Sana Vuruldum Cross-Fit

Gizem Kıyak 29.04.2016

Bir ajan yetiştirecek olsaydım, sabah akşam cross-fit yaptırırdım herhalde. Eee, tevekkeli değil, polis akademilerinde, askeri birimlerde cross-fit çalışmaları yapılıyor.

Ağırlık kaldırmalar, atlayıp zıplamalar, squatlar, bir o yana bir bu yana ter kan içinde koşuşturmalar… Zor tabii. Kabul edelim, cross-fit zor spor. Yani öyle "Hadi sabah bir spor yapayım da açılayım" denecek bir şey değil. Emek istiyor, konsantrasyon istiyor, en önemlisi de sabır istiyor. "Yahu ben Arnold Schwarzenegger değilim ki, altı üstü fit kalmak için spor yapıyorum" dediğinizi duyuyorum sanki? Yok canım, dememişsinizdir, duymamış olayım; cross-fit gücenir yoksa. O diğerlerinden çok farklı çünkü; meğer bugüne dek hep onu beklemişsiniz, cross-fit ve siz birbiriniz için yaratılmışsınız!


Cross-fit, anasının karnından cross-fit olarak doğmadı aslında. Kendisi bir fitness türü olarak geçse de farklı spor dallarını birleştirmesiyle adeta bir mozaik. Yani diyorum ki, Lazıyla, Çerkesiyle, Kürdüyle... Şaka tabii, öyle bir mozaik değil. Jimnastik, ağırlık kaldırma, fitness, koşu, kürek, dövüş gibi birçok sporun en güzide hareketlerini ve felsefelerini birleştiriyor cross-fit. Evet, felsefe de dedim, doğru okudunuz. Cross-fit’in hem fiziksel hem de zihinsel bir boyutu var çünkü. Kısa zamanda delicesine kalori yaktığınız ve güç harcadığınız ağır bir program olduğundan fiziksel bir boyutu var. Ama "dayanıklılık ve bedenin sınırlarını zorlama" cross-fit’in önemli bir yerinde durduğundan, işin zihinsel ve ruhsal boyutu da var. Bu yüzden cross-fit’le uğraşıyorsanız, sadece kaslarınıza ve bedensel sağlığınıza yatırım yapmıyorsunuz; aynı zamanda sınırlarınızı aşmayı ve aslında bir sınırınız bile olmadığını öğreniyorsunuz. Gelişim açısından bedenin bir sınırı olmadığı gibi zihnin de yok. Vücudunuzun malı derya deniz, yemeyen keriz yani. Cross-fit’le, yapabileceğinizi sandığınızın kat kat fazlasını yapabildiğinizi görünce kendinize olan güveniniz öyle bir artacak ki...


“Vücudunu beklenilmeyen durumlara hazırla!” crossfit’e dair sevdiğim bir söz. Çünkü çabuk geçişlerle farklı antrenman hareketlerini yapıyorsunuz. Ağırlıkla çalışma, hemen ardından koşu, squat, kardiyo, denge... Az zamanda çok iş başarmanız lazım. Bu yüzden kondisyonu, gücü ve dayanıklılığı kısa zamanda inanılmaz geliştiren bir spor cross-fit. Amma velakin, sabırlı olmanız lazım. Başladığınızın ikinci günü terminatör olmayı beklemeyin, vücudunuza zaman tanıyın. Genelde kasların ve eklemlerin bir eşik değeri vardır; o değere kadar yavaş bir gelişim gösterirsiniz fakat eşiği aştınız mı, gelişiminiz logaritmik olarak artar. Kaslarınız ne yapacağını öğrenecek. Su akar, yolunu bulur, merak buyurmayınız.


Bir dipnot tavsiyesi yapmak istiyorum a dostlar. Cross-fit’i esneme çalışmalarıyla destekleyin, tamamlayın. Kaslarınızın kasılı olduğu bir antrenman programı uyguluyorsunuz, mutlaka kasların uzaması, rahatlaması lazım. Kastettiğim sadece antrenman sonrası soğuma yapmak değil, örneğin bugün yarım saati, bir saati esneme çalışmasına ayırmak.

Az daha unutuyordum, korkmadan söyleyelim: “Cross-fit’in yaşı mı olurmuş, sen de!”

Herkesin antrenman yoğunluğu ve içeriği aynı olmak zorunda değil çünkü. Cross-fit antrenörlerinin yaygınca uyguladığı bir yöntemdir mesela hareket çeşitlerini değiştirmeyip sayı ve sürelerini değiştirmek. Bu yüzden şaşırmayın. Bir de bakmışsınız, olimpiyat sporcusuyla anneanneniz aslında aynı antrenmanı yapıyor!


