Türkü Hikayeleri - 4

Barlas Sicimoğlu 08.10.2016

Serinin son yazısında Ula'dan ve Kırşehir'den iki dokunaklı türkü hikayesi yer alıyor.

Türkü Hikayeleri - 4

Türküler ki, bizim geçmişten kalan kültür sermayemiz. Türküler ki, bu topraklarda serpilen benliğimizin gelecek teminatı… Anadolu coğrafyasının binbir türlü yaşanmışlıklarını, o yörenin doğal ve beşeri özellikleriyle derleyip bizlere sunan türkülerden, Türkiye coğrafyasının bir ferdi olarak hepimizin özümseyeceği çokça şey var. Hüznün de, sevincin de, en katıksız ve saf haliyle damıtıldığı ve aktarıldığı türkülerimizle ilgili bir kısım hikayeyi daha önce sizlerle paylaşmıştık. Türkülerin bu sıcak ve samimi hikayelerini araştıracak merakı aşıladığımızı ya da aşılayacağımızı umut ederek, şimdi iki yöremizden iki dokunaklı hikaye daha paylaşacağız. Ula ve Çiçekdağı yöresinden paylaşacağımız iki türkünün hikayesi, sevdanın yaraladığı iki adamın feryadı olarak yankılanacak.

Türkü Hikayeleri - 4

Ulalı Gülayşe'ye sevdalanan Çaydereli Osman...

İlk hikayemiz Ula yöresinden. Günümüzde Muğla’ya bağlı bir ilçe olan Ula, o taraflardaki her yerleşim yeri gibi, yurdumuzun cennet köşelerinden biri. Çevre yörelerde de Ula’nın havası ve suyu şifasıyla, kızları ise güzellikleriyle nam salmış. İşte o meşhur Ulalı kızlardan bir tanesi ise “Deniz Üstü Köpürü” türküsünün ortaya çıkışında başrol oynamış.

Ahmet Günday, Nisan 1977 basımlı “Bağlama Metodu, Notaları ve Hikayeleri” kitabında bu türkünün hikayesini bizlere aktarıyor. Muğla merkezine yakın Çaydere yöresinden Osman isimli bir genç, dayısının oğlunun düğünü için gelin almaya Ula’ya giden bir kafileye dahil olur. Kafile Marçal dağını aşar ve gelin evine gelir. Bu sırada gelin evinde süslenen genç kızlar, halka olmuş şekilde yöreye ait “alaylar, bulaylar; temeli de süzgün alaylar” oyununu oynamaktadır. Osman, gelin evine vardıkları zaman, duvar dibinde oynayan genç kızlara bir göz gezdirir ve içlerinden birine vurulur. Bu güzeller güzeli kızın ismi ise Gülayşe’dir. Osman, Balcılar’ın kızı Gülayşe’den öylesine etkilenmiştir ki, ondan gözlerini alamaz. Gülayşe de boş durmamış, ona bakışlarıyla karşılık vermiştir. Dönüşte Osman’ın arkadaşı Mehmet’e söylediği “içimde bulgur kaynıyor, kafamda kireç söndürülüyor” sözleri, Gülayşe’ye karşı derin bir aşka düştüğünün göstergesi olmuştur. Mehmet de buna anlam veremez ve “bizim Osman anlamsız mı konuşuyor, yoksa ben mi anlamıyorum” demekten kendini alıkoyamaz.

Osman, Gülayşe’yi gördükten sonra Ula düğünlerini hiç kaçırmaz. Çağrılmadığı halde, her seferinde Marçal dağını aşar ve sırf Gülayşe’yi görebilmek umuduyla bütün düğünlere iştirak eder. Çoğunda sevdiğini göremez ama gördüğü ender anlarda da içinin yağları eriyiverir. Yine Gülayşe’yi gördüğü düğünlerden birinde, artık ona açılmaya karar verir ve cesaretini toplamak için birkaç şişe rakıyı su gibi yuvarlar. Kafası bulanan Osman’ın kendi kendine “Ayşem mi dönüyor, dünyam mı sönüyor” şeklinde içlenmesini duyan gençlerden biri, Osman’ı dost meclislerine çağırır. Bir anda kendini Ulalı gençlerin sofra kurduğu bir hasırın üstünde, arkadaş canlısı bir ortamda bulan kahramanımız, bir anda bağlamasını hazırlamakta olan Dülger Bekir’lerin Selver'in sorusuyla karşı karşıya kalır: “Merakımı bağışla Osman kardeş, Ula düğünlerini kaçırmayışının sebebi nedir?” O güne kadar bağlamayı eline almamış Osman ise bir anda aşka gelir ve bağlamasıyla hem Gülayşe’ye, hem ebediyete armağan edeceği o türküyü söyleyiverir: “Deniz üstü köpürü, gemilere binsem götürür… Benim de buraya geldiğim, bir güzelden ötürü…”

