Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5

Adil Fide 17.09.2016

Lüleburgaz’dan sonra Babaeski ve Havsa’da iki menzil külliyesinden kalanların arasından Edirne’ye yaklaşıyoruz.

Yolculuğa bu durakta katılanları önce şuralara alalım: 1, 2, 3, 4

Lüleburgaz’dan ayrıldıktan yaklaşık 20-25 km sonra yine bir İstanbul Caddesi üzerindeyken, bir başka köprüyü aştığımız anda, bir menzili daha geçip Babaeski’ye vardığımızı anlıyoruz. Evet, ortalama menzil külliyesi mesafesinden az geldik. Standart kabul edilen bir günlük kervan yürüyüşü mesafesinden 12 km fazla (52 km) olan Havsa - Lüleburgaz menzillerinin tam ortasında yolu iki güne bölmek isteyenler için bir ara alternatif gibi duruyor.

Yolculuğa bu durakta katılanları önce şuralara alalım: 1, 2, 3, 4

Lüleburgaz’dan ayrıldıktan yaklaşık 20-25 km sonra yine bir İstanbul Caddesi üzerindeyken, bir başka köprüyü aştığımız anda, bir menzili daha geçip Babaeski’ye vardığımızı anlıyoruz. Evet, ortalama menzil külliyesi mesafesinden az geldik. Standart kabul edilen bir günlük kervan yürüyüşü mesafesinden 12 km fazla (52 km) olan Havsa - Lüleburgaz menzillerinin tam ortasında yolu iki güne bölmek isteyenler için bir ara alternatif gibi duruyor.

Yeniçeri Ocağı'na bir uğrayalım

72 metrelik köprünün lale desenli kitabesinde yazanlar 1633/4 yılını, yani IV. Murad devrini işaret ediyor. Aynı kitabedeki manzumda geçen “ bir kulu etti yolunda pay-endaz” mısrasına bakılırsa bu kez bir sultan ya da sadrazam değil, kıdemli bir yeniçeri olmalı ki bu dönemde yaşayan Evliya Çelebi de bu köprünün banisi olarak Kasım Ağa adında benzer bir figürden bahseder. Peki, Sinan dönemi değilken neden bu kadar lafzını ettik? Bir, üstadın vefatından elli sene sonrasında gelen örnekte devamlılığı görmek için. İki, en üst düzey paşaların yoluna bir yeniçeri ağasının ilave yapabilmesi maddi güce erişim konusunda bir değişim hakkında fikir verebilir. "On yıl önce, 1622'de bir sultan (Genç, yani II. Osman ) devirmiş ve iki asıra yakın daha siyaseti domine edecek ocağın elinin uzamasının bir sonucu mu acaba bu köprü?" diye sorabiliriz... Evliya Çelebi’nin Kasım Ağa’nın hapse girip çıktığından bahsetmesi de IV. Murad dönemi ve Osmanlı siyasetinin meraklıları için spekülasyona davet gibi ama çok uzatmayalım. Bu arada kemerlerin üstünde menfez gibi ek boşlukların varlığı, taşkınların göz önünde bulundurulduğunu gösteriyor.

Yeniçeri Ocağı'na bir uğrayalım

72 metrelik köprünün lale desenli kitabesinde yazanlar 1633/4 yılını, yani IV. Murad devrini işaret ediyor. Aynı kitabedeki manzumda geçen “ bir kulu etti yolunda pay-endaz” mısrasına bakılırsa bu kez bir sultan ya da sadrazam değil, kıdemli bir yeniçeri olmalı ki bu dönemde yaşayan Evliya Çelebi de bu köprünün banisi olarak Kasım Ağa adında benzer bir figürden bahseder. Peki, Sinan dönemi değilken neden bu kadar lafzını ettik? Bir, üstadın vefatından elli sene sonrasında gelen örnekte devamlılığı görmek için. İki, en üst düzey paşaların yoluna bir yeniçeri ağasının ilave yapabilmesi maddi güce erişim konusunda bir değişim hakkında fikir verebilir. "On yıl önce, 1622'de bir sultan (Genç, yani II. Osman ) devirmiş ve iki asıra yakın daha siyaseti domine edecek ocağın elinin uzamasının bir sonucu mu acaba bu köprü?" diye sorabiliriz... Evliya Çelebi’nin Kasım Ağa’nın hapse girip çıktığından bahsetmesi de IV. Murad dönemi ve Osmanlı siyasetinin meraklıları için spekülasyona davet gibi ama çok uzatmayalım. Bu arada kemerlerin üstünde menfez gibi ek boşlukların varlığı, taşkınların göz önünde bulundurulduğunu gösteriyor.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5

