Tarımın Geleceği: Dikey Tarım ve Hidrofonik Sistemler

Gökbey İnaç 13.09.2016

Küresel ısınmadan dolayı yaşayacağımız sorunlardan biri de tarım endüstrisinin olumsuz etkilenmesinden dolayı gıdaya erişimin azalması olacak. Peki bunun bir çözümü var mı? Teknolojiye göre evet, var.

Son 35 yılda dünyada insan popülasyonunun hızla artması ve yerleşim alanlarının genişlemesi, küresel ısınma ve benzeri sebeplerden dolayı tarım alanları hızla azalıyor. Bu sebeplerden henüz etkilenmemiş tarım alanları ise masrafların artması, kırsal alanlardan büyük şehirlere göç kaynaklı tarım arazilerinin atıl kalması gibi sebeplerle gitgide yok olmaya yüz tutuyor.

Peki tarım arazileri olmazsa ya da topraklarımız tarıma elverişli olmaktan çıkarsa ne olur? Muhtemelen böyle bir durum büyük bir açlığı beraberinde getirir ve insan medeniyetinin sonu bile olabilir. Zira yaşam döngümüzün büyük bir kısmını sağlayan birçok vitamin ve minerali tarım ile ürettiğimiz sebze ve meyvelerden alıyoruz ve tarım olmazsa bu ihtiyaçlarımızı giderecek alternatif bir kaynağımız da yok.

Yani, nükleer felaketler, küresel ısınma, egzoz gazları, asit yağmurları, şehirleşme vs. derken, kendi bindiğimiz dalın farklı bir ucunu daha kesmeye devam ediyoruz.

Çare var mı? Evet Var! Dikey Tarım!

Dikey tarım son 5 yılda büyük şehirlerde yaygınlaşan bir teknik ve bu tekniğin farklı farklı üretim prensiplerine dayanan versiyonları var. Fakat en temel şey, kapalı bir mekanda üst üste dizilen raflardaki ekim alanlarının su ya da farklı sistemlerle beslenmesi ve çevresel faktörlerden korunması. Normal üretim süresinden biraz daha kısa bir sürede mahsullerin tüketilebilir hale gelmesini sağlayan bir sistem aslında bu. İşin güzel tarafı, bu sistemler sürdürülebilir!

Sürdürülebilir derken?

Yani kullanılan su geri dönüştürülerek aynı üretimde tekrar tekrar kullanılabiliyor. Gelecekte su kaynaklarının da azalacağını hesaba katarsak bu sistemlerin çok daha yaygın kullanılacağından eminim.

Dickson Despommier, TEDx konuşmasında dikey tarım sistemlerinin şu anki kullandığımız tekniklerle arasındaki farkı çok net anlatmış ve aslında bu sistemleri kullanarak gezegenimizin gitgide sürüklendiği sorunlara çare bulabileceğimizden de bahsetmiş. Dickson Despommier’in konuşmasını biraz özetlemek gerekirse, küresel ısınmadan dolayı oluşan iklim değişikliği dikey tarımı etkilemiyor, böylece mevsimsel sorunlardan uzak kalan üretim zincirine sahip olabiliyoruz. Hatta dikey tarım ile biyoyakıt üretilebileceğinden bile bahsetmiş.

Son 35 yılda dünyada insan popülasyonunun hızla artması ve yerleşim alanlarının genişlemesi, küresel ısınma ve benzeri sebeplerden dolayı tarım alanları hızla azalıyor. Bu sebeplerden henüz etkilenmemiş tarım alanları ise masrafların artması, kırsal alanlardan büyük şehirlere göç kaynaklı tarım arazilerinin atıl kalması gibi sebeplerle gitgide yok olmaya yüz tutuyor.

Peki tarım arazileri olmazsa ya da topraklarımız tarıma elverişli olmaktan çıkarsa ne olur? Muhtemelen böyle bir durum büyük bir açlığı beraberinde getirir ve insan medeniyetinin sonu bile olabilir. Zira yaşam döngümüzün büyük bir kısmını sağlayan birçok vitamin ve minerali tarım ile ürettiğimiz sebze ve meyvelerden alıyoruz ve tarım olmazsa bu ihtiyaçlarımızı giderecek alternatif bir kaynağımız da yok.

Yani, nükleer felaketler, küresel ısınma, egzoz gazları, asit yağmurları, şehirleşme vs. derken, kendi bindiğimiz dalın farklı bir ucunu daha kesmeye devam ediyoruz.

Çare var mı? Evet Var! Dikey Tarım!

Dikey tarım son 5 yılda büyük şehirlerde yaygınlaşan bir teknik ve bu tekniğin farklı farklı üretim prensiplerine dayanan versiyonları var. Fakat en temel şey, kapalı bir mekanda üst üste dizilen raflardaki ekim alanlarının su ya da farklı sistemlerle beslenmesi ve çevresel faktörlerden korunması. Normal üretim süresinden biraz daha kısa bir sürede mahsullerin tüketilebilir hale gelmesini sağlayan bir sistem aslında bu. İşin güzel tarafı, bu sistemler sürdürülebilir!

Sürdürülebilir derken?

Yani kullanılan su geri dönüştürülerek aynı üretimde tekrar tekrar kullanılabiliyor. Gelecekte su kaynaklarının da azalacağını hesaba katarsak bu sistemlerin çok daha yaygın kullanılacağından eminim.

