"Sheva" Usulü

Barlas Sicimoğlu 07.10.2016

Andriy Shevchenko'nun takımı, dün akşam kolayca alacağımızı sandığımız 3 puana "limon" sıktı.



Ukrayna takımıyla 2004'ün Kasım'ında, Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda yaptığımız milli maçı hatırlıyorum. Avrupa Şampiyonasına katılamamanın faturası Şenol Güneş’e kesilmiş ve 'milli göreve' Gençlerbirliği’nde harikalar yaratan Ersun Yanal getirilmişti. İşin arkasında da henüz dünya üçüncülüğünün verdiği “yüksek duyguları” üzerinden atamayan bir futbol kamuoyumuz vardı.

Bu şartlar altında 2006 Dünya Kupası grup elemelerindeki ilk maçlarımızdan biri olan Ukrayna karşılaşmasına “kilit maç” olarak bakıyor ve mutlak galibiyet hedefliyorduk. Ama Oleg Blokhin’in Ukraynası, Ersun Yanal’ın Türkiyesini sahadan siliyor ve Kadıköy’den 3-0 gibi net bir skor çıkararak evine dönüyordu. Galibiyette aslan payı, çok yakından tanıdığımız bir dünya yıldızına, Andriy Shevchenko’ya aitti.

O gruptan Ukrayna lider olarak Dünya Kupası’na katılacak ve kupada çeyrek finale kadar yürüyecek; milli takımımız ise hatırlamak bile istemediğimiz İsviçre barajında boğulacaktı. Yıllar birbirini kovaladı, Ukrayna milli takımının ilk altın jenerasyonu futbolu bıraktı, o jenerasyonun maestrosu, “dünya yıldızı” Andriy Shevchenko, milli takımına teknik direktör oldu.

Tesadüf odur ki, milli takımın başındaki ikinci resmi sınavında da eski hocası Fatih Terim’in rakibi oldu. Maç öncesinde yapılan yorumlarda Ukrayna takımına puan veya puanlar verilme ihtimalini fazlasıyla düşük, Türkiye’yi de maçın bariz favorisi olarak görünce, işte o maç geldi. Hatta Fatih Hoca da Türkiye’yi favori gören yorumlar doğrultusunda düşünmüş olacak ki, mili takımı çok uzun bir zaman diliminden sonra çift forvet oynattı.

Ukrayna takımıyla 2004'ün Kasım'ında, Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda yaptığımız milli maçı hatırlıyorum. Avrupa Şampiyonasına katılamamanın faturası Şenol Güneş’e kesilmiş ve 'milli göreve' Gençlerbirliği’nde harikalar yaratan Ersun Yanal getirilmişti. İşin arkasında da henüz dünya üçüncülüğünün verdiği “yüksek duyguları” üzerinden atamayan bir futbol kamuoyumuz vardı.

Bu şartlar altında 2006 Dünya Kupası grup elemelerindeki ilk maçlarımızdan biri olan Ukrayna karşılaşmasına “kilit maç” olarak bakıyor ve mutlak galibiyet hedefliyorduk. Ama Oleg Blokhin’in Ukraynası, Ersun Yanal’ın Türkiyesini sahadan siliyor ve Kadıköy’den 3-0 gibi net bir skor çıkararak evine dönüyordu. Galibiyette aslan payı, çok yakından tanıdığımız bir dünya yıldızına, Andriy Shevchenko’ya aitti.

O gruptan Ukrayna lider olarak Dünya Kupası’na katılacak ve kupada çeyrek finale kadar yürüyecek; milli takımımız ise hatırlamak bile istemediğimiz İsviçre barajında boğulacaktı. Yıllar birbirini kovaladı, Ukrayna milli takımının ilk altın jenerasyonu futbolu bıraktı, o jenerasyonun maestrosu, “dünya yıldızı” Andriy Shevchenko, milli takımına teknik direktör oldu.

Tesadüf odur ki, milli takımın başındaki ikinci resmi sınavında da eski hocası Fatih Terim’in rakibi oldu. Maç öncesinde yapılan yorumlarda Ukrayna takımına puan veya puanlar verilme ihtimalini fazlasıyla düşük, Türkiye’yi de maçın bariz favorisi olarak görünce, işte o maç geldi. Hatta Fatih Hoca da Türkiye’yi favori gören yorumlar doğrultusunda düşünmüş olacak ki, mili takımı çok uzun bir zaman diliminden sonra çift forvet oynattı.

