Şampiyonla Röportaj

Alican Arıcan 15.08.2016

Paralimpik Oyunlarında altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu Gizem Girişmen'le konuştuk!

Gizem Girişmen, Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu. Hakikaten yanlış okumadın okur; Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu. Gizem Girişmen bu başarıyı 2008 yılında, Pekin’de gerçekleşen Paralimpik Oyunları'nda elde etti. Kendisi okçu, internette yapacağınız araştırmalarla elde edebileceğiniz bilgileri yeniden burada dillendirmeye gerek görmüyorum. Özetle Gizem Girişmen, çok başarılı bir sporculuk geçmişine sahip birisi. Örnek alınası, ayrı bir yere konulası bir kişi. Hani hep “onun gibi olmak istediğimiz” birisi var ya; Gizem Girişmen işte o kişilerden biri. Sorulara da müthiş cevaplar verdi. Lafı daha fazla uzatmadan buyrunuz diyorum ve sizi röportajı okumaya davet ediyorum.

Gizem Girişmen, Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu. Hakikaten yanlış okumadın okur; Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanan ilk Türk kadın sporcu. Gizem Girişmen bu başarıyı 2008 yılında, Pekin’de gerçekleşen Paralimpik Oyunları'nda elde etti. Kendisi okçu, internette yapacağınız araştırmalarla elde edebileceğiniz bilgileri yeniden burada dillendirmeye gerek görmüyorum. Özetle Gizem Girişmen, çok başarılı bir sporculuk geçmişine sahip birisi. Örnek alınası, ayrı bir yere konulası bir kişi. Hani hep “onun gibi olmak istediğimiz” birisi var ya; Gizem Girişmen işte o kişilerden biri. Sorulara da müthiş cevaplar verdi. Lafı daha fazla uzatmadan buyrunuz diyorum ve sizi röportajı okumaya davet ediyorum.

Şampiyonla Röportaj
Şampiyonla Röportaj

Öncelikle bu röportajı okuyacak herkesi paralimpik sporlar hakkında, Paralimpik Oyunlar hakkında aydınlatacak bir soru sormak istiyorum. Paralimpik oyunları tam olarak, sokaktaki insanın, spor izleyicisinin anlayacağı şekilde nedir?

Paralimpik Oyunlar, engelli sporcuların katıldığı olimpiyat oyunlarıdır. Olimpiyat oyunlarının kapanışının ardından yaklaşık 2 hafta sonra aynı tesislerde başlayan ve 5 kıtanın en üst düzey sporcularının yarıştığı, sporcuların oyunlara katılabilmek için bazı dereceleri geçmeleri gereken en prestijli spor organizasyonlarından biridir.

Olimpiyatlar ve Paralimpik Oyunları bu sene Brezilya’nın Rio şehrinde düzenlenecek. Türkiye, Paralimpik Oyunları’na hangi branşlarda kaç sporcu ile katılıyor?

Paralimpik Oyunlarda 76 sporcu ile yarışacağız. Branşlar arasındaki dağılıma gelirsek; Goalball erkek ve kadın takımımızda 12 sporcumuz var. B1 Futbol yani görme engelli sporcularımızın katıldığı futbolda 8 sporcu artı 2 kalecimiz var. Judoda 4, atıcılıkta 8, halterde 3, masa tenisinde 9, okçulukta 7, yüzmede 2, atletizmde 10, tekerlekli sandalye tenisinde 1 sporcu ile Rio’da Paralimpik Oyunlarında olacağız. Tabii ki 12 kişiden oluşan tekerlekli sandalye basketbol takımımızı da unutmamak gerek.

Türkiye’yi Paralimpik Oyunları’na sporcu gönderen diğer ülkelerle kıyasladığınız zaman ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Seviye olarak yarışmacı olan diğer ülkelerle Türkiye’yi kıyasladığınızda neler söylersiniz?