Cedid Ali Paşa Külliyesi

Bu gezi esnasında bölgenin birikimine karşı oluşan aşinalık ile daha köprünün üzerindeyken, karşıda heybetli bir Sinan camisi olduğunu fark edersiniz. Cedid (veya Semiz olarak anılan) Ali Paşa Külliyesi’nden geriye kalan yolun sağında bizi karşılıyor. Ali Paşa şu ana kadar hikayelerine değindiğimiz Rüstem Paşa’nın halefi, Sokollu’nun selefi. Birincisinin vefatı (1661), ikincisinin sadarete yükselişi (1665) arasındaki sürenin vezir-i azamı. Cedid (Yeni) Ali Paşa daha kibar insanların kendisini tabir ettikleri ismi ancak genellikle enine boyuna iri bir insan olduğu için Semiz (besili) olarak tanınırmış. Kendisini taşıyabilecek bir at arayışında yardım istediği elçilerin de kayıtları duruyor. Karakter olarak kendisinden Rüstem Paşa’nın zıttı olarak söz ediliyor. Rüstem’in agresif, tersleyen tarzından sonra hoşsohbet ve uzlaşmacı Ali Paşa’ya yabancı temsilcilerin düşkünlüğünü kendi notlarından okuyoruz.

Cedid Ali Paşa Külliyesi

Bu gezi esnasında bölgenin birikimine karşı oluşan aşinalık ile daha köprünün üzerindeyken, karşıda heybetli bir Sinan camisi olduğunu fark edersiniz. Cedid (veya Semiz olarak anılan) Ali Paşa Külliyesi’nden geriye kalan yolun sağında bizi karşılıyor. Ali Paşa şu ana kadar hikayelerine değindiğimiz Rüstem Paşa’nın halefi, Sokollu’nun selefi. Birincisinin vefatı (1661), ikincisinin sadarete yükselişi (1665) arasındaki sürenin vezir-i azamı. Cedid (Yeni) Ali Paşa daha kibar insanların kendisini tabir ettikleri ismi ancak genellikle enine boyuna iri bir insan olduğu için Semiz (besili) olarak tanınırmış. Kendisini taşıyabilecek bir at arayışında yardım istediği elçilerin de kayıtları duruyor. Karakter olarak kendisinden Rüstem Paşa’nın zıttı olarak söz ediliyor. Rüstem’in agresif, tersleyen tarzından sonra hoşsohbet ve uzlaşmacı Ali Paşa’ya yabancı temsilcilerin düşkünlüğünü kendi notlarından okuyoruz.

Bugün geriye sadece camisi kalmış olan Semiz Ali Paşa Külliyesi'nin esasında medrese, çifte hamam, kervansaray gibi unsurlar da varmış. Paşa ölümünden sonra varlığının idaresini bıraktığı kethüdası aracılığıyla buranın yapımını vasiyet etmiş. Ancak inşaat sırasında yapılmış bazı yazışmalara istinaden maddi zorluklar çekildiği görülüyor. İnşaat kitabesi bulunmadığı için tarihlemeleri yazılı kaynakları kovalayarak yapabiliyoruz. Eylül 1575’te caminin dekoratif unsurları için haberleşmeler yapılırken, çevre binalar için 1585-86’ya kadar yıllar ilerlemiş. Muhtemelen Sinan’dan bile sonra ve nispeten daha az dayanıklı malzemeyle yapılan diğer unsurlar 1800’lü yıllara kadar gelememiş. Zira bu sıralarda ziyaret eden seyyahların notlarında da yoklar. Daha önceki iki asırda burada kalanlar da özellikle Lüleburgaz’dakine göre küçük ve imkanlarının kısıtlı olduğundan şikayet ediyorlar. Açık büfedeki çeşitlilikten memnun kalmamışlar olsa gerek?

