Oturmaya mı Geldik?

Olgu Alibeygil 01.08.2016

Ritme tempo tutmak, salınmak, dans etmek doğamızın ayrılmaz bir parçası. Fakat insan bedenini binlerce yıldır değişik şekillerde kısıtlayan medeniyet bu parçayı bizden koparmış. Oysa dans etmenin faydaları saymakla bitmiyor.

York Üniversitesi tarafından 120 küçük çocuk üzerinde bir araştırma yapılmış. Yaşları beş aylıktan iki yaşa kadar değişen çocuklara Mozart, Polka, çocuk şarkıları ve salt ritm içeren müzik ve sesler dinletildiği anda bebekler ve çocuklar hemen hareket ve dans etmeye başlıyor. Özellikle ilk duyduğumuz ses olan annenin kalp atışına benzer vurmalı sesler, bebekleri ciddi şekilde ve hızla harekete geçiriyor. Yani bebekler ritm ve müziğe konuşmadan daha duyarlı ve daha hızlı yanıt veriyor.


Görsel: Flickr

York Üniversitesi tarafından 120 küçük çocuk üzerinde bir araştırma yapılmış. Yaşları beş aylıktan iki yaşa kadar değişen çocuklara Mozart, Polka, çocuk şarkıları ve salt ritm içeren müzik ve sesler dinletildiği anda bebekler ve çocuklar hemen hareket ve dans etmeye başlıyor. Özellikle ilk duyduğumuz ses olan annenin kalp atışına benzer vurmalı sesler, bebekleri ciddi şekilde ve hızla harekete geçiriyor. Yani bebekler ritm ve müziğe konuşmadan daha duyarlı ve daha hızlı yanıt veriyor.


Görsel: Flickr

Doğa, hayvanlar ve insan hücrelerinde hareket etmek kodlanmış durumda. Oysa bir ritmle birlikte bedeni özgürce hareket ettirmek, insanlar için binlerce yıldır sistematik bir şekilde bastırılmış. Belli kurallara, zamanlara, adımlara bağlanmış. Örneğin Hıristiyanlığın ilk yıllarında bir çeşit dini ritüel olan coşkulu özgür dans, M.S. 400’lü yıllardan başlayarak din adamları tarafından resmi geçit yürüyüşüne dönüştürülmüş. Kadınların saçlarını açık bırakmaları yasaklanmış. Çünkü kadınlar saçlarını salarsa dans etmeye başlayabilirmiş! Orta Çağ ile birlikte tamamen kilise dışına taşınan dansa ancak belli zamanlarda, belli şekillerde yapıldığı takdirde izin verilir olmuş. Aydınlanma ve modern çağlara gelindiğinde ise bu kısıtlamalar devam etmiş. Bazı psikologlar melankolinin, günümüzdeki adıyla depresyonun artış nedenlerinden birinin özgür hareket ve dansın kısıtlanması olduğunu savunuyorlar.

Doğa, hayvanlar ve insan hücrelerinde hareket etmek kodlanmış durumda. Oysa bir ritmle birlikte bedeni özgürce hareket ettirmek, insanlar için binlerce yıldır sistematik bir şekilde bastırılmış. Belli kurallara, zamanlara, adımlara bağlanmış. Örneğin Hıristiyanlığın ilk yıllarında bir çeşit dini ritüel olan coşkulu özgür dans, M.S. 400’lü yıllardan başlayarak din adamları tarafından resmi geçit yürüyüşüne dönüştürülmüş. Kadınların saçlarını açık bırakmaları yasaklanmış. Çünkü kadınlar saçlarını salarsa dans etmeye başlayabilirmiş! Orta Çağ ile birlikte tamamen kilise dışına taşınan dansa ancak belli zamanlarda, belli şekillerde yapıldığı takdirde izin verilir olmuş. Aydınlanma ve modern çağlara gelindiğinde ise bu kısıtlamalar devam etmiş. Bazı psikologlar melankolinin, günümüzdeki adıyla depresyonun artış nedenlerinden birinin özgür hareket ve dansın kısıtlanması olduğunu savunuyorlar.


