Türkü Hikayeleri - 2

Barlas Sicimoğlu 24.09.2016

Türküler, Anadolu'daki yaşanmışlıkların en çarpıcı dışavurumlarını oluşturur her zaman. Serinin ikinci yazısında Ürgüp'den ve Trakya'dan sarsıcı iki türkü hikayesi yer alıyor.

Türkü Hikayeleri - 2
(Görsel kaynağı: cumhuriyet.com.tr)

İlk yazımızda türkülerin Anadolu’da adeta bir derya olduğundan, bütün yörelerimizin her bir taşına dahi bir türkü yakılmış olabilme ihtimalinden ve bu yakılan türkülerin dokunaklı hikayelerinden dem vurmuştuk. Türküler, bir bakıma dokunulamayan tarih hazineleri olarak da değerlendirilebilir. Nesilden nesile aktarılan ve devamında da aktarılacak olan bu yaşayan hazineler, topraklarımızda geçmişten günümüze oluşan yaşanmışlıkların kanıtları olmayı ilelebet sürdüreceklerdir. (Tabii buna sahip çıkacak ve tamamen kendini Batı müziğine kanalize etmemiş bir gençliğin var olması da önemli.) Önceki yazımızda Erzurum’a ve Niğde’ye uğramıştık. Bu yazımızda ise, tanınmışlığı daha yüksek iki türkü hikayesini sizlerle paylaşacağız. Ürgüp ve Trakya yörelerinden sizlerle buluşturacağımız bu iki türkü hikayesi de yine ilk yazıdaki hikayeler gibi yüreklere dokunuyor.

Türkü Hikayeleri - 2
(Görsel kaynağı: urguphaber.com)

"Şen Olasın Ürgüp" ya da "Cemalım"

''Cemalım'' türküsü, ülkemizde geniş kitlelerce bilinen eserlerimizden bir tanesi. Diğer bir ismi “Şen Olasın Ürgüp Dumanın Tütmez” olan bu Türk Halk Müziği eseri, girizgahından anlaşılacağı üzere bir Ürgüp türküsü. Türkülerimizin hemen hemen hepsi çok derin duygular içeren öyküler barındırsa da “Cemalım” türküsü belki de onların arasında en vurucu olanlarından biri. Aslına bakarsanız türkünün sözlerinden dahi, dokunaklı hikayesini kavrayabiliyorsunuz. “Şen olasın Ürgüp dumanın tütmez / Kıratım acemi konağı tutmaz / Oğlum Mehmet küçük yerimi tutmaz” sözleri, türkümüzün kahramanı Cemal’in başına gelen acıklı olayların ipuçlarını veriyor. Kubat’ın 2000 senesinde çıkarmış olduğu Arşiv albümünün ön sözünde, bu türkünün derin hikayesine de yer verilmiş.

Anlatılana göre 1915’li yıllarda yaşamış olan Cemal, Ürgüp’ün Karlık köyünün ileri gelen ailelerinden birinin oğlu. (Genç ve yakışıklı bir delikanlı olan Cemal’den türkü içerisinde “algın”, yani ufak tefek olarak sıkça bahsediliyor.) Şerife ise genç ve alımlı bir kız. Cemal ve Şerife genç yaşta evleniyorlar ve Şerife, Cemal’den Mehmet isminde bir erkek çocuğu dünyaya getiriyor. Cemal ile Şerife’nin birkaç sene süren mutlu evliliklerinin ardından, Cemal’in ailesi ile komşularının arasında bir tartışma yaşanıyor. Önceleri ufak çaplı olan bu tartışma, giderek büyüyerek hasımlığa yol açacak düzeye varıyor. Birbirlerine giderek daha da bilenen iki aile, en sonunda düşman oluveriyorlar. Cemal ise henüz bu hasımlıktan etkilenmemiş bir şekilde, bir gün bir işini görmek için Ürgüp’ten çıkarak Başkadın Pınarı’na doğru yol alıyor. Fakat Cemal’in Ürgüp’ten çıkışını gören hasımları, onu takip etmeye başlıyorlar ve yolda ona pusu kuruyorlar. Kıratının üstünde türkü söyleyerek yol alan Cemal’i kurşun yağmuruna tutuyorlar ve Cemal oracıkta can veriyor. “Ürgüp’ten de çıktığımı görmüşler / Kıratımın sekisinden bilmişler / Beni öldürmeye karar vermişler / Cemalım, Cemalım, Algın Cemalım / Al kanların içinde kaldım Cemalım” dizeleri, daha sonraları karısı Şerife’nin ağıdı olarak Cemal’in ölümünü bizlere anlatıyor.

