Minimum Gelir Maksimum Mutluluk

Ece Soylu 24.08.2016

Mutluluğu çok yanlış yerlerde aramışız anlaşılan.

Gallup tarafından yapılan araştırmaya göre 2013 yılının çalışan profili şu şekilde:

  • Çalışanların %63’ünün yaptıkları iş ile alakaları yok. Yani bedenlerini kaldırıp işlerinin başına geçiriyorlar ancak ruhen orada değiller. Durmadan mesai bitiş saatini kollayıp oksijen israfı yapıyorlar sadece.
  • %24’ü ise hiç rol kesmiyor, nefretini haykıra haykıra çalışıyor.
  • %13’lük mutlu bir azınlığımız var neyse ki. Bu bir avuç insan işini seviyor, işiyle barışık ve mutlu.

(Araştırma 142 ülkeden 230.000 çalışanı kapsıyor.)

Geçtiğimiz iki buçuğu aşkın yılda da oranlarda büyük bir değişikliğin olduğunu sanmıyorum. Umut edelim de daha kötüye gitmiş olmasın. Ancak acı gerçek şu ki, çocuğumuz o yüzde 63’lük kısımda olmak için yıllarca dirsek çürütüyoruz. Sevmediğimiz ama eskilerin tabiriyle ‘altın bileziğimiz’ olan işlerimizle beyin ölümü gerçekleşmiş beyaz yakalılar kervanına katılıyoruz. E bir yerde haklıyız da ama, mutlu olacağız diye aldığımız arabanın kredi taksitini ödemek lazım. Ancak son araştırmalar diyor ki, ay sonu hesapta sıfırların önündeki rakamı bir gıdım büyük göreceksiniz diye boşuna uğraştınız. Çünkü asıl mutluluğu getiren minimum kazançmış!

Klasik bir söz vardır ‘para amaç değil araç olmalı’ diye. Parayı hayatlarımızdan çıkarıp atamayız ancak ona biçtiğimiz değeri kendimiz belirleyebiliriz. Öncelikle bilmemiz gereken, para ile mutluluk arasındaki ilişkinin pozitif orantılı düzgün bir eğriye sahip olmadığı. Yani elinizdeki para arşa değse de mutluluktan uçmuyorsunuz. Hem fiziksel hem de ruhsal sağlığınızı ayakta tutabileceğiniz kadar kazandığınız noktada mutluluğa ulaşmış oluyorsunuz, sonrası hep boşa kürek çekmek. Para ile saadet olmaz dedik ama akşam karnınızın doyacağının garantisi yokken de kimse sizden mutlu olmanızı bekleyemez, bu yüzden kendiniz için güvenli alanı yaratana kadar da henüz mutlu sayılmazsınız. İşin özü, az ama geleceğinden emin olduğunuz para mutluluk getiriyor. Para ile kaygının bir araya geldiği noktada ise mutluluk uçuveriyor. Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de bu. Herkes elindekini kaybetme endişesinde, bu kaygı olağan bir durum olmasına karşın para ile satın almaya çalıştıklarımız o kadar fazla ki, bir ay sonu hesaba yatmayacak maaş bizim için ölüm fermanı demek.

Minimum Gelir Maksimum Mutluluk
Kaynak: Pinterest

Yakın gündemimizde İsveç ve Finlandiya’nın komünizme geçeceği haberleri yer aldı. Ancak iki ülke de referandum ile bunu reddetti. Eğer hayata geçirilseydi, statü farkı gözetmeksizin herkese aylık belli bir maaş bağlanacaktı. Peki, böyle bir sistemde paraya yaklaşım nasıl olurdu?

Öncelikle, vatandaşların temel yaşam koşullarını sağlamaları için gereken para her ay ceplerinde olacaktı. Bu da paraya olan bağımlılıklarının temel ihtiyaç seviyesinde yok olması demek. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, mutlu olmaları için gereken paraya sahip olmuş olacaklardı. Bu aşamadan sonra ömürlerinin sonuna kadar yürüyüş yapmayı, hobi edinmeyi, boş boş oturmayı ya da iş ile uğraşmayı seçebilirlerdi. Her koşulda istediklerini yapma özgürlüğüne sahip oldukları için mutlu olacaklarını söyleyebiliriz. Ancak bu insanların günümüz kapitalist rejiminden çıkmış olacaklarını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Fakir sınıfındaki halk için bu gelişme şüphesiz ilk andan itibaren mutluluk getirecekti. Çünkü yaşam kaygısı ortadan kalkacak, sağlık ve refah seviyeleri düzelecekti. Orta sınıf olarak adlandırabileceğimiz kesim ise bir afallama sürecine girecekti. Kısa vadede, beklenenin aksine mutsuzluk getireceğini öngörebiliriz. Daha çok vakit ve efor sarf ederek daha çok para kazanan bu insanlar, hiç çalışmadan gelen parayla birlikte kendilerine ömürlerinin geri kalanını tatil ilan edeceklerdi. Belli bir noktadan sonra kendini işe yaramaz hissedebilir ve hayatlarını nasıl geçirmeleri gerektiği konusunda karar vermekte zorlanabilirlerdi. Tabii, tutkusunu çok önceden bulmuş insanları bunun dışında tutuyoruz. Onlar ilk andan itibaren minimum kazancın mutluluğuna erişeceklerdi. Sevdikleri iş her ne ise onu yaparak yaşamlarına devam edebilir, hatta bundan para bile kazanabilirlerdi. Ama bu sefer kazanmak zorunda oldukları için değil, verdikleri emeklere karşılık bir armağan olarak. Uzun vadede ise, yaşamlarına devam etmek zorunda olduklarını anlayan insanlar kendi tutkularını ve becerilerini keşfedip mutluluk kervanına katılabilirdi. Olaydan mutlu olmayacak kesim ise üst tabaka olarak adlandırılan sınıf olacaktı şüphesiz. Gerçi minimum kazanç maksimum mutluluk ilkesi onlar için de geçerli ancak; para ile olan ilişkileri daha güçlü olduğundan doğanın normal işleyişine dönmeleri biraz zaman alacaktı. Tabii bütün bunları Türk bakış açısıyla söylediğimizin de altını çizmek gerek; İsveç ve Finlandiya'nın dinamikleri bizimkinden çok farklı.

Az kazancın çok mutluluk getirdiği bilimsel olarak ispatlayabileceğimiz bir saptama olsa da günümüz şartlarında idrak etmesi bir hayli zor. Şehir insanları olarak bu araştırmadan çıkarabileceğimiz sonuç ise, para kaygısından kurtulmamız mümkün olmasa da en azından kişisel hırslarımızla onu daha da büyütmemek. Bırakın kazancınız şartlarınızın el verdiği ölçüde az olsun.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.