Suratımıza Püsküren Gayzer...

Barlas Sicimoğlu 10.10.2016

İzlanda deplasmanına, 1 puan için gittiğimiz maçtan önce çok net anlaşılıyordu ama iki dakikada attıkları iki gol, o tek puanı da bize vermedi.

Suratımıza Püsküren Gayzer...
Suratımıza Püsküren Gayzer...

Maçın hikayesiyle ilgili söylenebilecek bütün şeyleri, tek bir cümleyle özetleyebiliriz aslında; 'takım olmayı çoktan başarmış ve henüz başaramamış iki ekibin mücadelesiydi dün Reykjavik’de izlediğimiz 90 dakika.' Buzullarıyla, gayzerleriyle, uzaklığıyla tanınan ücra bir İskandinav ada ülkesinin, yıllar süren oluşum süreciyle ortaya çıkardığı futbol sisteminin, oldu olası kaosla beslenen futbol ortamına sahip bir büyük ülkeyi boğduğu bir futbol dersi de diyebiliriz.

Şöyle ki, tam olarak 2 sene önce yine Reykjavik’te oynanan ve 3-0 yenildiğimiz maç ile dün oynanan ve 2-0 yenildiğimiz maçtaki İzlanda ilk 11’leri arasında, sadece 3 oyuncunun farklılık gösterdiğini söylememiz duruma açıklık getirmek bakımından yardımcı olacaktır. Hatta sağ kanat Aron Gunnarsson ve taze Galatasaraylı forvet Kolbeinn Sigthorsson sakatlığa kurban gitmeseler, muhtemelen sırayla Gudmunsson ve Finnbogason’un yerine 11’de olacaklardı ve oyuncu sayısındaki bu fark 1’e inecekti. (İzlandalıların isimlerinin hepsinin “son” ile bitmesi bize hepsinin birbirinden farksızmış gibi olduğunu hissettirse de, gerçek bu kadro istikrarında yatıyor.)

İki sene içerisinde 8 oyuncunun sabit kaldığı İzlanda Milli Takımı ilk 11’ine karşı, bizim tarafta ise bu sayı sadece 3’tü (Ömer Toprak, Caner Erkin, Mehmet Topal) ve o maçtan bu maça takımımızda gördüğümüz tek istikrar, Ömer Toprak’ın kötü oyunuydu. (Ömer iki sene önceki maçta kırmızı kart görmüştü, dün ise iki golde de hata payı vardı.)

Maçın hikayesiyle ilgili söylenebilecek bütün şeyleri, tek bir cümleyle özetleyebiliriz aslında; 'takım olmayı çoktan başarmış ve henüz başaramamış iki ekibin mücadelesiydi dün Reykjavik’de izlediğimiz 90 dakika.' Buzullarıyla, gayzerleriyle, uzaklığıyla tanınan ücra bir İskandinav ada ülkesinin, yıllar süren oluşum süreciyle ortaya çıkardığı futbol sisteminin, oldu olası kaosla beslenen futbol ortamına sahip bir büyük ülkeyi boğduğu bir futbol dersi de diyebiliriz.

Şöyle ki, tam olarak 2 sene önce yine Reykjavik’te oynanan ve 3-0 yenildiğimiz maç ile dün oynanan ve 2-0 yenildiğimiz maçtaki İzlanda ilk 11’leri arasında, sadece 3 oyuncunun farklılık gösterdiğini söylememiz duruma açıklık getirmek bakımından yardımcı olacaktır. Hatta sağ kanat Aron Gunnarsson ve taze Galatasaraylı forvet Kolbeinn Sigthorsson sakatlığa kurban gitmeseler, muhtemelen sırayla Gudmunsson ve Finnbogason’un yerine 11’de olacaklardı ve oyuncu sayısındaki bu fark 1’e inecekti. (İzlandalıların isimlerinin hepsinin “son” ile bitmesi bize hepsinin birbirinden farksızmış gibi olduğunu hissettirse de, gerçek bu kadro istikrarında yatıyor.)

İki sene içerisinde 8 oyuncunun sabit kaldığı İzlanda Milli Takımı ilk 11’ine karşı, bizim tarafta ise bu sayı sadece 3’tü (Ömer Toprak, Caner Erkin, Mehmet Topal) ve o maçtan bu maça takımımızda gördüğümüz tek istikrar, Ömer Toprak’ın kötü oyunuydu. (Ömer iki sene önceki maçta kırmızı kart görmüştü, dün ise iki golde de hata payı vardı.)

