İskandinav Edebiyatına Giriş Rehberi

Erdem Şimşek 20.08.2016

Dizileriyle, filmleriyle, müzik gruplarıyla her geçen gün kültürel dünyamızda önemli bir yer edinen İskandinav ülkeleri, edebi eserleri ile de okuru keşfe çağırıyor.

İskandinav Edebiyatına Giriş Rehberi

Yayın dünyasında harita her geçen yıl genişliyor. Gelişen teknoloji ile birlikte yayınevleri artık yelkenlerini belli başlı ülkelerin ve isimlerin ötesine açıyor. Öyle ki bazı yeni yayınevleri çatılarını büyük ölçüde bu yeni keşifler üzerine kurmuş durumda. Bunun da okura getirisi farklı deneyimler, farkı tatlar ve edebiyatın hala sonsuz bir zenginlik içerdiğinin bilgisi oluyor. Biz de bu yazımızda İskandinav topraklarına yelken açıp kısa bir tur yapacağız. Bu, kapsamlı bir İskandinav edebiyatı yazısı değil. Daha çok kişisel okumalar ışığında oluşturduğum bir giriş yazısı. Eh, niyetimizi aktardıktan sonra sözü uzatmadan yola çıkalım.

İskandinav mitolojisi

Bir ülkenin edebiyatının kökleri elbette o ülkenin mitolojisinde, halk edebiyatında, söylencelerinde ve masallarında saklıdır. İskandinav mitolojisiyle ilgili çeşitli kaynaklar mevcut. Hatta Thor, Loki, Odin bu sıralar yeniden meşhur olmanın keyfini çıkartıyor diyebiliriz. Gerçi popüler kültür içinde resmedilişleri ne kadar özüne sadık, orası su götürür. İskandinav mitolojisi için önereceğim temel kitap, aslında bir araştırma-inceleme kitabı değil, bir roman. İngiliz yazar A.S. Byatt’ın yazdığı Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı, Loki’yi merkeze alarak İskandinav edebiyatını bir roman diliyle okurlarına aktarıyor. Su gibi akan, tıpkı mitolojinin kendisi gibi yaşamı örercesine yazılmış bir kitap Tanrıların Alacakaranlığı. Thomas Bulfinch’in üç yapıtını bir arada sunan ve alanında önemli bir yere sahip olan Bulfinch Mitolojileri’ni de İskandinav mitolojisi için bir başka önemli kaynak olarak gösterebiliriz.

Vikingler’e bir pencere

Burada History Channel dizisi Vikingler’e ufak bir pencere açmak istiyorum. Dizinin daha ilk bölümlerinden itibaren Pagan kültürüne ve İskandinav mitolojisine bolca gönderme mevcut. Belki ilk sezonda değil ama bölümler ve sezonlar ilerledikçe Floki ile Loki arasında da bir eşleşme gözüküyor. Dördüncü sezon ikinci bölümde Floki’nin yakalanışı ile Loki’nin tanrılar tarafından yakalanışı aynı şekilde gelişiyor. Baldur mitinde Baldur’un dolaylı bir şekilde ölümüne sebep olan Loki, Odin ve diğer tanrılar tarafından kovalanır. Şekilden şekile giren Loki, bir balık şeklini alır ve yakalanışı da suyun üzerine atılan bir ağla gerçekleşir. Vikingler dizisinde Floki de yine suyun içindeyken yakalanır. Cezalandırılışı da Loki’nin cezalandırılışı ile bire birdir. Büyücünün Floki’ye gösterdiği hürmetin ardında da Loki’nin Floki’de vücut buluşu gizlidir. Dizide gördüklerimizin yanı sıra göremediğimiz ayrıntılar olduğunu da tahmin ediyorum.