Gizem Kıyak


Ağırlık kaldırmalar, atlayıp zıplamalar, squatlar, bir o yana bir bu yana ter kan içinde koşuşturmalar… Zor tabii. Kabul edelim, cross-fit zor spor. Yani öyle "Hadi sabah bir spor yapayım da açılayım" denecek bir şey değil. Emek istiyor, konsantrasyon istiyor, en önemlisi de sabır istiyor. "Yahu ben Arnold Schwarzenegger değilim ki, altı üstü fit kalmak için spor yapıyorum" dediğinizi duyuyorum sanki? Yok canım, dememişsinizdir, duymamış olayım; cross-fit gücenir yoksa. O diğerlerinden çok farklı çünkü; meğer bugüne dek hep onu beklemişsiniz, cross-fit ve siz birbiriniz için yaratılmışsınız!


Cross-fit, anasının karnından cross-fit olarak doğmadı aslında. Kendisi bir fitness türü olarak geçse de farklı spor dallarını birleştirmesiyle adeta bir mozaik. Yani diyorum ki, Lazıyla, Çerkesiyle, Kürdüyle... Şaka tabii, öyle bir mozaik değil. Jimnastik, ağırlık kaldırma, fitness, koşu, kürek, dövüş gibi birçok sporun en güzide hareketlerini ve felsefelerini birleştiriyor cross-fit. Evet, felsefe de dedim, doğru okudunuz. Cross-fit’in hem fiziksel hem de zihinsel bir boyutu var çünkü. Kısa zamanda delicesine kalori yaktığınız ve güç harcadığınız ağır bir program olduğundan fiziksel bir boyutu var. Ama "dayanıklılık ve bedenin sınırlarını zorlama" cross-fit’in önemli bir yerinde durduğundan, işin zihinsel ve ruhsal boyutu da var. Bu yüzden cross-fit’le uğraşıyorsanız, sadece kaslarınıza ve bedensel sağlığınıza yatırım yapmıyorsunuz; aynı zamanda sınırlarınızı aşmayı ve aslında bir sınırınız bile olmadığını öğreniyorsunuz. Gelişim açısından bedenin bir sınırı olmadığı gibi zihnin de yok. Vücudunuzun malı derya deniz, yemeyen keriz yani. Cross-fit’le, yapabileceğinizi sandığınızın kat kat fazlasını yapabildiğinizi görünce kendinize olan güveniniz öyle bir artacak ki...


“Vücudunu beklenilmeyen durumlara hazırla!” crossfit’e dair sevdiğim bir söz. Çünkü çabuk geçişlerle farklı antrenman hareketlerini yapıyorsunuz. Ağırlıkla çalışma, hemen ardından koşu, squat, kardiyo, denge... Az zamanda çok iş başarmanız lazım. Bu yüzden kondisyonu, gücü ve dayanıklılığı kısa zamanda inanılmaz geliştiren bir spor cross-fit. Amma velakin, sabırlı olmanız lazım. Başladığınızın ikinci günü terminatör olmayı beklemeyin, vücudunuza zaman tanıyın. Genelde kasların ve eklemlerin bir eşik değeri vardır; o değere kadar yavaş bir gelişim gösterirsiniz fakat eşiği aştınız mı, gelişiminiz logaritmik olarak artar. Kaslarınız ne yapacağını öğrenecek. Su akar, yolunu bulur, merak buyurmayınız.


Bir dipnot tavsiyesi yapmak istiyorum a dostlar. Cross-fit’i esneme çalışmalarıyla destekleyin, tamamlayın. Kaslarınızın kasılı olduğu bir antrenman programı uyguluyorsunuz, mutlaka kasların uzaması, rahatlaması lazım. Kastettiğim sadece antrenman sonrası soğuma yapmak değil, örneğin bugün yarım saati, bir saati esneme çalışmasına ayırmak.

Az daha unutuyordum, korkmadan söyleyelim: “Cross-fit’in yaşı mı olurmuş, sen de!”

Herkesin antrenman yoğunluğu ve içeriği aynı olmak zorunda değil çünkü. Cross-fit antrenörlerinin yaygınca uyguladığı bir yöntemdir mesela hareket çeşitlerini değiştirmeyip sayı ve sürelerini değiştirmek. Bu yüzden şaşırmayın. Bir de bakmışsınız, olimpiyat sporcusuyla anneanneniz aslında aynı antrenmanı yapıyor!