Suratımıza Püsküren Gayzer...
Suratımıza Püsküren Gayzer...

Alışık olmadığımız "1 puan amacı"

Alışık olmadığımız "1 puan amacı"

Aslına bakarsanız milli takımımızın haleti ruhiyesi, Fatih Terim’in maç önü basın toplantısında İzlanda’yı bu kadar net bir şekilde favori olarak göstermesiyle belli olmuştu. Türk Milli Takımının 3 ay içerisinde “biz bitti demeden bitmez” düsturundan buralara gelmesi, milli takım bazında ne kadar buhranlı günler geçirdiğimizin en net göstergesi. Fatih hocanın, rakip takımı böylesine ön plana çıkardığı bir maç önü konuşmasını hayatı boyunca duymuş olan varsa, lütfen beri gelsin. Bu maç önü konuşmasıyla beraber takımın sahaya çıktığı forvetsiz sistemi gördükten sonra hepimiz anladık ki, Fatih Terim’in düşüncesinde olan sonuç 1 puanı kurtarmak idi. Sistemden öte, milli takımımızın maçın ilk dakikalarında ortaya koyduğu oyun bunun net göstergesi oldu. Fatih hoca maç öncesi belli ki çok sevdiği 4-6-0 sistemi ile orta sahayı kalabalık tutup İzlanda’yı ileri çıkışlarda boğmayı düşünmüş. Forvetsiz sistemde ortanın gerisinde Ozan ile Kaan’ın çapalığına, kanatlarda Volkan Şen ile Yasin Öztekin’in süratine, ortanın ilerisinde Hakan Çalhanoğlu ile Emre Mor’un bireysel yeteneklerine dayalı oyun anlayışı, İzlanda’nın ilk dakikalardaki baskısını atlattıktan sonra iş yapar dahi oldu.

Aslına bakarsanız milli takımımızın haleti ruhiyesi, Fatih Terim’in maç önü basın toplantısında İzlanda’yı bu kadar net bir şekilde favori olarak göstermesiyle belli olmuştu. Türk Milli Takımının 3 ay içerisinde “biz bitti demeden bitmez” düsturundan buralara gelmesi, milli takım bazında ne kadar buhranlı günler geçirdiğimizin en net göstergesi. Fatih hocanın, rakip takımı böylesine ön plana çıkardığı bir maç önü konuşmasını hayatı boyunca duymuş olan varsa, lütfen beri gelsin. Bu maç önü konuşmasıyla beraber takımın sahaya çıktığı forvetsiz sistemi gördükten sonra hepimiz anladık ki, Fatih Terim’in düşüncesinde olan sonuç 1 puanı kurtarmak idi. Sistemden öte, milli takımımızın maçın ilk dakikalarında ortaya koyduğu oyun bunun net göstergesi oldu. Fatih hoca maç öncesi belli ki çok sevdiği 4-6-0 sistemi ile orta sahayı kalabalık tutup İzlanda’yı ileri çıkışlarda boğmayı düşünmüş. Forvetsiz sistemde ortanın gerisinde Ozan ile Kaan’ın çapalığına, kanatlarda Volkan Şen ile Yasin Öztekin’in süratine, ortanın ilerisinde Hakan Çalhanoğlu ile Emre Mor’un bireysel yeteneklerine dayalı oyun anlayışı, İzlanda’nın ilk dakikalardaki baskısını atlattıktan sonra iş yapar dahi oldu.

Özellikle 25 ile 35. dakikalar arasında İzlanda kalesini gerçekten zorlamayı başardık ama demin bahsettiğimiz “sistem takımı” olma hususunu başarmış olan rakibimiz, bunun yanında sabretmeyi de bilen bir takım. Hemen hemen maçın başından sonuna kadar klasik 4-4-2 sistemiyle oynayan İzlanda, kendileri için çok şanslı, bizim için ise çok şanssız bir golle devre sonunda öne geçmeyi başardı. Hemen ardından da maçın başından beri denediği ve her seferinde defansımızın arkasına atmayı başardığı uzun toplardan birinde, Topal ve Ömer’in ortak hatasıyla arkaya kaçan Finnbogason’un golüyle durumu 2-0 yaptı. Zaten son aylarda saha dışı olaylarla fazlasıyla hassaslaşan milli takım oyuncularımızdan, iki maç üst üste, iki dakika arayla 2-0 geriye düşme durumuna “buz adam” reaksiyonu vermelerini beklemek hayalcilik olurdu. Maçın başında pozisyon üstüne pozisyon verdikten sonra, kenar oyuncularının üstün gayretiyle biraz olsun maçı dengelemiş olan milli takımımızın öylesine bir golle geriye düşmesini de şanssızlıktan başka şekilde yorumlayamayız.

