İngiltere’nin AB Hamlesi Tarih Sayfasına Nasıl Yazılır?

Ece Soylu 28.06.2016

Avrupa Birliği’nin asi üyesi İngiltere’nin referandum sonucu AB’den çekilmeyi işaret ederken muhtemel senaryolar neler olabilir?

Gündemimiz malum, hepimizin zihinlerini son zamanlarda en çok meşgul eden konulardan biri İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci. Yıllardır her müzakere döneminde umutlanıp sonrasında "zaten kokoreç de yiyemeyecekmişiz, boş ver yea!" deyip sıradan yaşamlarımıza dönerken, hafif bir dışlanmışlık duygusuyla üzülen bir milletiz sonuçta. Bu yüzden öncesiyle, sonrasıyla kavramamız gereken bir sürece tanıklık ediyoruz şu sıralar. İngiltere’nin bu başkaldırısını değerlendirirken, AB’ye geniş çerçeveden bakmak ve realist bir yaklaşım takınmak da önem arz ediyor. Çünkü, çoğumuzun sandığının aksine AB bize beklediğimiz aydınlanma ve refahı getirecek bir kurtarıcı olmayabilir; gördüğümüz üzere orada da işler güllük gülistanlık yürümüyor ve parçalanmanın çıtırtıları duyulmaya başlandı bile. (Kendi aydınlanma yolumuzu bulmamız da biraz zor gözüktüğünden kötünün iyisi alternatifimiz olabileceğini de düşünmek gerekir tabii.)

İngiltere’nin AB Hamlesi Tarih Sayfasına Nasıl Yazılır?

İngiltere sayfasını açmadan önce kitabın ilk yüzü olan AB başlığına değinelim:

Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı sonrası bitap düşmüş Avrupa devletlerinin aralarında sükuneti sağlayıp ekonomik kalkınmayı sağlamaları için bir çözüm olarak ortaya çıktı. Belli kurallar çerçevesinde işleyecek bu düzende, ülkelerin siyasi özerkliklerine direkt müdahale edilmeden çeşitli alanlarda (ekonomik, sosyal, spor, idari, kültürel) belli standartlara uymaları esas alınır. Ülkelerin birlik içinde çalışması (iki büyük güç olan ABD ve Rusya’ya karşı bir güç oluşturmaları) ve birbirlerine bazı ayrıcalıklar tanımaları (ithalat ürünlerinin serbest dolaşım hakkı gibi) başta ekonomi olmak üzere geniş bir alanda pozitif ivmelenmeye neden oldu. AB’nin bu iyimser tablosunun yanında düşünülmesi gereken bir diğer konu ise ülkeler arasındaki güçler dengesi. Son haliyle, İngiltere’yi de hala üyesi sayarsak, 28 ülke barındıran bu birlik güçlü endüstriye sahip ülkelerin (Almanya, Fransa, İngiltere gibi) yanında dışa bağımlı ekonomiye sahip ülkeleri (Bulgaristan, Yunanistan, İspanya, vs.) de kapsıyor. Ancak gerçek şu ki; hali hazırda gücü elinde bulunduran ülkeler amaçlarına ulaşmak için herhangi bir güç dayanağı olmayan ülkelerin etinden sütünden faydalanıyor. Bu durum ne şaşılası ne de “olur mu öyle şey?” diye isyanı gerektirecek bir tablo; “güçlü olan güçsüzü yener” hem basit bir doğa yasası hem de tarih boyu şahit olduğumuz bir gerçek. Asıl önemli nokta, bu yasanın her zaman basit bir kazandı, kaybetti olayı olmaması; çok daha karmaşık bir yarar-zarar tablosu çizilebilir. Yani, AB üyesi olmak güçsüz ülkeler için tam bir kurtuluş olmasa da fayda sağladığı alanlar mutlaka olacaktır veya güçlü ülkeler zarara uğrayacaktır.

İngiltere’yi ele alırsak, AB tablosunu daha net görebiliriz:

İngiltere, AB kurucu ülkeleri arasında bulunmayan, hatta çok meşakkatli yollarla birliğe dahil olan bir ülke. Savaş sonrası gücünü hala koruyan, hırpalanmamış bir ülkeydi İngiltere. Bu yüzden kendini güçlü görüyor ve egemenliğini sınırlayacak bu birliğe girmek istemiyordu. Birliğin ilk kurulduğu yıllarda dışarıda kalan İngiltere umduğu gücü koruyamadı, sömürgesi altındaki ülkeler bağımsızlığını ilan etti ve AB’nin büyüyen ekonomisi yanında ciddi maddi kayıplar yaşadı. Siyasi yalnızlığın getirdiği endişeyle de birlikte birliğe girme kararı aldı ancak girişi de öyle kolay olmadı, ilk müzakerelerde Fransa tarafından veto edildi. Fransa’nın bu tutumu, İngiltere’yi başından beri güçlü bir rakip olarak görüyor olması ve birlik içinde söz sahibi olacak fazladan bir ülke istememesinden ileri geliyordu. (Buradan anlıyoruz ki; AB, gelişmiş ülkelerin bir araya gelerek mutlu mesut geçinmeyi planladıkları bir yer değil, söz geçirme aşamasında da zayıf halka ülkelerinin varlığı güçlü devletlere avantaj oluyor.) İngiltere’nin birliğe katılmasından sonra da korkulan oldu, tek başına ayakta kalmakta zorlansa da birlik içinde hala güçlü ülkeler arasında yer alıyordu ve sürekli oyun bozan rolünü üstlendi. Alınan kararlara, özellikle egemenliğine düşkün bir millet olarak, karşı çıkıyordu. Coğrafi konumunun da etkisiyle, tam olarak Avrupa kıtası üzerinde olmaması ve ada görünümüyle özerk bir yapıda oluşu sayesinde, kendini hiçbir zaman AB’ye ait hissetmediğini söyleyebiliriz.

İngiltere’nin AB Hamlesi Tarih Sayfasına Nasıl Yazılır?

Böyle bir konumdayken ayrılmayı seçen İngiltere’nin kararı nasıl sonuçlar doğurur?

İlk olarak İngiltere tarafına bakalım:

Ekonomik açıdan yalnız kalacak olan İngiltere’nin ciddi kayıplar yaşayacağı aşikar. Ekonomisi büyük ölçüde AB’ye bağlı durumda ve ayrıldığı takdirde malların uluslararası dolaşımına ödeyeceği vergiler yanında, birliğin diğer ülkelerinin duygusal incinmelerinden doğacak tutumlar eşliğinde piyasa rekabetinde zor anlar yaşayacak. Ekonomik zararını kapatmak için ise yeni ittifaklara gözünü dikmek zorunda kalacak olan İngiltere için iki güçlü seçenek kalıyor: ABD ve Rusya. (ABD’nin İngiltere’yi de aşan ekonomisi ve güçlü piyasası yanında, İngiltere’yi tehdit edecek sanayiye sahip olmayan ve enerji ticareti ile karşılıklı kar sağlayabileceği Rusya daha iyi bir seçenek gibi duruyor.) İngiltere’nin zarara uğrayacağı bir diğer noktanın da bilim olacağı düşünülüyor, AB üye ülkelerine bilimsel araştırmalar için ciddi fonlar ayırıyor ve İngiltere’nin bu araştırmaları destekleyecek parayı sağlaması ilk etapta zor görünüyor. Tablo ilk bakışta İngiltere için karamsar gözükse de bu hamleyi yapmadan önce konuyu her yönüyle tarttığı kesin. Bu yüzden sürpriz gelişmeler de yaşanabilir.

AB tarafına hızlı bir bakış atarsak;

Ekonomisi sarsılacak tek taraf İngiltere değil elbette, AB de bu durumdan zararlı çıkacak taraf olacak. Şöyle ki, İngiltere’nin güçlü ekonomisi AB’ye ciddi yararlar sağlıyordu ki AB’nin ticaret merkezi Londra olarak gösteriliyordu. Özellikle, ticaretin Avrupa dışına açılması için İngiltere’nin sömürge bağlantıları güçlü bir araç oluyordu. Bu tabloda ekonomik kayıplar yaşanacağı öngörülüyor. Ancak endüstriyel anlamda son derece güçlü olan Almanya gibi ülkelerin varlığı, AB’nin yeni yollarla ekonomisini düzeltmesine imkan tanıyabilir. Bir diğer etki ise siyasi alanda yaşanacak; her ne kadar AB, Avrupa ülkelerinin kendi yağında kavrulması şeklinde gözükse de içten içe ABD’ye karşı bir ekonomik savaş veriliyor. AB’nin bir gün tek bir devlet gibi davranıp gücü ele alacağı fısıltılarla konuşulan planlar arasındayken, egemenliğine düşkün İngiltere’nin durumdan hoşnut olmayacağı bilinse de güçlü ordusunun AB’nin içinde yer alması diğer ülkeler için umut ışığı yakıyordu. Yani, AB siyasi sınırları koymak için gerekli olan güçlü bir savunma silahını kaybetti. Ancak İngiltere’nin birlik içinde olması durumunda da böyle bir başkaldırıya destek verip vermeyeceği de ayrı bir muammaydı.

Görünen en yakın tablolar bunlar olsa da sayfalara sığdıramayacağımız kadar çok olasılık bulunuyor. Bilinen tek bir şey var ki; hiç kimse, hiç kimse için vazgeçilmez değil ve bir şekilde AB de, İngiltere de ayakta kalmayı başaracak. Kim ne kadar dayanır, nasıl dayanır orası hepimizin ancak yaşayarak öğreneceği kısım.

Ece Soylu


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.