Toplu Taşınan Hayatlar

Sercan Sarıkaya 23.09.2016

Toplu taşımada evrim kuralları geçerli. Adapte olmazsan ölürsün!

Toplu Taşınan Hayatlar

Bir İstanbul Masalı: Metrobüs

“Bir insanı yolculukta tanırsın” sözü duyduğum en doğru önermelerden biri. Yolculuğu öyle şehirler arası ya da uluslararası olarak düşünmenize gerek yok. Toplu taşıma bile yeterli insanları tanımak için. Kızlar, bir erkeği tanımak mı istiyorsunuz? Gidip birlikte metrobüse binin. Sizi bir köşeye sıkıştırıp etrafınızı neredeyse hava girmeyecek şekilde kapatıyorsa, o erkeği bir sonraki metrobüs durağında bırakın. Kıskançtır, havadan nem kaptığı için hava girsin istemez ortama. Yeri gelmişken, metrobüste yer verdiği güzel kızla kendini nikah masasında hayal eden o naif gence de seslenmek istiyorum buradan: Öyle bir dünya yok!

Metrobüste kapıya doğru ilerlerken, kimseyi rahatsız etmemek için azami özen gösteren bir insan var. İşte o çok güzel bir insan. Varını yoğunu gönül rahatlığıyla üstüne yapabilirsin. Ama onların sayıları o kadar azaldı ki, gördüğümde ‘dünya mirası’ diye korumaya alasım geliyor. Dünya artık “kapıya ulaşayım da varsın birkaç kişinin ayağı ezilsin” diyen insanlarla dolu. İçinizde ayağına basılmasından hoşlananlar var mı bilmiyorum ama ben çıldırıyorum. Metrobüste ya da yolda fark etmiyor, kimseye değmemek, çarpmamak için kurşunlardan kaçmaya çalışan Matrix’teki Neo gibiyim.

Toplu Taşınan Hayatlar

Metrobüs artık bir ‘jungle’. Evrim kuralları aynen geçerli. Adapte olmazsan hayatta kalamazsın. Yaşlı türlerin yaşaması zor, ihtiyarlara yer yok yani. Bilirsiniz, türler hayatta kalmak için çeşitli mekanizmalar geliştirir. Gençler, güç ve hız kullanırken, ihtiyarlar da bir adaptasyon geliştirdi: Ajitasyon ve söylenme (gerçekten yardımcı olunması gereken insanları bu yazının dışında tuttuğumu söylememe gerek var mı?). Öyle yaşlılar var ki gençler hiç oturmasın istiyorlar. Araç boş bile olsa ayakta dursun kahrolası gençler. Zaten gençler, daha ne istiyorlar ki?

Sarı taksi vs. kırmızı taksi

Taksi de apayrı bir dünya. Toplu taşıma sayılmaz ama sonuçta taşıma. Taksiye binen insanlar iki tiptir. Ön koltuğa oturanlar, arka koltuğa oturanlar. Ön koltuğa oturanlar sohbeti sever. Yol boyunca spordan siyasete, birçok konuyu taksiciyle istişare ederler. Arka koltuğa oturanlar ise pek konuşmak istemezler. Gideceği yeri söyleyip, varıncaya kadar kafa dinlemek isterler. Ben o günkü ruh halime göre karar veriyorum nereye oturacağıma. Geçen gece arkaya oturmama rağmen sarı taksilere (Avcılar'dan sonra taksiler kırmızı olur) kafası bozulan bir abiyi dinledim. "Buraya (Beylikdüzü) yolcu getirebilirler ama buradan yolcu alamazlar. Yasak" dedi taksici abi. "Yolcu getirmiş, boş dönmek istemiyor belli ki" dedim, demez olaydım. Nasıl olduğunu anlamadım ama konu birden Kanada'ya kadar gitti. Okyanusu ne zaman geçtiğimizi hatırlamıyorum. Şunu da eklemeliyim, gerçekten de sokağın nabzı takside atıyor. Siyasete girecek olsam taksicilerle sürekli bir araya gelirdim.