Sheva'nın konsantre Ukrayna'sı

Sheva'nın konsantre Ukrayna'sı

“Sheva” teknik direktör olduğunda, bizim kadar olmasa da, onlarda da puslu bir atmosfer ve keyifsiz bir kamuoyu vardı. Bu ortamda Ukrayna’nın başına “sıfır kilometre” bir teknik direktör olarak geldi. Ama maç başlar başlamaz gördük ki Shevchenko’nun tecrübesizliği, takımını mental olarak maça iyi hazırlamasına engel olmamış. Maçın en başındaki denge, dakikalar ilerledikçe yavaş yavaş, maç konsantrasyonunu bize göre yüksekte tutmuş olan Ukrayna'nın lehine bozuldu. Maçın ilk beş dakikasındaki “birbirini tartma” oyunundan itibaren solda, ortada ve sağda pas yapmak ve ileri çıkmak konusunda pek bir sıkıntı yaşamadılar ve işin ilginci bu rahatlığı neredeyse maçın sonuna kadar sürdürdüler. Milli takımımız ise bir bütün olarak maça “tutuk” başladı. Tandemde Hakan Balta – Ömer Toprak ikilisinin uyumsuzluğu, orta sahada Ozan’ın top kayıpları, Mehmet Topal’ın sorumluluk almaktan kaçışı, kanatlarda Hakan Çalhanoğlu ve Emre’nin isteksiz görüntüsü, kanat gerisinde Caner ve Şener’in milli takımımızın maç öncesi yaşanan ve tekrarlamaya pek de lüzum olmayan o gereksiz muhabbetlerden ister istemez etkilenildiğinin de bir göstergesi gibiydi. (Forvet ikilimiz Enes ve Cenk’in, ilk yarıdaki topla buluşmaları bir elin parmaklarını geçmemiştir.)

“Sheva” teknik direktör olduğunda, bizim kadar olmasa da, onlarda da puslu bir atmosfer ve keyifsiz bir kamuoyu vardı. Bu ortamda Ukrayna’nın başına “sıfır kilometre” bir teknik direktör olarak geldi. Ama maç başlar başlamaz gördük ki Shevchenko’nun tecrübesizliği, takımını mental olarak maça iyi hazırlamasına engel olmamış. Maçın en başındaki denge, dakikalar ilerledikçe yavaş yavaş, maç konsantrasyonunu bize göre yüksekte tutmuş olan Ukrayna'nın lehine bozuldu. Maçın ilk beş dakikasındaki “birbirini tartma” oyunundan itibaren solda, ortada ve sağda pas yapmak ve ileri çıkmak konusunda pek bir sıkıntı yaşamadılar ve işin ilginci bu rahatlığı neredeyse maçın sonuna kadar sürdürdüler. Milli takımımız ise bir bütün olarak maça “tutuk” başladı. Tandemde Hakan Balta – Ömer Toprak ikilisinin uyumsuzluğu, orta sahada Ozan’ın top kayıpları, Mehmet Topal’ın sorumluluk almaktan kaçışı, kanatlarda Hakan Çalhanoğlu ve Emre’nin isteksiz görüntüsü, kanat gerisinde Caner ve Şener’in milli takımımızın maç öncesi yaşanan ve tekrarlamaya pek de lüzum olmayan o gereksiz muhabbetlerden ister istemez etkilenildiğinin de bir göstergesi gibiydi. (Forvet ikilimiz Enes ve Cenk’in, ilk yarıdaki topla buluşmaları bir elin parmaklarını geçmemiştir.)

Tabii Ukrayna takımının, milli takımımıza göre birbirini daha yakından tanıyan bir kadroyla sahaya çıktığını da belirtmek gerekir. Ukrayna ilk 11’inde “L bloğu” olarak nitelendirebileceğimiz bir alanda oynayan oyuncular (kale, iki stoper, sağ bek ve Zinchenko hariç orta sahanın ortasındaki iki oyuncu) Shakhtar Donetsk takımında oynayan oyuncular. (Zinchenko’nun da Shakhtar genç takımında yetiştiğini vurgulayalım.)

