültürel bazda tekrarlanan ritüeller olarak süregelmiş, büyük olasılıkla da hadis temelli hareketler olarak yaşamımıza yer etmişler.

Veganlar, yaşam biçimi olarak hiç bir hayvanın hiç bir koşulda sömürülmesini kabul etmedikleri ve bu nedenle de hayvansal hiç bir ürün kullanmadıkları ve tüketmedikleri için pek sevilmeyen, ancak günden güne sayısı artan bir komünite. Neden sevilmedikleri ise aslında çok açık. Tekstilden gıdaya, teknolojiden kozmetiğe, yaşamın her alanında hayvansal kaynaklı ürünlerin ticareti üzerinden dönen bir ekonomi mevcut. Ve eğer gün gelir de vegan yaşam alır yürürse bu ekonomik sistem ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalacak. Bu nedenle de bazı kesimlerin "Müslüman dediğin vegan olamaz" şeklindeki katı çıkışları gayet anlaşılabilir oluyor.

Araştırma yaparken Vegan Reich’ın vokali ve HardLine Manifestosu‘nun yazarı Sean Muttaqi ile yapılmış çok güzel bir röportaja denk geldim. Olduğu gibi paylaşıyorum. Siz de alttaki kaynakçadan geniş geniş inceleyebilirsiniz.

Şimdiden herkese hayırlı bayramlar!

-Bir Müslüman olarak, Müslümanların hayvan kurbanı ritüeli yüzünden vegan olamayacaklarına dair görüşleriniz nelerdir? Ve bizim İslami topluluğumuzun veganizmi günlük beslenme biçimi olarak ne kadar iyi benimseyebileceğini düşünüyorsunuz?

+ Bir Müslüman kesinlikle Vegan olabilir, ve en azından Batı’da pek çoğu öyle. Şüphe yok ki tarih boyunca pek çok Müslüman alimi vejetaryendi (örnek vermek gerekirse Rabia). Ve bu yüzyılda bile pek çokları tarafından İslam İnancı’nın reformisti olarak kabul gören ve dünyanın en meşhur Sufi alimlerinden biri olan çağımızın ruhsal direği Bawa Muhaiyaddeen de vejetaryendi.

Et yemek ve kurban İslam’ın üzerinde yükseldiği sütunlar değil. Mecburi de değiller. Tekrar söylüyorum, eğer kişi bu konuyu bağlamsal olarak ele alırsa, kolaylıkla anlayabilir ki esasında bu konu inancın kendisinin bir parçası dahi değildir.

Kuran’ın her bir suresi, Muhammed’e (SAV), yıllarca süren periyodlar içerisinde gelişen belli olaylara istinaden geldi. Helal beslenme yasalarına bakacak olursak, henüz bu yasalar yürürlüğe girmeden önce pek çok insan sayısız hayvanı hunharca katlediyordu, hayvanlara iğrenç davranılıyordu ve öldürülmelerinin ardından cesetlerinin çoğu yemek değil çöp oluyordu. Çölde yaşandığını göz önünde bulundurursak, vejetaryenliğin imkanlar dahilinde olmadığını ve bu nedenle de bu problem için pratik bir cevap olmadığını görebiliriz. Yani Muhammed’in (SAV) söylediği ve Kuran’ın söylemekte olduğu şey şudur: Hayvanlara adil davranılmalıdır ve eğer kişi yaşamak için öldürmek zorundaysa, bunu mümkün olan en merhametli şekilde yapmalıdır (ve aynı zamanda, yalnızca Allah yaşam yaratabildiğinden, hayvanların hayatı da ancak O’nun isminin anılmasıyla alınabilir, zira yaşama son vermek sadece Allah’ın hakkıdır). Kesinlikle ve kesinlikle gelişigüzel cinayet cesaretlendirilmemişti ve bunun affı da yoktur. Bunun da ötesinde, özendirilen şey mümkün olan en az sayıda ölüme sebep olmaktı-ve buna mecbur olunan durumlarda da (yani hayatta kalmak için hayvan öldürüldüğünde) kişi öldürdüğü hayvanın etini topluluğun en fakir kesimiyle paylaşmak ve daha fazla yaşamı sona erdirmemek adına oburluğunu kontrol altında tutmak zorundadır.

Şimdi, hayvan “kurbanı” konusuna geri dönecek olursak, yine söylüyorum, öncelikle hayvanların o dönemin Arap topluluğunda oynadıkları rol anlaşılmalıdır (benzer iklim ve kültüre sahip diğer topluluklar da buna dahil). İnsanlara, kendilerine verilen nimetlerden ötürü Allah’a şükürlerini ve övgülerini sunmaları salık verilmiştir. Duyulan memnuniyetin sergilenmesi adına halk için değerli olan bir şey kurban edilmelidir (ve yaşamak için hayvan öldürmenin zaruri olduğu durumlarda, bu değerli şey hayvandır).