76 sporcu ile Paralimpik Oyunlarda olmak iyi bir başarı ancak engelli nüfusumuzu göz önünde bulundurursak çok daha iyi bir sayıya ulaşmamız gerekir diye düşünüyorum. Ülkemizi Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda birçoğundan daha fazla sporcu ile Rio’da olacağız ama nüfusa oranla kıyaslama yaptığımızda potansiyelimizi tam değerlendiremiyoruz bence. Öte yandan birçok ülkenin engelli sporu adına II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaptığı atılımı, biz Türkiye olarak çok yeni geçekleştirdik. Türkiye Milli Paralimpik Komitesi'nin resmi kuruluş tarihinin 2002 yılı olmasından hareketle kısa zamanda iyi bir atılım gerçekleştirdik diyebiliriz ama daha iyisini yapabiliriz. Önemli olan mevcut durumu iyi analiz edip nerede olduğumuzu anlamak ve nereye ulaşmak istediğimizle ilgili çalışmalar yapmak.

Bu açıdan “her şey bir hedefle başlar” diyen Michael Phelps’i örnek alabiliriz.

Öncelikle bu röportajı okuyacak herkesi paralimpik sporlar hakkında, Paralimpik Oyunlar hakkında aydınlatacak bir soru sormak istiyorum. Paralimpik oyunları tam olarak, sokaktaki insanın, spor izleyicisinin anlayacağı şekilde nedir?

Paralimpik Oyunlar, engelli sporcuların katıldığı olimpiyat oyunlarıdır. Olimpiyat oyunlarının kapanışının ardından yaklaşık 2 hafta sonra aynı tesislerde başlayan ve 5 kıtanın en üst düzey sporcularının yarıştığı, sporcuların oyunlara katılabilmek için bazı dereceleri geçmeleri gereken en prestijli spor organizasyonlarından biridir.

Olimpiyatlar ve Paralimpik Oyunları bu sene Brezilya’nın Rio şehrinde düzenlenecek. Türkiye, Paralimpik Oyunları’na hangi branşlarda kaç sporcu ile katılıyor?

Paralimpik Oyunlarda 76 sporcu ile yarışacağız. Branşlar arasındaki dağılıma gelirsek; Goalball erkek ve kadın takımımızda 12 sporcumuz var. B1 Futbol yani görme engelli sporcularımızın katıldığı futbolda 8 sporcu artı 2 kalecimiz var. Judoda 4, atıcılıkta 8, halterde 3, masa tenisinde 9, okçulukta 7, yüzmede 2, atletizmde 10, tekerlekli sandalye tenisinde 1 sporcu ile Rio’da Paralimpik Oyunlarında olacağız. Tabii ki 12 kişiden oluşan tekerlekli sandalye basketbol takımımızı da unutmamak gerek.

Türkiye’yi Paralimpik Oyunları’na sporcu gönderen diğer ülkelerle kıyasladığınız zaman ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Seviye olarak yarışmacı olan diğer ülkelerle Türkiye’yi kıyasladığınızda neler söylersiniz?

76 sporcu ile Paralimpik Oyunlarda olmak iyi bir başarı ancak engelli nüfusumuzu göz önünde bulundurursak çok daha iyi bir sayıya ulaşmamız gerekir diye düşünüyorum. Ülkemizi Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda birçoğundan daha fazla sporcu ile Rio’da olacağız ama nüfusa oranla kıyaslama yaptığımızda potansiyelimizi tam değerlendiremiyoruz bence. Öte yandan birçok ülkenin engelli sporu adına II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaptığı atılımı, biz Türkiye olarak çok yeni geçekleştirdik. Türkiye Milli Paralimpik Komitesi'nin resmi kuruluş tarihinin 2002 yılı olmasından hareketle kısa zamanda iyi bir atılım gerçekleştirdik diyebiliriz ama daha iyisini yapabiliriz. Önemli olan mevcut durumu iyi analiz edip nerede olduğumuzu anlamak ve nereye ulaşmak istediğimizle ilgili çalışmalar yapmak.

Bu açıdan “her şey bir hedefle başlar” diyen Michael Phelps’i örnek alabiliriz.

Şampiyonla Röportaj
Şampiyonla Röportaj

Sporla ilgilenmek isteyen engelli gençler nasıl bir yol takip etmeli? Bu süreçte karşılaştıkları zorluklara karşı Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’nin ya da sponsor markaların desteğinden söz edebilir misiniz?

