Türkiye'de Beyaz Yakalılar Neden İşiyle Aşk Yaşıyor?

Venüslüler Ekibi 30.05.2018

Aslında işin aşktan daha kolay olması gerekiyor ama profesyonellik anlayışımızda sıkıntı var.


Pek çok beyaz yakalı, yoğun bir iş gününden sonra eve dayak yemiş gibi döndüğünde bu cümleyi aklından geçirmiştir: "Aslında yorucu olan iş değil, insanlar." Belki insanlarla bu kadar uğraşmamız gerekmese, gerçek profesyoneller gibi çalışabilsek, işimizi sevebileceğiz ve her sabah ofise gitmek sıkıntı yerine mutluluk nedeni olacak. Peki neden olmuyor? Neden sektörden bağımsız olarak adeta bir pembe dizi ortamında çalışıyor, tutku, nefret, entrika ve ihtiras rüzgarlarına kapılıyoruz? Bütün bu kavramların gönül işleriyle sınırlı olması gerekmez miydi?

Aklımıza gelen nedenleri özetleyelim, siz de kendi gözlemlerinizi yorumlara yazın.


İş yerinde günlük hayatımıza devam ediyoruz.


"Bu kapıdan giren duygularını dışarıda bıraksın" diye bir kural hiçbir iş yerinde yok. "Robotluk" şirket kültürünün yerleşik özelliklerinden olmadığı için pek çok kişi insani özelliklerini sonuna kadar kullanma hakkını kendinde görüyor. Yani Türkiye'de çalışıyorsanız, iş yerinde sinir krizi geçirmek, hakaret etmek, bir şeyler ters gittiğinde ağlamak, hiç olmadı ses yükseltmek o kadar da garip sayılmıyor. Neden? Çünkü insanız. İçimiz dışımız bir. İçimizden geçenleri birinin yüzüne söylemek veya arkasından konuşmak arasında seçim yapmak bize kalmış ama herhangi bir şeyi içimizde tutacak değiliz. Sorunla ilgili olmayan kişisel saldırılar da mübah; yeter ki sesimiz daha yüksek çıksın, daha haklı olalım. Sorun çözmek de başkalarının işi olsun, kesin bunun için maaş alan birileri vardır. Mesela İK.

Hiç "Olacak iş mi?" demeyin, hemen hemen her iş yerinde böyle insanlar var. İş dışındaki hayatlarında nasıl davranıyorlarsa, ofiste de bütün kişisel özelliklerini aynı şekilde ortaya döküyorlar. Profesyonellik dediğimiz şey ise onların yaptıklarının tam tersi oluyor.


Özel hayatlara aşırı meraklıyız.


Siz de öyle mi düşünüyorsunuz bilmiyorum ama Türk insanı samimi, batılı toplumlarda yaşayanlar ise soğuk bulunur. Çünkü bir Avrupa ülkesinde insanlar birbirine selam verir, günaydın der, iyi günler diler ama bunun devamı gelmez. Herkes herkese nazik davranır ama kişisel alanlar o kadar geniştir ki, kimse kimsenin ne yaptığıyla ilgilenmez, iki muhabbetin beli kırılmaz. Türkiye'de durum bunun tam tersi. Ofise biraz bozuk bir suratla gitmişsek, yan masadaki iş arkadaşından çaycı ablaya kadar herkes "Neyin var?" diye sorar, derdini dinler, acını paylaşır, anlatmak istemezsen sorar, soruşturur, fikir yürütür. İnsanların birbirini bu kadar tanıması, alakasız samimiyetler kurulması profesyonelliği öldürür. Bundan bir adım sonrasında "Artık hiç eskisi gibi değilsin, aramıza bir soğukluk girdi" gibi ilişkiye dair cümleler duymak da şaşırtıcı olmamalı.


İşimiz fazlasıyla tahmin yürütmeye dayalı.


