Kim Demiş "İnsan Mutlu Olmak İster, Bu Yüzden Berbat Haldedir" Diye?

Ece Tuğran 17.08.2016

Freud demiş. Aslına bakarsanız mutluluk hakkında çok fazla şey söylenmiş.

TDK sözlüğünde mutluluğun kelime anlamını ararsanız, “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşmaktan duyulan kıvanç durumu” gibi bir tanımla karşılaşırsınız. Şahsen benim içime sinen bir tanım değil, sinmesini de beklemiyordum zaten. Bu tanımı kabul edemedim, çünkü kendi kendime sorduğum şu soruların hepsine hayır cevabını verdim: Hayatta bütün özlemlerimize ulaşabiliyor muyuz? Araba özlemine kavuşan insan daha iyi modelini istemekten vazgeçecek mi? Hem, sürekli olacağının garantisi mi var? Bu ne demek oluyor şimdi?

Gerçek mutluluk bu tanımsa eğer, bu soruların cevabı değişmeden ona ulaşmamız mümkün değil ki.

(Saygıyla anıyorum) Mutluluk ve insan psikolojisi etkileşimi ile yakından ilgilenen Freud’un düşüncelerini her zaman farklı bir hayranlık, farklı bir sempati ile okumuş ve özümsemişimdir. Bu sebepten olacak ki, yukarıda yaptığım ufak sorgulama Freud’un hayatı boyunca yaptığı sorgulamalara bir hayli benziyor. Çünkü o, kitabına “Mutlu Olma İhtimalimiz” ismini verirken bile aslında mutlu olmanın mümkün olmadığına inandığını, “İnsan mutlu olmak ister, bu yüzden berbat haldedir” sözünü söylerken mutluluğun sonucu olmayan, insanları kedi misali kendi kuyruğu etrafında döndüren bir amaç olduğunu anlatmak istemiştir.

Kim Demiş

Peki mutluluk yoksa ya da sadece hayalimizde var oluyorsa, vücudumuz da bu hayale mi kaptırıyor kendini? Sevgili Freud bilimin mutluluk tanımını okuduktan sonra katı kanılarından vazgeçer miydi? Gelin de biraz mutluluğa inanan insanların argümanlarını inceleyelim. (Freud’u saygı ve sevgiyle benimsesem bile konu hakkındaki objektifliğimi fark ettiniz, değil mi?) Vücudumuz dedim, çünkü bilimin dediğine göre mutluluğun vücudumuzda somut etkileri var. Örneğin Finlandiyalı araştırmacılar tarafından 701 katılımcı ile yapılan bir araştırmada katılımcılara vücutlarında mutluluğu somut olarak hissedip hissetmedikleri, hissediyorlarsa nerede hissettiklerini göstermelerini istemişler. Onlar da tüm vücutlarını göstermiş. Yani bu araştırmaya göre elimizin yanmasını hissettiğimiz gibi mutluluğu da hissediyormuşuz. Elde var bir.

Bilimsel araştırmalara göre vücut aktivitelerini düzenleyen hormonların da mutluluk üzerinde etkisi var. Vücudumuzdaki üç enteresan hormon olan endorfin, serotonin ve dopaminin, salgılanmaları için gereken tetikleyiciler sağlandıktan sonra insana sebepsiz bir mutluluk hissi verdiği söyleniyor.

Dopamin, insana motivasyon sağlayan, yaşama bağlılığı artıran bir kimyasal. Düzenli olarak deniz balığı, fındık ve fıstık tüketirseniz, bu hormonu vücudunuzda normal değerlerde tutabilirsiniz. Serotonin eşittir neşe. Eksikliğinde agresif bir ruh hali yaratan bu hormon, normal değerlerde veya daha fazla salgılandığında insanın gözlerine toz pembe bir perde çekip nam-ı diğer Pollyanna’ya benzetiyor. Tetikleyici ise muz, yulaf, çikolata ve peynirde bulunan triptofan proteini. Endorfin ise vücudumuzun ürettiği uyuşturucu, doğal morfinimiz. Rahatlama ve huzur hisleriyle doğrudan ilişkili. Düzenli olarak spor yapmak endorfin salgısını artırdığı gibi aslında her insanın endorfin hormonu kişisel tetikleyicileri ile artıyor. Örneğin ülkemizin doğusunda acı yemenin insanların endorfin salgısını artırdığı tespit edilmiş.