Shakhtar’da birbirine alışmış bu bloğa, her iki kanatta da geriden hızlı çıkabilmeyi çok iyi beceren Konoplyanka ve Yarmolenko gibi iki yıldız ve formda bir santrafor eklenince, Ukrayna maçın ilk bölümünde konsantrasyonu düşük milli takımımız karşısında sahanın mutlak hakimi olarak gözüktü. Her ne kadar maçın hakimi olsalar da, iki golün birini kontrataktan, birini de uzun top sonucu bulmaları maçın enteresan notlarından.

Milli takımımızın maçın başında bir anda 2-0 geriye düşüşü normalde alışık olduğumuz o “dirilişi” getirir diye beklesek de, gerçek diriliş devre sonuna doğru Emre’nin ilk kanat bindirmesiyle başladı diyebiliriz. Tabii burada Emre’ye yapılan iki hareketin de penaltı getirebileceğini ama Alman hakemin iki hareketi de es geçtiğini belirtmemiz lazım. Sonrasında milli takımın “pause” moduna geçen uyanışı, devrenin en sonunda yeniden kendini gösterdi. Hakan Çalhanoğlu’nun Ozan’a asist olarak kullandığı kornerden önce, içimden “devre arası çok yanlış zamanda geldi, keşke maç 5 dakika daha sürse” diye geçirmiştim. Gerçekten de o pozisyon gol oldu ve milli takımımız formunu bulmuşken devre arası düdüğü çalındı.

Tabii Ukrayna takımının, milli takımımıza göre birbirini daha yakından tanıyan bir kadroyla sahaya çıktığını da belirtmek gerekir. Ukrayna ilk 11’inde “L bloğu” olarak nitelendirebileceğimiz bir alanda oynayan oyuncular (kale, iki stoper, sağ bek ve Zinchenko hariç orta sahanın ortasındaki iki oyuncu) Shakhtar Donetsk takımında oynayan oyuncular. (Zinchenko’nun da Shakhtar genç takımında yetiştiğini vurgulayalım.)

Shakhtar’da birbirine alışmış bu bloğa, her iki kanatta da geriden hızlı çıkabilmeyi çok iyi beceren Konoplyanka ve Yarmolenko gibi iki yıldız ve formda bir santrafor eklenince, Ukrayna maçın ilk bölümünde konsantrasyonu düşük milli takımımız karşısında sahanın mutlak hakimi olarak gözüktü. Her ne kadar maçın hakimi olsalar da, iki golün birini kontrataktan, birini de uzun top sonucu bulmaları maçın enteresan notlarından.

Milli takımımızın maçın başında bir anda 2-0 geriye düşüşü normalde alışık olduğumuz o “dirilişi” getirir diye beklesek de, gerçek diriliş devre sonuna doğru Emre’nin ilk kanat bindirmesiyle başladı diyebiliriz. Tabii burada Emre’ye yapılan iki hareketin de penaltı getirebileceğini ama Alman hakemin iki hareketi de es geçtiğini belirtmemiz lazım. Sonrasında milli takımın “pause” moduna geçen uyanışı, devrenin en sonunda yeniden kendini gösterdi. Hakan Çalhanoğlu’nun Ozan’a asist olarak kullandığı kornerden önce, içimden “devre arası çok yanlış zamanda geldi, keşke maç 5 dakika daha sürse” diye geçirmiştim. Gerçekten de o pozisyon gol oldu ve milli takımımız formunu bulmuşken devre arası düdüğü çalındı.



İki yarı arasındaki fark

İki yarı arasındaki fark

Fatih Terim soyunma odasına Galatasaray’da başarılı olduğu klasik 4-4-2 sistemiyle gitti ama soyunma odasından iki değişiklik yaparak çıktı. İkinci yarıya Ukrayna’nın sistemi olan 4-5-1 ile başladı. Hocanın gole ihtiyacı olduğu dakikalarda halihazırdaki çift forvetli sistemden tek forvetli sisteme dönüşü bir paradoks olarak değerlendirilebilir ama takımı Shevchenko’nunki ile aynı formasyona getirince, yani orta sahanın ortasına bir fazla adam yerleştirince, iki takım arasındaki denge biraz olsun kurulmuş oldu.

