Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2

Ertuğ Alagöz 26.07.2016

1000 kişiyle başladılar, 15 yıl içinde önce Almanya'yı, sonra da Avrupa'yı kasıp kavurdular. Nazilerin yükseliş hikayesinin ikinci perdesiyle karşınızdayız.

Şurada bıraktığımız yerden devam ediyoruz.

Adolf Hitler sonunda uzun süredir peşinde koştuğu Şansölyelik makamına kavuşmuştu. Ancak o, her fırsatta dile getirdiği gibi Almanya'nın tek önderi olduğu totaliter bir rejim inşa etme amacındaydı. Kısacası tamamen yeni ve farklı bir Almanya hayali vardı.

Ancak parlamentodaki komünistler ve sosyal demokratların sayısını düşündüğümüzde (221) bu amacı gerçekleştirmeye hala uzaktı. Bir şekilde onlardan kurtulmaya ihtiyacı vardı. İstediği yasaları kolayca geçirmenin başka bir yolu gözükmüyordu. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Hindenburg onu Şansölye olarak atadıktan kısa süre sonra parlamentoyu feshedip seçimleri yenilemeye karar verdi. Yeni seçimler 5 Mart'ta yapılacaktı.

Şansölyeliği ilan edildikten sonra yaptığı ilk konuşmada ise hiç olmadığı kadar bütünleştiriciydi. Tüm kesimleri kucaklayan Hitler, herkesin onların "Yeni Almanya" hayalini selamlayacağını ve bütün kesimlerden destek toplayacaklarını söyledi. Ancak aynı kürsüde bir sonraki konuşmacı olan Joseph Goebbels aynı doğrultuda konuşmuyor ve Nazilerin bugüne kadarki ayrıştırıcı antikomünist ve antisemitist söylemlerini sürdürüyordu. Özellikle Yahudi gazetelerine yüklendiği konuşmasında komünistlerin sonunun yakın olduğunu belirterek "Komünistler, yiyeceğiniz en büyük sopayı bekleyin" diyordu. Tabii kimse olacakları tahmin bile edemezdi.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2

27 Şubat 1933'te, seçime bir hafta kala sarsıcı bir gelişme yaşandı. Alman demokrasisinin belki de en önemli sembolü olan parlamento binası, yani Reichstag alevler içindeydi. Polis hemen olay yerine intikal ederken, kısa süre içinde de kundakçı olduğu şüphesiyle Marinus van der Lubbe tutuklandı. Ancak van der Lubbe sıradan bir şüpheli değildi. Hollandalı bir komünist olan van der Lubbe, sorgudaki işkencenin ardından da suçunu kabul etti ve parlamento binasını yakma amacının bütün işçileri cesaretlendirip kitlesel bir eylemi ateşlemek olduğunu söyledi. Ardından da idama mahkum edildi.. Hitler için bu altın bir fırsatın ayağına kadar gelmesi demekti. Tabii bu fırsatı kendi yaratmamışsa. Zira Nazilerin tarih sahnesinden silinişinin ardından çıkan delillere göre o zamanın SA şefi Ernst Röhm emri altındakilere Reichstag'a tünelden girip yanıcı maddeler dökülmesi emrini vermişti. Bunun sebebi olarak da komünistlere karşı harekete geçirecek bir bahane arayışını göstermişti. İddiaların kaynağı ise sonradan SA ve Gestapo tarafından öldürüldüğü düşünülen ve SA üyesi olduğunu iddia eden Adolf Rall'dı. Rall ifadesinde, binaya tünellerden yanıcı madde taşıyan SA üyelerini kendi gözleriyle gördüğünü belirtmişti. Esasen van der Lubbe'nin ifadesinin işkence altında alındığını ve meclis binası yakmanın işçileri harekete geçirmek için pek de iyi bir yöntem olmadığını göz önünde bulundurduğumuzda, olay daha da şüpheli bir noktaya varıyor. Zaten sonrasında olanlarla Adolf Rall'ın iddiaları daha da ilgi çekici bir hal alıyor.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2
Yangından sonra binanın geldiği hal

