Sevdiğimiz Şeyleri Neden Severiz?

Ece Soylu 19.05.2016

Çikolata yerken duyduğunuz hazzı, doğa yürüyüşünün ya da arkadaş sohbetlerinin hissettirdiği duyguları düşünün. Tüm bunlardan neden zevk aldığınızı hiç düşündünüz mü?

Haz duymak insanlara bahşedilmiş en önemli özelliklerden biri. Tatmin olmanın ve doygunluğun bir ifadesi olan haz duygusu, hepimiz için hayati bir önem taşıyor. Hatta belki de tüm yaşam koca bir haz arayışıdır desek yanılmış olmayız. Her ilişkimizde, başladığımız her işte tatmin arayışı içerisinde hareket ediyoruz. Aradığımızı bulamadığımızda da depresyona kadar uzanan ruhsal çöküşler yaşıyoruz.

Haz, hayatımızı yönlendiren önemli bir duygu olmasına rağmen, işleyiş mekanizmasını açıklamak oldukça zor. Sevdiğimiz şeyleri niye sevdiğimizle ilgili kafa yormayız genelde, böyle bir soruyla karşılaştığımızda da çoğu zaman bir cevap bulmakta zorlanırız. Psikoloji araştırmacıları da haz konusuna dair cevap bulmak istemiş olacaklar ki, konuyla ilgili birçok araştırma yapmışlar.

Yapılan araştırmalarda varılan en önemli sonuç, hazzın birçok dürtü ve hareketimize bağlı olarak oluşması. Haz, tek bir merkez tarafından, sabit bazı koşullara göre şekillenmiyor ve bireysellik, hazzın oluşumunda büyük önem taşıyor. Yine temel bir dürtümüz olan faydacılık, haz oluşumunun da temelini oluşturuyor. Düşününce, fayda sağladığımız şeylerden haz duyuyor olmamız şaşırtıcı bir sonuç değil. Hele ki tüm yaşamımızın fayda sağlama dürtüsü üzerine kurulduğunu düşünürsek, bu amaca ulaştığımız en küçük olayın yaratacağı tatmin ve mutluluk duygusunu hayal etmek zor olmasa gerek. Bu noktada fayda psikolojisini ve yaşamımızı nasıl yönlendirdiğini açıklamak, hazzı anlamamıza yardımcı olacaktır. Çocuk sahibi olmaktan sevdiğimiz birini ölümüne duyduğumuz üzüntüye kadar en saf olduğunu düşündüğümüz duygularda bile temelde faydacılık üzerinden hareket ediyoruz. Çocuk sahibi olmayı, bizi mutlu edeceği için istiyoruz ya da ölen yakınımızın ardından bize ne olacağı, nasıl başa çıkacağımız konusunda yine kendimize üzülüyoruz. Yani attığımız her adımda bilinçli ya da bilinçsiz ‘ben’e fayda sağlamak için hareket ediyoruz, bu amaca ulaştığımız ölçüde de haz duyuyoruz.


Haz ile ilgili bir diğer ilginç gerçek ise, düşünce ve inançlarımızdan etkileniyor olması. Özellikle tüketim ürünleri ve markaların etkisi üzerine yapılan deneyler, bu sonucu destekliyor. Deneylerde varılan sonuç; eğer bir maddeyi tüketirken markasını biliyorsak (ki bu marka, tadının güzel olduğuna inandığımız, aşina olduğumuz bir marka) tadı daha güzel geliyor. Etiketlenmemiş ürünlerde ise aynı ürünü deneklere vermelerine rağmen, markasını bilmedikleri için lezzetine verdikleri puan ilk duruma göre daha az oluyor. Benzer bir deney de profesyonel şarap eksperleri üzerinde denenmiş. Beyaz şarap, koyu cam şişeler içerisinde tatmaları için eksperlere verilmiş ancak onlara şişedekinin kırmızı şarap olduğu söylenmiş. Eksperlerden şarabın tadı hakkında yorumda bulunmaları istendiğinde, hemen hemen hepsi tadı yorumlarken, kırmızı şarap yapımında kullanılan üzümlerden bahsetmişler. Yani beyaz şarap içmelerine rağmen kırmızı şarap içermişçesine haz duymuşlar(!).

Hazzı anlamamıza yardımcı olacak uç bir örnek ise yamyamlardan geliyor (evet gerçekten yamyamlar var). Daha önce insan eti yeme girişiminde bulunmuş yamyamlara göre, yedikleri insanlara herhangi bir duygusal yakınlık duyuyorlarsa, yani sevdikleri birini yiyorlarsa tadı daha lezzetli geliyormuş.