Klasikler ve Laxness

İskandinav edebiyatı ve klasikler deyince akla gelen ilk isim Knut Hamsun, ilk roman da Açlık olur. Siyasi görüşleri ve Nazi hayranlığı, eleştiri oklarının üzerine çekilmesine sebep olsa da edebi gücü, onun her daim okunur bir yazar olmasını da sağlamıştır. An itibariyle Açlık, kitap dünyasının IMDB'si diyebileceğimiz Goodreads'te oluşturulan bir listede aldığı puanlarla İskandinav kitapları arasında beşinci sırada gösteriliyor. Hamsun gibi Norveçli olan bir başka usta kalem Henrik Ibsen ise, yazdığı oyunlar ile adeta kutsal bir mertebeye sahiptir. Şiirleri de bulunan Ibsen, modern tiyatronun kurucu isimleri arasında gösterilir. İskandinav klasikleri arasında benim favorilerim Halldor Laxness'in kitaplarıdır. Açıkçası İskandinav edebiyatına giriş için en makul isim olarak da Laxness'i söyleyebilirim. İskandinav edebiyatının belirgin bir özelliği varsa eğer, bu en başta yaşam koşullarının, doğanın etkisi ve mitolojiden, hikayelerden beslenen yapısıdır. Laxness'de bunun her ikisinden de izler görürüz. İzlanda'nın Yaşar Kemal'i gibidir Laxness. Belki folklorik öğeleri onun kadar çok kullanmaz ama bilgisini her daim sezdirir. Laxness'in Salka Valka ve Özgür İnsanlar isimli eserleri bugün Türkçe'ye çevrilmiş durumda. Salka Valka genç bir kadının hayatta kalma hikayesini anlatırken, Özgür İnsanlar inatçı bir köylünün hikayesidir. Biri kırsalda, biri sahil kenarında geçer ama ana izlekleri benzerdir. Halk söylencelerinden de faydalanan Özgür İnsanlar, birçok özelliği bir arada sunmasıyla İskandinav edebiyatına giriş için çok yerinde bir karar olacaktır.

90'ların kralı Ambjornsen

Yeraltı edebiyatı deyince bugün akla birçok isim geliyor olabilir ama 90'larda o isim çoğu insan için Ingvar Ambjornsen'di. Elimde Beyaz Zenciler'le otobüse oturduğumu ve önümdeki koltuğa oturan bir başka gencin de çantasından Beyaz Zenciler'i çıkardığını hatırlıyorum. Ambjornsen çok ağır, güçlü bir edebiyat yapmaz esasen. Daha doğrusu, gücünü kelime kullanımından almaz. Ağırlıklı olarak toplum dışı karakterleri resmeden Ambjornsen, buz gibi, örtük bir sevgiyi o satırların arasında saklar. Onunla sokaklarda yatan bir insan olursunuz okurken. Sokakta ağdalı cümlelerden daha basit gerçekler vardır. Sevgi dilde değil, daha korunaklı bir yerdedir. Siz de bunu bilerek okursunuz. Beyaz Zenciler ne kadar ön planda olsa da ilk kez Ambjornsen okuyacak kişi için İnsan Postuna Bürünmüş Köpek daha doğru bir tercih olabilir. Bir başka romanı Tavandaki Kukla, suç ve ceza üzerine kurulmuş yapısı ile bu iki kitaptan biraz farklıdır.

Türde markalaşmanın adı: Nordic Noir

Açıkçası fantastik öğeler bulundurmuyorsa bestseller kitaplardan ve polisiyelerden uzak dururum ancak konu İskandinav edebiyatıysa polisiye kitaplara değinmemek olmaz. Zira genel olarak Nordic Noir (Kuzey Karası) olarak adlandırılan İskandinav polisiyeleri dünya genelinde zirveye oynuyor. Özellikle Stieg Larsson'un Milenyum Üçlemesi'nin (ya da Milenyum Serisi) başarısı oldukça ilgi çekici. Düşünün ki, Ejderha Dövmeli Kız ile başlayan seri, yazarının ölümüne rağmen başka bir yazar tarafından yazılan dördüncü kitap ile devam ediyor. Türün en başarılı yazarları olaraksa Jo Nesbo, Jussi Adler-Olsen, Hakan Nesser, Henning Mankell, Peter Hoeg gibi isimler gösteriliyor.