Olayın hemen ardından Adolf Hitler, yaptığı açıklamalarda komünistlerin çok büyük bir tehlike olduğunu belirtirken, Alman halkının artık yumuşak olmaması gerektiğini söylüyordu. Yangını tanrıdan gelen bir işaret olarak kabul eden Hitler, "Şu an çok büyük bir döneme şahitlik ediyorsunuz. Bu yangın sadece bir başlangıç." diyordu. Yangının ertesi günü ise fırsatı fiili olarak avantaja çevirmenin ilk aşaması olarak Hindenburg'dan olağanüstü yetkilerle donanmış yeni bir düzenleme için yetki istedi. İngilizcede "Enabling Act" olarak geçen bu durumda Hitler'e yürütme organının başı olması dolayısıyla zaten verilmiş olan kanun hükmünde kararname çıkarma hakkının yanında bir de yasa çıkarma yetkisi verildi. Kısacası bu yasama organının da Hitler'in eline geçmesi ve güçler ayrılığının ortadan kalkması anlamını taşıyordu. Bununla birlikte, hak ve özgürlüklerin askıya alınıp bütün yetkilerin Hitler'de toplanmasını da içeren bu düzenlemeye "Hitler ölürse geçersiz sayılır" maddesi de eklendi. Bu, kuşkusuz Hitler'in kendini güvenceye alma yöntemlerinden biriydi. Zira bunu kendi yanındakilere yönelik "Bu gücü elde etmek için beni öldürmeye kalkmasınlar" güvencesi arayışında olduğu için eklettiği düşünülmekte. Ancak tabii ki bu düzenlemenin önce parlamentodan geçmesi gerekmekteyken, yine de yaşanan son gelişmelerden sonra bu pek de zor olmaz.

Yangın seçime 1 hafta kala yaşanmış olsa da Hitler olayı "kızıl korkuyu" yaratıp ateşlemek için iyi kullanır. Ayrıca artık bir de hükümet tarafından silahlandırılmış olan SA'lar sokaklarda kontrolü ele almakta ve halkı "Bolşevik teröründen" korumaktadır. Hitler korkuyu besler ve ondan beslenir. Ayrıca propaganda gücü, devletin imkanlarına sahip olan Hitler için çok daha fazla olmakla birlikte diğer partiler de tamamen baskılanır. Nazi gazeteleri her gün antikomünist haberler yapmakta ve korkuyu diri tutmaktadır. Binlerce komünist tutuklanır, onlarcası öldürülür veya yeni oluşturulan kamplara gönderilir. Bununla birlikte Hitler, Komünist Parti'nin seçimden önce kapatılmasını istemez. Ne olursa olsun, hâlâ tartışılmaz lider konumuna gelememiştir ve seçimlerle de kendine tam bir meşruiyet sağlamak ister.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2
Komunistler SA tarafından tutuklanırken (seçimden hemen sonra)

Sonuçlar Hermann Göring tarafından açıklandığında ise Nazilerin kesin zaferi ilan edilmiş oldu. Naziler oylarını yüzde 33'ten yüzde 43,9'a çıkartmıştı ve bu da demekti ki, Naziler parlamentonun yarısından fazlasına tek başına sahipti. Korku politikası ve SA'ların halkı komünistlerin teröründen koruma propagandası işe yaramıştı. Halk artık düzen ve huzur istiyordu. Bunu onlara verebilecek tek partinin ise NSDAP (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) olduğunu düşünüyorlardı.