Bugün geriye sadece camisi kalmış olan Semiz Ali Paşa Külliyesi'nin esasında medrese, çifte hamam, kervansaray gibi unsurlar da varmış. Paşa ölümünden sonra varlığının idaresini bıraktığı kethüdası aracılığıyla buranın yapımını vasiyet etmiş. Ancak inşaat sırasında yapılmış bazı yazışmalara istinaden maddi zorluklar çekildiği görülüyor. İnşaat kitabesi bulunmadığı için tarihlemeleri yazılı kaynakları kovalayarak yapabiliyoruz. Eylül 1575’te caminin dekoratif unsurları için haberleşmeler yapılırken, çevre binalar için 1585-86’ya kadar yıllar ilerlemiş. Muhtemelen Sinan’dan bile sonra ve nispeten daha az dayanıklı malzemeyle yapılan diğer unsurlar 1800’lü yıllara kadar gelememiş. Zira bu sıralarda ziyaret eden seyyahların notlarında da yoklar. Daha önceki iki asırda burada kalanlar da özellikle Lüleburgaz’dakine göre küçük ve imkanlarının kısıtlı olduğundan şikayet ediyorlar. Açık büfedeki çeşitlilikten memnun kalmamışlar olsa gerek?

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Caminin köprü tarafından gelirken görünüşü. Cami ebat olarak şu ana kadarki menzil külliyesi camilerinden daha iddialı olduğunu belli ediyor. Bu sırada köprünün köşkleri ve selyaran (akıntının köprü ayaklarına doğrudan çarpmadan yavaşlatarak bölen üçgenimsi kısımlar) dikkat çekiyor.
Caminin köprü tarafından gelirken görünüşü. Cami ebat olarak şu ana kadarki menzil külliyesi camilerinden daha iddialı olduğunu belli ediyor. Bu sırada köprünün köşkleri ve selyaran (akıntının köprü ayaklarına doğrudan çarpmadan yavaşlatarak bölen üçgenimsi kısımlar) dikkat çekiyor.

Sokollu Külliyesi'nin tam tersi

Burgaz’da gördüklerimiz ile kıyaslamaya devam edersek, hizmet, eğitim ve zanaat kısımları çok gelişkin ancak camisi mütevazı Sokollu Külliyesi’nin burada tam tersini görüyoruz. Çok özenli ve kalıcı olmayan çevre binaların ortasında başkent statüsüne hiç yaklaşmamış bir yere yapılmış en görkemli camilerden biri, belki de birincisi Semiz Ali Paşa Cami. Şu ana kadar bu rota üzerinde gördüklerimizden ayrıldığı en temel nokta, basit bir dört ayaklı gövde yerine altıgen bir merkez iskelet üzerine kurulu olması. Bu, Sokollu’nun Sinan’a İstanbul Kadırgalimanı’nda eşi İsmihan Sultan ile birlikte yaptırdığı caminin modeli ile aynıdır. Hatta Babaeski’dekinin kubbesi 15 metrelik çapıyla daha geniştir. Camiye ortasında şadırvanı olan üç kapılı bir avludan giriliyor. Son cemaat yerinin dış revakı ahşap bir çatı ile genişleyerek iniyor. İç kısımdaki esas son cemaat yeri de beş kubbeli ve geniş olduğu için binanın dışarıdan görünümüne oldukça etki ediyor bu iki katmanlı giriş kısmı. Özellikle köprüden gelirken çıkan cami silueti tepe noktasından yere kadar kesmeden iniyor görüntüsünde.