Bence bireyin kendini tanıması yönleneceği spor için önemli. Mesela okçuluk bireysel bir spor ve yüksek konsantrasyon yeteneği gerektiriyor. Benim bu sporda mutlu ve başarılı olmam kişisel özelliklerimle de ilgili. Dolayısıyla önce yapmak istediğiniz spor ne kadar size uyuyor, bunu değerlendirmek gerek. Sponsor konusuna gelirsek, ülkemizde en eksik olduğumuz noktalardan biri bu. Ne yazık ki maddi imkansızlıklar da birçok yetenekli sporcunun önünde engel olarak duruyor. Ülke olarak bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmalıyız. Ama kendi tecrübelerimden söyleyebilirim ki, bir sorun varsa mutlaka bir çözümü de vardır. 2006 yılında kulübümü değiştirdiğimde, bir süre antrenörsüz ve çalışabileceğim antrenman sahası olmaksızın tek başıma kaldım. Zor bir süreçti, bu dönemde apartmanımızın garajında 15 metreye hedef koyarak antrenman yaptım. Bazen yokluklar insana daha fazla hırs ve başarılı olma gücü sağlıyor. Önemli olan kendinize inanmanız ve vazgeçmemeniz.

Sporla ilgilenmek isteyen engelli gençler nasıl bir yol takip etmeli? Bu süreçte karşılaştıkları zorluklara karşı Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’nin ya da sponsor markaların desteğinden söz edebilir misiniz?

Bence bireyin kendini tanıması yönleneceği spor için önemli. Mesela okçuluk bireysel bir spor ve yüksek konsantrasyon yeteneği gerektiriyor. Benim bu sporda mutlu ve başarılı olmam kişisel özelliklerimle de ilgili. Dolayısıyla önce yapmak istediğiniz spor ne kadar size uyuyor, bunu değerlendirmek gerek. Sponsor konusuna gelirsek, ülkemizde en eksik olduğumuz noktalardan biri bu. Ne yazık ki maddi imkansızlıklar da birçok yetenekli sporcunun önünde engel olarak duruyor. Ülke olarak bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmalıyız. Ama kendi tecrübelerimden söyleyebilirim ki, bir sorun varsa mutlaka bir çözümü de vardır. 2006 yılında kulübümü değiştirdiğimde, bir süre antrenörsüz ve çalışabileceğim antrenman sahası olmaksızın tek başıma kaldım. Zor bir süreçti, bu dönemde apartmanımızın garajında 15 metreye hedef koyarak antrenman yaptım. Bazen yokluklar insana daha fazla hırs ve başarılı olma gücü sağlıyor. Önemli olan kendinize inanmanız ve vazgeçmemeniz.

Şampiyonla Röportaj
Şampiyonla Röportaj

Milli Paralimpik Komitesi’nin web sitesine girdiğimizde, okullarda Paralimpik spor ile ilgili bazı çalışmalar yapıldığını, bazı projelerin adımının atıldığını görüyoruz. Bu sporların gelişmesinde, insanların bu sporlarla ilgili bilinçlenmesi hedefiyle planlanan başka projeler mevcut mu?

Bahsettiğiniz proje “Paralimpik Okul Günleri” projesi ve benim çok önemsediğim projelerden biri. Öğrencilere paralimpik spor branşlarını tanıtmayı amaçlayan, farklılıklara ötekileştirmeden saygı duymayı gösteren bir proje. Engellilerin uzaydan gelen insanlar olmadığını, engelliliğin sadece hayatta var olan birçok farklı deneyimden biri olduğunu spor aracılığıyla anlatan bir proje, bu sebeple çok önemli. Ben de paralimpik okul günleri kapsamında gençlerle, çocuklarla birkaç kez sohbet etme fırsatı buldum. Yaş grubuna göre öğrencilerin sorduğu sorular oldukça değişkenlik gösteriyor, mesela daha büyük öğrenciler spora, sportif perfromansa odaklanırken, küçükler "Nasıl kaza geçirdin?", "Pantolonunu nasıl giyiyorsun?" gibi sorular soruyor. :) Önemli olan sporun gücü ile zihinlerdeki tabuları da yıkmak. Bu projenin yanı sıra uluslararası platformda yürütülen, womentoring gibi kadınların yönetimde ve olimpik/paralimpik hareket içinde daha etkin rol almalarını amaçlayan projeler mevcut ve Türkiye Milli Paralimpik Komitesi bu projelere destek veriyor. Ben mentör olarak, tekerlekli sandalye tenisçimiz Büşra Ün de katılımcı olarak bu projede yer aldı. Sporcu kariyer programı gibi projeler de uluslararası arenada uygulanıyor, önümüzdeki süreçte Türkiye’de de bu projeleri hayata geçirmeliyiz.

