Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1

Ertuğ Alagöz 22.07.2016

1000 kişiyle başladılar, 15 yıl içinde önce Almanya'yı sonra da Avrupa'yı kasıp kavurdular. Nazilerin yükseliş hikayesinin ilk perdesiyle karşınızdayız.

Almanya 1919'da Versay Antlaşması'nı imzaladığında bitik haldeydi. Ekonomisi çökmüş, Prusya'nın siyasi birliği sağladığından beri var olan güçlü sosyal birliktelik derinden sarsılmış ve toplum tamamen perişan haldeydi. Bununla birlikte belirsizlik her yanı sarmış, bundan sonrasının ne olacağı herkes için soru işareti haline gelmişti.

Bir yandan da askerlerin bir kısmı derin bir öfke içindeydi. Zira Osmanlı Devleti yenildiği için yenik sayıldıklarını düşünüyorlardı. Yok, hayır tabii bu başka bir hikayeydi. İşin gerçeği, askerlerin önemli bir kısmı savaşın sürdürülebileceğini ve belki de sonunda Almanya'nın galip geleceğini düşünüyor, savaşı sona erdirme kararı alan herkesi de vatan haini olarak görüyorlardı. Bunlardan biri de Avusturyalı Adolf Hitler'di. Hitler savaştan sonra ne yapacağını bilmez bir halde ve yönlendirilmeye oldukça açıktı. İşte tam da bu sıralarda okuduğu dergiler ve yayınlardan antisemitist, ırkçı ve anti komünist fikirlerle tanıştı. Bunları kolayca benimsediğini de söylemeye gerek yok sanırım. Ardından da ordu içinde gösterdiği Yahudi karşıtı tutumlar üstlerinin dikkatini çekti ve bu onu bir anda gözde bir konuma getirdi. Ordudaki üst düzey yetkililer, onun Alman İşçi Partisi'ne sızıp inceleme yapması yönünde karar aldılar. Ancak o, katıldığı parti konferansında bir profesörün Bavyera'nın Prusya'dan ayrılıp Avusturya'ya katılmasını ve anti kapitalizmi de içeren konuşmalarına dayanamayıp yüksek sesle tepki gösterince, çektiği ilgi sayesinde partiye direkt olarak kabul edildi. Ayrıca partinin önde geleni Anton Drexler'in antisemitist konuşmalarından da fazlasıyla etkilenmişti. 1920'den sonra da partideki kontrolü büyük ölçüde ele geçirdi ve partinin adını Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirdi. Sonrasında yaygın olarak onları ifade etmek için kullanılan Nazi ismi ise sosyal demokratlar ve komünistler tarafından aşağılama amacıyla onlara takılan bir kısaltmaydı.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1
Adolf Hitler'in Alman ordusundaki askerlik hatırası (en sağda)

Her ne kadar daha popüler olsa da pek çok kez Mussolini'den etkilenen ve sonrasında iktidarı ele geçirdiğinde aralarındaki ikili ilişkide de Mussolini'nin gerisinde kalan Hitler'in ilk etkilendiği olay, onun Roma Yürüşüyü'ydü. O da benzer bir hamle yapmak istiyordu ve Kasım 1923'te Münih'teki Bavyera hükümetine darbe yapmak amacıyla, adına Birahane Darbesi de denilen olayların sonunda Münih'e yürüyüşü başlattı. Ancak polis kuvvetleri hazırlıklıydı ve girişim başarısızlıkla sonuçlanırken 2 gün sonra da Adolf Hitler tutuklandı. Bu kadar büyük bir suça karşılık aldığı 5 yıllık ceza ise tamamen hatipliği ve hakimin de onun fikirlerine duyduğu sempatiden kaynaklanıyordu. Zaten ertesi sene de tehlike oluşturmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Hapiste olduğu süre boyunca da çok bilinen kitabı Kavgam'ı yazma fırsatına erişti.

Partisinin katıldığı seçimler ise pek parlak gözükmüyordu. Naziler 1924'teki seçimde yüzde 6,5 oy alırken, aynı yıl yapılan diğer seçimde yüzde 3'e kadar düştüler. 1928'deki seçim ise daha da içler acısıydı. Oy oranları yine yükselmemiş, aksine yüzde 2,6'ya kadar gerilemişti. Ancak bir yıl sonra partinin, Almanya'nın, hatta bütün Avrupa'nın kaderini değiştiren bir şey yaşandı: Kara Perşembe. Dünya'nın genelini etkileyen ekonomik kriz, zaten kırılgan bir ekonomiye sahip olan Almanya'yı da vurmuş ve enflasyonu iyiden iyiye yukarı çıkarmıştı. Bu durum aşırı uç fikirlere ama tam bir refah vaadine sahip Nazilere olan yönelimi artırırken, 1930'da yapılan seçimde yüzde 18,3 oy alarak Almanya'nın en büyük 2. partisi konumuna geldiler. İşin ilginci, partinin içinde işçi kelimesi geçmesine rağmen aldıkları oylar işçilerden ziyade stabil bir ekonomi ve toplumsal yapı tahayyülüyle yaşayan orta sınıftan gelmişti. İşçilerin tercihi komünistler ve sosyal demokratlardan yana olmuştu.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1
1932'deki seçimler için Sosyal Demokrat Parti tarafından hazırlanmış bir poster: "Gamalı haçın yönetimi altındaki işçi! Sosyal Demokratlara oy verin!"

