Modern Dünya Hastalığı: Endişe

Ece Soylu 28.12.2017

Çağımızın vebası endişe bizi nasıl kuşattı?

Gün geçtikçe daha panik halinde, daha stresli, daha kaygılı insanlar üretiyor toplum. Modern toplum diye tabir ettiğimiz bu endişeli insancıklar topluluğu, büyük bir azim ve kararlılıkla kendini beslemeye devam ediyor. Daha fazla para getirecek işler, lüks yaşamın hissettireceği yeterlilik ve tatmin, kendimizi dünyanın merkezine oturtan düşünceler de en büyük tüketim kaynakları. Tüm bunlarla kaygı seviyemizi yükseltirken, sakinliğe duyduğumuz büyük bir açlık da çıkıyor ortaya. Açlığını giderememenin telaşına kapılan, gitgide mutsuzlaşan, hissizleşen insanlar oluyoruz.


Peki gerçekten bu kadar çaresiz miyiz ?

Konuyla ilgili yazılan, kategorize edip derinlemesine inceleyen yazılar var. Endişe halinden kurtulmak için birçok yöntem öneriyorlar. Veyahut son dönemlerde sık sık adını duymaya başladığımız meditasyon, kendine biraz olsun nefes aldırmak için bir çözüm olabilir. Oysa ki çözüm çok daha basit: Düşünmek.


‘Yapmak’ kelimesi yaşamlarımıza o kadar çok hükmetmiş ki, sadece hedeflerine göre ayarladığı komutlar doğrultusunda yapma halinde olan insanlara dönüşmüşüz. Bugünün teknolojisiyle yapılan robotlarla yarışır kıvama geldiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kadar zorunluluk arasında düşünmeye zaman ayırmak büyük bir lüks artık. Kendimizi, olduğumuz yeri, amaçlarımızı, kendimize yüklediklerimizi sorgulamadıkça, endişeye doğru kayan bir girdaba kapılıyoruz. Çözüm, endişeyi yaratan unsurların farkında olmakta. Sorunun kaynağını bilmek, onu ortadan kaldırmamız için gereken tek şey.

Düşünün;

Başına felaketler gelen, zor anlar yaşayan tek insan siz değilsiniz.

Hayatta her şey ister somut, ister soyut olsun karşıtlığıyla vardır. Yaşadığınız her olumsuzluk, sizi bir şeylerin farkında olmaya itiyor.

Yaşamınızın tüm sorumluluğunu üstünüze alacak kadar güçlü değilsiniz.

Bu güce sahip tek bir canlı yok hayatta. Evet, dümen sizin elinizde ama gittiğiniz denizi siz yaratmadınız.


Azı karar çoğu zarar, umudun da öyle.

Umut etmek güzel şeydir, sizi yolda tutar. Ancak realiteden çok koparsanız yaşayacağınız hayal kırıklığı da kaçınılmaz olur.

Sizi mutsuz ettiğini düşündüğünüz çoğu şeyin ardında, yüzleşmekten kaçındığınız asıl sorunlar yatıyor.

Kendinize karşı dürüst olun. Sorunun kaynağına inmek, hem sizi rahatlatacak hem de çözümü bulmanızı sağlayacaktır.


Kendi gerçeklerinizden çok, toplumsal normların dayattığı gerçekleri yaşıyorsunuz.

‘Zengin olmak, pahalı eşyalar, tüketim bolluğu sizi mutlu eder.’ Bu tüketime dayalı mutluluk anlayışı, devletlerin ekonomik varlığını sürdürebilmesi için topluma aşılanmış düşüncelerden başka bir şey değildir. Oysa, azlığın ve sadeliğin getirileri, bu sözde bolluktan çok daha fazladır.


Evrendeki yeriniz, hayal edemeyeceğiniz kadar küçük. Dolayısıyla endişeniz de öyle.

Size ölüm kalım meselesi gibi gelip sırtınıza dağlar kadar yük bindirdiğini düşündüğünüz sıkıntılar, aslında evrende bir toz tanesi kadar yer etmiyor. Bulunduğunuz yerden havalandığınızı, önce Dünya’nın sonra tüm galaksinin dışına çıktığınızı hayal edin. Daha fazla gitmeye gerek yok, şimdi oradan kendinize bakmaya çalışın.

Hala endişelerle doldurmaya değer bir hayatınız olduğunu düşünüyor musunuz?


Ece Soylu


Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.