Paralimpik sporların geniş kitlelerce bilinmesi için nasıl projeler geliştiriliyor ya da geliştirilmeli?

Elbette Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’ne bu açıdan çok önemli görevler düşüyor ama televizyonlarda da her akşam spor programlarının olduğunu görüyoruz. Bu programlarda paralimpik branşlara, sporculara ve amatör branşlara da yer verilmeli. İngiltere 2012 Londra’dan önce planlı bir şekilde tüm halkını paralimpik branşlar ve sporcuları konusunda eğitti. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok, insan bildiği şeyi izlemekten keyif alır. Spor kültürünü yaygınlaştırabilmemiz için, izlediği branşın ne olduğunu bilen ve nasıl izlemesi gerektiğini bilen sporseverler için medyaya önemli görevler düşüyor. Yani dünya şampiyonu olan sporcularınızı gazetelerin küçücük bir yerinde haber yapmakla spor kültürünü yaygınlaştıramazsınız. Herkes işini iyi yaparsa adı geçen, söz sahibi bir ülke olabiliriz. Buna sporcu, antrenör, yöneticiler medya da dahil.

Türkiye’de genel olarak bir “spor kültürü” bilincinin oluşması olimpik sporları nasıl etkiler?

Tabanda ne kadar yaygın bir spor kültürü oluşursa, performans sporlarında da o kadar başarılı oluruz. 10 kişi arasından milli takıma sporcu seçmek var, milyonlar arasından seçmek var. Kaldı ki, sporun temsil ettiği değerler toplum tarafından içselleştirildiğinde kesinlikle daha güzel bir dünyada yaşayacağız.

Sizin okçuluğa olan ilginiz ve bu branşta ülkemizi temsil etmeye başlama hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Aslında benim okçulukla tanışmam biraz tesadüf oldu. Geçirdiğim trafik kazasından önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle ara verdim. Bilkent Üniversitesi'nden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. İlk attığım ok da karavanaydı, yani hedefi tutturamadım. Belki de bu başarısız başlangıç beni kendine çekti. Bir çeşit meydan okuma gibi algılamış olabilirim, bilmiyorum. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım ve 2005 yılında İtalya’da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonası'nda ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonası'nda Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Pekin Paralimpik Oyunları'na katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı'mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Şimdi hem Dünya (2009) hem de Paralimpik Oyunlar Şampiyonuyum. 2007-2010 yılları arasında IPC Dünya sıralamasında birinciydim ve 2009 Ağustos ayında Uluslararası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu seçildim. Türk Spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus 2010 Dünya Spor Ödülleri'nde “Yılın Engelli Sporcusu Adayı” oldum. Bunu Avrupa Paralimpik Komite yönetim kurulu üyeliği ve 2012 Londra Paralimpik Oyunları sırasında sporcu oylarıyla seçildiğim Uluslararası Paralimpik Komite Sporcu Konseyi üyeliği izledi. Aslında her şeyden önce sporun ruhuna aşık olduğumu söyleyebilirim. Spor yapmak, çok ciddi bir yaşam enerjisi ve motivasyon sağlıyor insana. Okçuluğa gelirsek; bir kere zihninizde ne varsa hedefte de zihninizin yansımasını gördüğünüz bir spor okçuluk... Dolayısıyla denge çok önemli tıpkı yaşamdaki denge gibi, yaşamdan aldıklarınızla verdikleriniz bir dengede olmalı. Sanırım beni en çok bu çekti okçulukta...