Kurban ritüelleri Allah’ın insanlara verdiği yaşam kaynaklarına göre spesifik olarak şekillenir (burada “verdiği” derken “yememiz için yarattı” anlamında söylemiyorum, Müslüman olmayan birinin anlayacağı şekilde söylemek gerekirse, tabiatın sunduğu koşullardan ve imkan dahilindeki besinlerden bahsediyorum). Bununla birlikte, bu besin kaynağının her zaman ve her koşulda dört ayaklı canlılar olduğu varsayımı yanlış. Birçok delil erken dönem insanının temel olarak vejetaryen olduğu yönünde (tıpkı Eski Ahit’in Tekvin bölümünde buyrulduğu gibi: “Sizlere yemeniz için tohumlar taşıyan her bitkiyi verdim”, ve gerçekte, Eski Ahit’e göre, insana et yeme izni ancak Büyük Tufan’dan sonra verilmiştir-muhtemelen yaşamsal gerekliliklerden ötürü, zira normal yiyecekleri yok denecek kadar azdı). Böylece zamandan zamana, yerden yere ve kültürden kültüre yaşamak için zaruri olan şeylerin değişebildiğini görüyoruz. Alaska ve Kuzey Kanada’daki Amerika Yerlileri için yiyecek olarak yalnızca balıklar, yüzgeçayaklılar ve balinalar vardı. Bazı adalardaki insanlar yalnızca balık yiyebiliyorlar. Diğer kabile insanları vejetaryen kaldılar, ağırlıklı olarak meyve ve yemiş yiyorlar.

Dolayısıyla ister hayvan olsun ister herhangi bir şey, yaptığımız kurban ritüelleri özel olarak herhangi bir varlığa bağlı değil. Daha doğusu yalnızca içimizde yer etmiş şeylere bağlı. Muhammed (SAV) döneminde et yiyen Araplar Allah’a hayatta kalmak adına aldıkları Yaşam için teşekkür etmek zorundaydılar. Vejetaryenlerse şükranlarını kendi yiyecekleriyle sunabilirler. Çünkü herşey Allah’tan gelir. Bununla birlikte, ister et olsun ister sebze, ana ders ve ileri kurban aşaması, mülkiyeti kurban etmektir-sahip olduklarımızı topluluğumuzdaki daha fakir kardeşlerimizle paylaşmaktır.

Nihayetinde, İslam dengede duruyor. İslam, insanoğlunun ezeli inancı ve ruhaniyetidir; bu nedenle yönetmeliği her iklimden insanı kapsayacak kadar geniştir-yaşamak için ne yemek zorunda oldukları farketmeksizin, çevreleriyle uyum içinde yaşamalarını ve etraflarını saran Yaşam’a karşı vicdanlı olmalarını sağlayabilir.

Yani kişi vejetaryen olabilir. Eğer “ihtiyaç” varsa, et de yenilebilir; bu yeryüzündeki yaşamın gerçekliği. Bununla birlikte, modern dünyada, vejetaryen olmak için her türlü imkan fazlasıyla önümüze serilmişken, insanların artık bir “ihtiyaç” olmayan et yemeyi “haklı” çıkarmak için argüman üretmelerini her geçen gün daha da güç buluyorum. Maddi ihtiraslarını, kaçınılmaz zulmü ve meydana gelen hayat kaybını aklamak için dini kullananlar yalnızca kendilerine yalan söylüyor ve git gide ruhlarına daha da fazla zarar veriyorlar. Elbette Allah en bağışlayıcı, en merhametli olandır, ve bu nedenle inancında samimi olan ve içerisinde bulunduğu duruma bağlı olarak (çevre, hayatta kalma mücadelesi vs.) mümkün olduğunca adil ve tarafsız olmak için çabalayanların sunularını kabul edecektir; ancak masum bir canı herhangi bir acil yaşamsal ihtiyaç olmadan almak, kesinlikle mazur görülecek bir durum değil.

Veganizm şöyle dursun, İslam dünyası bu anlayışı bir gün kabul edecek mi? Hayvan konusu için, bu ruhsal gelenekteki belli başlı gruplar vejetaryenlik uygulamaya devam edecek (tıpkı Batı tarihindeki Hristiyanlık’ta da olduğu gibi). Bununla birlikte, mensup olunan dinlerden bağımsız olarak, insanlığın önünde hala insanların eşitliğini kabul etmek için bile çok yol var (hem de inandıkları dinler insanların eşit olduklarını söylüyor olmasına rağmen), bu nedenle eminim ki hayvanlara dünya çapında adil ve merhametli davranılması zaman alacak (tüm varoluşun birliğini idrak etme meselesi). Ancak bunun bizi ruhani görevimizden caydırmasına veya gün gibi açık olan Gerçeği inkar etmemize sebep olmasına izin veremeyiz. Eğer konu saf İslam inancıysa, çoğunluğun ne yaptığı bizi ilgilendirmiyor olmalı. Zira inancın yüreğine şekil veren şey çoğunluk değildir. İslam insanoğlunun ezeli ruhsal yoludur. İslam, şimdiye dek varolmuş her ruhsal geleneği içerir ve hepsinin devamı ve tasdikleyicisidir (doğal olarak vejetaryenliği salık veren ruhsal yolların da). Bu nedenle, o ışığın içinde bunu görmeli, Gerçeğin tarafında sağlamca durmalı, ve inancımızı, içerisinde bulunduğumuz koşullara uygun olarak, içsel doğrumuz ve herhangi bir dinin ezoterik gerçekliğini bulmak adına zahiri konumumuzun-ki etrafımızı saran sosyopolitik, kültürel ve tarihsel etkenlerden oluşmuştur-derinliklerine inmemiz gerektiği anlayışını elden bırakmayarak uygulamalıyız.

Kaynak: http://www.muslimsforjesus.org/Musicians/Vegan%20Reich/Vegan%20Reich.htm

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.