Burada bugün mevcut olmayan çevre binaların ötesinde, bu tesisi besleyen vakfın en önemli gelir kaynaklarından birisi Semiz Ali Paşa’nın Edirne’de yaptırdığı çarşı. Edirnelilerin Kapalı Çarşı olarak da bildikleri, zamanın büyük prestijli yapısı 1990’larda bir yangın sonrası büyük tamir gördü. Büyük şehirdeki bu dükkanların geliri Babaeski’deki bir benzerinden daha fazla getirmiş olmalı. Kendi haline bırakılsa olduğu yerde masraflarını çıkarma potansiyeli henüz olmayan imaretlere bu tarz “kickstart” çözümleri daha evvel de düşünülmüştü. Fatih’in oğlu II. Bayezid de İstanbul’un yeniden imarı sırasında inşa ettiği külliyesine o sırada ticareti daha zengin Bursa’ya yaptırdığı çarşıları vakfetmişti.

Sokollu Külliyesi'nin tam tersi

Burgaz’da gördüklerimiz ile kıyaslamaya devam edersek, hizmet, eğitim ve zanaat kısımları çok gelişkin ancak camisi mütevazı Sokollu Külliyesi’nin burada tam tersini görüyoruz. Çok özenli ve kalıcı olmayan çevre binaların ortasında başkent statüsüne hiç yaklaşmamış bir yere yapılmış en görkemli camilerden biri, belki de birincisi Semiz Ali Paşa Cami. Şu ana kadar bu rota üzerinde gördüklerimizden ayrıldığı en temel nokta, basit bir dört ayaklı gövde yerine altıgen bir merkez iskelet üzerine kurulu olması. Bu, Sokollu’nun Sinan’a İstanbul Kadırgalimanı’nda eşi İsmihan Sultan ile birlikte yaptırdığı caminin modeli ile aynıdır. Hatta Babaeski’dekinin kubbesi 15 metrelik çapıyla daha geniştir. Camiye ortasında şadırvanı olan üç kapılı bir avludan giriliyor. Son cemaat yerinin dış revakı ahşap bir çatı ile genişleyerek iniyor. İç kısımdaki esas son cemaat yeri de beş kubbeli ve geniş olduğu için binanın dışarıdan görünümüne oldukça etki ediyor bu iki katmanlı giriş kısmı. Özellikle köprüden gelirken çıkan cami silueti tepe noktasından yere kadar kesmeden iniyor görüntüsünde.

Burada bugün mevcut olmayan çevre binaların ötesinde, bu tesisi besleyen vakfın en önemli gelir kaynaklarından birisi Semiz Ali Paşa’nın Edirne’de yaptırdığı çarşı. Edirnelilerin Kapalı Çarşı olarak da bildikleri, zamanın büyük prestijli yapısı 1990’larda bir yangın sonrası büyük tamir gördü. Büyük şehirdeki bu dükkanların geliri Babaeski’deki bir benzerinden daha fazla getirmiş olmalı. Kendi haline bırakılsa olduğu yerde masraflarını çıkarma potansiyeli henüz olmayan imaretlere bu tarz “kickstart” çözümleri daha evvel de düşünülmüştü. Fatih’in oğlu II. Bayezid de İstanbul’un yeniden imarı sırasında inşa ettiği külliyesine o sırada ticareti daha zengin Bursa’ya yaptırdığı çarşıları vakfetmişti.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Edirne’deki Ali Paşa Çarşısı
Edirne’deki Ali Paşa Çarşısı
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5