Milli Paralimpik Komitesi’nin web sitesine girdiğimizde, okullarda Paralimpik spor ile ilgili bazı çalışmalar yapıldığını, bazı projelerin adımının atıldığını görüyoruz. Bu sporların gelişmesinde, insanların bu sporlarla ilgili bilinçlenmesi hedefiyle planlanan başka projeler mevcut mu?

Bahsettiğiniz proje “Paralimpik Okul Günleri” projesi ve benim çok önemsediğim projelerden biri. Öğrencilere paralimpik spor branşlarını tanıtmayı amaçlayan, farklılıklara ötekileştirmeden saygı duymayı gösteren bir proje. Engellilerin uzaydan gelen insanlar olmadığını, engelliliğin sadece hayatta var olan birçok farklı deneyimden biri olduğunu spor aracılığıyla anlatan bir proje, bu sebeple çok önemli. Ben de paralimpik okul günleri kapsamında gençlerle, çocuklarla birkaç kez sohbet etme fırsatı buldum. Yaş grubuna göre öğrencilerin sorduğu sorular oldukça değişkenlik gösteriyor, mesela daha büyük öğrenciler spora, sportif perfromansa odaklanırken, küçükler "Nasıl kaza geçirdin?", "Pantolonunu nasıl giyiyorsun?" gibi sorular soruyor. :) Önemli olan sporun gücü ile zihinlerdeki tabuları da yıkmak. Bu projenin yanı sıra uluslararası platformda yürütülen, womentoring gibi kadınların yönetimde ve olimpik/paralimpik hareket içinde daha etkin rol almalarını amaçlayan projeler mevcut ve Türkiye Milli Paralimpik Komitesi bu projelere destek veriyor. Ben mentör olarak, tekerlekli sandalye tenisçimiz Büşra Ün de katılımcı olarak bu projede yer aldı. Sporcu kariyer programı gibi projeler de uluslararası arenada uygulanıyor, önümüzdeki süreçte Türkiye’de de bu projeleri hayata geçirmeliyiz.

Paralimpik sporların geniş kitlelerce bilinmesi için nasıl projeler geliştiriliyor ya da geliştirilmeli?

Elbette Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’ne bu açıdan çok önemli görevler düşüyor ama televizyonlarda da her akşam spor programlarının olduğunu görüyoruz. Bu programlarda paralimpik branşlara, sporculara ve amatör branşlara da yer verilmeli. İngiltere 2012 Londra’dan önce planlı bir şekilde tüm halkını paralimpik branşlar ve sporcuları konusunda eğitti. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok, insan bildiği şeyi izlemekten keyif alır. Spor kültürünü yaygınlaştırabilmemiz için, izlediği branşın ne olduğunu bilen ve nasıl izlemesi gerektiğini bilen sporseverler için medyaya önemli görevler düşüyor. Yani dünya şampiyonu olan sporcularınızı gazetelerin küçücük bir yerinde haber yapmakla spor kültürünü yaygınlaştıramazsınız. Herkes işini iyi yaparsa adı geçen, söz sahibi bir ülke olabiliriz. Buna sporcu, antrenör, yöneticiler medya da dahil.

Türkiye’de genel olarak bir “spor kültürü” bilincinin oluşması olimpik sporları nasıl etkiler?

Tabanda ne kadar yaygın bir spor kültürü oluşursa, performans sporlarında da o kadar başarılı oluruz. 10 kişi arasından milli takıma sporcu seçmek var, milyonlar arasından seçmek var. Kaldı ki, sporun temsil ettiği değerler toplum tarafından içselleştirildiğinde kesinlikle daha güzel bir dünyada yaşayacağız.

