Rusya'nın Yaklaşan ABD Seçimlerine Etkisi

Oğuzcan Kervancı 01.10.2016

Özellikle dünyada güçlü bir konuma sahip olan ülkeler başka ülkelere kendi çıkarları yüzünden müdahale etmeyi severler. Kasımda gerçekleşecek ABD seçimlerinde dahi bunu görmek mümkün.

ABD’de başkanlık seçiminin yapılmasına yalnızca bir ay kaldı. Bu seçim bilindiği üzere Cumhuriyetçi Parti’den Donald Trump ve Demokrat Parti’den Hillary Clinton’ı karşı karşıya getiriyor. Ülkelerdeki bu tarz önemli süreçler - ABD söz konusu olsa bile - genellikle dış güçlerin etkisi altında kalır. Çünkü her ülke kendi çıkarına uygun kişiler ve fikirlerle çalışmak ister. Dünyanın süper güçlerinden ABD geçtiğimiz haftalarda bahsettiğimiz bu durumla karşı karşıya kaldı. Tahmin edin hangi ülkenin ABD seçimlerine etki ettiği tartışılıyor? Çok zor olmasa gerek: Rusya!

Rusya'nın diğer ülkelere etkisi

Öncelikle Rusya'nın ABD harici diğer ülkelere yaptığı etkilerden bahsedelim. Çünkü Rusya’nın bu manipülasyon tartışmalarının başını çekmesindeki önemli sebeplerden biri, Putin’in aktif olarak Avrupa Birliği ve NATO olmak üzere Batı’yı pek çok yönden zayıflatma çabasında bulunması. Ne gibi mi?

  • Almanya’da Şansölye Merkel istihbarat ajanlarına kendi ülkesinin istikrarının bozulması ve zayıflatılması konusunda Kremlin’den yönetilen olası bir çalışma olup olmadığını araştırmalarını söyledi. Bu araştırmanın da özellikle medya manipülasyonuna odaklanılması gerektiğini belirtti.
  • Macaristan’daki bir enstitü olan Political Capital, Kremlin’in Avrupa’daki aşırı sağ partilerle öne sürülen ilişkilerinin izini sürüyor. Yaptıkları araştırmada, Moskova’nın Fransa’daki mülteci ve AB karşıtı aşırı sağ Ulusal Parti’ye güçlü desteğini fark ettiklerini söylediler. Aynı zamanda Kremlin’in Macaristan, Slovakya ve Yunanistan’da da politik dengeyi değiştirmeye çalıştığına dair kanıtlar bulduklarını belirttiler. Örneğin, Macaristan’daki güçlü Jobbik partisi şu anki Rusya rejiminin çıkarlarına uygun ve sorgusuz sualsiz hareket edeceklerini belirtmişler.
  • Ukrayna Batı’ya doğru yönelmeye başladığında Rusya onları önce uyarmıştı ve ardından göz dağı vermişti. Sonrası malum, Rusya ülkenin bir kısmını istila etmişti. Bu olay sonucunda Kırım Yarımadası Rus toprakları altına girdi ve Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçı savaşlara neden oldu. Rusya’nın burada yaptıkları daha önceki Sovyet devletlerinin Moskova’yı üzmeleri sonucunda neler olabileceğine karşı bir uyarı niteliğinde de oldu.

Rusya dünyada siyasi etkinlikleri etkisi altına almaya çalışan ve siber saldırılar düzenleyen tek ülke değil. ABD’nin benimsediği “dünya görüşleri” doğrultusunda kurduğu en gelişmiş siber savaş altyapısına sahip olduğunu biliyoruz.

Siyaset bilimcisi Dov Levin’in yaptığı bir araştırmaya göre ABD ve Rusya 1946 ve 2000 yılları arasında üçüncü dünya ülkelerine 117 kez müdahalede bulunmuş. Bu müdahalelerin sebebi, kendi ülke çıkarlarını korumak ve kendilerine oluşturulacak potansiyel risklerin kaybolmasını sağlamaktı. Levin aynı zamanda böyle bir müdahalenin seçim sonuçlarına %3 oranında etki edebileceğini belirtmiş. Böyle bir rakamın başabaş giden seçimlerde (Batı Almanya 1972, İsrail 1992 gibi) çok büyük etkisi olacağını da söylemiş olalım.

Gelelim günümüze...

Rusya tarafından tutulduğu ileri sürülen hacker'lar Demokratik Ulusal Komite’nin (DNC) bilgisayarlarına geçtiğimiz haftalarda saldırmıştı ve e-postalar WikiLeaks tarafından açığa çıkarılmıştı. Bu saldırıyı bir video oyunu gibi düşünmek çok doğru değil. Bu saldırıyı yapanlar tam olarak ne yaptıklarını biliyorlardı. Zamanlamaya baktığımız zaman Donald Trump’ın seçim kampanyasından hemen sonra gerçekleştirilen saldırı, bir hafta sonra gerçekleşecek Hillary Clinton’ın seçim kampanyasını adeta söndürdü. Daha önce de Hillary Clinton’ın ABD Dışişleri Bakanı olduğu dönemde kişisel e-posta hesabı üzerinden devlete ait gizli bilgiler içeren yazışmalar yaptığı ortaya çıkmıştı.

Fox News’e konuşan Demokrat başkan adayı Clinton, “Rus istihbarat servislerinin DNC’yi hack'lediğini ve birçok e-postanın yayınlanmasını ayarladıklarını biliyoruz. Ve biliyoruz ki, Donald Trump Putin’e arka çıkmak ve desteklemek için çok tedirgin edici bir çaba gösteriyor” dedi.