Yıkılan minare, savaştan sonra yeniden yükselmiş

Babaeski Semiz Ali Paşa cümle kapısı mermer kullanımı ve mukarnas işlemeleriyle iç mekana girerken gelecek görüntüyle ilgili ipuçları vermeye başlar. Kapının iç ve dış kitabelerindeki ayetlerde cennet teması ortaktır. Bu referans hem caminin güzel yapısı ve süslemeleri ile mekansal bir benzetme hem de müdavimlerin elde edeceği ödülle ilgili bir hatırlatmadır. Dışarıdan üstü minik kubbelerle fark edilen dördü köşelerde ve ikisi yanlarda ayakların iç tarafında, kubbenin kasnağına ulaşan iç sütunlar da iki yan, iki mihrap duvarı ve ikisi de giriş yaptığımız taraftadır. Bu altıgeni birbirine bağlayan kemerler mukarnas işlemelerle şenlendirilmiş. Özellikle böyle hatları renkli çizilmemiş olduğu zaman geometrik arı kovanlarını hatırlatan köşe mukarnaslar duvarları dolaşıyor. Önce dış duvarlarla yarım kubbeler arasında pandantiflerde ayrı ayrı görünüyorlar. Sonra da bir kat daha, ama bu kez kesintisiz şekilde bir daireye varan mukarnas uygulamasının ardından kubbenin pencereli yüksek kasnağı gelir. Mihrabın olduğu cephe dışarıya doğru çıkmasıyla derinlik verir. Bu yapının talihli olduğu bir konu Edirne’deki Selimiye’nin inşasına denk gelmesi ki hem Sinan vaktinin büyük kısmında çok uzakta değildi hem de orada çalışan zanaatkarları buraya da gönderebiliyorlardı. Mesela vaiz kürsüsü, mihrap alınlığı gibi parçalardaki mermer işçiliğini Selimiye’den hatırlayabilirsiniz. Bugün görünen bütün kalem işi süsleme 1987’deki çalışmaların ürünü ve sonraki restorasyonlarda bunların yenilenmiş versiyonları. Başka bir yenilenmiş önemli unsur Minare. Balkan Savaşı sırasında bölge kaybedildiğinde Bulgarlar tarafından yıkılmış. Sonra geri alındığında tekrar yükselmiş.

Yıkılan minare, savaştan sonra yeniden yükselmiş

Babaeski Semiz Ali Paşa cümle kapısı mermer kullanımı ve mukarnas işlemeleriyle iç mekana girerken gelecek görüntüyle ilgili ipuçları vermeye başlar. Kapının iç ve dış kitabelerindeki ayetlerde cennet teması ortaktır. Bu referans hem caminin güzel yapısı ve süslemeleri ile mekansal bir benzetme hem de müdavimlerin elde edeceği ödülle ilgili bir hatırlatmadır. Dışarıdan üstü minik kubbelerle fark edilen dördü köşelerde ve ikisi yanlarda ayakların iç tarafında, kubbenin kasnağına ulaşan iç sütunlar da iki yan, iki mihrap duvarı ve ikisi de giriş yaptığımız taraftadır. Bu altıgeni birbirine bağlayan kemerler mukarnas işlemelerle şenlendirilmiş. Özellikle böyle hatları renkli çizilmemiş olduğu zaman geometrik arı kovanlarını hatırlatan köşe mukarnaslar duvarları dolaşıyor. Önce dış duvarlarla yarım kubbeler arasında pandantiflerde ayrı ayrı görünüyorlar. Sonra da bir kat daha, ama bu kez kesintisiz şekilde bir daireye varan mukarnas uygulamasının ardından kubbenin pencereli yüksek kasnağı gelir. Mihrabın olduğu cephe dışarıya doğru çıkmasıyla derinlik verir. Bu yapının talihli olduğu bir konu Edirne’deki Selimiye’nin inşasına denk gelmesi ki hem Sinan vaktinin büyük kısmında çok uzakta değildi hem de orada çalışan zanaatkarları buraya da gönderebiliyorlardı. Mesela vaiz kürsüsü, mihrap alınlığı gibi parçalardaki mermer işçiliğini Selimiye’den hatırlayabilirsiniz. Bugün görünen bütün kalem işi süsleme 1987’deki çalışmaların ürünü ve sonraki restorasyonlarda bunların yenilenmiş versiyonları. Başka bir yenilenmiş önemli unsur Minare. Balkan Savaşı sırasında bölge kaybedildiğinde Bulgarlar tarafından yıkılmış. Sonra geri alındığında tekrar yükselmiş.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5

Cedit Ali Paşa Camii - Babaeski

Cedit Ali Paşa Camii - Babaeski

Balkan Savaşı sonrası minaresiz hali ile Babaeski Semiz Ali Paşa Cami
Balkan Savaşı sonrası minaresiz hali ile Babaeski Semiz Ali Paşa Cami
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 5

