Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4

Adil Fide 16.09.2016

Trakya’da Sinan’ın izinden Lüleburgaz’a kadar geldik! Özel bir külliye etrafında büyümüş şehir burası.

Yolculuğa burada katılanlar rotanın önceki bölümlerini buradan, buradan ve buradan inceleyebilirler. Şimdi devam ediyoruz.

Büyükçekmece’den sonra sahilden giden sol kolunu takip ettiğimiz İstanbul - Edirne yolunun iç bölgeden devam eden ana arterine gelmiş olduk. İstanbul - Edirne yolundan gelirken Burgaz'a girdiğiniz caddeden ilk büyük kavşakta sonra Fatih Caddesi’ni takip ederseniz, yolun sonunda Sokollu Mehmed Paşa Külliyesine varacaksınız. Rüstem Paşa 1561’de öldüğünde yine onun gibi devşirme ocağından gelmiş ve kariyeri keskin biçimde yükselişte olan birisi vardı. Sokol (ya da Sırpça Sokoloviçi; dolayısı ile doğru yazılışı Sokollu) köyünden Edirne Sarayı’na getirilip oradan Topkapı’ya terfi etmiş Mehmed Paşa. 1562’de şehzadeler arasındaki mücadelede II. Selim tarafının komuta kademesinde olmanın en büyük ödülünü şehzadenin kızı İsmihan Sultan ile evlenerek aldı. Bu zamana kadar CV’sinde Macaristan ile Azerbaycan arasında bir bölgeyi kapsayan birçok seferler ve Kaptan-ı Derya’lık pozisyonu bulunan Paşa bu evlilik esnasında üçüncü vezir statüsündeydi. Dönemin Venedikli bir diplomatının belirttiğine göre yükselişini kayığı alabora olan Hürrem Sultan’ın hayatını kurtarmasına borçlu. Farklı kaynaklarda da uzun boylu bir tip olarak tasvir edilir. İhtiyar Semiz Ali Paşa’nın kısa süren sadareti vefatı ile son bulduğunda 1565’te mührün yeni sahibi olur.

Yolculuğa burada katılanlar rotanın önceki bölümlerini buradan, buradan ve buradan inceleyebilirler. Şimdi devam ediyoruz.

Büyükçekmece’den sonra sahilden giden sol kolunu takip ettiğimiz İstanbul - Edirne yolunun iç bölgeden devam eden ana arterine gelmiş olduk. İstanbul - Edirne yolundan gelirken Burgaz'a girdiğiniz caddeden ilk büyük kavşakta sonra Fatih Caddesi’ni takip ederseniz, yolun sonunda Sokollu Mehmed Paşa Külliyesine varacaksınız. Rüstem Paşa 1561’de öldüğünde yine onun gibi devşirme ocağından gelmiş ve kariyeri keskin biçimde yükselişte olan birisi vardı. Sokol (ya da Sırpça Sokoloviçi; dolayısı ile doğru yazılışı Sokollu) köyünden Edirne Sarayı’na getirilip oradan Topkapı’ya terfi etmiş Mehmed Paşa. 1562’de şehzadeler arasındaki mücadelede II. Selim tarafının komuta kademesinde olmanın en büyük ödülünü şehzadenin kızı İsmihan Sultan ile evlenerek aldı. Bu zamana kadar CV’sinde Macaristan ile Azerbaycan arasında bir bölgeyi kapsayan birçok seferler ve Kaptan-ı Derya’lık pozisyonu bulunan Paşa bu evlilik esnasında üçüncü vezir statüsündeydi. Dönemin Venedikli bir diplomatının belirttiğine göre yükselişini kayığı alabora olan Hürrem Sultan’ın hayatını kurtarmasına borçlu. Farklı kaynaklarda da uzun boylu bir tip olarak tasvir edilir. İhtiyar Semiz Ali Paşa’nın kısa süren sadareti vefatı ile son bulduğunda 1565’te mührün yeni sahibi olur.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4