Bu arada Hitler Avusturya vatandaşlığından çıkmıştı ancak Alman vatandaşı da değildi. Bu durum adaylığını etkilemeye kadar varabilirdi. Buna karşın dönemin Brunswick Devleti İçişleri Bakanı Nazi yanlısıydı ve sorunu kolayca çözerek Hitler'i Berlin Ataşeliği'ne atayıp 1932'de Alman vatandaşı olmasını sağladı. Böylece aynı yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine de katılma hakkı kazanan Hitler, mevcut cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg'un gerisinde kalarak seçimi kaybetti. Hindenburg bağımsız bir adaydı. Ancak Alman toplumunun Nazi karşıtı kesimi olan sosyal demokratlar ve komünistler öylesine bir birleşmeye imza attılar ki, Hitler'in cumhurbaşkanı olmasının önünü tıkamış oldular. Buna karşın Hitler'in sonu tabii ki gelmemişti. Hitler günde 5 farklı konuşma yaparak gelecek seçimler için propaganda yapmaya başladı. Oldukça agresif ve katıydı. Hoşgörüsüz olduğunu reddetmiyor ve açıkça, iktidara gelmesi durumunda tüm partileri kapatacağını belirtiyordu. Bütün kötülüklerin sorumlusu olarak gördüğü Yahudiler ve komünistlere karşı da tavizsizdi. Buna karşın seçmenlerin ona olan desteği gittikçe artıyordu, her şeyin farkında olmalarına rağmen.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1
"Hitler Almanya'nın üzerinde" kampanyası (1932)

Hitler günde 5 farklı konuşma yapabilmesini o zamanların ünlü hava yolu şirketi Luft Hansa'nın ona sağladığı uçağa borçluydu. Bu "Hitler Almanya'ya yukarıdan bakıyor" minvalindeki kampanya, seçmenlerin üzerinde çok büyük bir etki yaratmıştı. Diğer yandan, burada Hitler'in propagandasını yapmaya giderken kullandığı uçağın kendisinin bile faydalı bir propaganda nesnesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ayrıca bu kampanya bir açıdan daha önemli. Alman burjuvazisinin Hitler'den duyduğu korku ve endişenin yerini tam manasıyla desteğe bırakması da bu dönemlere rastlar. Havacılık devi Luft Hansa (şu anki Lufthansa ile yasal bir bağı yok, ancak öncüsü kabul ediliyor) ise Hitler'e ilk destek veren kuruluşlardan biridir ve bu kampanya da onların (bir nevi büyük burjuvanın) verdiği desteğin en büyük nişanesi olabilir.

Parlamenter seçimler aynı yıl 31 Temmuz'da yapıldı ve NSDAP (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) oyların yüzde 37,4'ünü alarak tarihinde ilk kez seçimden 1. parti olarak ayrıldı. Güç, ilk kez uzanabilecekleri kadar yakındı. Ancak hükümeti kuracak çoğunluğu elde edememişlerdi. Cumhurbaşkanı Hindenburg da Hitler'i Şansölye olarak atamayı reddederek "Tanrının, vicdanımın ve vatanımın huzurunda sizinki kadar hoşgörüsüz bir partiye gücü teslim edemem" demişti. Buna karşın Hitler'e kurulacak hükümette bir bakanlık teklif etti. Ancak Hitler bunu kabul etmedi, tam otorite ve bütün yetkiyi ele geçirme arzusu daha ağır bastı. Parlamentoda bir türlü çoğunluk sağlanamadı ve Nazilerin de oldukça istekli tavrıyla 6 Kasım 1932'de bir seçime daha gidildi. Sonuç ise onlar adına hüsrandı. Hitler tam 2 milyon seçmen kaybetmiş ve oyları da 4,3 puan gerilemişti. Sonradan Propaganda Bakanı olacak Joseph Goebbels sonucu anlayamıyordu. Yine de onun düşüncesine göre, seçmenler muhtemelen Hitler'in hükümete girme teklifini kabul etmemesine yönelik bir reaksiyon vermişlerdi. Zira toplum belirsizlikten bıkmıştı. Bir hükümetin kurulması ise belirsizliği büyük ölçüde çözebilirdi. Hitler ise bu hamlesiyle belirsizliğin devamlılığına neden olurken, Alman toplumunun buna olan tepkisi de kaçınılmaz oldu. Ayrıca Nazilere bağlı SA'ların (Sturmabteilung), yani Fırtına Birlikleri'nin sokaklarda gittikçe artan kontrolsüz şiddeti de desteğin azalmasında önemli rol oynamıştı.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1
Berlin kentindeki SA (halk arasında bilinen adıyla kahverengi gömlekliler) geçit töreni, 1932