'Sıradan' bir bestseller

Bu noktadan sonra kısa kısa birkaç esere değinerek yazıyı sonlandıracağım. Karl Ove Knausgaard, son dönemde kuzeyden sert rüzgarlar estiren bir başka yazar. Altı ciltten oluşan Kavgam isimli kitabı ile Knausgaard artık Norveç'in Proust'u olarak anılıyor. Oldukça sıradan bir dil kullanmasına ve yalnızca kendi hayatını anlatmasına rağmen dünya çapında bestseller olmayı başaran Knausgaard, bu özelliğiyle edebiyat dünyasında çok tartışılan, sırrı tam çözülememiş bir yazar durumunda.

Skomsvold'tan sorgulatan metinler

Kjersti Skomsvold, Jaguar Kitap'ın dilimize kazandırdığı bir yazar. İlk romanı Hızlandıkça Azalıyorum'da yalnızlığı işlerken, ölüme giden yolda özgül ağırlığımızın ne olabileceğini sorgulatıyor. Skomsvold'un kitabı okura göre çok farklı tepkiler alacak türde bir kitap. Sıkılıp bırakmanız da mümkün, bağlanmanız da. Ancak her halükarda onu görmezden gelemeyeceğiniz bir yapıya sahip. Hızlandıkça Azalıyorum, 2013 yılında SabitFikir tarafından yılın en iyi 50 romanı arasında gösterilmişti. Skomsvold'un 33 isimli romanı da geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı.

Bir büyüme hikayesi: Kuğu

Laxness'den bahsederken İskandinav edebiyatında doğanın etkisinin hissedilir derecede olduğunu söylemiştim. Bunun en belirgin örneklerinden birisi de Gudbergur Bergson imzalı Kuğu. İzlanda usulü bir cezalandırma neticesinde hırsızlık yaptığı için bir çiftliğe gönderilen dokuz yaşındaki bir kızın hikayesi Kuğu. Bir yanda insanlar, toplumsal yapı ve öbür yanda sunduğu yaşamla her zaman ölümü de anlatan bir doğa. Küçük kız üzerinden anlatılan hikaye ciddi bir farkındalık hissini de beraberinde getirirken, masalsı sonu ile de güzel bir tat bırakıyor.

Ada bir dünyadır

İskandinav topraklarındaki turumuzun son durağı yalnızca Hans Barroy ve ailesinin yaşadığı Barroy Adası. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Roy Jacobsen imzalı Görülmeyenler'de, bu kez Norveç'te bir adada yaşamanın nasıl bir şey olduğunu deneyimliyoruz. Herkesin ayrılıp geri döndüğü bir ada Barroy Adası. Adadaki yaşam, çevresindeki deniz ve izolasyon hissi sebebiyle fanusta bir yaşama benziyor. Oldukça naif bir anlatıma sahip olan Görülmeyenler, buna karşılık edebi açıdan yalın ve güçlü pasajlar da içeriyor. Küçük adımlarla, tekrarlanan ama her defasında bir şeylerin değiştiği olaylarla ilerliyor hikaye. Sanki biz de adaya gidip gelen bir tekneyiz, o ritm okura da yerleşiyor ve her gidişimizde neler yaşandığını öğreniyoruz. Görülmeyenler, sürükleyici kurgu veya ağdalı bir dil yerine, yalın ve iyi edebiyat arayanlar için iyi bir seçenek.

Ve diğerleri...

Kuzey topraklarındaki edebi gezimizin sonuna geldik. Sinema ve müzikte de son yıllarda sıkı bir yer edinen İskandinav ülkelerinin edebiyatı, es geçilemeyecek derecede zengin. Burada sözünü edemediğimiz daha birçok yazar var. Hans Christian Andersen, Astrid Lindgren (Bu ikisi çocuk kitapları ve masallarıyla öne çıkıyor) August Strinberg, Selma Lagerlüf, Majgull Axelsson, John Ajvide Lindqvist, Per Petterson, Erlond Loe, Tove Jansson bu isimlerden birkaçı. Elbette unuttuklarımız ve bilmediklerimiz de var. Eh, gerçek kaşif okurun kendisidir diyerek bundan sonrasını okura bırakalım. Herkese iyi okumalar...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.