Gizem Kıyak


Ağırlık kaldırmalar, atlayıp zıplamalar, squatlar, bir o yana bir bu yana ter kan içinde koşuşturmalar… Zor tabii. Kabul edelim, cross-fit zor spor. Yani öyle "Hadi sabah bir spor yapayım da açılayım" denecek bir şey değil. Emek istiyor, konsantrasyon istiyor, en önemlisi de sabır istiyor. "Yahu ben Arnold Schwarzenegger değilim ki, altı üstü fit kalmak için spor yapıyorum" dediğinizi duyuyorum sanki? Yok canım, dememişsinizdir, duymamış olayım; cross-fit gücenir yoksa. O diğerlerinden çok farklı çünkü; meğer bugüne dek hep onu beklemişsiniz, cross-fit ve siz birbiriniz için yaratılmışsınız!


Cross-fit, anasının karnından cross-fit olarak doğmadı aslında. Kendisi bir fitness türü olarak geçse de farklı spor dallarını birleştirmesiyle adeta bir mozaik. Yani diyorum ki, Lazıyla, Çerkesiyle, Kürdüyle... Şaka tabii, öyle bir mozaik değil. Jimnastik, ağırlık kaldırma, fitness, koşu, kürek, dövüş gibi birçok sporun en güzide hareketlerini ve felsefelerini birleştiriyor cross-fit. Evet, felsefe de dedim, doğru okudunuz. Cross-fit’in hem fiziksel hem de zihinsel bir boyutu var çünkü. Kısa zamanda delicesine kalori yaktığınız ve güç harcadığınız ağır bir program olduğundan fiziksel bir boyutu var. Ama "dayanıklılık ve bedenin sınırlarını zorlama" cross-fit’in önemli bir yerinde durduğundan, işin zihinsel ve ruhsal boyutu da var. Bu yüzden cross-fit’le uğraşıyorsanız, sadece kaslarınıza ve bedensel sağlığınıza yatırım yapmıyorsunuz; aynı zamanda sınırlarınızı aşmayı ve aslında bir sınırınız bile olmadığını öğreniyorsunuz. Gelişim açısından bedenin bir sınırı olmadığı gibi zihnin de yok. Vücudunuzun malı derya deniz, yemeyen keriz yani. Cross-fit’le, yapabileceğinizi sandığınızın kat kat fazlasını yapabildiğinizi görünce kendinize olan güveniniz öyle bir artacak ki...


“Vücudunu beklenilmeyen durumlara hazırla!” crossfit’e dair sevdiğim bir söz. Çünkü çabuk geçişlerle farklı antrenman hareketlerini yapıyorsunuz. Ağırlıkla çalışma, hemen ardından koşu, squat, kardiyo, denge... Az zamanda çok iş başarmanız lazım. Bu yüzden kondisyonu, gücü ve dayanıklılığı kısa zamanda inanılmaz geliştiren bir spor cross-fit. Amma velakin, sabırlı olmanız lazım. Başladığınızın ikinci günü terminatör olmayı beklemeyin, vücudunuza zaman tanıyın. Genelde kasların ve eklemlerin bir eşik değeri vardır; o değere kadar yavaş bir gelişim gösterirsiniz fakat eşiği aştınız mı, gelişiminiz logaritmik olarak artar. Kaslarınız ne yapacağını öğrenecek. Su akar, yolunu bulur, merak buyurmayınız.


Bir dipnot tavsiyesi yapmak istiyorum a dostlar. Cross-fit’i esneme çalışmalarıyla destekleyin, tamamlayın. Kaslarınızın kasılı olduğu bir antrenman programı uyguluyorsunuz, mutlaka kasların uzaması, rahatlaması lazım. Kastettiğim sadece antrenman sonrası soğuma yapmak değil, örneğin bugün yarım saati, bir saati esneme çalışmasına ayırmak.

Az daha unutuyordum, korkmadan söyleyelim: “Cross-fit’in yaşı mı olurmuş, sen de!”

Herkesin antrenman yoğunluğu ve içeriği aynı olmak zorunda değil çünkü. Cross-fit antrenörlerinin yaygınca uyguladığı bir yöntemdir mesela hareket çeşitlerini değiştirmeyip sayı ve sürelerini değiştirmek. Bu yüzden şaşırmayın. Bir de bakmışsınız, olimpiyat sporcusuyla anneanneniz aslında aynı antrenmanı yapıyor!


Gizem Kıyak


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.