Ancak Nazileri bu durum da pek memnun etmedi. Zira Hitler'e olağanüstü yetkiler verilen düzenlemenin meclisten geçmesi için 3'te 2'lik çoğunluk gerekmekteydi. O anki parlamento aritmetiğinde ise bu yasanın muhtemelen geçemeyeceği açıktı. Bütün karşı propagandaya rağmen komünistler yine de yüzde 12,3'lük bir oy oranıyla 81 sandalye kazanmıştı. Bununla birlikte sosyal demokratlar da yüzde 18,25 oy aldılar ve 120 sandalye elde ettiler. Düzenlemenin geçmesi için 3'te 2'ye ihtiyaçları olduğunu bilen Naziler, bütün komünist vekilleri Reichstag yangını olayıyla ilişkilendirerek tutukladılar. Bunun yanında bazı sosyal demokrat vekiller de tutuklanmıştı. Yine de Nazilerin oyları hala yetmiyordu. Bu aşamada 73 vekile sahip Merkez Parti'nin oyları fazlasıyla işe yarayabilirdi. Hitler Merkez Parti'nin genel başkanı ve aynı zamanda Katolik rahip olan Ludwig Kaas'la görüştü. Ona Merkez Parti'nin devamı garantisi, Katoliklerin haklarının korunması, Katolik okullarının devamı gibi sözler vererek 73 vekili daha kendi yanına çekmiş oldu. Sonuç olarak bazı sağ partiler ve Merkez Parti'nin de yardımıyla düzenleme meclisten geçirildi ve Almanya fiili bir diktatörlük sürecine girdi. Buna karşı oy verenler ise sadece 120 vekilden geriye kalan (tutuklama veya saklanma nedeniyle) 94 vekiliyle fire vermeden sosyal demokratlar oldu. Ancak iş işten geçmişti. Sosyal demokratlar ve komünistler, aylardır işbirliği yapmamanın bedelini çok ağır ödediler. Bu süreçte Moskova'dan Stalin'den gelen sosyal demokrat karşıtı "sosyal faşistlerle ittifak yapmayın" gibi emirler ise Hitler'in ekmeğine yağ sürerken, sağ partiler ve Merkez Parti ise ne kadar büyük bir hata yaptıklarını kısa sürede anlayacaklardı.

Artık Almanya'nın tek sahibi Hitler olurken, yasama gücünü de ele alan Hitler, anayasanın da üzerinde bir konuma yükseldi. Böylece parlamentonun hiçbir hükmü kalmazken, burası bir nevi Hitler'in propaganda alanı olarak kullanılmaya başlandı. Düzenlemenin ardından ilk yasaklanan partinin sosyal demokratlar olması da sürpriz değildi. Ancak devamı gecikmedi. Haziranın sonuna kadar bütün partiler yasaklanırken, SA'nın da bu konudaki yardımlarıyla, NSDAP Almanya'daki tek legal parti haline geldi. 12 Kasım 1933'te yapılan seçimle de zaten tek başına girdiği seçimde oyların yüzde 92,1'ini alan Naziler böylece "meşruiyetlerini" de yeniden sağlama almış oldular.


Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2

Bu arada yıllardır Nazilerin yanında yer alan ve yükseliş süreçlerinde çok kilit bir rol oynayan SA'lar kimi çevreleri rahatsız etmeye başlamıştı. Bunların başında da üst düzey askerler geliyordu. SA'lar 1933'ün sonunda artık 3 milyon kişiye ulaşmıştı ve artık SA başkanı Ernst Röhm'ün hedefi, yüz bin kişiye indirilmiş ordunun da SA'nın bünyesine katılması, kısacası SA'nın Almanya'nın yeni ordusu olmasıydı. Ancak ordunun üst düzey yetkilileri bundan fena halde rahatsızlık duyarak bu rahatsızlıklarını Hitler'e bildirdiler. Hitler, kafasındaki fetih hayallerini gerçekleştirmek için orduyu yanına alması gerektiğinin farkındaydı. Diğer yandan Ernst Röhm ve SA'larının bu kadar güçlenmiş olması NSDAP için de bir tehditti. Ayrıca Röhm'ün Hitler gücü ele geçirdikten sonra belirttiği "Nazi devrimi henüz bitmedi" ifadesi de partiyle politik ayrışmaların bulunduğunu gösteriyordu. İşin aslı SA'lar genel olarak işçilerden meydana geliyordu ve işçi odaklı, sosyalizme yakın bir politik anlayış benimsemişlerdi. Ancak seçimlerden sonra gücü tamamen ele geçirdiğinde, Hitler'in izlediği politika bu anlayıştan fazlasıyla uzaktı. Dolayısıyla askeri bir endişe yanında politik bir çatışma da söz konusuydu. Bununla birlikte ilk Gestapo şefi Rudolf Diels yeni SA birimlerinin yüzde 70'inin eski komünist olduğunu düşünüyordu. Bu arada Ernst Röhm, Milli Savunma Konseyi'nde bir koltuk da kapmıştı ve her geçen gün ordu konusuna biraz daha müdahil oluyordu. Ona göre ordu an itibariyle Alman halkı için sadece bir antrenman sahasıydı. Savaşa hazırlık ise ileride SA'nın ilk ilgileneceği konulardan biri olacaktı.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2
Ernst Röhm ve Adolf Hitler yan yana