Milli takımımızda ilk yarı ile ikinci yarı arasındaki en önemli değişim ise şüphesiz kanatlardaydı. Emre Mor’un ilk yarının sonuna doğru kıpırdanmasına, ikinci yarıda Hakan Çalhanoğlu, Caner ve Şener de eşlik etti. Hatta Caner ve Şener ileri çıkmayı o kadar çok düşündüler ki, ikinci yarıda iki kanattan da önemli pozisyonlar verdik. Göbekteki üçlümüzün de rakip kaleye daha yakın oynamasıyla, Ukrayna hem kanatlarda, hem de ortada top yapma imkanı buldu ve etkili şutlar çekti.

Fatih Terim soyunma odasına Galatasaray’da başarılı olduğu klasik 4-4-2 sistemiyle gitti ama soyunma odasından iki değişiklik yaparak çıktı. İkinci yarıya Ukrayna’nın sistemi olan 4-5-1 ile başladı. Hocanın gole ihtiyacı olduğu dakikalarda halihazırdaki çift forvetli sistemden tek forvetli sisteme dönüşü bir paradoks olarak değerlendirilebilir ama takımı Shevchenko’nunki ile aynı formasyona getirince, yani orta sahanın ortasına bir fazla adam yerleştirince, iki takım arasındaki denge biraz olsun kurulmuş oldu.

Milli takımımızda ilk yarı ile ikinci yarı arasındaki en önemli değişim ise şüphesiz kanatlardaydı. Emre Mor’un ilk yarının sonuna doğru kıpırdanmasına, ikinci yarıda Hakan Çalhanoğlu, Caner ve Şener de eşlik etti. Hatta Caner ve Şener ileri çıkmayı o kadar çok düşündüler ki, ikinci yarıda iki kanattan da önemli pozisyonlar verdik. Göbekteki üçlümüzün de rakip kaleye daha yakın oynamasıyla, Ukrayna hem kanatlarda, hem de ortada top yapma imkanı buldu ve etkili şutlar çekti.

İşte tam burada, devreye kaleci Volkan Babacan girdi ve önemli kurtarışlarıyla milli takımımızı oyunda tutmayı başardı. (Özellikle Sobol’un sol çaprazdan içeri girip çektiği plase şutu kurtarışı kilit noktalardan biri.) Ama bu sefer kalemizde pozisyonlar versek de, kalabalık ve ileri dönük orta sahayla dönen topları alabilme ve baskı kurabilme imkanı bulduk. Cenk’in direkten dönen şutu gibi önemli pozisyonlar da yakaladık. (Aynı ceza sahası organizasyonuyla ilk yarıda gol yeyip, ikinci yarıda gol atamamamız da herhalde bizim şanssızlığımız.)

Volkan Şen’in Ozan’ın yerine girip sol kanata yerleşmesi ve Hakan’ın da net olarak forvet arkası mevkisini doldurması, Sheva’nın da forvetteki Kravets’i çıkarıp orta sahaya Zozulya’yı alması, baskımızı otomatik olarak daha da arttırdı. Bunun sonucunda da "geliyorum" diyen gol, aslında ilk yarıda Emre’ye yapılanların yanında çok hafif kalan bir müdahalenin sonunca oluşan penaltıyla geldi. (Alman hakemin standardı tutturamadığı ve kötü yönettiği bir maçtı, bana göre.)

İşte tam burada, devreye kaleci Volkan Babacan girdi ve önemli kurtarışlarıyla milli takımımızı oyunda tutmayı başardı. (Özellikle Sobol’un sol çaprazdan içeri girip çektiği plase şutu kurtarışı kilit noktalardan biri.) Ama bu sefer kalemizde pozisyonlar versek de, kalabalık ve ileri dönük orta sahayla dönen topları alabilme ve baskı kurabilme imkanı bulduk. Cenk’in direkten dönen şutu gibi önemli pozisyonlar da yakaladık. (Aynı ceza sahası organizasyonuyla ilk yarıda gol yeyip, ikinci yarıda gol atamamamız da herhalde bizim şanssızlığımız.)

Volkan Şen’in Ozan’ın yerine girip sol kanata yerleşmesi ve Hakan’ın da net olarak forvet arkası mevkisini doldurması, Sheva’nın da forvetteki Kravets’i çıkarıp orta sahaya Zozulya’yı alması, baskımızı otomatik olarak daha da arttırdı. Bunun sonucunda da "geliyorum" diyen gol, aslında ilk yarıda Emre’ye yapılanların yanında çok hafif kalan bir müdahalenin sonunca oluşan penaltıyla geldi. (Alman hakemin standardı tutturamadığı ve kötü yönettiği bir maçtı, bana göre.)