Özellikle 25 ile 35. dakikalar arasında İzlanda kalesini gerçekten zorlamayı başardık ama demin bahsettiğimiz “sistem takımı” olma hususunu başarmış olan rakibimiz, bunun yanında sabretmeyi de bilen bir takım. Hemen hemen maçın başından sonuna kadar klasik 4-4-2 sistemiyle oynayan İzlanda, kendileri için çok şanslı, bizim için ise çok şanssız bir golle devre sonunda öne geçmeyi başardı. Hemen ardından da maçın başından beri denediği ve her seferinde defansımızın arkasına atmayı başardığı uzun toplardan birinde, Topal ve Ömer’in ortak hatasıyla arkaya kaçan Finnbogason’un golüyle durumu 2-0 yaptı. Zaten son aylarda saha dışı olaylarla fazlasıyla hassaslaşan milli takım oyuncularımızdan, iki maç üst üste, iki dakika arayla 2-0 geriye düşme durumuna “buz adam” reaksiyonu vermelerini beklemek hayalcilik olurdu. Maçın başında pozisyon üstüne pozisyon verdikten sonra, kenar oyuncularının üstün gayretiyle biraz olsun maçı dengelemiş olan milli takımımızın öylesine bir golle geriye düşmesini de şanssızlıktan başka şekilde yorumlayamayız.

Üç sistemli ikinci devre

Üç sistemli ikinci devre

İkinci yarı, bambaşka bir hikaye. Fatih Hocayı eleştirmek asla haddimiz değil. Ama şunu söylemezsem asla rahat edemem. Başta naçizane kendi halinde bir futbolsever olarak kendimden yola çıkarak, sonra maçı izleyen diğer futbolseverleri de bu kervana ekleyerek söyleyebilirim ki, Türkiye futbol kamuoyu olarak Fatih Terim’in ikinci yarıdaki düşüncesini bir türlü anlayamadık. Milli takımın 4-6-0 ile başladığı, bir ara 4-2-3-1’e döndüğü, en son klasik 4-4-2 ile bitirdiği bir devre oldu, dünkü maçın ikinci yarısı. Halbuki Fatih Terim 59. dakikadaki değişikliğini devre arası bitiminde uygulamış olsa ve maçın tamamında o sisteminde ısrar etse, sonuca gidecek pozisyonlarda biraz daha zenginlik yaşayabilirdik. Zira ikinci yarı başında 4-6-0’dayken sürekli ortadan zorlayarak pozisyon üretmeye çalıştık ve İzlanda’nın orta saha bataklığındaki karambollerden pek başarıyla ayrılamadık.

İkinci yarı, bambaşka bir hikaye. Fatih Hocayı eleştirmek asla haddimiz değil. Ama şunu söylemezsem asla rahat edemem. Başta naçizane kendi halinde bir futbolsever olarak kendimden yola çıkarak, sonra maçı izleyen diğer futbolseverleri de bu kervana ekleyerek söyleyebilirim ki, Türkiye futbol kamuoyu olarak Fatih Terim’in ikinci yarıdaki düşüncesini bir türlü anlayamadık. Milli takımın 4-6-0 ile başladığı, bir ara 4-2-3-1’e döndüğü, en son klasik 4-4-2 ile bitirdiği bir devre oldu, dünkü maçın ikinci yarısı. Halbuki Fatih Terim 59. dakikadaki değişikliğini devre arası bitiminde uygulamış olsa ve maçın tamamında o sisteminde ısrar etse, sonuca gidecek pozisyonlarda biraz daha zenginlik yaşayabilirdik. Zira ikinci yarı başında 4-6-0’dayken sürekli ortadan zorlayarak pozisyon üretmeye çalıştık ve İzlanda’nın orta saha bataklığındaki karambollerden pek başarıyla ayrılamadık.

Hoca, oyunu ferahlatıp Yasin – Cenk değişikliğini yaptığı zaman, Hakan’ı da Emre’yi de sevdiği mevkilere çekip, rakip ceza sahasındaki kırmızı formalıları arttırdı ve takımımız kanatlara inmeyi de başardı. Ama 67’deki Volkan Şen – Mevlüt değişikliği, takımın zor kurduğu dengeyi net olarak bozdu diyebiliriz.

