Misafirler ve İç Sıkıntısı Üzerine

İnci Vardar 13.07.2016

Sitenin en faşo satırlarını yazarken, tek bir şeye dikkat çekmek istiyorum: Nerede çokluk, orada sıkıntı.

Ezgi, bu sabah ofise normalden bir parça daha mutlu bir insan olarak girdi. Resmen "müşfik" bir hava vardı üzerinde, bakışlarından belli oluyordu. Zincirlikuyu taraflarında Belçikalı bir turistle karşılaşmış, adam cüzdanını bir yerlerde unutmuş ve cebinde para kalmamış. İngilizce konuşan birilerini bulmakta zorlanmış, derdini kimseye anlatamamış. Ümraniye'deki oteline dönmeye çalışıyormuş. Elindeki kağıdı göstermiş. Yol tarifi, hangi toplu taşıma araçlarına binmesi gerektiği, bunlara kaç lira ödeyeceği gibi bilgiler yazıyormuş kağıtta. Otele dönüşü 18 TL gibi bir para gerektiriyormuş. Kendisine yardımcı olmasını rica etmiş, banka hesap numarasını istemiş, ülkesine döndüğünde parayı ödeyeceğini söylemiş. Ezgi de çıkarıp 20 TL vermiş adama. Ayak üstü sohbet etmişler. Ezgi, yabancı bir ülkede zor durumda kalmış birine yardım edebildiği için çok mutlu olmuş.

Heyecanlı heyecanlı, bir o kadar da sevecen bir tonla anlatırken "Bir dakika," dedim, "aksanlı İngilizce konuşan, sarışın, yaşlıca bir adam mıydı?"

Misafirler ve İç Sıkıntısı Üzerine

Bu nokta, Ezgi'nin önce şüpheye düştüğü, ardından da "YUH!" dediği nokta oluyor.

Yaklaşık bir yıl önce bir pazartesi sabahı, aynı noktada, aynı adam, aynı hikayeyle ve aynı kağıtla karşıma çıktı. Biz de ayak üstü tatlı tatlı sohbet ettik. Belçika'ya gidecek olursam hangi yemekleri denemem ve nereleri görmem gerektiğini anlattı. 20 liramı alıp teşekkür etti. Aynı iç huzuruyla ofise girdim, Ezgi'ninki gibi müşfik bakışlar ve sevecen tonlamalar eşiliğinde hikayeyi anlattım.

Bugün de aynı hikayeyi anlatarak Ezgi'nin mutluluğunu yerle bir ettim.

Dümbük Belçikalı turist. Pis dolandırıcı.

Şimdi pek çok kişi Türkiye'de yaşayan Suriyelilerden şikayetçi ya, ben bir şekilde bu ülkeye giren tüm yabancılardan şikayetçiyim. Evet, Suriyelilerin burada yaşamalarını istemiyorum. "Gidip kendi ülkelerinde savaşsınlar" falan demiyorum kesinlikle, yanlış anlaşılmasın. Farklı ülkelere dağılsınlar; çünkü Türkiye, özellikle de İstanbul hali hazırda aşırı kalabalık ve bu ülkenin altyapısı bunca insanı kaldıramaz, sadece sürünen insan sayısını artırır diyorum. Yani öyle bazı yetkililerin söylediği gibi "Öyle bereketliler ki, büyüdükçe büyüyoruz, arşa ermemize az kaldı!" gibi bir durum yok; tek bir Suriyeli ile karşılaşmamış vatandaşların bile yaşam kalitesi düşüyor. Tabii ki bu durum savaştan kaçan insana da yaramıyor. Durup dururken ülkede Suriyelilerden nefret eden, mülteci dövmek için zaptedilmesi zor bir istekle dolup taşan insan sayısı arttı. Ülkesinde evini ve ailesini kaybetmiş, şiddet görmüş insanların burada da çok benzer durumlarla karşılaşması an meselesi.

Misafirler ve İç Sıkıntısı Üzerine
Kaynak: Aljazeera Türk

Yalnız tek sorun Suriye'den gelenler değil. Erasmus'la gelen iyi beslenmiş, boyları 2 metreye ulaşmış veletler de ciddi bir problem. Hani şu Almanya'da, Hollanda'da falan görüp "Ay ne medeniler! Keşke bizim ülkede de böyle olsa! <3" dediğimiz tipler var ya, onlar gerçekte medeni falan değiller işte. Ülkelerinde yapamadıkları, yapmaları durumunda ciddi para cezaları ödemek zorunda kaldıkları her şeyi gelip burada yapıyorlar. Özellikle Beşiktaş'ın bazı sokaklarında koloniler halinde yaşayan, gecenin üçünde evlerinde yaptıkları gürültüyle bütün mahalleyi inleten, uyarılara aldırmayan, polis çağrıldığı zaman susup 10 dakika sonra tam gaz devam eden barzolar bunlar. Kendi ülkelerinde medeni olmalarının nedeni, evcil hayvan eğitimi prensipleriyle aynı. Cezadan korkmayı öğrenip insan oluyorlar, kuralların ciddi ciddi uygulanmadığı yerde de gemi azıya alıyorlar. Bu durum ev sahibinin de pek umrunda değil. O, kim bilir neredeki evinde eurocuklarını saymakla meşgul.

NOT: Özel ricamdır, semtin kaslı ve öfkeli insanları bu işe bir el atsın lütfen. Yüzlerce uyarıdan sonra, son çare olarak çağrılan polis bile çözüm olamıyorsa (ve cezaların doğru düzgün uygulanması için bir şey yapamıyorsak), benim bildiğim en etkili eğitim yöntemi poposuna gazeteyle vurmak. Sonra büyükelçilikten gelip istedikleri kadar "Barbar Türkler!" desinler, ne gam! O insan irilerinin ağzının burnunun kırıldığını ve bir daha öyle kolay kolay gürültü yapamadıklarını görmek bana yeter.

Misafirler ve İç Sıkıntısı Üzerine
Erasmus öğrencisi evi, temsili. (Kaynak: Impact By Design)

Mükemmel bir toplum olmadığımız, bazen insanları haksız yere topa tuttuğumuz, yer yer nefret söylemine varan açıklamalar yaptığımız bir gerçek. Bundan gurur duymuyorum. Ama ülkede yabancı istemeyenler %100 haksızlar diyecek kadar naif bir bakış açısına da sahip değilim. Belki sitenin en faşo satırlarını yazdım ama "Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" demeye de çalışmıyorum. Sadece "Nerede çokluk, orada b.kluk" şeklindeki güzide atasözümüzü hatırlatmak istiyorum.

Nesillerdir Türkiye'de yaşayan, bu ülkenin karmaşık dinamiklerine öyle ya da böyle uyum sağlamış insanlar beyzbol sopalarını ve baltalarını çıkarıp iyice "yabancı düşmanı" diye yaftalanmamıza neden olacak hareketlere girişmeden, birilerinin gerçekten bir şeyler yapması lazım. "Odin'in Askerleri" yabancı düşmanlığı yapınca kimse gıkını çıkarmaz, benzer bir oluşum bizde başlasa, tahmin edeceğiniz gibi, olan yine küçük enişteye olur.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.