The Magnificent Seven Ne Kadar Muhteşem?

Onur Arslan 27.09.2016

Western diye gidip Avengers izlemek...

Hepimizin sevdiği filmler vardır. Bazılarımız bu konuda biraz daha tutkulu olurlar ve film veya filmleri tekrar izlemek için özel zamanlar ayırırlar. Özellikle Lord of Rings ve Star Wars gibi serilerin dünyada pek çok kişi tarafından oturup tekrar tekrar izlemek için gecelerini ayırdığı hepimizin malumu. Eğer bu film ve izleyici ilişki biçimine bir çeşit tutku ya da takıntı diyecek olursak - ki bence marazi bir tarafı var - işte bu satırların yazarı olarak benim de takıntım Seven Samurai ile The Magnificent Seven filmlerini art arda izlemektir.

The Magnificent Seven Ne Kadar Muhteşem?

Akira Kurosawa ve John Sturges uyumu

Sinemanın usta yönetmenlerinden 'nın özgün filminin Amerikan toplumuna ve izleyicisine uygun hale getirilmesi ilk başta kulağa çok hoş gelmese de Kurosawa'nın 'u bu konuda çok takdir ettiği bilinen bir gerçektir. Birçok açıdan birbirlerinden oldukça farklı filmler olsalar da aslında aynı öyküyü anlatmaktadırlar. 16. yüzyılda geçen öyküde Kurosawa, 40 kişilik bir çete (40 haramiler) tarafından sürekli soyulan bir yoksul bir köyün, kendilerini savunması için tuttuğu 7 kılıç ustası samuray tarafından eğitilerek birlikte savaşmasını oldukça destansı bir sinema dili ile anlatır. Sturges ise Meksika'daki benzer bir zulüm altında inleyen köylülerin, kendilerini koruması için tuttukları 7 beyaz silahşörün, yine 40 kişilik bir Meksikalı haydut çetesine karşı, köylülerle birlikte gerçekleştirdikleri savunmayı, klasik bir western havasından oldukça uzak, ancak çok daha derin bir sinema dili ile beyaz perdeye aktarmıştır. Her iki filmde, anlattıkları dönemin toplumsal dönüşümleri, oldukça küçük köyler ve tek tek bireyler üzerinden o kadar iyi yansıtır ki; sıradan bir mutlak iyi mutlak - mutlak kötü karşıtlığının çok ötesinde, neredeyse hazin diye niteleyebileceğimiz bir toplumsal altüst oluşun bireysel izlerini, usta oyuncuların yüzlerindeki kırışıklıklarda izleriz. 7 kovboy da, 7 samuray da, masum köylüleri, emeği ile yaşayabilmenin hayalini savunurlar, hem de bunun kendi hayatlarında asla mümkün olmadığını bile bile.

The Magnificent Seven Ne Kadar Muhteşem?

Hayaller derinlik, gerçekler sarkastik

Peki günümüzün western'imsi filmlerinin yönetmeni 'nın yeniden çevriminde aynı trajik lezzeti alabildik mi? , , , gibi yıldızlardan müteşekkil kadro, filmle ilgili beklentileri hayli yükselttiğinden midir nedir, bu soruya olumlu yanıt vermekte güçlük çekiyorum. 'ın canlandırdığı Bartholomew Bogue adlı karakterin, maden çıkarabilmek için Rose Creek kasabasını yok pahasına ele geçirmek istemesi gibi son derece güncel bir kötülük (günümüzde tüm dünyada bu minvalde olaylar yaşanmakta), her türlü para ve baskı araçları (adamın kendisine ait silahlı milislerinin olmasının yanında, kasabanın şerifini de satın almak gibi) ile masum kasabalılara kan kusturmasına rağmen, film, seleflerinin derinliğine ulaşamamakta. Hatta kötülüğü o kadar karikatürize etmekte ki sırf bu yüzden bir süper kahraman filmi izlediğiniz hissine kapılıyorsunuz. Bir takım geçmiş yaraları olan, ancak bu yaraları seyirciyi sıkacak bir karakter derinliği ile işlemekten ziyade üstünden şöyle bir geçilen 7 kahramanımızın kendilerini 1-2 sarkastik cümle ile tanıttıktan sonra dolu dizgin aksiyona koşması, bunun yanında kötü karakterin kötülüğünü kapitalizme bağlayan tek cümlesinin rüzgardaki yaprak misali, bağlamsız bir şekilde arada kaynayıp gitmesi bir başka eksi olarak nitelenebilir.

The Magnificent Seven Ne Kadar Muhteşem?

Sezar'ın hakkı Sezar'a

Tüm bunların üzerine, Amerikan aktüel siyasetine fazlası ile eklemlenmiş Hollywood endüstrisinin bu örneğinin adeta Demokrat Parti Seçim Otobüsü gibi kotarılmış kadrosu da biraz eğreti duruyor. Siyahi, Meksikalı, Köktenci Hristiyan, Kuzey - Güney savaşının iki karşıt veteranı, Koreli gibi; karakterden ziyade kimliklere yapılan vurgunun yanı sıra, kocasını kaybetmiş genç ve güzel bir kadının her şeye karşı dimdik duruşunu da ekleyince Kasım'daki başkanlık seçiminin anti-Trump propaganda filmini izlemiş gibi hissetmeniz işten bile değil. Stüdyoların yüksek kâr ve gişe geliri beklentileri ile yaptığı belli olan ve benim gibi çok büyük beklentilerle gitmediğiniz takdirde neredeyse hiç sıkılmadan izleyebileceğiniz çok güzel bir aksiyon filmi olduğunu da söylemem gerekiyor. Sezar'ın hakkı Sezar'a demek lazım. Ama bir dahaki Seven Samuray gecesinde Kurosawa ve Sturges'un eserlerinden soran Fuqua'nın filmini de izler miyim diye düşündüğümde, "kesinlikle evet" yanıtını verememekteyim.

Görseller: www.imdb.com

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.