Mamma Mia, Vengono I Turchi!

Oğuz Taktak 13.05.2016

Yani diyor ki; "Anneciğim, Türkler geliyor!"

Artık İstanbul Bağcılar’daki bir kafenin menüsünde bile 'taze mozerella ve kiraz domates eşliğinde "Buratta" veya "Ricotta peynirli Ravioli" gibi şeyler görebilirsiniz . 1930’larda New York‘ta içki yasağı döneminde zenginleşen İtalyanlar'a, memleketlerinden getirdikleri malzemelerle, annelerinin yemeklerinin benzerlerinin yapılmasıyla patlayan İtalyan mutfağı, İstanbul Dudullu’ya kadar geldi. Bunun en önemli müsebbibi Giuseppe Cipriani adında bir İtalyan.

Evet, İtalyan yemekleri çok lezzetli ve çok pratikti, tüm dünyada çok sevildi, herkes onlara bayıldı ama sonra ne oldu?

Eh, insanlar sürekli pizza yiyemediler ve yeni lezzetler aradılar. Uzakdoğu mutfağı ve Japon mutfağı dışında Türk mutfağı da ilgi görür oldu. Hem nasıl görmesin zaten? Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan tüm Doğu Akdeniz havzasının lezzetleri onda. Çok kozmopolit ve süper doyurucu.


Biliyor musunuz; Londra, New York, Los Angeles gibi yeme-içme başkentlerinde fiyaka yapmak isteyen Hollywood yıldızları bile Türk lokantalarına giderler ve yüklü hesaplar bırakırlar. Turkish Journal'dan Eren Abdullahoğlu'nun haberine göre Brad Pitt ve Madonna, New York'ta bulunan bir lokantada hünkar beğendi lüpletip kaymaklı baklava gömmüşler. Afiyet, bal, şeker olsun.

Hatta Türk yemekleri İtalya'da da o kadar ilgi görmüş ki, Lucca kentinde dönerci ve kebapçıların rekabetinin artık endişe verici boyutlarda olmasından dolayı yasaklamaya varan uygulamalar bulunuyor. (Şu durumda bizim belediye başkanlarımızdan biri de şehirde pizzayı yasaklasa hoş olur mu? Soruyorum.)


Ben şimdi size, yurt dışında yaşayan Türklerden çok yabancıların, yani aslında oranın yerlilerinin en çok gittikleri lokantaların bir bölümünden bahsedeceğim.


Sofra
Londra’da bir restoran zinciri.

Türk mutfağı diye geçse de genelde Doğu Akdeniz; Lübnan, Beyrut, Suriye mezeleriyle öne çıkan Sofra, harika bir işletmecilik ve ustalıkla Londra’da ismi sayılır restoranlar arasına girdi. Macera, sahibi Hüseyin Özer’in 1980’de küçük bir dükkanda klasik Türk yemeklerini sağlıklı, çağdaş ve yaratıcı yorumlarla sunmasıyla başladı. Dükkanı Covent Garden, Oxford, Mayfair ve Regent Street gibi noktalarda restoranlar zincirine dönüştürmesiyle devam etti. Burada yurt dışındaki Türk lokantalarının hemen hemen tamamında yer alan Türkçe müzik, otantik aksesuar ya da tablolardan yok.

Mönü sıcak mezeler, soğuk mezeler, başlangıçlar, ızgaralar, balıklar ve tatlılar olarak 6 bölüme ayrılıyor. Soğuk mezelerde bakla, cacık, humus, babagannuş, tabbule bulunuyor. Sıcaklar patlıcan kızartma, börek, falafel ve sucuk ızgara.


Tüm bunlardan sonra, 2015'te İstanbul Karaköy'de de açıldı Sofra. O zamanlar ambiyansı, lezzeti, Hüseyin Özer ve ekibinin yaklaşımıyla İstanbul’a damga vuracağı konuşulan lokanta, henüz 1 senesi dolmadan kapısına kilit vurdu. (Nedenlerini de belki başka bir yazıda anlatırım size.)


Turkish Kitchen
Ünlü yıldızların mekanı.

Her ne kadar Jessica Parker, Richard Gere, Sharon Stone, Martha Stewart, Elizabeth Hurley, Robert De Niro gibi isimler restoranın akşam yemeği müşterileri olsa da, öğle yemeği saatinde New York'ta yaşayan gurbetçi Türkleri de içeride görebilirsiniz. İlginçtir, restoranın sahipleri Ahmet Yıldızel ve Ilgar Peker, iddiaya göre lokantaya Türk müşteri girdiği zaman saklanırmış. :joy: Neden olduğu bilinmez, konuşmaktan çekinirmiş.

