Valla Ben Bakmadım!

Venüslüler Ekibi 18.05.2016

"Göz çapkını olduğu bilinen, bu şekilde yaşamasında bir sakınca görülmeyen, sevgilisi tarafından bu perspektiften kıskançlıkla sınanmayan erkeklerin acısı benden çıkıyor resmen."

Erkeklerin “göz çapkını” olduğuna ilişkin ciddi bilgi ve belgeler var. Bu bilgi ve belgeler kadınların elinde mevcut. Konu açıldığında, sayısız örnekle savunmaya geçiyorlar. Kaldı ki haklılar, erkeklerin çoğu göz çapkını ve bunda nasıl bir anormallik var bilmiyorum. İşin ilginci, nasıl bir normallik var onu da bilmiyorum. Kısacası bilmiyorum ve başımdan geçen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birkaç yıl evvel, AVM’ler hayatımızda yeni yeni mühim bir alan kaplamaya başladığı sıralarda, o dönemki kız arkadaşımın ricası üzerine bir pazar günümüzü alışverişe ayırmaya karar verdik. Daha doğrusu kararı o verdi, ben de uyarak kendisine katıldım. Daha ortada olmayan, hayalini bile kurmadığımız evimiz için eşya bakmaya çıkmıştık. Evet, sadece eşya da bakmıyorduk. Aynı zamanda kız arkadaşımın üstüne başına da bir şeyler bakıyorduk. O bakıyordu, ben de izliyordum. Önemi yoktu, zaten alışveriş böyle bir şeydir, erkekler genelde bakarlar.

Ortada olmayan, olacağı da belli olmayan evimiz için çeşit çeşit eşya bakıyorduk. Olasılıklar üzerine tatlı atışmalar gerçekleştiriyorduk. Perdeleri ben asacaktım, çamaşırları o yıkayacaktı ve sonra çamaşırları ben asacaktım. Ulan ben ne ideal bir erkektim de haberim yoktu be!

Reyonların arasından güneş topluyordum onun için. O meşhur İsveç markasının büyük mağazalarından birindeydik. Biraz da hastaydım açıkçası. Fakat ilişkimizin rayından çıkmaması, durduk yerde umulmadık bir trip yememek için “alışveriş” teklifine evet demiştim. Ateşim 39.5 derecede seyir halindeydi. Kendimi, “Olm zaten normalde ateşimiz 36 falan değil mi? Eee n’olacak 3.5 derece fazla ateşten sıkıntı mı yaratacaksın?” diyerek durduruyordum. Aslında orada durmak istemiyordum da aşk işte, sevgi işte, yani...


Neyse, mağazadan çıktık çıkacacağız, artık tek olayımız kasaya doğru ilerlemek. Fakat o da ne?! Müthiş bir trip yemeye başlamışım ve sebebi hakkında zerre bilgim yok. Cehalet hakikatten zor ve iğrenç bir iş. Sebebini soruyorum, cevap yok. Bana suçlayıcı suçlayıcı bakan gözler kasada ödeme yaptığımız sırada dolup boşalmaya başlıyor. “Yahu n’aptım?” diye bir taraflarımı da yırtsam boşa; tepki yok, cevap yok. Bu şekilde zaten kısa sürmesini beklediğim ömrümden birkaç dakika daha çalınıyor. Anlam veremediğim bir gerginliğin eşliğinde ve yanımda ağlayan bir sevgili ile dışarıda alıyorum soluğu, zira içeride soluk alınacak bir atmosfer bırakılmamış oluyor.

İki elimde poşet, sevdiğim kadın önümde yürüyor. Ara ara soruyorum; “N’oldu” diyorum fakat tepki sıfır. Sonunda dayanamayıp elimdeki poşetleri sallıyorum yere. Sallamıyorum ya, ciddi ciddi fırlatıyorum. Konuşmanın fayda etmediği noktada daralıyorum belli ki. Bu defa sinirden gülmeye başlıyor. Ve aslında orada kontra atağı da başlatıyor. “Sen az önce içeride bir kızı tepeden tırnağa süzdün. Bana hiç mi saygın yok? Sen bunu bana nasıl yaşatırsın? O kızı neden o kadar inceledin?” gibi şeyler. Şok oluyorum. Zaten o an orada olmam gereken tek şey; şok olmak.


