Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması

Mertaşk Kahraman 11.09.2016

Kendisine çamurdan oyuncaklar yapan fakir ama gururlu sinemamız Yeşilçam'ın öyküsü: Remake, Remix, Rip-Off.

Salt Galata'da "Tek ve Çok" isimli bir sergi açıldı. İçerisinde 1955-1995 yılları arasında ülkemizde üretilmiş otomotiv, gıda, tekstil, oyuncak gibi bilimum sektörden ürünler bulunuyor. Bu ürünlerin ortak özelliği ise aslında başka başka yabancı ürünlerin yerelleştirilmiş bir kopyaları olmaları. 6 Eylül - 13 Kasım tarihleri arasında Salt Galata'nın -1. katında gezilebilecek olan sergi, içerisinde bir de belgesel gösterimi barındırıyor. Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması belgeseli 12:00-14:00-16:00-18:00 olmak üzere günde dört seans gösteriliyor. Ama öyle normal bir salon gösterimi beklemeyin. Bu gösterim olayına daha minimalist bir şekilde yaklaşmışlar.

Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması
Sallanan sandalyeler o kadar rahat ki alıp eve götürmek isteyeceksiniz.

Nispeten küçük bir alanda yaşamını idame ettiren sergideki eşyalara bakarak "Hmmm" dedikten sonra yerinize geçip bu muhteşem belgeseli izlemeye başlayabilirsiniz. Başta ortamı ben de biraz garipsedim, yani böyle ortalık yerde mi izleyecektik belgeselimizi? Alışık olmadığımız bir durum fakat belgesel o kadar iyi ki başladıktan bir kaç dakika sonra hiç bunlara takılmayıp yüzünüzde minik bir tebessümle filme odaklanacağınızdan çok da önemsemeyin derim. Ay yeter! Filmi konuşmak istiyorum artık asıl mevzumuza gelelim.

Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması

Yeşilçam'ın iç yüzünü ve çalışma prensiplerini dönemin mimarlarıyla yapılan röportajlar ve 300'den fazla filmden alınan parçalar eşliğinde irdeleyen Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması, tam 7 yıl süren çılgınca bir emeğin sonucu ortaya çıkmış olağanüstü değerli bir belgesel. 50'lerde başlayıp 80'lerin sonuna kadar yaşamını sürdüren Yeşilçam'ı, yeniden yapımlar ve kopyalama kültürü üzerinden anlatırken, filmcilik tarihimize de ışık tutuyor. Tabii ışık tutuyor derken abartmış olmayayım. Sinemamızı devasa bir uçak hangarı olarak düşünürsek, bu film ancak ufak bir el feneriyle önümüzü görmemizi sağlıyor diyelim. Ancak bu bir kötüleme ifadesi değil. Motör, 96 dakikada odaklandığı konuyu gayet akıcı bir şekilde anlatmayı başarırken, mizahi dili de elden bırakmıyor ve ortaya tekrar tekrar izlenesi bir iş çıkarıyor.

Ben sevdiğim şeylerle hastalıklı bir bağ kurduğumdan şu ana kadar dört defa izledim ve doymuyorum. Doymadığım gibi her seferinde yanıma birini alarak yeni insanlara da izletiyorum. Bu harika belgeselden şu ana kadar haberdar olmamış bazı şansız ruhlar varsa diye daha derinlere inmeden önce filmin fragmanına bir göz atalım. Çünkü eminim ki fragmanı izledikten sonra sizler de daha fazlasını duymak isteyeceksiniz. Buyurun.

Yönetmen Cem Kaya'nın "Remake, Remix, Rip-Off" isimli yüksek lisans teziyle filizlenen ve yıllarca süren derin bir araştırmadan sonra son halini alan belgesel, teknik yoksunluklar ve sansürle boğulan Yeşilçam'ı kopyalama ve yerelleştirme üzerinden ele alırken, aslında 50 senelik bir dönemi kronolojik bir sistemle özetliyor. Kurgusu ve mizahi üslubuyla, alıştığımız kabız belgesellerden ayrılan Motör'ün kullandığı dil o kadar samimi ki konuyla en alakasız seyirciyi bile kendisine bağlamayı başarıyor. Bunu yaparken dönemin oyuncuları, yönetmenleri ve sinema emekçileriyle yaptığı röportajları ana araç olarak kullanıyor. Röportaj yapılan kişiler (bir iki kişi hariç) hiç kasılmadan, yapmacıklaşmadan o kadar tatlı anlatıyorlar ki onlara koala gibi sarılasınız geliyor. Bu röportajlarda bir kişi, tarzı ve anlattığı anekdotlarla öne çıkıp başrolü göğüslüyor, o da Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni Çetin İnanç. İnanç'ın yanı sıra Cüneyt Arkın, Memduh Ün, Halit Refiğ, Türkan Şoray, Yılmaz Atadeniz, Giovanni Scognamillo, Fikret Hakan, Rekin Teksoy, Fatma Girik gibi isimler var.

Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması
Cüneyt Arkın o kadar çok film çekmiş ki afişleri gösterilen filmlerinden bazılarını hatırlamıyor bile!

Amerikan yapımlarından aşırılan soundtrack'lerden tutun, kötü adamı sadist, işkenceci bir Örümcek Adam olan absürt filmlere kadar sinemamızda ne kadar gariplik varsa değinmeden geçmeyen film bu eğlenceli, sulu sepken konularla bizlere keyifli anlar yaşatırken yeri geliyor ciddileşiyor da. Sinemamızdaki telif sorunları, sendikaların zayıflığı, set işçilerinin çalışma koşulları, sansür, Emek Sineması gibi konulara da değinmeden geçmeyen Motör, bu topraklarda büyümüş, bir şekilde bu kültürün çocuğu olan her insanın mutlaka izlemesi gereken bir film.

13 Kasım'a kadar mutlaka bir boşluk yaratarak gidip görmenizi öneriyorum. Çok istiyorum, lütfen bunu yapın. İzlemenizi öyle derinden arzuluyorum ki kelimler yetersiz kalıyor. Bugüne kadar bu belgesele vakit ayırıp da pişman olanı görmedim. Ayrıca öyle umarım ki bu ve benzeri belgeseller diğerlerinin bir öncülü olacak ve ülkemizde yaratıcı ve kaliteli belgesel filmlerin sayısı artacak. Ben birine belgesel dediğim zaman "Ben de aslanlı belgeselleri çok seviyorum" gibi ponçik bir cevap duymak istemiyorum artık. Belgesel de sinemadır ve şu an vizyonda olan iğrenç tuvalet komedilerinin hepsinden daha çok salon hak eder. Konu nerelere geldi ya çıldırdım. Bir an kendimi dizginleyemedim.

Motör filminin araştırma sürecinde eşi Cem Kaya ile birlikte binlerce film izleyerek yapıma büyük katkılar sağlayan, aynı zamanda çok da iyi bir müzisyen olan Gözen Atila'nın bir parçasıyla yazımı sonlandırıyorum. Bu arada keşke benim ismim de Gözen Atila olsaydı. Çok güzel isim.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.