Kalan dakikalarda ise ev sahibi olduğunu hatırlayan, baskı kuran, istekli bir milli takım izledik ama dakikalar maalesef yetersiz kaldı. İkinci yarıda gerçekten ülkece ona çok güvendiğimizi hatırlayan ve bu doğrultuda kumaşını ortaya koyan bir Hakan Çalhanoğlu izledik. Tolga Ciğerci, ikinci yarıda orta sahanın ortasına dinamizm getirse de Galatasaray’da oynarken alışık olmadığımız top kayıplarında bulundu. Emre Mor ise ilk yarının başındaki tutukluğunu attıktan sonra bildiğimiz gibiydi. Zaten onun yetenekleri herkesin malumu.

Hırvatistan maçından sonra konuştuğumuz gibi, böylesine genç olmasına rağmen Emre’nin mevkisi üzerine oyun bile kurulabilir. Halihazırda daha önünde bir hayli yol olmasına rağmen, topu ayağına aldığı zaman hepimizi rahatlatan ve ne olursa olsun o topu kaybetmeyeceğini bizlere gösteren bir futbolcu oldu bu yaşında. Tabii dünkü atmosfer, Emre’nin milli maç olarak belki de ilk kez yaşadığı türden bir atmosferdi. Böylesine gelgitli, hararetli ve heyecanlı bir maç atmosferinde de heyecanını dizginleyemediğini gördük. Biraz daha sakin olsa, mesela son dakikadaki frikikte topu Hakan’a bıraksa, daha iyi olabilirdi. Ama zamanla o heyecanını dizginleyecektir. Hakan ise frikiği kullanmayı ne kadar istediyse, ilahi güç bir dakika sonra çok benzer bir yerden ona yeni bir frikik bahşetti. Bu da maçtaki ilginç enstantanelerden biriydi. Konya’daki milli takım seyircisi ise üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi ve maçın başından itibaren, 2-0 geriye düşmemizin şokunu yaşadıkları bir 10-15 dakika haricinde, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi.

Kalan dakikalarda ise ev sahibi olduğunu hatırlayan, baskı kuran, istekli bir milli takım izledik ama dakikalar maalesef yetersiz kaldı. İkinci yarıda gerçekten ülkece ona çok güvendiğimizi hatırlayan ve bu doğrultuda kumaşını ortaya koyan bir Hakan Çalhanoğlu izledik. Tolga Ciğerci, ikinci yarıda orta sahanın ortasına dinamizm getirse de Galatasaray’da oynarken alışık olmadığımız top kayıplarında bulundu. Emre Mor ise ilk yarının başındaki tutukluğunu attıktan sonra bildiğimiz gibiydi. Zaten onun yetenekleri herkesin malumu.

Hırvatistan maçından sonra konuştuğumuz gibi, böylesine genç olmasına rağmen Emre’nin mevkisi üzerine oyun bile kurulabilir. Halihazırda daha önünde bir hayli yol olmasına rağmen, topu ayağına aldığı zaman hepimizi rahatlatan ve ne olursa olsun o topu kaybetmeyeceğini bizlere gösteren bir futbolcu oldu bu yaşında. Tabii dünkü atmosfer, Emre’nin milli maç olarak belki de ilk kez yaşadığı türden bir atmosferdi. Böylesine gelgitli, hararetli ve heyecanlı bir maç atmosferinde de heyecanını dizginleyemediğini gördük. Biraz daha sakin olsa, mesela son dakikadaki frikikte topu Hakan’a bıraksa, daha iyi olabilirdi. Ama zamanla o heyecanını dizginleyecektir. Hakan ise frikiği kullanmayı ne kadar istediyse, ilahi güç bir dakika sonra çok benzer bir yerden ona yeni bir frikik bahşetti. Bu da maçtaki ilginç enstantanelerden biriydi. Konya’daki milli takım seyircisi ise üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi ve maçın başından itibaren, 2-0 geriye düşmemizin şokunu yaşadıkları bir 10-15 dakika haricinde, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi.



