Karar Mı, Kader Mi?

Ece Tuğran 12.09.2016

Kader başlangıç noktamızı belirledi. Peki sonrasına kararları kim veriyor, nasıl veriyor?

Karar Mı, Kader Mi?

Karar kelimesini insan hayatının içinde tanımlayabilmek için günlerdir birkaç cümle arayışı içindeyim. Karar vermek, insan hayatının o kadar derininden gelen bir kavram ki, bir türlü doğru tanımlamayı yapıp yapamadığımdan emin olamıyorum. Şunu deneyeyim: Doğduğumuzda bize çizilen bir kader olduğu inanışı çok yaygın, evet. Bu inanışın benim kafamda canlandırdığı uzun, upuzun bir yol ve ben bir arabanın içinde direksiyonu tutarak bu yolun başında duruyorum. Çünkü biliyorum ki (varsa) kader sadece annemi ve babamı seçti, doğduğum yeri seçti, belki ismimi seçti. Dünyaya gözlerimi açmadan önce sahip olduğum şeyleri verdi. Gözlerimi açtıktan sonra sahip olduklarım ise benim seçimlerim, benim kararlarım. Kendi yolumu çizdim, çiziyorum. Siz de çiziyorsunuz. Kararlarınız size verilen haritada hangi yolu takip edeceğinizi belirliyor. Düşünün, şu anda bu yazıyı okuyor olmanız bile bir rutin değil, bir karar. Her saniye bir seçim yapıyoruz ve bunun farkında olmak gerçekten büyüleyici.

Nasıl karar veriyoruz?

Karar Mı, Kader Mi?

Nobel Ödüllü Daniel Kahneman’ın kitabında yazdığına göre beynimizde karar veren iki ayrı sistem var. Kararları alan iki sistem farklı durumlar için özelleşmiş ve karşılaşılan durum hangi sistemin uzmanlık alanıysa o devreye giriyor. Birinci sistem hızlı karar alan, ikinci sistem ise daha çok düşünüp hesap kitap yapan ve yavaş çalışan bir sistem. İkinci sistemi hepimiz yakından tanıyoruz, rasyonel tarafımızı temsil ediyor. Benim asıl değinmek istediğim konu farkında olmadığımız birinci sistem.

Birinci sistem refleksler gibi, doğal dürtülerimizi ve içgüdülerimizi temsil ediyor. Hayatımızı hızlandırıyor, sokakta bir tanıdığımızı gördüğümüzde “merhaba mı demeliyim şimdi?” diye düşünmüyoruz. Hayatımıza ciddi bir sürat kazandırmanın yanında bu sistem bizi hayatta tutmaya, güvence altına almaya da programlanmış. Buraya kadar her şey olumlu fakat buradan sonrası benim pek hoşuma gitmedi açıkçası.

Karar vermek zor. Ama bazen de gereğinden fazla kolay.

İkinci sistem, düşünmemize gerek kalmadan ve (burası önemli) düşünmediğimizin farkında olmadan bizim yerimize karar alabiliyor. Takdir edersiniz ki hepimiz hayatımızdaki bazı yanlış kararlardan muzdaribizdir, mutlaka bir şeylere keşke diyoruzdur. İşte bunun suçlusu bu birinci sistem. “Duyguların mantığa yön vermesi” klişesi bu sistem yüzünden gerçekleşiyor işte.

Yukarıda bir tanıdığımızla selamlaşma örneğini verdim diye sanmayın ki ikinci karar verme sistemi hep böyle basit işlerde devreye giriyor. Birinci sistemi özellikle ani kararlarda ve stresli anlarda kullanıyoruz. Hatta şöyle diyeyim, günlerce düşünerek almadığımız her karar birinci sistem tarafından veriliyor.

Karar Mı, Kader Mi?

- Daha biraz önce yolumuzu kendimiz çiziyoruz diye martaval atıyordun, ne oldu?

Bir şey olmadı. Ama işlerin biraz karıştığının farkındayım. İyi mi kötü mü ayırt edemediğimiz karar verme sistemini şimdi biraz daha ayrıntılı anlatıyorum. Birinci sistem diye bahsettiğim bu sistem, hayatımızdaki alışılmış durumları yönetiyor. Yani öğretmenlik kariyerinizi bırakıp manken olmaya veya evinizi satıp dünya turuna çıkmaya karar vermeye çalışmıyorsanız beyninizde birinci sistem etkinlik gösteriyor demektir. Birinci sistemin bizi düşünmeye itmemesinin sebebi kararları düşünme yoluyla değil sezgi yoluyla alması. Bu sistem genellikle bilincimizdeki ya da bilinç altımızdaki öğrenilmiş bilgiler ve anılar (yani kısıtlı ve yenilenemeyen veriler) ile verilecek olan karar arasında çağrışım yaptırmaya çalışır. Bu çağrışımla birlikte kimi zaman neden sonuç ilişkisi kurmaya çalışır, kimi zaman bir hikaye yaratır, kimi zaman sadece aklımızdaki boşlukları doldurur. Biz birinci sistemin çağrışımlarını ve hikayelerini “düşünerek” bulduğumuzu zanneder, karar verme sürecinde düşünme eylemini gerçekleştirdiğimize inanırız. Sistem bizi buna güzelce ikna eder.

Ön yargılarımız karar verme sistemimizin bir ürünü

Ön yargılarımız bu sistem yüzündendir. Çünkü birinci sistem her hikaye yazdığında, her çağrışım yaptığında bunları ezberler ve zamanla değiştirilemez bir hafıza oluşturur. Bu hafıza dogmatik veriler içerdiğinden dolayı yanlış kararlar alarak bizi yanıltabilir, herhangi bir şey için ön yargı oluşturmamıza sebep olabilir.

Karar Mı, Kader Mi?

Örneğin bir sabah kalktınız ve cildinizde bir kızarıklık fark ettiniz. Şimdiye kadar en çok deneyimlediğiniz kızarıklık sebebi sinek ısırığı olduğu için (istisnalar olabilir elbette) birinci sistem cildinizdeki kızarıklığı sinek ısırığına yorar. Bunun için doktora gitmezsiniz, önemsemezsiniz. Fakat kızarıklık ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu ihtimal size okurken, bana da yazarken çok uzak geldi biliyorum. Birinci sistemin beynimizde ne kadar etkin olduğunu görüyorsunuz işte.

Karar Mı, Kader Mi?

Bu kadar konuştuktan sonra beynimizde yer alan bu sistem bir zafiyet gibi görünüyor farkındayım. İnsanın kendi yolunu çizdiğine inanmasını bir hayli güçleştiriyor, bunun da farkındayım. Fakat ben bunu şöyle yorumluyorum: Sonuç olarak bu sistem çıkarımlarını kendi bilincimizden veya bilinç altımızdan yapıyor. Ona ezber hafızasını oluşturması için bu verileri veren yine biziz. Evet, bilinç altımıza bizim isteğimiz dışında yerleşen verilere ulaşabilir, değişime kapalı olabilir ve yanlış kararlar verebilir. Peki ya bilincimizi yenilersek? Birinci sistemin verilerini güncellersek yanlış kararları da düzeltemez miyiz? Bence düzeltiriz. Yazıyı okudunuz, konu hakkında bilgi sahibisiniz. Başlangıç için yeterli. Düşünün sevgili okurlar, bilinç altınızın ya da size öğretilenlerin kararlarınızı etkilemesine izin vermeyin. Direksiyonun başına geçmenin tam zamanı.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.