1992’de açılan Turkish Kitchen, şu an New York’un en ünlü Türk restoranı.



Dervish

Broadway de bir Türk.

New York’ta, Broadway’in tam kalbinde yer alan restoran, Hatay mutfağından humus falafeli Broadway sosyetesine pek sevdirdi.



Kervansaray
Atilla Doğudan’dan bahsetmeden olmaz.

Baba yadigarı Viyana’da, Kervansaray lokantasında, taze ve yüksek kaliteli yemekleriyle tanınan Atilla Doğudan, Avusturyalı eski F1 pilotu Niki Lauda'nın bir yakını ile evlenmesi sonucu oluşan akrabalık (tamam, eniştelik) kontenjanını çok iyi kullandı. F1 V.I.P ikram servislerini yapmaya başladı. Üstelik öyle güzel yaptı ki, tüm Avrupa’da önemli organizasyonların catering hizmetlerini vermeye başladı.


Biz Atilla Doğudan'ı Turkish Do&Co ikram şirketiyle, THY V.I.P ikramlarını Star Alliance seviyesine çıkardığında duyduk. Tabii bir de borsadaki yıllık ciro rakamlarıyla.


Çok iyi bir mutfağımız, çok usta aşçılarımız ve harika lokantalarımız var. Ben, İtalyan ya da Uzakdoğu mutfağına uluslararası düzeyde rakip olmak için lokal ürünlerimizi öne çıkarmak gerektiği konusunda ısrarcıyım. Tabii ki tedarikçilerimizin de kısa yoldan para kazanmak için kaliteden ödün vermeden, Ezine peyniri, Hatay nar ekşisi veya Taşköprü sarımsağı gibi kalitesi tescillenmiş markalar oluşturması gerekiyor. İyi yemek iyi malzemeyle yapılır. Yurt dışında çok başarılı olup da İstanbul’da tutunamayan lokantaların sorunlarının başında (Sofra'dan bahsetmiştik yukarıda) tedarikçilerin kalite konusunu suistimal etmemeleri geliyor. Eğer tedarik konusunu da dürüst ve namuslu esnaf seviyesinin altına düşürmezsek "dadından yinmez".

Şef Oğuz Taktak

Artık İstanbul Bağcılar’daki bir kafenin menüsünde bile 'taze mozerella ve kiraz domates eşliğinde "Buratta" veya "Ricotta peynirli Ravioli" gibi şeyler görebilirsiniz . 1930’larda New York‘ta içki yasağı döneminde zenginleşen İtalyanlar'a, memleketlerinden getirdikleri malzemelerle, annelerinin yemeklerinin benzerlerinin yapılmasıyla patlayan İtalyan mutfağı, İstanbul Dudullu’ya kadar geldi. Bunun en önemli müsebbibi Giuseppe Cipriani adında bir İtalyan.

Evet, İtalyan yemekleri çok lezzetli ve çok pratikti, tüm dünyada çok sevildi, herkes onlara bayıldı ama sonra ne oldu?

Eh, insanlar sürekli pizza yiyemediler ve yeni lezzetler aradılar. Uzakdoğu mutfağı ve Japon mutfağı dışında Türk mutfağı da ilgi görür oldu. Hem nasıl görmesin zaten? Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan tüm Doğu Akdeniz havzasının lezzetleri onda. Çok kozmopolit ve süper doyurucu.


Biliyor musunuz; Londra, New York, Los Angeles gibi yeme-içme başkentlerinde fiyaka yapmak isteyen Hollywood yıldızları bile Türk lokantalarına giderler ve yüklü hesaplar bırakırlar. Turkish Journal'dan Eren Abdullahoğlu'nun haberine göre Brad Pitt ve Madonna, New York'ta bulunan bir lokantada hünkar beğendi lüpletip kaymaklı baklava gömmüşler. Afiyet, bal, şeker olsun.

Hatta Türk yemekleri İtalya'da da o kadar ilgi görmüş ki, Lucca kentinde dönerci ve kebapçıların rekabetinin artık endişe verici boyutlarda olmasından dolayı yasaklamaya varan uygulamalar bulunuyor. (Şu durumda bizim belediye başkanlarımızdan biri de şehirde pizzayı yasaklasa hoş olur mu? Soruyorum.)


Ben şimdi size, yurt dışında yaşayan Türklerden çok yabancıların, yani aslında oranın yerlilerinin en çok gittikleri lokantaların bir bölümünden bahsedeceğim.