Bununla birlikte çoğunluğun yine sağlanamamış oluşu bir başka belirsizlik yaratmıştı. Üstelik toplum yeniden çalkalanmaya başlamıştı. Sokaklarda iki silahlı yapı etkindi. Birincisi NSDAP'nin kontrolündeki SA'lar, ikincisi ise komünistlerdi. Naziler sokaktaki çatışmaları körüklemekten hiçbir şekilde kaçınmadılar ve kasımda tersine dönse de özellikle temmuzdaki seçimlerde bunu çok etkin bir şekilde kendi lehlerine kullandılar. Ocak 1933'teki durum ise daha karışıktı. İşçilerin toplu bir greve gideceği ve sosyalist devrim hazırlığı iyiden iyiye konuşulmaya başlanırken, muhafazakar bir yapıya sahip Hindenburg "kaçınılmaz" olarak gördüğü şeye karşı koyamadı ve Adolf Hitler'e Şansölye unvanını verdi. Hitler ise sinsi bir politika izleyerek bu süreçte sadece iki görevi kendi partisine vereceğini söyledi: İçişleri Bakanlığı ve polisleri kontrol etme görevi, yani iki çok kritik görev. Bu arada koalisyonda yer alacak diğer parti olan DNVP, yani sağcı Alman Ulusal Halk Partisi ve Şansölye Yardımcısı olan Franz von Papen de Hitler'i kontrol edebileceğini zannediyordu. Partinin başkanı Hugenberg ve sağ siyasetin önde gelen ismi Franz von Papen arasında geçen konuşmada, von Papen'in "Hitler bizim adamımız" cümlesine karşılık Hugenberg'den verilen "Ona biz nezaret ediyoruz" cevabı da o sırada Alman sağcılarının ne büyük bir yanılgı içinde olduğunu gösteriyordu.

Bu arada Alman komünistler ve sosyal demokratlar da Nazi tehlikesine karşı cumhurbaşkanlığı seçimindekine benzer bir birliktelik yaratamamaları nedeniyle Hitler'in yükselişinde dolaylı da olsa rol oynadılar. Komünistler sosyal demokratlara "sosyal faşist" ve "faşizmden bin kat kötü" gibi cümlelerle mesafe koyarken asla onlarla bir araya gelmeyeceklerini belirtiyorlardı. Kimileri bu ayrışmanın Stalin'in Rusya'da iktidarı ele geçirmesi sonrası ortaya çıktığını, zira Stalin'in Avrupa'daki komünist hareketlerin birçoğunu etkilediğini ifade eder. Stalin'in Avrupa'daki anti faşist hareketler konusunda pek parlak sınavlar vermediği bir gerçek. İspanya İç Savaşı'nda cumhuriyetçi kanadı adeta bölmesi, anarşistleri ve kendine bağlı olmayan komünistleri tutuklatması, hatta öldürtmesi ve böylece falanjistlerin (İspanyol milliyetçilerinin) işini kolaylaştırması da buna çok yerinde bir örnek. Diğer yandan savaşın sonlarına doğru Polonya Nazi işgalindeyken, Polonya sınırında bütün ordusuyla beklemesine rağmen Polonya direniş örgütlerine yardım için ülkeye girmemesi ve Nazilerin bu örgütlerin direnişçilerini ve halkı adeta katletmesine seyirci kalması da yine bir başka örnek (ki esasen çok daha öncesinde yapılan anlaşmayla birlikte Polonya'yı ikiye bölerek Hitler'le paylaşan da yine Stalin'in kendisiydi). Buna karşın sosyal demokratların da silahlı bir direniş kolunun olmaması, komünistleri sokaklarda Nazilere bağlı motorize Fırtına Birlikleri karşısında oldukça zor durumlara düşürüyordu. Ayrıca sosyal demokratlardan da komünistlere bakışının o kadar sıcakkanlı olmadığını söyleyebiliriz. Kısacası "solda birlik çağrıları" o zaman bile aynı şekilde yanıt buluyordu.

Sonuç olarak Hitler yıllardır hayal ettiği gücü sonunda kısmen de olsa elde etmişti. Ancak bu kadarının ona yetmeyeceğini anlamak hiç de zor değildi.

Nazilerin 'Önlenebilir' Yükselişi ve Reichstag Yangını-1

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.