Kendi adına en itibarlı imar eserini İstanbul Kadırga Limanı’nda eşi İsmihan Sultan’la inşa ettiren Mehmed Paşa’nın ayrıca Beyoğlu Azapkapı’da yine önemli bir eseri var. Mimar Sinan’ın elinden İstanbul dışına yaptırdığı diğer iki külliye Payas (Hatay) ve Lüleburgaz’da. 1565’te bir seyahatnameye düşülmüş bir not Via Egnetia’nın üzerindeki bir kalenin yerine/yanına bu menzil külliyesinin temelini atıldığını belirtiyor. Külliyeden, hatta Osmanlı’dan önceki Burgaz, bölgeler arası anayol üzerindeki bir güvenlik istasyonu gibi görünüyor. Burası gerçekten de İstanbul ve Edirne’nin menzillerinin kesişme noktası olarak görülebilir. İstanbul Caddesi üzerinden buraya gelip Sokollu Sokak’ın ardından Edirne Caddesi’ni takip ederek yine bir Mimar Sinan köprüsünü geçince ikinci başkente yolculuğunuza devam edebilirsiniz.

Kendi adına en itibarlı imar eserini İstanbul Kadırga Limanı’nda eşi İsmihan Sultan’la inşa ettiren Mehmed Paşa’nın ayrıca Beyoğlu Azapkapı’da yine önemli bir eseri var. Mimar Sinan’ın elinden İstanbul dışına yaptırdığı diğer iki külliye Payas (Hatay) ve Lüleburgaz’da. 1565’te bir seyahatnameye düşülmüş bir not Via Egnetia’nın üzerindeki bir kalenin yerine/yanına bu menzil külliyesinin temelini atıldığını belirtiyor. Külliyeden, hatta Osmanlı’dan önceki Burgaz, bölgeler arası anayol üzerindeki bir güvenlik istasyonu gibi görünüyor. Burası gerçekten de İstanbul ve Edirne’nin menzillerinin kesişme noktası olarak görülebilir. İstanbul Caddesi üzerinden buraya gelip Sokollu Sokak’ın ardından Edirne Caddesi’ni takip ederek yine bir Mimar Sinan köprüsünü geçince ikinci başkente yolculuğunuza devam edebilirsiniz.

Atatürk sayesinde kurtuldu

Bir seyahatname 1566-70 arasında bütün kompleksin bitirildiğini söylüyor. Cami, medrese, sıbyan mektebi, çifte hamam, gözetleme kulesi, imaret ve onun iki yanına uzanan çifte kervansaray gibi yapılar üzeri dükkanlarla dolu bir cadde ile ikiye bölünmüş şekilde planlanmış. Tam ortada, bugün hala duran ve din-eğitim merkezli kısımla ticaret-hizmet bölümünü bir geçişle ayıran dua kubbesi bulunur. İstanbul suriçinin aksine yer bolluğu ile geniş geniş inşa edilmiş bir kampüs izlenimi kolayca görünüyor. “Miş” diyoruz çünkü 1930’larda yol yapımı için kervansaray kısmını dinamitle yok etmişler. Caminin etrafındaki binalarına da el atıyorlarmış da bir mimarın konuyu Atatürk’e ulaştırması sayesinde kurtulmuş. Bugün sadece dükkan sırasının arka cephesinde eski duvar ve ocaklar kalmış durumda. Bu arada geriye kalmış dükkanlar (59’un 32’si) orijinal yolun iki tarafını kaplayan miktarın yarısına tekabül ediyor.

Atatürk sayesinde kurtuldu

Bir seyahatname 1566-70 arasında bütün kompleksin bitirildiğini söylüyor. Cami, medrese, sıbyan mektebi, çifte hamam, gözetleme kulesi, imaret ve onun iki yanına uzanan çifte kervansaray gibi yapılar üzeri dükkanlarla dolu bir cadde ile ikiye bölünmüş şekilde planlanmış. Tam ortada, bugün hala duran ve din-eğitim merkezli kısımla ticaret-hizmet bölümünü bir geçişle ayıran dua kubbesi bulunur. İstanbul suriçinin aksine yer bolluğu ile geniş geniş inşa edilmiş bir kampüs izlenimi kolayca görünüyor. “Miş” diyoruz çünkü 1930’larda yol yapımı için kervansaray kısmını dinamitle yok etmişler. Caminin etrafındaki binalarına da el atıyorlarmış da bir mimarın konuyu Atatürk’e ulaştırması sayesinde kurtulmuş. Bugün sadece dükkan sırasının arka cephesinde eski duvar ve ocaklar kalmış durumda. Bu arada geriye kalmış dükkanlar (59’un 32’si) orijinal yolun iki tarafını kaplayan miktarın yarısına tekabül ediyor.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
1560’larda uygulanan planı çıkarıldığında Lüleburgaz Külliyesi
1560’larda uygulanan planı çıkarıldığında Lüleburgaz Külliyesi