Sofra
Londra’da bir restoran zinciri.

Türk mutfağı diye geçse de genelde Doğu Akdeniz; Lübnan, Beyrut, Suriye mezeleriyle öne çıkan Sofra, harika bir işletmecilik ve ustalıkla Londra’da ismi sayılır restoranlar arasına girdi. Macera, sahibi Hüseyin Özer’in 1980’de küçük bir dükkanda klasik Türk yemeklerini sağlıklı, çağdaş ve yaratıcı yorumlarla sunmasıyla başladı. Dükkanı Covent Garden, Oxford, Mayfair ve Regent Street gibi noktalarda restoranlar zincirine dönüştürmesiyle devam etti. Burada yurt dışındaki Türk lokantalarının hemen hemen tamamında yer alan Türkçe müzik, otantik aksesuar ya da tablolardan yok.

Mönü sıcak mezeler, soğuk mezeler, başlangıçlar, ızgaralar, balıklar ve tatlılar olarak 6 bölüme ayrılıyor. Soğuk mezelerde bakla, cacık, humus, babagannuş, tabbule bulunuyor. Sıcaklar patlıcan kızartma, börek, falafel ve sucuk ızgara.


Tüm bunlardan sonra, 2015'te İstanbul Karaköy'de de açıldı Sofra. O zamanlar ambiyansı, lezzeti, Hüseyin Özer ve ekibinin yaklaşımıyla İstanbul’a damga vuracağı konuşulan lokanta, henüz 1 senesi dolmadan kapısına kilit vurdu. (Nedenlerini de belki başka bir yazıda anlatırım size.)


Turkish Kitchen
Ünlü yıldızların mekanı.

Her ne kadar Jessica Parker, Richard Gere, Sharon Stone, Martha Stewart, Elizabeth Hurley, Robert De Niro gibi isimler restoranın akşam yemeği müşterileri olsa da, öğle yemeği saatinde New York'ta yaşayan gurbetçi Türkleri de içeride görebilirsiniz. İlginçtir, restoranın sahipleri Ahmet Yıldızel ve Ilgar Peker, iddiaya göre lokantaya Türk müşteri girdiği zaman saklanırmış. :joy: Neden olduğu bilinmez, konuşmaktan çekinirmiş.

1992’de açılan Turkish Kitchen, şu an New York’un en ünlü Türk restoranı.



Dervish

Broadway de bir Türk.

New York’ta, Broadway’in tam kalbinde yer alan restoran, Hatay mutfağından humus falafeli Broadway sosyetesine pek sevdirdi.



Kervansaray
Atilla Doğudan’dan bahsetmeden olmaz.

Baba yadigarı Viyana’da, Kervansaray lokantasında, taze ve yüksek kaliteli yemekleriyle tanınan Atilla Doğudan, Avusturyalı eski F1 pilotu Niki Lauda'nın bir yakını ile evlenmesi sonucu oluşan akrabalık (tamam, eniştelik) kontenjanını çok iyi kullandı. F1 V.I.P ikram servislerini yapmaya başladı. Üstelik öyle güzel yaptı ki, tüm Avrupa’da önemli organizasyonların catering hizmetlerini vermeye başladı.


Biz Atilla Doğudan'ı Turkish Do&Co ikram şirketiyle, THY V.I.P ikramlarını Star Alliance seviyesine çıkardığında duyduk. Tabii bir de borsadaki yıllık ciro rakamlarıyla.


Çok iyi bir mutfağımız, çok usta aşçılarımız ve harika lokantalarımız var. Ben, İtalyan ya da Uzakdoğu mutfağına uluslararası düzeyde rakip olmak için lokal ürünlerimizi öne çıkarmak gerektiği konusunda ısrarcıyım. Tabii ki tedarikçilerimizin de kısa yoldan para kazanmak için kaliteden ödün vermeden, Ezine peyniri, Hatay nar ekşisi veya Taşköprü sarımsağı gibi kalitesi tescillenmiş markalar oluşturması gerekiyor. İyi yemek iyi malzemeyle yapılır. Yurt dışında çok başarılı olup da İstanbul’da tutunamayan lokantaların sorunlarının başında (Sofra'dan bahsetmiştik yukarıda) tedarikçilerin kalite konusunu suistimal etmemeleri geliyor. Eğer tedarik konusunu da dürüst ve namuslu esnaf seviyesinin altına düşürmezsek "dadından yinmez".

Şef Oğuz Taktak

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.