Bu arada minibüse biniyoruz. Ben ayrıldığımız bir senaryoyu hayata geçiriyorum. Ulan diyorum, böyle mi olacaktı bu işin sonu. Bu ne salak bir sebep. Bu ne demek ya şimdi? Hayır bir de gerçekten bakmış olsam neler olacaktı? Sözde bakmış olduğum kızı da tarif ediyor. O kadar da güzel tarif ediyor ki, ciddi bakmış kıza. Saç rengi, saç boyu, ayakkabı rengi ve şekli, pantolonunun markası falan filan. Helal diyorum içimden. Tüm haklarımı da helal ediyorum yavaşan. Belli mi olur ya! Ya oracıkta gidersem? Ki ben böyle durumlarda gerçekten oracıkta gitmek isteyen insan grubuna giriyorum.

Bu öyle klasik bir kıskançlık çıldırışı gibi de gelmiyor bana. Ne yapacağımı da bilemiyorum o yüzden. Bir ara, bir başkasına bakmadığıma dair salak salak yemin etmeye başlıyorum. Kendimle çelişiyorum resmen. Ulan diyorum içten içe, bakmadın ki kıza. O sana öyle bir tarif yaptı ki, baktın zannediyorsun. Hatta bakmakla kalmadın, o kızla yattın zannediyorsun. Oha be! Sen neler zannediyorsun...

Göz çapkını olduğu bilinen, bu şekilde yaşamasında bir sakınca görülmeyen, sevgilisi tarafından bu perspektiften kıskançlıkla sınanmayan erkeklerin acısı benden çıkıyor resmen.

Akşama doğru başlayan bu serüven gece yarısı evde kendimi “niyeyse” affettirmemle bitiyor. Olaylara bak ya. Niye ben kendimi affettiriyorum ki? Birkaç gün ifadeleri ekşi ekşi geliyor sevgilimin. Sonra o da geçiyor.

İyi de ben o kıza bakmadım.

Valla bakmadım ya!


Ercüment Saftaş
Görseller: Mariel Clayton

Erkeklerin “göz çapkını” olduğuna ilişkin ciddi bilgi ve belgeler var. Bu bilgi ve belgeler kadınların elinde mevcut. Konu açıldığında, sayısız örnekle savunmaya geçiyorlar. Kaldı ki haklılar, erkeklerin çoğu göz çapkını ve bunda nasıl bir anormallik var bilmiyorum. İşin ilginci, nasıl bir normallik var onu da bilmiyorum. Kısacası bilmiyorum ve başımdan geçen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birkaç yıl evvel, AVM’ler hayatımızda yeni yeni mühim bir alan kaplamaya başladığı sıralarda, o dönemki kız arkadaşımın ricası üzerine bir pazar günümüzü alışverişe ayırmaya karar verdik. Daha doğrusu kararı o verdi, ben de uyarak kendisine katıldım. Daha ortada olmayan, hayalini bile kurmadığımız evimiz için eşya bakmaya çıkmıştık. Evet, sadece eşya da bakmıyorduk. Aynı zamanda kız arkadaşımın üstüne başına da bir şeyler bakıyorduk. O bakıyordu, ben de izliyordum. Önemi yoktu, zaten alışveriş böyle bir şeydir, erkekler genelde bakarlar.

Ortada olmayan, olacağı da belli olmayan evimiz için çeşit çeşit eşya bakıyorduk. Olasılıklar üzerine tatlı atışmalar gerçekleştiriyorduk. Perdeleri ben asacaktım, çamaşırları o yıkayacaktı ve sonra çamaşırları ben asacaktım. Ulan ben ne ideal bir erkektim de haberim yoktu be!