Evliya Çelebi'den dinleyelim

Bu Edirne yolculuğunu dört asır önce yapıyor olsaydınız, bu hayalet kervansarayda neler göreceğimizi Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. Üç bin kadar deve, at gibi hayvanın barınabildiği ve duvardan duvara yüz elli kadar ocağı olan (Evliya Çelebi’nin rakamlarına temkinli yaklaşılır!) kale gibi kervansaraya yine o ölçekte bir kapıdan giriliyormuş. Akşam bir mehter takımının müziğiyle kapı kapanır, dışarı çıkmak kesinlikle yasaklanırmış. Sabah ise yine aynı davul, zurna eşliğinde herkes uyandığında anons gelirmiş: “Ey ümmet-i Muhhamed! Malınız, canınız, atınız, donunuz (yani eşyanız!) tamam mıdır?” Kimsede bir eksik olmadığı teyit olunduğunda kapı açılır, dua ve nasihatle herkes yolcu edilirmiş: “Yollarda gafil gitmen, vakit kaybetmen, herkesi arkadaş etmen, yürün! Allah kolaylık getire.” Bu ritüeller doğrudan devrin kanunlarının uygulamalarıdır. Eğer yolcuların bulunamayan kayıpları varsa da değer tespiti yaptıktan sonra kervansarayın bağlı olduğu idare karşılamakla yükümlü idi. Bu hanların yemek, konaklama, temizlik, sağlık gibi hizmetlerinden, etrafındaki esnafın işlerinden faydalanabilirsiniz, ancak en çok üç gün sonra gitmiş olmak kaydıyla. “Misafirlik üç gündür” lafını hatırlayanlar olacaktır herhalde.

Evliya Çelebi'den dinleyelim

Bu Edirne yolculuğunu dört asır önce yapıyor olsaydınız, bu hayalet kervansarayda neler göreceğimizi Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. Üç bin kadar deve, at gibi hayvanın barınabildiği ve duvardan duvara yüz elli kadar ocağı olan (Evliya Çelebi’nin rakamlarına temkinli yaklaşılır!) kale gibi kervansaraya yine o ölçekte bir kapıdan giriliyormuş. Akşam bir mehter takımının müziğiyle kapı kapanır, dışarı çıkmak kesinlikle yasaklanırmış. Sabah ise yine aynı davul, zurna eşliğinde herkes uyandığında anons gelirmiş: “Ey ümmet-i Muhhamed! Malınız, canınız, atınız, donunuz (yani eşyanız!) tamam mıdır?” Kimsede bir eksik olmadığı teyit olunduğunda kapı açılır, dua ve nasihatle herkes yolcu edilirmiş: “Yollarda gafil gitmen, vakit kaybetmen, herkesi arkadaş etmen, yürün! Allah kolaylık getire.” Bu ritüeller doğrudan devrin kanunlarının uygulamalarıdır. Eğer yolcuların bulunamayan kayıpları varsa da değer tespiti yaptıktan sonra kervansarayın bağlı olduğu idare karşılamakla yükümlü idi. Bu hanların yemek, konaklama, temizlik, sağlık gibi hizmetlerinden, etrafındaki esnafın işlerinden faydalanabilirsiniz, ancak en çok üç gün sonra gitmiş olmak kaydıyla. “Misafirlik üç gündür” lafını hatırlayanlar olacaktır herhalde.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Külliyenin tamamı yerindeyken batılı bir ressamın fırçasından kalanlar. Üstteki kervansarayın içeriden görünümü, alttaki ise dükkanların arasındaki yoldan dua kubbesi.
Külliyenin tamamı yerindeyken batılı bir ressamın fırçasından kalanlar. Üstteki kervansarayın içeriden görünümü, alttaki ise dükkanların arasındaki yoldan dua kubbesi.
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Son portredeki dua kubbesinin bugünkü hali
Son portredeki dua kubbesinin bugünkü hali