Şerife’nin olaydan haberinin oluşu ise, acemi kıratın konağa dönmek yerine Ürgüp’te başıboş biçimde koşturması ve durumun anlaşılarak atın Ürgüplüler tarafından ailesine teslim edilmesiyle oluyor. Atın “seki” denilen toynak kıllarında kan lekeleri olduğunu gören (“Kıratımın sekisinden bilmişler” dizesi) ve bir terslik olduğunu anlayan Şerife ve Cemal’in annesi, karış karış Cemal’i aradıktan sonra Başkadın Pınarı yakınlarında ölüsüyle karşılaşıyorlar. Yol üzerinde kanlar içinde uzanan Cemal’e, annesi ve karısı Şerife ağıtlar yakıyor. Dul kalan Şerife hanım, daha sonra töre gereği aileden olan biriyle, Cemal’in yeğeni Hayrullah ile evlendiriliyor ve Hayrullah’tan üç çocuğu oluyor. Hayrullah bey, Şerife’nin Cemal’e olan sevgisine her zaman saygı duyuyor ve üçüncü çocuklarının ismini Cemal koyarak, Şerife hanımı onurlandırıyor. Bu türkünün yayılmasında ise, yıllar sonra Hayrullah beyin dönemin ünlü sanatçısı Refik Başaran’a olan ricası üzerinde Refik Başaran’ın bu türküyü plağa kaydetmesi önemli pay sahibi oluyor. İşte nesilden nesile yayılan “Cemalım” türküsünün dokunaklı hikayesinin detayları da böyle. Anlamsız hasımlıkların ve zarar verici törelerin yol açtığı yaralar, bu topraklarının yaşanmışlıklarının en ağırları. “Cemalım” da bu ağır hikayelerin en bilinenlerinden.

Türkü Hikayeleri - 2
(Görsel kaynağı: atlasdergisi.com)

Halk kahramanı Debreli Hasan ve yaptırdığı "Drama Köprüsü"

Bu yazıdaki ikinci türkü hikayemiz ise coğrafi olarak Anadolu’da geçmemekle birlikte, zaman içerisinde muhacir vatandaşlarımızın da etkisiyle ülkemizde bilinen ve sahiplenilen hikayelerimizde biri haline gelmiş. “Drama Köprüsü” türküsü çoğumuzun bildiği, epik olarak nitelendirebileceğimiz bir türküdür. Bu türkümüzün kahramanı Debreli Hasan ise, o tarihlerde yörede çok sevilen bir eşkıya. Hasan, askerlik zamanında kendisine zulmeden komutanlarından birini vurduğu için dağlara kaçıyor ve pişman olsa da artık eşkıyalık yoluna giriyor. Reşit Salim ve Osman Arda’nın “Öyküsüyle Türküsüyle Batı Trakya Türküleri” adlı kitabı, Debreli Hasan’ın yaşamı konusunda önemli bir kaynak. Tabii eşkıya derken ilk başta gözünüzün önüne kötü bir karakter canlanıyor olsa da, Debreli Hasan’ın o zamanlar yörede çok sevilmesinin başlıca nedeni, yöre halkının sırtından zorbalıkla ve zalimlikle para kazanan zenginlerden kestiği haraçlarla fakir fukarayı görmesi, birbirlerini seven yoksul gençleri evlendirmesi gibi faaliyetleri.

Tabii Hasan topladığı bu haraçlarla bir de köprü yaptırıyor. Köprünün neresi olduğunu tahmin etmeniz, bence zor olmamıştır. Evet doğru bildiniz, o köprü Drama Köprüsü. Aynı zamanda yaptırdığı bu köprü, Debreli Hasan’ın bir nevi karargâhı. Öte yandan, Çakırcalı Efe ile hemen hemen aynı dönemde yaşadığı söylenen Hasan’ın, zaman zaman Çakırcalı ile atıştığı da rivayet edilir. O dönem İzmir’e gitmekte olan bir Yahudi tüccar da bu iki eşkıya konusunda uyarılır ve “Bu dağlarda Debreli’den geçsen, öte dağlarda Çakırcalı’dan geçemezsin” denir kendisine. Türkü sözlerinin arasında rastladığımız “Drama köprüsü Hasan dardır daracık / Çok istemem Yanko Çorbacı bin beşyüz liracık” dizelerinden anladığımız kadarıyla bu söylem de gerçekleşir. “Drama’nın Robin Hood”u diyebileceğimiz ve yanında bir tek Karakedi isimli kızanıyla dolaşan Hasan, en sonunda güvenlik kuvvetlerinin elinden kaçarak Türkiye’ye gelir ama kızanı Karakedi kaçamayarak hapse konulur. Yöre halkı da her daim kendilerini gözeten Debreli Hasan’ı “At martini Debreli Hasan dağlar inlesin / Dırama mahpusunda Hasan Karakedi dinlesin” dizeleriyle efsaneleştirir. Kültürümüzün destansı yönlerine atıfta bulunan bu türkünün Haluk Levent yorumunu, kendi resmi YouTube kanalı aracılığıyla, CNN Türk'te katıldığı programdan sizlerle paylaşıyoruz.

Bu yazımızda da önce Ürgüp’e, sonra Trakya’ya uğradık. “Türkü Hikayeleri” dizimizin diğer iki yazısında, yeni yörelerde, yeni yaşanmışlıklarda görüşmek üzere.

(Kapak görseli, Anadolu Ajansı resmi web sitesinden alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.