Teksaslı Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn de, “Oylama sistemini hedef alan siber saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutmanın mantık dışı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Rusya geçmişte de Amerika'ya siber saldırılar düzenledi. Ulusal güvenlik uzmanlarımız da bunu biliyor. Yani şimdi yaşananlar beni şaşırtmıyor” diyerek, Rusya'nın siber saldırılarının arkasında bulunduğu iddialarını destekliyor.

"Rusya veya başka bir ülke ya da bir kişi Hillary Clinton'un illegal olarak silinen 30.000 mailine sahipse FBI ile paylaşmalı!" tweet'ini atan Trump da bu skandala destek çıktı. Trump sürekli Putin’in işine gelen açıklamalar yapıyor. Rus devlet başkanı Putin de açıkça Trump’ı destekliyor.

Putin neden ABD seçimlerine müdahale etmek istesin?

Rusya'nın tartışmalı seçim ortamını daha da kışkırtması için pek çok sebep var. Bunlardan üçünü toparlayalım.

  1. Putin, ABD'nin önce kendisine bunu yaptığını düşünüyor.

    Putin, üçüncü döneminde tekrar aday olmaya karar verdiğinde ilk olarak ABD'nin Rus siyasetine karışmaya başladığını söylüyor. 2011-12'de Rus göstericiler sokaklara dökülerek parlementer seçimi ve Putin'in karşısındaki rakiplerin eksikliğini protesto ettiler. Putin ve çevresi bu olayda ABD'yi suçladı. Hatta dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın bizzat gösterileri teşvik ettiği veya direkt olarak finansman sağladığını öne sürdü.

    Putin'in düşüncesine göre Batı, Rusya'yı sürekli alt etmeye çalıştı. Gelecek yıl Rusya Devrimi'nin 100. yılı ve bu yıl Sovyetler Birliği'nin yıkılışının 25. yılı olma özelliğini taşıyor. Rusya'nın bakış açısına göre Almanya Birinci Dünya Savaşı'nda ve ABD de Soğuk Savaş'ta yerel parçalanmaların ve zayıflıkların avantajını aldı. Böylece Rus Devleti'nin bir yüzyılda iki kez parçalanmasına sebep oldu. Dolayısıyla, Putin'in öncelikli amaçlarından biri Batı liderlerini geri çekerek böyle bir şeyin tekrar yaşanmasını engellemek.
  2. Putin KGB ajanı gibi düşüyor ve hareket ediyor.

    Rusya lideri olmadan önce Putin, Sovyet dönemi gizli istihbarat servisi KGB'de ajandı. Putin'in bu sebeple diğer dünya liderlerinden ayrıldığını söyleyebiliriz. Hem insanla hem de "bilgi"yle nasıl başa çıkacağını biliyor. Putin KGB döneminde insanların açıklarından nasıl yararlanabileceğini, sırlarını nasıl ortaya çıkarabileceğini ve bilgileri nasıl karşı tarafın aleyhine kullanabileceğini öğrendi. Putin aynı zamanda medyayı nasıl yönlendirebileceğini de biliyor. Başkanlığının ilk döneminde basını devlete hizmet için kullanılacak bir araç olarak tanımlamıştı. Kremlin internette kendi kendi blogger'larıyla içerikler oluşturdu. Pek çok halkla ilişkiler firmasıyla ilişkiler kurarak medya stratejisini geliştirdi.

    DNC konusuna dönecek olursak, belki de WikiLeaks'e dosyalar Rus istihbaratından verilmemiş olabilir. Ama yayınlanan e-postalara baktığımız zaman uluslararası medyanın en çok dikkatini çekecek ve ABD'ye en çok zararı verecek nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Yani bu operasyon çok titizce gerçekleşmişti. Yorum sizin.
  3. Putin zayıf bir ABD başkanlığı istiyor.

    Putin ve Rus yetkililer Clinton'a karşı olumsuz düşüncelere sahip olduklarını açıkça belirtmişlerdi. Putin, 2014'te Fransız televizyonuyla yaptığı röportajda Clinton'ın kendisine yönelttiği sözlere bir kadınla tartışmayı tercih etmeyeceğini söyleyerek, Clinton'ın açıklamalarında hiçbir zaman zarif olmadığını da belirtmişti.

    Bir diğer tarafta Putin Mart 2014'te Kırım ilhakından sonra ABD'nin Rusya'ya yaptığı yaptırımların kaldırılmasını istiyor. Hepsinden önemlisi Rusya 2018'de tekrar başkanlık seçimi yapacak ve Putin'in dördüncü dönemine doğru gitmesi bekleniyor. Kremlin 2011-12'deki gibi protestoların tekrarlanmasını istemiyor.

    Trump ve Putin’in arasındaki ikili iyi ilişkilerin apaçık ortada olduğunu söylemiştik. Trump aynı Kremlin’le çok daha derin ilişkiler inşa etmek istediğini ve hiçbir karşılık beklemeden Rusya’nın Kırım’ı topraklarına katmasını ve bütün yaptırımların kalkmasını destekleyeceğini söyledi. Bunun gibi sebepler hiç kuşkusuz Putin'in Trump'a arka çıkmasını destekler nitelikte.

Bütün bu gizli oyunları bir kenara bırakırsak, Putin hâlâ Clinton'ı iyi bir seçim olarak da düşünebilir. Clinton Putin'e karşı olabilir ama en azından dış politika ve Rusya hakkında tutarlı düşüncelere sahip. Trump'ın, kendisi de dahil olmak üzere, nasıl politikalar izleyeceği bilinmiyor. Tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu ABD başkanlık seçimleri 8 Kasım 2016'da sonuçlanacak. Merakla bekliyoruz.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.