O günden beri Ula’nın neredeyse en meşhur türküsü olan bu türkü, günümüzde “Deniz Üstü Köpürür” olarak bilinse de, türkünün orijinalinde “köpürür” yerine “köpürü” kelimesi geçiyor. Egeli veya Ege bölgesine ağırlık vermiş çoğu THM sanatçısının repertuvarında olan bu türkü, Edip Akbayram, Cem Karaca gibi isimler tarafından da söylenmiştir. Özellikle Cem Karaca yorumu, şahsen benim tüylerimi diken diken bir doğallıktadır.

Türkü Hikayeleri - 4

Zahide kurbanım, n'olacak halim...

Çaydereli Osman, ne mutlu ki sevdiğine açılabilme fırsatı bulmuş. Sıradaki hikaye ise sevdiğine açılamayan bir genç aşığın yaktığı o meşhur türküyü doğurmuş. Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ın hepimize öğrettiği ve sevdirdiği “Zahidem” türküsünün mısraları, “Zahide Kurbanım N’olacak Halim” başlığıyla esasen Çiçekdağlı Aşık Arap Mustafa’ya ait.

Arap Mustafa, Kırşehir’e bağlı Çiçekdağı’nın Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelir. Mustafa’nın babası, o dönemki düğün ve eğlencelerde oynanan “Koca Oyunu”nda Arap rolünü üstlendiği için kahramanımızın lakabı da "Arap” olarak kalır. Annesi ve babasını çok küçük yaşlarda yitiren Mustafa, çocukluğunu akrabalarının ve değişik ailelerin yanında geçirmek zorunda kalır. 10 yaşına vardığında ise Yukarı Hacı Ahmetli Köyü'ndeki zengin bir ağanın yanına çiftçi olarak verilir.

Ağasının yanında hizmet gören yakışıklı, çalışkan ve dürüst bir genç olan Mustafa, gönlünü ağasının kızı Zahide’ye kaptırır. Parası olmadığı ve kimsesiz olduğu için Zahide’ye bir türlü açılamayan kahramanımız için günler günleri kovalarken askerlik vakti gelir. Askerdeyken sürekli Zahide’yi düşünen ve sevdasına söz geçiremeyen Mustafa, köydeki tanıdıklarına mektuplar atarak sevdiğinden haber almaya çalışır. Ancak bir gün mektuplardan birinde Zahide’nin evlendirildiğini ve bir hafta sonra düğün olacağını okur.

"Zahide kurbanım nolacak halim / gene bir laf duydum kırıldı belim / gelenden gidenden haber sorarım / Zahidem bu hafta oluyor gelin” mısralarını acısıyla yoğurup dile getiren Mustafa’nın bu feryadına, daha sonra Zahide de karşılık verecektir. “Aşağıda sap kağnısı kaynıyor / derdin beni elik elik eliyor / kurbanlar olayım gara Mustafam, babam beni yad ellere veriyor” dizeleri de, Zahide’nin arkadaşı Fadik'e dile getirdiği haykırışı olarak tarihteki yerini alır. (“Zahidem” türküsünün hikayesi, Baki Yaşar Altınok’un Mayıs 2003 tarihli “Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları” kitabından alınmıştır.)

İki meşhur türkümüzün dokunaklı hikayeleriyle, “Türkü Hikayeleri” yazı dizisini tamamlamış olduk. Çeşitli kaynaklarından aktardığımız bu hikayelerde siz okurlarımızın, sevincin ve hüznün en temiz hallerine tanıklık etmiş olması en büyük temennimiz.

(Yazıdaki tüm görseller, Anadolu Ajansı web sayfasından alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.