Buradan vardığımız sonuç: Bir işe yüklediğimiz anlam ya da bir yiyeceğin tadının güzel olduğuna dair inancımız, ondan daha fazla haz duymamıza neden oluyor.

Ece Soylu


Haz duymak insanlara bahşedilmiş en önemli özelliklerden biri. Tatmin olmanın ve doygunluğun bir ifadesi olan haz duygusu, hepimiz için hayati bir önem taşıyor. Hatta belki de tüm yaşam koca bir haz arayışıdır desek yanılmış olmayız. Her ilişkimizde, başladığımız her işte tatmin arayışı içerisinde hareket ediyoruz. Aradığımızı bulamadığımızda da depresyona kadar uzanan ruhsal çöküşler yaşıyoruz.

Haz, hayatımızı yönlendiren önemli bir duygu olmasına rağmen, işleyiş mekanizmasını açıklamak oldukça zor. Sevdiğimiz şeyleri niye sevdiğimizle ilgili kafa yormayız genelde, böyle bir soruyla karşılaştığımızda da çoğu zaman bir cevap bulmakta zorlanırız. Psikoloji araştırmacıları da haz konusuna dair cevap bulmak istemiş olacaklar ki, konuyla ilgili birçok araştırma yapmışlar.

Yapılan araştırmalarda varılan en önemli sonuç, hazzın birçok dürtü ve hareketimize bağlı olarak oluşması. Haz, tek bir merkez tarafından, sabit bazı koşullara göre şekillenmiyor ve bireysellik, hazzın oluşumunda büyük önem taşıyor. Yine temel bir dürtümüz olan faydacılık, haz oluşumunun da temelini oluşturuyor. Düşününce, fayda sağladığımız şeylerden haz duyuyor olmamız şaşırtıcı bir sonuç değil. Hele ki tüm yaşamımızın fayda sağlama dürtüsü üzerine kurulduğunu düşünürsek, bu amaca ulaştığımız en küçük olayın yaratacağı tatmin ve mutluluk duygusunu hayal etmek zor olmasa gerek. Bu noktada fayda psikolojisini ve yaşamımızı nasıl yönlendirdiğini açıklamak, hazzı anlamamıza yardımcı olacaktır. Çocuk sahibi olmaktan sevdiğimiz birini ölümüne duyduğumuz üzüntüye kadar en saf olduğunu düşündüğümüz duygularda bile temelde faydacılık üzerinden hareket ediyoruz. Çocuk sahibi olmayı, bizi mutlu edeceği için istiyoruz ya da ölen yakınımızın ardından bize ne olacağı, nasıl başa çıkacağımız konusunda yine kendimize üzülüyoruz. Yani attığımız her adımda bilinçli ya da bilinçsiz ‘ben’e fayda sağlamak için hareket ediyoruz, bu amaca ulaştığımız ölçüde de haz duyuyoruz.


Haz ile ilgili bir diğer ilginç gerçek ise, düşünce ve inançlarımızdan etkileniyor olması. Özellikle tüketim ürünleri ve markaların etkisi üzerine yapılan deneyler, bu sonucu destekliyor. Deneylerde varılan sonuç; eğer bir maddeyi tüketirken markasını biliyorsak (ki bu marka, tadının güzel olduğuna inandığımız, aşina olduğumuz bir marka) tadı daha güzel geliyor. Etiketlenmemiş ürünlerde ise aynı ürünü deneklere vermelerine rağmen, markasını bilmedikleri için lezzetine verdikleri puan ilk duruma göre daha az oluyor. Benzer bir deney de profesyonel şarap eksperleri üzerinde denenmiş. Beyaz şarap, koyu cam şişeler içerisinde tatmaları için eksperlere verilmiş ancak onlara şişedekinin kırmızı şarap olduğu söylenmiş. Eksperlerden şarabın tadı hakkında yorumda bulunmaları istendiğinde, hemen hemen hepsi tadı yorumlarken, kırmızı şarap yapımında kullanılan üzümlerden bahsetmişler. Yani beyaz şarap içmelerine rağmen kırmızı şarap içermişçesine haz duymuşlar(!).

Hazzı anlamamıza yardımcı olacak uç bir örnek ise yamyamlardan geliyor (evet gerçekten yamyamlar var). Daha önce insan eti yeme girişiminde bulunmuş yamyamlara göre, yedikleri insanlara herhangi bir duygusal yakınlık duyuyorlarsa, yani sevdikleri birini yiyorlarsa tadı daha lezzetli geliyormuş.

Buradan vardığımız sonuç: Bir işe yüklediğimiz anlam ya da bir yiyeceğin tadının güzel olduğuna dair inancımız, ondan daha fazla haz duymamıza neden oluyor.

Ece Soylu


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.