Kim Demiş

Fındık yedik, çikolata yedik, acı bile yedik. Yaşama bağlıyız, neşemiz yerinde. Eh, dış etkenler izin verdiğince huzurluyuz da. Bu hislerin birleşimi mutluluk demek mi? Yetmediyse biraz daha ekleyelim. Yardımsever olmak, yeni maceralara atılmak, hedef belirlemek ve bu hedefe ulaşmak, inançlı olmak, şükretmek, yeterli uykuyu almak, sık sık gülümsemek, iyi bir sosyal çevreye sahip olmak... Şimdi oldu, mutluluğun reçetesini bulduk.

Kim Demiş

Freud der ki, “Yaratılışın planında insanoğlu mutlu olacak diye bir kaide yoktur.” Ve ekler, “Haz ilkesinin insana empoze ettiği nihai amaç olan mutluluk, ulaşılabilir bir amaç olmamasına rağmen bizler gene de bu amacı gerçekleştirmekten vazgeçemez, bu ya da şu şekilde ona ulaşmaya çalışırız.” Eğer Freud haklıysa, gerçekten ulaşamayacağımız bir amaç için koşturup duruyoruz. Bilim araştırmalar yapıyor, insanlar harıl harıl mutluluk arıyor, isteklerimize ve hedeflerimize ulaşmaya çalışıyoruz, bunun için ders çalışıyoruz, para kazanıyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz.. Eğer Freud bir yerde yanılıyorsa, mutluluk gerçekten varsa, yine de onu aramakla hata yapıyoruz. Mutluluk, insan hayatında ne bir amaç, ne de bir sonuçtur. Maddi değerlere bağlı değildir, belli ölçütlerle veya hormonlarla sınırlandırılamaz.

Bana sorarsanız, yapılan hataların en büyüğü insanların mutluluğu kendi başarılarında ve iradelerinde aramaları. Maddelere ve objelere bağlı mutlulukların faniliği, gelip geçici şeylerde daimi bir duygu aramanın zıtlığı mutluluk duygusunun var olabilitesini yok ediyor. Geçici mutluluklar oldukça kişiselleştirilse de (örneğin 15.000 lira maaş bir öğretmeni mutlu ediyorken, THY’nin CEO’sunu mutlu etmez) ben daimi mutluluğun kollektif, yani tüm insanlığı içine alan bir duygu olduğuna inanıyorum. Bir toplumun insanları ne kadar ortak frekanstaysa, birbiriyle ne kadar iyi bir iletişim halindeyse ve asıl olarak birbirini ne kadar seviyorsa, o kadar mutludur.

Sizlere bir soru sormak istiyorum: Mutlu olduğuna inanan bir insan, annesi vefat ettiğinde ne düşünmeli? “Tüh! Kaybettik mutluluğu. Şimdi yeni baştan arayıp bulacağız” mı demeli? Yoksa daimi mutluluğa sahipse istifini bozmamalı, yaşadığı ve yaşayacağı üzücü olaylar onu istese bile etkileyememeli mi? Ben kendi cevabımı vereyim: Elbette hayır. Bir olay veya kişi için üzüntü duymak, bir insanın mutlu olmasını engellemez. Çünkü üzüntüler geçidir. Çünkü mutluluk annede, evde, arabada, hormonlarda değil; insan ruhuna duyulan sevgidedir.

Görsel kaynağı: Pinterest

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.