Görsel: Wikimedia


Anadolu’da dans geleneğinin tarihinin ise iki bin yıldan daha eski olduğu biliniyor. Zeybeğinden semahına, halaydan horona çeşit çeşit halk dansı neyse ki günümüze kadar gelebilmiş. Kapı zili çalsa oynar bir havamız yok değildir ama yine de dans etmekten genellikle çekinir, düğünlerde kolumuzdan zorla piste çekilmeyi bekler, özellikle dans etmeye gitmez, evde müziği açıp bedenimizi pek çılgınca oynatmayız. Avrupa’da yaşanan dans kısıtlamaları bizi de kıskacına almış ne yazık ki. Fakat bakın bedeni ritme uydurup dans etmek insana neler sağlıyor...


Görsel: Wikimedia


Anadolu’da dans geleneğinin tarihinin ise iki bin yıldan daha eski olduğu biliniyor. Zeybeğinden semahına, halaydan horona çeşit çeşit halk dansı neyse ki günümüze kadar gelebilmiş. Kapı zili çalsa oynar bir havamız yok değildir ama yine de dans etmekten genellikle çekinir, düğünlerde kolumuzdan zorla piste çekilmeyi bekler, özellikle dans etmeye gitmez, evde müziği açıp bedenimizi pek çılgınca oynatmayız. Avrupa’da yaşanan dans kısıtlamaları bizi de kıskacına almış ne yazık ki. Fakat bakın bedeni ritme uydurup dans etmek insana neler sağlıyor...

Yaşlanmayı geciktiriyor. Hücrelere taşınan oksijen miktarını artıran dans, kalbe fayda sağlayarak ve akciğerlerin kapasitesini genişleterek yaşlanma sürecini yavaşlatıyor.

Kemik ve eklemleri güçlendiriyor. Kadınlarda osteoporoz riskini geciktiren dans eylemi, eklemleri de nemlendirerek koruyor.

Zayıflatıyor. Dans neşeli bir aktivite olduğu gibi metabolizmayı hızlandırarak kalori yakımını da hızlandırıyor.

Hafızayı güçlendiriyor. Zihni açık ve dikkatli tutuyor. Belli sayıları ve adımları olan dans hareketlerini akılda tutmaya çalışmak da hafıza güçlendirmek için birebir.

Mutlu ediyor. Bir süre dans ettikten sonra beyinde serotonin salgısı artıyor ve mutluluk çoğalıyor. Stres ve depresyon riski azalırken, kendine güven artıyor. Serotoninin bağışıklık sistemini de olumlu yönde etkilediği biliniyor.

Denge sağlıyor. Kasları ve eklemleri güçlendiren dans, kök gücü de artırarak değişik pozisyonlarda dengede durmayı sağlıyor. Refleksleri güçlendiriyor, merkezi sinir sistemini uyararak zihin-beden dengesini koruyor. Çeşitli çalışmalar dansın yaşlı bireylerde bile yürümeyi, dengeyi kolaylaştırdığını kanıtlamış. Dansın Parkinson hastalığını gerilettiği de söyleniyor.

Yaşlanmayı geciktiriyor. Hücrelere taşınan oksijen miktarını artıran dans, kalbe fayda sağlayarak ve akciğerlerin kapasitesini genişleterek yaşlanma sürecini yavaşlatıyor.

Kemik ve eklemleri güçlendiriyor. Kadınlarda osteoporoz riskini geciktiren dans eylemi, eklemleri de nemlendirerek koruyor.

Zayıflatıyor. Dans neşeli bir aktivite olduğu gibi metabolizmayı hızlandırarak kalori yakımını da hızlandırıyor.

Hafızayı güçlendiriyor. Zihni açık ve dikkatli tutuyor. Belli sayıları ve adımları olan dans hareketlerini akılda tutmaya çalışmak da hafıza güçlendirmek için birebir.

Mutlu ediyor. Bir süre dans ettikten sonra beyinde serotonin salgısı artıyor ve mutluluk çoğalıyor. Stres ve depresyon riski azalırken, kendine güven artıyor. Serotoninin bağışıklık sistemini de olumlu yönde etkilediği biliniyor.

Denge sağlıyor. Kasları ve eklemleri güçlendiren dans, kök gücü de artırarak değişik pozisyonlarda dengede durmayı sağlıyor. Refleksleri güçlendiriyor, merkezi sinir sistemini uyararak zihin-beden dengesini koruyor. Çeşitli çalışmalar dansın yaşlı bireylerde bile yürümeyi, dengeyi kolaylaştırdığını kanıtlamış. Dansın Parkinson hastalığını gerilettiği de söyleniyor.

Öyleyse dans, öyleyse renk!


Görsel: Shiva Rea

Öyleyse dans, öyleyse renk!


Görsel: Shiva Rea

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.