Hafıza ya da hafızasızlık eseri

Aslında bu alıntıladığımız işleyiş Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini de var eden bir dönüşüme işaret ediyor. Buradaki külliye bir kalenin yerine yapılırken (Hatay/Dörtyol) Payas’takinin de hemen bir kalenin dibine yapılmış olması tesadüf değil. Bol savaşlı yüzyılların ardından güvenlik merkezli kalelerin yerine veya yanına ulaşımı kolaylaştıracak, tüccarların mal güvenliğini garanti eden yapılar yapılmış. 1500’lü yıllar boyunca da bu şebeke genişlemiş ve güncellenmiş. Kentli bir insanı üç kıtayı gezebileceğine ve bir yandan da ciltlerce yazabileceğine ikna eden bu altyapı olmalı. Minyatür bir Pax-Ottomana!.. 1800'ler boyunca Rusların Trakya üzerinden İstanbul'a gelebilme tehditi ile çoktan bitmiş bir güven dönemi. İşlevsel olarak da bu menzil külliyelerinin fişini demiryolu devrimi Orient Express ile çekmiş olmalı. Geçtiğimiz asra cami dışında bütün bölümleri ya virane ya da yıkılmış halde gelen yapılar (hamam da yakın zamanda restore edildi) bugünün Türkiyelilerinin Osmanlı klasik dönemine dair hafızasını (ya da hafızasızlığını) hatırlatıyor.

Hafıza ya da hafızasızlık eseri

Aslında bu alıntıladığımız işleyiş Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini de var eden bir dönüşüme işaret ediyor. Buradaki külliye bir kalenin yerine yapılırken (Hatay/Dörtyol) Payas’takinin de hemen bir kalenin dibine yapılmış olması tesadüf değil. Bol savaşlı yüzyılların ardından güvenlik merkezli kalelerin yerine veya yanına ulaşımı kolaylaştıracak, tüccarların mal güvenliğini garanti eden yapılar yapılmış. 1500’lü yıllar boyunca da bu şebeke genişlemiş ve güncellenmiş. Kentli bir insanı üç kıtayı gezebileceğine ve bir yandan da ciltlerce yazabileceğine ikna eden bu altyapı olmalı. Minyatür bir Pax-Ottomana!.. 1800'ler boyunca Rusların Trakya üzerinden İstanbul'a gelebilme tehditi ile çoktan bitmiş bir güven dönemi. İşlevsel olarak da bu menzil külliyelerinin fişini demiryolu devrimi Orient Express ile çekmiş olmalı. Geçtiğimiz asra cami dışında bütün bölümleri ya virane ya da yıkılmış halde gelen yapılar (hamam da yakın zamanda restore edildi) bugünün Türkiyelilerinin Osmanlı klasik dönemine dair hafızasını (ya da hafızasızlığını) hatırlatıyor.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Birbirinin kopyası değiller ama duvarları yerinde duran benzeri bir örnek olarak Halep, Şam, Hicaz yolu üzerinde Hatay/Dörtyol Payas’taki Sokollu menzil külliyesi
Birbirinin kopyası değiller ama duvarları yerinde duran benzeri bir örnek olarak Halep, Şam, Hicaz yolu üzerinde Hatay/Dörtyol Payas’taki Sokollu menzil külliyesi

Estetik kaygıyı efsanevi soğuklar götürdü

Bugün yarısı gitmiş tesisin orta noktası, bir nevi ağırlık merkezi, arastanın üzerindeki dua kubbesi. Sabahları esnafın dükkanları açmadan altında dua ettiği için böyle biliniyor. Buradaki inşa kitabeleri açılışı hicri 977 yılına (1569-70) tarihler ve iki girişte hem Sokollu Mehmed Paşa’ya övgüler sayar hem dünya hayatının geçiciliği mesajını verir: “Bu kervansaraya gelen oldı hep revan” (yani yolcu). Cami tarafına girdiğinizde Mihrümah Sultan’ın Edirnekapı’daki külliyesindeki örneğini andıran bir avluya çıkılıyor. U biçimli medrese odaları ile ortada bir iç avlu yaratılmış. Ortada mermer bir şadırvan ve üstünde 1800’lerde yapıldığı tarzından belli ve üzerinde de II. Mahmud tuğralı bir ahşap çatı var. 1839’da yapılan yenileme çalışmalarından kalmadır. Normalde U şeklindeki medreselerde ana dershane kısmı orta kenarın ortasında yer alır. Buradaki uygulamada o kısım kubbeli geçit için kullanıldığından simetri kaygısı gütmeden batı kanadının başına taşınmış. Medresenin genişliği ile eşitlenmesi amacıyla caminin girişinin iki yanına yayılan son cemaat yeri dokuz gözlü ve kubbelidir. Bugün buradaki çifte revaklı mekan da cam-çerçeve ile kapanmış durumda. Kuşkusuz eseri bozuyor, ancak buranın gerçek müdavimleri için Balkanlar’ın meşhur soğukları geldiğinde estetik esas kaygı olmuyordur muhtemelen.