Dickson Despommier, TEDx konuşmasında dikey tarım sistemlerinin şu anki kullandığımız tekniklerle arasındaki farkı çok net anlatmış ve aslında bu sistemleri kullanarak gezegenimizin gitgide sürüklendiği sorunlara çare bulabileceğimizden de bahsetmiş. Dickson Despommier’in konuşmasını biraz özetlemek gerekirse, küresel ısınmadan dolayı oluşan iklim değişikliği dikey tarımı etkilemiyor, böylece mevsimsel sorunlardan uzak kalan üretim zincirine sahip olabiliyoruz. Hatta dikey tarım ile biyoyakıt üretilebileceğinden bile bahsetmiş.

İşin sürdürülebilirlik anlamında bir boyutu daha var ki aslında belki de bu en önemlisi diyebilirim, dikey tarım alanları şehirlerde apartman dairelerinde ya da şehir içerisinde yer alan büyük depolarda kuruluyor. Yani kırsal alandan şehre mahsul transferi söz konusu değil, bundan dolayı taşıma masrafı ve taşıma esnasında kullanılan fosil yakıtlar da ortadan kalkmış oluyor.

Peki hidrofonik sistem nedir?

Hidrofonik sistemler çimlendirilen (yani tohumdan kök haline gelmiş bitkilerin) mahsüllerin suyun içerisindeki haznelere yerleştirilmesi ve bu haznelerin içerisine sürekli bir şekilde vitamin ve oksijen verilmesine deniyor. Basit anlamda şöyle diyebiliriz: Mahsul ihtiyacı olan oksijeni, vitamini ve minerali sudan alıyor ve bunu durmadan, aralıksız biçimde yaptığı için üretim süresi mahsulün ne olduğuna bağlı olarak ortalama 2 ile 3 hafta arası kısalabiliyor.

Hatta bu teknik o kadar kolay ki evde kendi imkanlarınızla basit bir hidrofonik sistem yapabilirsiniz. Gün geçtikçe ülkemizde yaygınlaşan bu tekniğin bir diğer adı ise “Topraksız Tarım”. Aşağıdaki videoda aslında bunun ne kadar kolayca hayata geçirildiğini anlatan öğrenci arkadaşlarımız var, izlemenizi tavsiye ederim.

İşin sürdürülebilirlik anlamında bir boyutu daha var ki aslında belki de bu en önemlisi diyebilirim, dikey tarım alanları şehirlerde apartman dairelerinde ya da şehir içerisinde yer alan büyük depolarda kuruluyor. Yani kırsal alandan şehre mahsul transferi söz konusu değil, bundan dolayı taşıma masrafı ve taşıma esnasında kullanılan fosil yakıtlar da ortadan kalkmış oluyor.

Peki hidrofonik sistem nedir?

Hidrofonik sistemler çimlendirilen (yani tohumdan kök haline gelmiş bitkilerin) mahsüllerin suyun içerisindeki haznelere yerleştirilmesi ve bu haznelerin içerisine sürekli bir şekilde vitamin ve oksijen verilmesine deniyor. Basit anlamda şöyle diyebiliriz: Mahsul ihtiyacı olan oksijeni, vitamini ve minerali sudan alıyor ve bunu durmadan, aralıksız biçimde yaptığı için üretim süresi mahsulün ne olduğuna bağlı olarak ortalama 2 ile 3 hafta arası kısalabiliyor.

Hatta bu teknik o kadar kolay ki evde kendi imkanlarınızla basit bir hidrofonik sistem yapabilirsiniz. Gün geçtikçe ülkemizde yaygınlaşan bu tekniğin bir diğer adı ise “Topraksız Tarım”. Aşağıdaki videoda aslında bunun ne kadar kolayca hayata geçirildiğini anlatan öğrenci arkadaşlarımız var, izlemenizi tavsiye ederim.

Hidrofonik ve diğer iç mekanda yapılan dikey tarım yöntemleri hem üretim maliyetlerini düşürecek hem de tüketim maliyetlerine de aynı oranda yansıyacaktır. Şu anki gidişat ile önümüzdeki 20 yıl atmosferimizin daha kirli olacağını ve kanserojen etmenlerin ziraat ürünlerine bulaşma ihtimalini göz önünde bulundurursak, dikey tarım kesinlikle geleneksel tarımın yerini alacak.

Mobil teknolojilerin de bu sistemlere katılımıyla çok daha öngörülebilir ve ölçülebilir üretimler yapılacaktır. Teknolojinin hayatımızı optimize ettiği bir dünyayı hayal ediyorum, umut olduğunu düşünüyorum.

Şu aralar çevresel konularla ilgili biraz daha yazmaya devam edeceğim. Bir sonraki yazım Osmosis hakkında olacak.

Hidrofonik ve diğer iç mekanda yapılan dikey tarım yöntemleri hem üretim maliyetlerini düşürecek hem de tüketim maliyetlerine de aynı oranda yansıyacaktır. Şu anki gidişat ile önümüzdeki 20 yıl atmosferimizin daha kirli olacağını ve kanserojen etmenlerin ziraat ürünlerine bulaşma ihtimalini göz önünde bulundurursak, dikey tarım kesinlikle geleneksel tarımın yerini alacak.

Mobil teknolojilerin de bu sistemlere katılımıyla çok daha öngörülebilir ve ölçülebilir üretimler yapılacaktır. Teknolojinin hayatımızı optimize ettiği bir dünyayı hayal ediyorum, umut olduğunu düşünüyorum.

Şu aralar çevresel konularla ilgili biraz daha yazmaya devam edeceğim. Bir sonraki yazım Osmosis hakkında olacak.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.