Tramvay travması

Diğer bir toplu taşıma aracı, tramvay. Adının travmaya bu kadar benzemesi tesadüf değil bence. İlk kez binenlerde kalıcı travmalara neden olabilir tramvay. Tabii güzergah da önemli. Mesela Kabataş’tan Cevizlibağ’a kadar olan bölümle, Cevizlibağ’dan Bağcılar’a kadar olan bölüm iki farklı dünya. Kendine has bir kokusu var tramvayın. Kekremsi mi desem, bilemedim şimdi. Binenler bilir. Bursa’dan Gemlik’e giderken Orhan Veli’nin dizelerini görürsünüz varmadan hemen önce: Gemlik'e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma! Tramvayda da böyle bir uyarı olabilir aslında: Son durakta Bağcılar’ı göreceksin sakın şaşırma! İstanbul’a kozmopolit diyoruz ama asıl kozmopolit olan Bağcılar. İstanbul’un kozmopolitliği Bağcılar’dan geliyor bence. Her türlü insana rast gelebilirsiniz. Dinlerin, dillerin, politik görüşlerin her türlüsü mevcuttur orada. Başka bir dünyadır Bağcılar. Ölmeden önce görülmesi gereken yerlerin başında gelir (bilen biriyle gidin yine de, ölmeden önce gördüğünüz son yer de olabilir).

Metro birçok hayattan geçiyor

Metronun M1 hattı da çok farklı hayatlar taşır. Bu hattın bir ayağı Esenler Otogarı’na gider, diğer ayağı Atatürk Havalimanı’na. Bayram tatili için Roma’ya gidecek biriyle, köyden oğluna bir teneke peynir getiren amcanın karşılaşacağı yegane yerlerdendir. M1 hattının Yenikapı’ya kadar uzaması kültürel çeşitliliği daha da artırdı. Çeşitli ırklardan insanların yer aldığı fıkralar (bir Türk, bir Rus bir de bilmem kim bir gün metroda… gibi) M1’de geçecek artık.

Toplu Taşınan Hayatlar

Minibüsten kaçış yok

Minibüs kısa mesafe yolcusu taşır. Belli saatlerde binen insanlar zamanla birbirlerini tanımaya başlar. Minibüs şoförlerinin henüz çözemediğim bir timeline’ı (zaman çizelgesi) var. Kimi zaman çok hızlı gitmeleri gerekiyor, kimi zaman da gitmemeleri. İnsanlar minibüsü, bilmedikleri bir yere gittiklerinde sıklıkla kullanır. Gidecekleri yeri şoföre söylerler ve şoför onları doğru yerde indirmeyi unutur. Bir de ücret ödeme olayı var tabii. Şu hayatta bozuk para olmadan minibüse binmek kadar korktuğum çok az şey var. Ha şoföre küfretmişsin ha 100 lira vermişsin, hiç farkı yok. Hiç unutmam bir sabah (sabah minibüsü en tehlikelisidir), bir kadın bindi minibüse ve hiç çekinmeden 200 lira uzattı şoföre. Öyle kendinden emindi ki, şoför çıt çıkaramadı. Hepimiz aşağıdaki gibi ayağa kalkıp alkışladık.

Toplu Taşınan Hayatlar

Bu şehirde, bu ülkede, bu dünyada topluca yaşıyoruz. Hayatlarımız da topluca taşınıyor. Müsaade istemek, dikkat etmek çok zor değil. Bütün gün ayakta çalışan genci de koca bir ömür geçirmiş ayakta durmakta zorlanan yaşlıyı da anlamak zor değil. Biraz anlayış, biraz da hoşgörüyle toplu taşıma kabusumuz bir nebze olsun hafifleyebilir.

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.