Estetik kaygıyı efsanevi soğuklar götürdü

Bugün yarısı gitmiş tesisin orta noktası, bir nevi ağırlık merkezi, arastanın üzerindeki dua kubbesi. Sabahları esnafın dükkanları açmadan altında dua ettiği için böyle biliniyor. Buradaki inşa kitabeleri açılışı hicri 977 yılına (1569-70) tarihler ve iki girişte hem Sokollu Mehmed Paşa’ya övgüler sayar hem dünya hayatının geçiciliği mesajını verir: “Bu kervansaraya gelen oldı hep revan” (yani yolcu). Cami tarafına girdiğinizde Mihrümah Sultan’ın Edirnekapı’daki külliyesindeki örneğini andıran bir avluya çıkılıyor. U biçimli medrese odaları ile ortada bir iç avlu yaratılmış. Ortada mermer bir şadırvan ve üstünde 1800’lerde yapıldığı tarzından belli ve üzerinde de II. Mahmud tuğralı bir ahşap çatı var. 1839’da yapılan yenileme çalışmalarından kalmadır. Normalde U şeklindeki medreselerde ana dershane kısmı orta kenarın ortasında yer alır. Buradaki uygulamada o kısım kubbeli geçit için kullanıldığından simetri kaygısı gütmeden batı kanadının başına taşınmış. Medresenin genişliği ile eşitlenmesi amacıyla caminin girişinin iki yanına yayılan son cemaat yeri dokuz gözlü ve kubbelidir. Bugün buradaki çifte revaklı mekan da cam-çerçeve ile kapanmış durumda. Kuşkusuz eseri bozuyor, ancak buranın gerçek müdavimleri için Balkanlar’ın meşhur soğukları geldiğinde estetik esas kaygı olmuyordur muhtemelen.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Yenileme sırasında eklenen Şadırvan ve kapalı son cemaat yeri
Yenileme sırasında eklenen Şadırvan ve kapalı son cemaat yeri

Untitled

Untitled

Cami binası ise şu ana kadar bahsettiğimiz çevreleyen yapılara kıyasla sade bir yapıdır. Belli bir nüfusu olan kalabalık bir şehre değil de çok işlek bir yolun doğru noktasında bir tesis olarak planlandığı ve bunun için de kalıcı çok büyük bir cemaat beklentisi olmadığı açıktır. Sonuçta daha çevrede gördüğümüz dükkanlara zanaatkarların gelip yerleşmesi için teşvik verilen zamanlardan bahsediyoruz. Külliye, taşra için alışılmıştan fazla büyük kampüsüyle zaten hiyerarşiyi zorlarken, camiyi tek mekanlı basit bir planda tutmayı düşünmüşler. Dışarıdan üstlerindeki minik kubbelerle göze çarpan dört taşıyıcı ayak içeriden çok fark edilmiyor. Bu ayakları kubbenin çeperine bağlayan kemerlerin arasına üç cephede, hemen girişten iki yana açılan merdivenlerle çıkılan galeriler mekana derinlik katan tek unsur. Pencerelerin kemerlerle mesafesi ve sonradan yapılma kalem işi süslemelerin bir simetri sorunu olduğu da görünüyor. En güncel tabirleri kullanmayı denersek, camiden sonra kampüsün güneye doğru uzanmaya devam eden kısmı bir tür rekreasyon alanı olarak kullanılmış… Bir dinlenme tesisinde yürüyüş yapmak için uygun. En son sınırda ise bugün Kızılay’ın kullandığı Sıbyan Mektebi mevcut. Bu binanın alt katı da bütün bu arkamızda bıraktığımız mekanların çeşmelerinin su dağıtım şebekesi imiş.