Klasik 4-4-2’ye dönen milli takımımızda, orta sahanın ortasındaki iki oyuncu Kaan ve Tolga, oyunun ileri yönünü oynama konusunda maalesef o sistemin oyuncuları değiller. Hal böyle olunca İzlanda takımı, topu ileriye taşıma konusundaki tek ümidimiz olan kanatlara karşı önlemini alınca, Cenk – Mevlüt ikilisi hiçbir şekilde beslenemedi. Bir anda sevdiği mevkiden sevmediği mevkiye geçen Hakan Çalhanoğlu’nun gardı da düşünce, maç bizim için aslında 67. dakikada bitti diyebiliriz. Ondan sonrası İzlandalılar için eğlenceli bir seyirlik, bizim için ise işkenceydi.

Hoca, oyunu ferahlatıp Yasin – Cenk değişikliğini yaptığı zaman, Hakan’ı da Emre’yi de sevdiği mevkilere çekip, rakip ceza sahasındaki kırmızı formalıları arttırdı ve takımımız kanatlara inmeyi de başardı. Ama 67’deki Volkan Şen – Mevlüt değişikliği, takımın zor kurduğu dengeyi net olarak bozdu diyebiliriz.

Klasik 4-4-2’ye dönen milli takımımızda, orta sahanın ortasındaki iki oyuncu Kaan ve Tolga, oyunun ileri yönünü oynama konusunda maalesef o sistemin oyuncuları değiller. Hal böyle olunca İzlanda takımı, topu ileriye taşıma konusundaki tek ümidimiz olan kanatlara karşı önlemini alınca, Cenk – Mevlüt ikilisi hiçbir şekilde beslenemedi. Bir anda sevdiği mevkiden sevmediği mevkiye geçen Hakan Çalhanoğlu’nun gardı da düşünce, maç bizim için aslında 67. dakikada bitti diyebiliriz. Ondan sonrası İzlandalılar için eğlenceli bir seyirlik, bizim için ise işkenceydi.

Suratımıza Püsküren Gayzer...
Suratımıza Püsküren Gayzer...

Bir oyuncu hariç...

Bir oyuncu hariç...

Tabii ikinci yarıda bütün oyuncularımız tel tel dökülürken, savaşmayı sonuna kadar sürdüren Emre’yi onların arasında ayırmak lazım. Gençliğinden midir yoksa kabına sığmayan yeteneğinden midir bilinmez, İzlanda defansının durduramadığı tek oyuncumuz yine o oldu. Enerjisi öylesine yüksek ki, maçın uzatma dakikalarında çoktan “uçak modu”na geçmiş olan milli takımımızı sembolik de olsa kıpırdatmayı başardı. Ama Emre’nin geçen Ukrayna maçından bu yana olan 3 günlük sürede, pozisyonlardaki inisiyatiflerini arttırdığını ve zaman zaman pek de gerek olmayan tercihlerde bulunduğunu gördük. (Örneğin ikinci yarıda kalenin hemen çaprazında, topuk pasıyla önüne aldığı pozisyon)

Dileğimiz odur ki Emre Mor, bir an önce işlenir ve halihazırda milyonları etkilediği eşsiz yeteneği, maç içerisinde çok daha etkili olacağı bir duruma evrilir. Diğer oyuncularımızın hallerini çok fazla dillendirmeye ise gerek yok. Özetle söylememiz gerekirse, takım olarak kötüydük, kamuoyu olarak odaklanamamıştık. Bir puana razıydık. Bu sonucu normal kabul edebiliriz.

Tabii ikinci yarıda bütün oyuncularımız tel tel dökülürken, savaşmayı sonuna kadar sürdüren Emre’yi onların arasında ayırmak lazım. Gençliğinden midir yoksa kabına sığmayan yeteneğinden midir bilinmez, İzlanda defansının durduramadığı tek oyuncumuz yine o oldu. Enerjisi öylesine yüksek ki, maçın uzatma dakikalarında çoktan “uçak modu”na geçmiş olan milli takımımızı sembolik de olsa kıpırdatmayı başardı. Ama Emre’nin geçen Ukrayna maçından bu yana olan 3 günlük sürede, pozisyonlardaki inisiyatiflerini arttırdığını ve zaman zaman pek de gerek olmayan tercihlerde bulunduğunu gördük. (Örneğin ikinci yarıda kalenin hemen çaprazında, topuk pasıyla önüne aldığı pozisyon)

Dileğimiz odur ki Emre Mor, bir an önce işlenir ve halihazırda milyonları etkilediği eşsiz yeteneği, maç içerisinde çok daha etkili olacağı bir duruma evrilir. Diğer oyuncularımızın hallerini çok fazla dillendirmeye ise gerek yok. Özetle söylememiz gerekirse, takım olarak kötüydük, kamuoyu olarak odaklanamamıştık. Bir puana razıydık. Bu sonucu normal kabul edebiliriz.