Bu süreçte bazı generaller SS lideri Heinrich Himmler'den yardım talep ederek SA'lar ve Ernst Röhm hakkında bir şeyler yapmasını istediler. Himmler de sonradan Gestapo lideri olacak olan Reinhard Heydrich'e Röhm'ü soruşturma emri verdi. Heydrich ise SS'in tam güç kazanmasının yolunun, SA'nın gücünün kırılmasından geçtiğini düşünüyordu ve Röhm'ün Fransızlardan Hitler'i devirmek için 12 milyon mark aldığında dair bir delil uydurdu. Dosya Hitler'e gittiğinde ise Hitler buna kesinlikle inanmadı. Zira Röhm yıllardan beri nasyonal sosyalizme oldukça iyi hizmet etmişti. Ayrıca 1933'te muhalefet vekillerinin tasfiyesinde de önemli rol oynamıştı. Ancak bir yandan da Hitler'in güçlü müttefikleri olan ordu ve büyük burjuva Röhm'den fazlasıyla rahatsızdı. Ordunun rahatsızlığının yanında büyük burjuva da Röhm'ün sosyalizme yakın fikirlerinden ve "Nasyonal sosyalist devrim henüz bitmedi" açıklamasından oldukça kaygılıydı. Ayrıca Röhm, Hitler'den rol çalmakla suçlanıyordu. Bu arada Hermann Göring ve Himmler de bir yandan Hitler'i Röhm'e karşı kışkırtırken, en sonunda onun Hitler'i devirmek için bir darbe planladığını söylediler. Hitler, SA liderlerini toplamaya karar verdi. Tarihe "Uzun Bıçaklar Gecesi" olarak geçen gecede birçok rejim muhalifi ve SA yetkilisi tutuklandı veya öldürüldü. Olayın büyük kısmı ise SS ve Gestapo tarafından yürütüldü. Sonrasında Ernst Röhm de tutuklandı ve mahkeme olmadan ölüme mahkum edildi. Ancak Hitler, ilk etapta onun intihar etmesini istemişti. Röhm ise "Öldürüleceksem bunu Adolf yapsın" karşılığını verdi. Sonunda bir SS yarbayı tarafından öldürüldü ve Hitler'in rejimine karşı son tehdit de ortadan kalmış oldu.

Uzun Bıçaklar Gecesi'nin bir önemli sonucu da güçler ayrılığının artık kesin olarak sona ermesi oldu. Alman mahkemeleri yargısız infazı geri getirerek Nazilere ve Hitler'e bağlılıklarını göstermek istediler. Zaten Röhm de yargılanmadan ölüme mahkum edildi. Bu olay sonrasında da Hitler kendini artık "Alman halkının yüce yargıcı" olarak ilan etmişti. Bununla birlikte Röhm'ün ölümünden sonra Röhm karşıtı propaganda hız kazandı. Özellikle Röhm'ün eşcinselliğine vurgu yapılırken, zaten uzun yıllardır bu mevzunun Naziler tarafından bilinmesinin üzerinde hiç durulmadı. Röhm karşıtı propaganda bununla da sınırlı kalmadı. 1933'te Nazilerin ünlü yönetmeni Leni Riefenstahl tarafından çekilen bir Nazi propaganda filmi olan "İnancın Zaferi" daha sonra yine bizzat Naziler tarafından yasaklanırken, bunun tek sebebi ise Röhm'ün Hitler'in yanında gözüküyor olmasıydı.

Sonuç olarak Hitler, içte kesin zaferini elde etmiş, mutlak otoritesini sağlama almış ve güçlü müttefiklerini de fazlasıyla memnun etmişti. Bundan sonra artık aryan ırkı fikriyle bütün Almanları kapsayacak bir imparatorluk kurma zamanıydı. En sonunda da "Napolyonvari" hayali olan Rusya'yı fetih hayalini gerçekleştirmek temel amacı olacaktı.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-2

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.