Yeni bir yerde çalışmaya başlarken, normal şartlarda, hem iş hem de kurum kültürü hakkında bir eğitim verilir. Kişi deneyimli olsa bile daha ilk günden her şeyi bilmesi beklenmez. Türkiye'de ise herkes en az üç yıl deneyimli eleman arıyor, kurum içinde eğitimler yok denecek kadar hiç (gerçekten kurumsal olan şirketleri tenzih etmemiz gerekiyor burada), ilk birkaç gün içinde tüm süreçlere adapte olup şirkete fayda sağlamaya başlamak gerekiyor. Yani biraz yıldırım nikahı gibi bir durum söz konusu. İlk görüşte aşık oldunuz, nikahı bastınız, birbirinizi artık evlilik sürecinde tanıyacaksınız. Tabii bu arada, birbirinizin beklentilerini bilmediğiniz için kısa sürede kavga etmeye başlayacaksınız.


Gerekmediği yerde aşırı nazik davranıyoruz.


Bir işin yürüyebilmesi için, tarafların birbirine geri bildirim vermesi gerekir. Yöneticinin beğendiği ve beğenmediği kısımları nedenleriyle birlikte açıklaması, yeniden çalışılacaksa doğru yönlendirme yapması önemlidir. Bazı yöneticiler bunu yapmaktan, nasıl yönetici oldukları sorgulanacak kadar acizdir. Ekip çalışır, işler sunulur, her anlama çekilebilecek bir cevap alınır. Çünkü yönetici, ekibin motivasyonunu kırmak istemez. Ancak kendisi durumdan memnun olmasa bile ekip işi tamamlamış, başka sulara yelken açmıştır. Sunumdan önceki son gece yönetici yeniden ortaya çıkar, "Bu akşam mesaiye kalıyoruz, elimizde hiçbir şey yok" der. Ne de olsa onun nezaketi de bir yere kadardır. Zaten sevgilisine de aynı nezaketi göstermekte, ufak ipuçları vermekte, hatasını kendi kendine anlamasını beklemektedir.


Bir iş, birlikte çalıştığımız kişiler kadar zor oluyor.


Birkaç meslek grubu haricinde, hiçbir beyaz yakalı dünyayı kurtaracak ya da insan hayatını kayda değer biçimde etkileyecek bir iş yapmaz. Kabul etmeliyiz ki, ne uzaya roket gönderiyoruz ne de açık kalp ameliyatı yapıyoruz. Ama nedense kimseye doğru düzgün hayrı olmayan bu işler, bazılarına son derece önemli geliyor. Birkaç saatlik bir gecikme, daha birinci senede evlilik yıldönümünü unutmak gibi algılanabiliyor. Bunun üstüne bir de duygusal bir bakış açısı eklenirse iş inada binebiliyor, yüzük atmaya kadar gidebiliyor. Bir de her gün böyle kaprislerle uğraştığınızı düşünürseniz, işinizi sevmemeniz çok şaşırtıcı olmamalı.


İşsizlik, sevgisizlikten daha çok koyuyor.


Hayattaki önceliklerimiz konusunda bazı problemlerimiz var. Bunun ülke ekonomisiyle bağlantısı çok büyük. Mevcut durumda, zaten okulundan mezun olduğumuz işi yapmıyor, yaptığımız işe de yüzde yüz güven duyamıyoruz. Bir gün işsiz kalabiliriz ve yeni bir iş bulana kadar açlıktan nefesimiz kokmaya başlayabilir. Tamam, biraz abartıyorum ama işimizi kaybetmek, pek çoğumuzu, sevgilimizi kaybetmekten daha çok korkutuyor. Birinden ayrılınca kolayca başka birini bulabileceğimiz için değil. Sadece eşimiz ya da sevgilimiz olmadan da gayet idare edebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa "iş mi, aşk mı?" diye sorsak, pek çok kişi aşk diye cevap verir. Sevdiklerimize işimiz kadar çok vakit ayırmamamız ise bunun tersini gösteriyor.

Sonuç olarak, Türkiye'deki pek çok beyaz yakalı, işiyle arızalı bir birliktelik yaşıyor. Peki sizce bu ilişkiyi düzene koymak ne yapmak gerekiyor?


Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.