İzlanda milli takımı, hak ettiği bir galibiyet aldı. Gayzerleriyle ünlü bu ada ülkesinin, futbol gayzerlerini yüzümüze püskürtmesi iki dakikasını aldı. Bireysel yetenekleri sınırlı bu kadroyu, takım ruhu olarak Avrupa kıtasının en “takım gibi” takımlarından biri haline getiren Lars Lagerback ve onun rahle-i tedrisatından geçen mevcut teknik direktör Hallgrimmson’u kutlamak gerek. Tribündeki yöneticilerinden, zaten ufak olan ülke mevcudundaki her bir bireye kadar “takım” olmayı başarmış bir futbol ülkesi “adayı” İzlanda. Aynı takım ruhuna sahip olmak ve o ruha sahip bir futbol ülkesi olmak, 23 kişilik milli takım kadrosu artı 80 milyonluk nüfusuyla bize nasip olsun diyelim. Umudumuz elbette ki sürüyor. Mevcut durumumuz, aynı geçen eleme grubumuzdaki durumumuzla örtüşüyor. Kaldı ki, en zor iki deplasmanı öyle ya da böyle geride bıraktık. Bize lazım olan, “takım” olmak ve gereksiz dedikodulardan kendimizi koruyabilmek. Bir de gerçekten “ben yaptım oldu”dan çok, taktik ve teknik konuları milli takımımızın yararına açık şekilde tartışabilmek. Gerisi gelecektir.

(Yazardan gereksiz bir dipnot: Gayzer, kesintili biçimde sıcak su veya kükürt fışkırtan yer altı su kaynaklarına verilen addır. Dilimize kelime olarak İzlanda dilinde fışkırmak anlamına gelen geysir'den geçmiştir. İzlanda, topraklarında yoğun olarak bulunan gayzerlerden elektrik ve ısınma alanlarında yüksek miktarda yararlanmaktadır.)

İzlanda milli takımı, hak ettiği bir galibiyet aldı. Gayzerleriyle ünlü bu ada ülkesinin, futbol gayzerlerini yüzümüze püskürtmesi iki dakikasını aldı. Bireysel yetenekleri sınırlı bu kadroyu, takım ruhu olarak Avrupa kıtasının en “takım gibi” takımlarından biri haline getiren Lars Lagerback ve onun rahle-i tedrisatından geçen mevcut teknik direktör Hallgrimmson’u kutlamak gerek. Tribündeki yöneticilerinden, zaten ufak olan ülke mevcudundaki her bir bireye kadar “takım” olmayı başarmış bir futbol ülkesi “adayı” İzlanda. Aynı takım ruhuna sahip olmak ve o ruha sahip bir futbol ülkesi olmak, 23 kişilik milli takım kadrosu artı 80 milyonluk nüfusuyla bize nasip olsun diyelim. Umudumuz elbette ki sürüyor. Mevcut durumumuz, aynı geçen eleme grubumuzdaki durumumuzla örtüşüyor. Kaldı ki, en zor iki deplasmanı öyle ya da böyle geride bıraktık. Bize lazım olan, “takım” olmak ve gereksiz dedikodulardan kendimizi koruyabilmek. Bir de gerçekten “ben yaptım oldu”dan çok, taktik ve teknik konuları milli takımımızın yararına açık şekilde tartışabilmek. Gerisi gelecektir.

(Yazardan gereksiz bir dipnot: Gayzer, kesintili biçimde sıcak su veya kükürt fışkırtan yer altı su kaynaklarına verilen addır. Dilimize kelime olarak İzlanda dilinde fışkırmak anlamına gelen geysir'den geçmiştir. İzlanda, topraklarında yoğun olarak bulunan gayzerlerden elektrik ve ısınma alanlarında yüksek miktarda yararlanmaktadır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.