Sizin okçuluğa olan ilginiz ve bu branşta ülkemizi temsil etmeye başlama hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Aslında benim okçulukla tanışmam biraz tesadüf oldu. Geçirdiğim trafik kazasından önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle ara verdim. Bilkent Üniversitesi'nden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. İlk attığım ok da karavanaydı, yani hedefi tutturamadım. Belki de bu başarısız başlangıç beni kendine çekti. Bir çeşit meydan okuma gibi algılamış olabilirim, bilmiyorum. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım ve 2005 yılında İtalya’da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonası'nda ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonası'nda Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Pekin Paralimpik Oyunları'na katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı'mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Şimdi hem Dünya (2009) hem de Paralimpik Oyunlar Şampiyonuyum. 2007-2010 yılları arasında IPC Dünya sıralamasında birinciydim ve 2009 Ağustos ayında Uluslararası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu seçildim. Türk Spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus 2010 Dünya Spor Ödülleri'nde “Yılın Engelli Sporcusu Adayı” oldum. Bunu Avrupa Paralimpik Komite yönetim kurulu üyeliği ve 2012 Londra Paralimpik Oyunları sırasında sporcu oylarıyla seçildiğim Uluslararası Paralimpik Komite Sporcu Konseyi üyeliği izledi. Aslında her şeyden önce sporun ruhuna aşık olduğumu söyleyebilirim. Spor yapmak, çok ciddi bir yaşam enerjisi ve motivasyon sağlıyor insana. Okçuluğa gelirsek; bir kere zihninizde ne varsa hedefte de zihninizin yansımasını gördüğünüz bir spor okçuluk... Dolayısıyla denge çok önemli tıpkı yaşamdaki denge gibi, yaşamdan aldıklarınızla verdikleriniz bir dengede olmalı. Sanırım beni en çok bu çekti okçulukta...

Uluslararası organizasyonlarda ülkenizi temsil etmek nasıl bir duygu?

Tarif etmesi gerçekten çok güç duygular. Sadece kendiniz için değil, sizinle kalbi atan milyonlarca insan için bir şeyleri başarmayı istemek, ulus olmanın en güzel yansıması ve tarifi. Hem şampiyonluklarımda hem de 2012 Londra’nın açılışında bayrağımızı taşırken ülkemdeki tüm vatandaşlarımızın kalbinin benimle olduğunu bilmek inanılmaz bir güç veriyor insana. İşte o zaman bu başarılara giden süreç ne kadar zor olursa olsun, iyi ki vazgeçmemişim diyorsunuz. Sporcu olarak hissettiklerimizi özel kılan, ortak payda da bütünlük içinde mutluluğu ülkenizle paylaşıyor olmamız...

Ülkemizde paralimpik sporcuların karşılaştıkları sıkıntılar neler?

Erişilebilir spor tesisleri, engelli spor branşlarında donanımlı, yetkin antrenör ve teknik ekip, sponsorluk, paralimpik spor branşlarına engellilerin kendi arasında oynadığı oyun gözüyle bakılması ilk aklıma gelen sorunlar. Ayrıca beden eğitimi öğretmeni yetiştiren fakültelerin müfredatlarında zorunlu ders olarak engelli bireyler için fiziksel aktivite derslerinin olmaması da yine birçok engelli bireyin spor yapmasının önünde büyük engel oluşturuyor.

Beden eğitimi derslerinde engelli olduğu için bir kenarda oturan ve dönem ödevi gibi ödevler hazırlayan öğrencilerimizin arasında belki geleceğin paralimpik şampiyonları var. Keşfedemediğimiz, ulaşamadığımız birçok değer en büyük kaybımız.

Son olarak ülkemizi Rio’da temsil eden ve hepimizi gururlandıran Mete Gazoz’la ilgili fikrinizi sormak isterim. Mete Gazoz, 17 yaşında ülkemizi olimpiyatlarda temsil etti. Ve elbette müsabakalarda kazanmak olduğu gibi kaybetmek de var; fakat sonraki süreçte Mete Gazoz’un sosyal medyada hem sahiplenildiğini hem de kendisine alaycı bir tavırla yaklaşıldığını gördük. Bir sporcunun uluslararası organizasyonlara katılma hakkını elde edene kadar nasıl süreçlerden geçtiğini size sormak isterim. Sahi, Mete Gazoz ve diğer tüm sporcular ismini bizlere duyurana kadar nasıl bir süreçten geçiyor?