Reyonların arasından güneş topluyordum onun için. O meşhur İsveç markasının büyük mağazalarından birindeydik. Biraz da hastaydım açıkçası. Fakat ilişkimizin rayından çıkmaması, durduk yerde umulmadık bir trip yememek için “alışveriş” teklifine evet demiştim. Ateşim 39.5 derecede seyir halindeydi. Kendimi, “Olm zaten normalde ateşimiz 36 falan değil mi? Eee n’olacak 3.5 derece fazla ateşten sıkıntı mı yaratacaksın?” diyerek durduruyordum. Aslında orada durmak istemiyordum da aşk işte, sevgi işte, yani...


Neyse, mağazadan çıktık çıkacacağız, artık tek olayımız kasaya doğru ilerlemek. Fakat o da ne?! Müthiş bir trip yemeye başlamışım ve sebebi hakkında zerre bilgim yok. Cehalet hakikatten zor ve iğrenç bir iş. Sebebini soruyorum, cevap yok. Bana suçlayıcı suçlayıcı bakan gözler kasada ödeme yaptığımız sırada dolup boşalmaya başlıyor. “Yahu n’aptım?” diye bir taraflarımı da yırtsam boşa; tepki yok, cevap yok. Bu şekilde zaten kısa sürmesini beklediğim ömrümden birkaç dakika daha çalınıyor. Anlam veremediğim bir gerginliğin eşliğinde ve yanımda ağlayan bir sevgili ile dışarıda alıyorum soluğu, zira içeride soluk alınacak bir atmosfer bırakılmamış oluyor.

İki elimde poşet, sevdiğim kadın önümde yürüyor. Ara ara soruyorum; “N’oldu” diyorum fakat tepki sıfır. Sonunda dayanamayıp elimdeki poşetleri sallıyorum yere. Sallamıyorum ya, ciddi ciddi fırlatıyorum. Konuşmanın fayda etmediği noktada daralıyorum belli ki. Bu defa sinirden gülmeye başlıyor. Ve aslında orada kontra atağı da başlatıyor. “Sen az önce içeride bir kızı tepeden tırnağa süzdün. Bana hiç mi saygın yok? Sen bunu bana nasıl yaşatırsın? O kızı neden o kadar inceledin?” gibi şeyler. Şok oluyorum. Zaten o an orada olmam gereken tek şey; şok olmak.


Bu arada minibüse biniyoruz. Ben ayrıldığımız bir senaryoyu hayata geçiriyorum. Ulan diyorum, böyle mi olacaktı bu işin sonu. Bu ne salak bir sebep. Bu ne demek ya şimdi? Hayır bir de gerçekten bakmış olsam neler olacaktı? Sözde bakmış olduğum kızı da tarif ediyor. O kadar da güzel tarif ediyor ki, ciddi bakmış kıza. Saç rengi, saç boyu, ayakkabı rengi ve şekli, pantolonunun markası falan filan. Helal diyorum içimden. Tüm haklarımı da helal ediyorum yavaşan. Belli mi olur ya! Ya oracıkta gidersem? Ki ben böyle durumlarda gerçekten oracıkta gitmek isteyen insan grubuna giriyorum.

Bu öyle klasik bir kıskançlık çıldırışı gibi de gelmiyor bana. Ne yapacağımı da bilemiyorum o yüzden. Bir ara, bir başkasına bakmadığıma dair salak salak yemin etmeye başlıyorum. Kendimle çelişiyorum resmen. Ulan diyorum içten içe, bakmadın ki kıza. O sana öyle bir tarif yaptı ki, baktın zannediyorsun. Hatta bakmakla kalmadın, o kızla yattın zannediyorsun. Oha be! Sen neler zannediyorsun...

Göz çapkını olduğu bilinen, bu şekilde yaşamasında bir sakınca görülmeyen, sevgilisi tarafından bu perspektiften kıskançlıkla sınanmayan erkeklerin acısı benden çıkıyor resmen.

Akşama doğru başlayan bu serüven gece yarısı evde kendimi “niyeyse” affettirmemle bitiyor. Olaylara bak ya. Niye ben kendimi affettiriyorum ki? Birkaç gün ifadeleri ekşi ekşi geliyor sevgilimin. Sonra o da geçiyor.

İyi de ben o kıza bakmadım.

Valla bakmadım ya!


Ercüment Saftaş
Görseller: Mariel Clayton

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.