Sokollu Mehmet Paşa değil, Sokollu Kasım Bey Camii

Camiye varılan yolu takip edince Babaeski’nin çarşısını geçerek batıya doğru devam ediyoruz. Aşağı yukarı 25 km sonra, Edirne il sınırları içine girdikten bir 10 dakika sonra Havsa’ya geldiğimizde belediye binasının arkasında Sokollu Mehmet Paşa Cami olarak bilinen, ama aslında adı Sokollu Kasım Bey olan cami var. Yaptıran kişinin adıyla hatırlanıyorsa da kaybettiği oğlunun adına yaptırılmış bir cami aslında bu. Buraya gelene kadar Sokollu’nun Padişah II. Selim’in kızı İsmihan Sultan ile evlendiğinden bahsetmiştik. Ancak Mehmed Paşa’nın kendisinden 35 yaş küçük prenses ile evlenmek için ayrılmak zorunda kaldığı (Sultan kızını ikinci eş alabileceğinizi düşünmediniz herhalde?!) eşinden oğlu Kurt Kasım Bey. İşte serinin ilk yazısında vadettiğimiz dedikodulu bölüm!

Benzer bir boşanma vakası Sokollu’nun ardından da yaşanır. 35 yaşında dul kalan İsmihan (Esmehan olarak da transkripte edilir) Sultan babasına bu sefer kendi istediği bir kişiyle evleneceğini bildirir. Kendisine çeşitli uygun adaylar önerilir. “İstanbul bana yaramıyor, Kafkasya’ya döneceğim” diye talip olan prensesi reddeden ilk paşadan sonra Buda (Peşte’nin komşusu olan) Valisi Kalaylıkoz Ali Paşa saray tellallarının radarına yakalanıp önerilmiş. Teklifi kabul edince Ali Paşa’nın boşandığı eşinin isyanı neredeyse şehri ayaklandırıyormuş. Kocasını saraya kaptırsa da ahı tutmuş olsa gerek ki ertesi yıl prenses doğum yaparken vefat etmiş. Bugün kendisinin ve bebeğin sandukası Ayasofya’nın yanındaki türbelerin birinde.

Sokollu Mehmet Paşa değil, Sokollu Kasım Bey Camii

Camiye varılan yolu takip edince Babaeski’nin çarşısını geçerek batıya doğru devam ediyoruz. Aşağı yukarı 25 km sonra, Edirne il sınırları içine girdikten bir 10 dakika sonra Havsa’ya geldiğimizde belediye binasının arkasında Sokollu Mehmet Paşa Cami olarak bilinen, ama aslında adı Sokollu Kasım Bey olan cami var. Yaptıran kişinin adıyla hatırlanıyorsa da kaybettiği oğlunun adına yaptırılmış bir cami aslında bu. Buraya gelene kadar Sokollu’nun Padişah II. Selim’in kızı İsmihan Sultan ile evlendiğinden bahsetmiştik. Ancak Mehmed Paşa’nın kendisinden 35 yaş küçük prenses ile evlenmek için ayrılmak zorunda kaldığı (Sultan kızını ikinci eş alabileceğinizi düşünmediniz herhalde?!) eşinden oğlu Kurt Kasım Bey. İşte serinin ilk yazısında vadettiğimiz dedikodulu bölüm!

Benzer bir boşanma vakası Sokollu’nun ardından da yaşanır. 35 yaşında dul kalan İsmihan (Esmehan olarak da transkripte edilir) Sultan babasına bu sefer kendi istediği bir kişiyle evleneceğini bildirir. Kendisine çeşitli uygun adaylar önerilir. “İstanbul bana yaramıyor, Kafkasya’ya döneceğim” diye talip olan prensesi reddeden ilk paşadan sonra Buda (Peşte’nin komşusu olan) Valisi Kalaylıkoz Ali Paşa saray tellallarının radarına yakalanıp önerilmiş. Teklifi kabul edince Ali Paşa’nın boşandığı eşinin isyanı neredeyse şehri ayaklandırıyormuş. Kocasını saraya kaptırsa da ahı tutmuş olsa gerek ki ertesi yıl prenses doğum yaparken vefat etmiş. Bugün kendisinin ve bebeğin sandukası Ayasofya’nın yanındaki türbelerin birinde.