Olimpiyat ve Paralimpik Oyunlar gibi en üst düzey spor organizasyonlarında yer almak gerçekten çok zorlu çalışma programları gerektiriyor. Mesela ben günde 7 saat antrenman yapıyordum. Mete’nin de çalışma programının benimkinden farklı olduğunu düşünmüyorum. Ne olimpiyatlara katılmak, ne de başarı kimseye altın tepside sunulmuyor. Her şey bir disiplin, fedakarlık sonucu oluyor. Mete Gazoz gibi genç sporcularımız olduğu için çok şanslıyız. Eleştirmek, yermek çok kolay ve nedense hep eleştirenler sporla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar oluyor. Başarının arkasındaki zorlu süreçlerden bihaber insanlar. 17 yaşında o arenada, o rüzgarda Mete’nin attığı okları atmak yürek ve ülke sevgisi ister. Bence eleştirenler önce kendilerine dönüp baksınlar, onlar ülkeleri ve kendileri için ne yapmışlar bu hayatta, onu sorgulasınlar. Her spor branşının kendine özgü olimpiyatlara katılım koşulları ve çalışma programı var. Ortak nokta ise disiplinle, saatlerce antrenman yapmak, hayatınızdan fedakarlık göstermek ve vazgeçmemek.

Spor dünyasının içinde olan biri olarak, ülkemizin Rio’daki performansının genel olarak nasıl bir sonuç doğuracağını düşünüyorsunuz?

Bundan sonrası için nereden başlamamız gerektiği, hangi noktalarda eksiklerimiz olduğunu görmek için önemli veriler sağlayacağını düşünüyorum. Bazen yeterince iyi performans gösterememek, bir sonraki adımı daha sağlam planlamak için kazandığınız durumdan daha iyi motivasyon sağlar. Rio’daki performansımızı Türkiye’de spor kültürünü daha iyi yaygınlaştırmak ve 2020 Tokyo’da daha başarılı olmak için iyi analiz etmeliyiz. Çünkü başarı hiçbir zaman tesadüf değildir.

Son olarak, spor dünyasına dair söylemek istediğiniz bir şey, vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Spor insana hedef koymayı, vazgeçmemeyi öğretir. Kısaca tüm zorluklar karşısında ayaklarınızın üzerinde durmayı ve kaçmak yerine çözüm üretmeyi öğretir. Bu sebeple ailelere önereceğim şey; mutlaka çocukları ile birlikte spor yapsınlar. Çocuklarının daha yetkin bireyler olduğunu görecekler...

Samimi ve öğretici cevapları için Gizem Girişmen’e teşekkür ediyoruz. Onun gibi azimli, başarılı ve doğru örneklerin daha fazla ön planda olduğu bir ülkede yaşamak ne güzel olurdu!

Uluslararası organizasyonlarda ülkenizi temsil etmek nasıl bir duygu?

Tarif etmesi gerçekten çok güç duygular. Sadece kendiniz için değil, sizinle kalbi atan milyonlarca insan için bir şeyleri başarmayı istemek, ulus olmanın en güzel yansıması ve tarifi. Hem şampiyonluklarımda hem de 2012 Londra’nın açılışında bayrağımızı taşırken ülkemdeki tüm vatandaşlarımızın kalbinin benimle olduğunu bilmek inanılmaz bir güç veriyor insana. İşte o zaman bu başarılara giden süreç ne kadar zor olursa olsun, iyi ki vazgeçmemişim diyorsunuz. Sporcu olarak hissettiklerimizi özel kılan, ortak payda da bütünlük içinde mutluluğu ülkenizle paylaşıyor olmamız...

Ülkemizde paralimpik sporcuların karşılaştıkları sıkıntılar neler?

Erişilebilir spor tesisleri, engelli spor branşlarında donanımlı, yetkin antrenör ve teknik ekip, sponsorluk, paralimpik spor branşlarına engellilerin kendi arasında oynadığı oyun gözüyle bakılması ilk aklıma gelen sorunlar. Ayrıca beden eğitimi öğretmeni yetiştiren fakültelerin müfredatlarında zorunlu ders olarak engelli bireyler için fiziksel aktivite derslerinin olmaması da yine birçok engelli bireyin spor yapmasının önünde büyük engel oluşturuyor.