Cami binası ise şu ana kadar bahsettiğimiz çevreleyen yapılara kıyasla sade bir yapıdır. Belli bir nüfusu olan kalabalık bir şehre değil de çok işlek bir yolun doğru noktasında bir tesis olarak planlandığı ve bunun için de kalıcı çok büyük bir cemaat beklentisi olmadığı açıktır. Sonuçta daha çevrede gördüğümüz dükkanlara zanaatkarların gelip yerleşmesi için teşvik verilen zamanlardan bahsediyoruz. Külliye, taşra için alışılmıştan fazla büyük kampüsüyle zaten hiyerarşiyi zorlarken, camiyi tek mekanlı basit bir planda tutmayı düşünmüşler. Dışarıdan üstlerindeki minik kubbelerle göze çarpan dört taşıyıcı ayak içeriden çok fark edilmiyor. Bu ayakları kubbenin çeperine bağlayan kemerlerin arasına üç cephede, hemen girişten iki yana açılan merdivenlerle çıkılan galeriler mekana derinlik katan tek unsur. Pencerelerin kemerlerle mesafesi ve sonradan yapılma kalem işi süslemelerin bir simetri sorunu olduğu da görünüyor. En güncel tabirleri kullanmayı denersek, camiden sonra kampüsün güneye doğru uzanmaya devam eden kısmı bir tür rekreasyon alanı olarak kullanılmış… Bir dinlenme tesisinde yürüyüş yapmak için uygun. En son sınırda ise bugün Kızılay’ın kullandığı Sıbyan Mektebi mevcut. Bu binanın alt katı da bütün bu arkamızda bıraktığımız mekanların çeşmelerinin su dağıtım şebekesi imiş.

Luleburgaz Mosche

Luleburgaz Mosche

Külliyenin tam ters tarafında, bugün yıkılmış olan uzak yarısının sınırını merak ederseniz tam Hükümet Konağının yanında Zindan Baba türbesi diye bilinen basit bir yapı var. Eskiden kervansarayın arkasında uzanan bölümde Sokollu’nun kendisi ve devlet erkanı için yaptırdığı avlulu konutlar mevcut imiş. Muhtemelen o yapının seyir bölümü olan cihannüma (seyir) kulesinden geriye kalan parça burasıdır. 1800’lerde saat kulesi olarak da kullanıldığını görsellerden biliyoruz. Daha sonra kimin burayı üç katlı(!) bir türbeye dönüştürüp ahaliyi nasıl ikna ettiğini merak ediyor insan.

Külliyenin tam ters tarafında, bugün yıkılmış olan uzak yarısının sınırını merak ederseniz tam Hükümet Konağının yanında Zindan Baba türbesi diye bilinen basit bir yapı var. Eskiden kervansarayın arkasında uzanan bölümde Sokollu’nun kendisi ve devlet erkanı için yaptırdığı avlulu konutlar mevcut imiş. Muhtemelen o yapının seyir bölümü olan cihannüma (seyir) kulesinden geriye kalan parça burasıdır. 1800’lerde saat kulesi olarak da kullanıldığını görsellerden biliyoruz. Daha sonra kimin burayı üç katlı(!) bir türbeye dönüştürüp ahaliyi nasıl ikna ettiğini merak ediyor insan.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4

Başka bir zamanda veya yerde kurulsaydı adı belki Sokollupolis ya da Sokollugrad olacak olan Lüleburgaz’ın isminin geldiği kalenin (burg, burgos) çok az da olsa kalıntılarının nehir kenarında göründüğü söyleniyor. Muhtemelen bol kıvrımlı ve kuleli bir hisarmış ki böylesini yakıştırmışlar. Edirne Caddesi’ne çıkarak yola koyulunca külliye inşaatının devamı gibi Sinan’a yaptırılan 84 metre uzunluğundaki köprünün üzerinden geçince Babaeski’ye doğru yolculuk da başlamış oluyor.

Başka bir zamanda veya yerde kurulsaydı adı belki Sokollupolis ya da Sokollugrad olacak olan Lüleburgaz’ın isminin geldiği kalenin (burg, burgos) çok az da olsa kalıntılarının nehir kenarında göründüğü söyleniyor. Muhtemelen bol kıvrımlı ve kuleli bir hisarmış ki böylesini yakıştırmışlar. Edirne Caddesi’ne çıkarak yola koyulunca külliye inşaatının devamı gibi Sinan’a yaptırılan 84 metre uzunluğundaki köprünün üzerinden geçince Babaeski’ye doğru yolculuk da başlamış oluyor.

Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4
Mimar Sinan ile İki Başkent Arası - 4

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.