Kasım Bey’e dönelim! Venedikli bir diplomat, bir cariyeden doğmuş olmasına rağmen Paşa’nın oğlunun üzerine titrediğinden bahsediyor. İstanbul’dan Edirne’ye giden yolun son menzilinde Sinan’ın tasarlayacağı hayratına yer bulması da tabii ki babasının o sırada imparatorluğun en güçlü adamı olmasıyla ilgili. Daha önce çeşitli yerlerde görevler yapan Kasım Bey vefat ettiği sırada, yani 1572’de Hersek Sancakbeyi imiş. Dolayısı ile şu ana kadar gördüğümüz Sadrazam statüsüne sahip yapılara göre daha mütevazı olması doğaldır. Hemen daha dışarıdan göze çarpan ölçek belirtileri, tek revaklı olması, bu son cemaat yerinin sadece üç gözlük/kubbelik genişliği diyebiliriz. Bu arada bu revaklı giriş çok yakın zamanda yeniden inşa edildi. 13 metre çapındaki kubbesi sonradan orijinal şeklini kaybederek yapılmış. Son derece sade, bir küp gibi tasarlanmış caminin süslemeleri de taş - mermer işçilikleri dışında oldukça yalındır.

Kasım Bey’e dönelim! Venedikli bir diplomat, bir cariyeden doğmuş olmasına rağmen Paşa’nın oğlunun üzerine titrediğinden bahsediyor. İstanbul’dan Edirne’ye giden yolun son menzilinde Sinan’ın tasarlayacağı hayratına yer bulması da tabii ki babasının o sırada imparatorluğun en güçlü adamı olmasıyla ilgili. Daha önce çeşitli yerlerde görevler yapan Kasım Bey vefat ettiği sırada, yani 1572’de Hersek Sancakbeyi imiş. Dolayısı ile şu ana kadar gördüğümüz Sadrazam statüsüne sahip yapılara göre daha mütevazı olması doğaldır. Hemen daha dışarıdan göze çarpan ölçek belirtileri, tek revaklı olması, bu son cemaat yerinin sadece üç gözlük/kubbelik genişliği diyebiliriz. Bu arada bu revaklı giriş çok yakın zamanda yeniden inşa edildi. 13 metre çapındaki kubbesi sonradan orijinal şeklini kaybederek yapılmış. Son derece sade, bir küp gibi tasarlanmış caminin süslemeleri de taş - mermer işçilikleri dışında oldukça yalındır.

Sokollu Mehmet Paşa Camii - Havsa

Sokollu Mehmet Paşa Camii - Havsa

Sokollu Mehmet Paşa Camii - Havsa

Sokollu Mehmet Paşa Camii - Havsa

Eski gezginlerin notlarına ve Sokollu vakfiyesine baktığımızda burasının da aslında iki karşılıklı han, hamam, dükkanlar, mektep ve oldukça büyük mutfak kapasiteli bir imaret içeren külliye tarif edildiğini görüyoruz. 1575’ten itibaren kervansarayda kalanların kaleminden 1580’de caminin bittiğini anlıyoruz. Bugün bu işlevsel yapılardan tek geriye kalan ortada külliyenin iki yakasını bağlayan dua kubbesi. Bu başkent yolcuları "ne yer ne içerlermiş?" diye merak edenler için zamanın tripadvisor’ında detay belirtenler olmuş. Doksan civarı odası olan handa kalanlara günde iki defa tereyağlı ve etli pilav veriliyormuş.

Eski gezginlerin notlarına ve Sokollu vakfiyesine baktığımızda burasının da aslında iki karşılıklı han, hamam, dükkanlar, mektep ve oldukça büyük mutfak kapasiteli bir imaret içeren külliye tarif edildiğini görüyoruz. 1575’ten itibaren kervansarayda kalanların kaleminden 1580’de caminin bittiğini anlıyoruz. Bugün bu işlevsel yapılardan tek geriye kalan ortada külliyenin iki yakasını bağlayan dua kubbesi. Bu başkent yolcuları "ne yer ne içerlermiş?" diye merak edenler için zamanın tripadvisor’ında detay belirtenler olmuş. Doksan civarı odası olan handa kalanlara günde iki defa tereyağlı ve etli pilav veriliyormuş.

Artık neredeyse Edirne’ye geldik!

Artık neredeyse Edirne’ye geldik!

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.