Beden eğitimi derslerinde engelli olduğu için bir kenarda oturan ve dönem ödevi gibi ödevler hazırlayan öğrencilerimizin arasında belki geleceğin paralimpik şampiyonları var. Keşfedemediğimiz, ulaşamadığımız birçok değer en büyük kaybımız.

Son olarak ülkemizi Rio’da temsil eden ve hepimizi gururlandıran Mete Gazoz’la ilgili fikrinizi sormak isterim. Mete Gazoz, 17 yaşında ülkemizi olimpiyatlarda temsil etti. Ve elbette müsabakalarda kazanmak olduğu gibi kaybetmek de var; fakat sonraki süreçte Mete Gazoz’un sosyal medyada hem sahiplenildiğini hem de kendisine alaycı bir tavırla yaklaşıldığını gördük. Bir sporcunun uluslararası organizasyonlara katılma hakkını elde edene kadar nasıl süreçlerden geçtiğini size sormak isterim. Sahi, Mete Gazoz ve diğer tüm sporcular ismini bizlere duyurana kadar nasıl bir süreçten geçiyor?

Olimpiyat ve Paralimpik Oyunlar gibi en üst düzey spor organizasyonlarında yer almak gerçekten çok zorlu çalışma programları gerektiriyor. Mesela ben günde 7 saat antrenman yapıyordum. Mete’nin de çalışma programının benimkinden farklı olduğunu düşünmüyorum. Ne olimpiyatlara katılmak, ne de başarı kimseye altın tepside sunulmuyor. Her şey bir disiplin, fedakarlık sonucu oluyor. Mete Gazoz gibi genç sporcularımız olduğu için çok şanslıyız. Eleştirmek, yermek çok kolay ve nedense hep eleştirenler sporla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar oluyor. Başarının arkasındaki zorlu süreçlerden bihaber insanlar. 17 yaşında o arenada, o rüzgarda Mete’nin attığı okları atmak yürek ve ülke sevgisi ister. Bence eleştirenler önce kendilerine dönüp baksınlar, onlar ülkeleri ve kendileri için ne yapmışlar bu hayatta, onu sorgulasınlar. Her spor branşının kendine özgü olimpiyatlara katılım koşulları ve çalışma programı var. Ortak nokta ise disiplinle, saatlerce antrenman yapmak, hayatınızdan fedakarlık göstermek ve vazgeçmemek.

Spor dünyasının içinde olan biri olarak, ülkemizin Rio’daki performansının genel olarak nasıl bir sonuç doğuracağını düşünüyorsunuz?

Bundan sonrası için nereden başlamamız gerektiği, hangi noktalarda eksiklerimiz olduğunu görmek için önemli veriler sağlayacağını düşünüyorum. Bazen yeterince iyi performans gösterememek, bir sonraki adımı daha sağlam planlamak için kazandığınız durumdan daha iyi motivasyon sağlar. Rio’daki performansımızı Türkiye’de spor kültürünü daha iyi yaygınlaştırmak ve 2020 Tokyo’da daha başarılı olmak için iyi analiz etmeliyiz. Çünkü başarı hiçbir zaman tesadüf değildir.

Son olarak, spor dünyasına dair söylemek istediğiniz bir şey, vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Spor insana hedef koymayı, vazgeçmemeyi öğretir. Kısaca tüm zorluklar karşısında ayaklarınızın üzerinde durmayı ve kaçmak yerine çözüm üretmeyi öğretir. Bu sebeple ailelere önereceğim şey; mutlaka çocukları ile birlikte spor yapsınlar. Çocuklarının daha yetkin bireyler olduğunu görecekler...

Samimi ve öğretici cevapları için Gizem Girişmen’e teşekkür ediyoruz. Onun gibi azimli, başarılı ve doğru örneklerin daha fazla ön planda olduğu bir ülkede yaşamak ne güzel olurdu!

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.