Önümüzde bir İzlanda maçı...

Önümüzde bir İzlanda maçı...

Neticesinde gruptaki ilk maçımızın ardından, ikinci maçımızdan da beraberlikle ayrıldık. Maç öncesi yorumlara ve maçın sonundaki arzumuza bakarak 1 puan kayıp olarak değerlendirilebilir ama ne olursa olsun 2-0 geriye düşülen bir maçı 2-2’ye getirmek başarıdır.

Milli takımımızın “bipolar” ruh hali, hepimizin bildiği bir gerçek. Alınan iki beraberlikten sonra, bu ruh haliyle “zor” olarak değerlendirilen İzlanda deplasmanında alınacak bir galibiyet kimseyi şaşırtmasın. Şüphesiz ki, İzlanda maçına oyuncularımız daha konsantre olmuş biçimde çıkacaklardır. Bu maçın ikinci yarısındaki coşkunun da, Reykjavik'te işimize yarayabileceğini söyleyelim. Fatih Hoca, Hırvatistan deplasmanında olduğu gibi İzlanda deplasmanında da genç Kaan'ı ilk 11 sürebilir.

Konya’nın meşhur tandırını, Konya'ya giden herkes gibi bu maç için orada olan futbolseverler de elbet tatmıştır. Ama Shevchenko, şimdiye kadar afiyetle yediğimiz tandır kebabının içine bu sefer "Ukrayna işi" malzemeler kattı ve 3 puanı bize yar etmedi. Özellikle kanatlarda Yarmolenko ve Konoplyanka, sntraforda Kravets, sol bekte ise Sobol bu maçta başarılı performans gösterdiler ve bize sahayı dar ettiler. Sheva’nın, gerek kulübe duruşuyla, gerekse oyunculuğundan aldığı sonsuz krediyle Ukrayna Milli Takımı teknik direktörlüğünde parlak bir kariyeri olabileceği görüşündeyim. Umarım bu parlak kariyer, bu grupta oynayacağımız Ukrayna deplasmanında bir maçlığına da olsa sekteye uğrar diyelim. Ya da boşverin, bakalım gelecek Eylül’e kadar köprünün altından ne sular akacak.

Neticesinde gruptaki ilk maçımızın ardından, ikinci maçımızdan da beraberlikle ayrıldık. Maç öncesi yorumlara ve maçın sonundaki arzumuza bakarak 1 puan kayıp olarak değerlendirilebilir ama ne olursa olsun 2-0 geriye düşülen bir maçı 2-2’ye getirmek başarıdır.

Milli takımımızın “bipolar” ruh hali, hepimizin bildiği bir gerçek. Alınan iki beraberlikten sonra, bu ruh haliyle “zor” olarak değerlendirilen İzlanda deplasmanında alınacak bir galibiyet kimseyi şaşırtmasın. Şüphesiz ki, İzlanda maçına oyuncularımız daha konsantre olmuş biçimde çıkacaklardır. Bu maçın ikinci yarısındaki coşkunun da, Reykjavik'te işimize yarayabileceğini söyleyelim. Fatih Hoca, Hırvatistan deplasmanında olduğu gibi İzlanda deplasmanında da genç Kaan'ı ilk 11 sürebilir.

Konya’nın meşhur tandırını, Konya'ya giden herkes gibi bu maç için orada olan futbolseverler de elbet tatmıştır. Ama Shevchenko, şimdiye kadar afiyetle yediğimiz tandır kebabının içine bu sefer "Ukrayna işi" malzemeler kattı ve 3 puanı bize yar etmedi. Özellikle kanatlarda Yarmolenko ve Konoplyanka, sntraforda Kravets, sol bekte ise Sobol bu maçta başarılı performans gösterdiler ve bize sahayı dar ettiler. Sheva’nın, gerek kulübe duruşuyla, gerekse oyunculuğundan aldığı sonsuz krediyle Ukrayna Milli Takımı teknik direktörlüğünde parlak bir kariyeri olabileceği görüşündeyim. Umarım bu parlak kariyer, bu grupta oynayacağımız Ukrayna deplasmanında bir maçlığına da olsa sekteye uğrar diyelim. Ya da boşverin, bakalım gelecek Eylül’e kadar köprünün altından ne sular akacak.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.