Hayal Kurmanın Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

S. Emre Özcan 17.09.2016

"İnsan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar" der Yahya Kemal "Deniz Türküsü" şiirinde. Benim bunu fark etmemi ise Yahya Kemal değil, dört yaşındaki kızım Rüya sağladı.

“Baba, yıldızların ötesinde ne var?”

Diye sordu dört yaşındaki kızım. Kocaman, açık mavi gözlerini merakla bana çevirmişti; bu gözlere her baktığımda kendimi huzurlu bir sahil kasabasında hissederdim, “bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur” demek isterdim, uzanıp içindeki yuvarlak göz bebeklerinden öpmek isterdim, iyi ki sen benim kızımsın, ben de senin babanım demek isterdim… ama bunları yapmak yerine sadece sevgiyle gülümserdim.

Ama bu soru karşısında birdenbire afallamıştım. Kızım rengarenk kalemlerle resim yaparken, ben de gazetenin üçüncü sayfa haberlerine göz atıyor, okuduğum her başlıkta ayrı bir dehşete düşüyordum. Kısacası böyle bir soruya hiç hazırlıklı değildim. Konuyu uzatmamak için “Daha başka yıldızlar var kızım” diye yanıtladım ama akıllı kızımın hemen öyle pes etmeye niyeti yoktu, bu kestirme cevap için hazırda tuttuğu sorusunu hemen yapıştırıverdi sevgili babasına:

“Peki o başka yıldızların ötesinde ne var baba?”

Anlaşıldı. Ben aynı cevabı verdikçe kızım da sabırla aynı soruyu soracaktı bana, o yüzden acilen farklı bir cevap bulmam lazımdı. Ama vereceğim her cevap kızıma yetersiz gelecek ve benden hep daha fazlasını isteyecekti, biliyordum. O yüzden asıl yapmam gerekenin ona tatmin edici cevaplar vermeye çalışmak yerine, aynı soruyu onun düşünmesini sağlamak olduğunu düşündüm ve sorusuna başka bir soruyla karşılık verdim:

“Hımmmm. Şimdi aklıma gelmedi… O zaman sen söyle bakalım, sence o başka yıldızların ötesinde ne var?”

Hayal Kurmanın Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

Kızım da böyle bir cevabı, daha doğrusu böyle bir soruyu hiç beklemiyordu. Deniz mavisi gözleri şimdi "ay dede"lerin, "sihirli göktaşları"nın ötesine dalmıştı. Bir iki dakikalık suskunluktan sonra kızım kendinden emin bir şekilde yanıtladı:

“Yıldızların ötesinde yıldızlı değnekleriyle ‘peri kızları’ var baba. Onlar iyi çocukların ve iyi insanların dileklerini yerine getiriyor. Ben o yüzden her gece uyumadan önce penceremden gökyüzüne bakıp onlara el sallıyorum. Onlara istediğim hediyeleri, çikolataları ve şekerleri söylüyorum. Bunları yaptıktan sonra yatağıma girip başımı yastığıma koyuyorum, gözlerimi kapatıyorum ama uyumuyorum. Ama onlar benim uyuduğumu sanıyor ve usulca pencereden içeri giriyorlar, beni yanaklarımdan öpüyorlar. Sonra da üşümeyeyim diye pencereyi kapatıyor ve ince yazlık örtüyü omuzlarıma doğru çekiyorlar, son bir kez saçlarımı okşayıp ondan sonra gidiyorlar.”

Hayal Kurmanın Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

Kızımı hayranlıkla dinliyordum; bu kadar güçlü bir hayalgücü olduğunu hiç bilmiyordum. Anlattığı hikaye gerçeklere o kadar uygundu ki… Onu her gece pembe yanaklarından ben öpüyor, penceresini ben kapatıyor, üzerini ben örtüp saçlarından son bir kez ben okşuyordum. Kızımsa bunları gökyüzündeki peri kızlarının yaptığını düşünüyor, belki de benim öyle düşünmemi istiyordu. Sordum:

“Aaaaa… Yıldızların ötesinde onlar mı varmış? Ama onlar gece gelip beni öpmüyorlar hiç?”

Kızım hınzırca gülümsedi. “Yaa baba çok komiksin! Seni haftasonu her sabah uyandırıyor ya birisi!”

Aman Tanrım! Kızım benimle oyun oynuyor, beni çocuk yerine koyuyordu. Şimdi de kendinin zaten “peri kızı” olduğunu söylüyor; her haftasonu beni öperek uyandırdığını hatırlatıyordu. Sanki ben onun çocuğu, o da benim ebeveynimdi.

“Aaaaa… Sen de mi o peri kızlarından birisin! Peki ama senin yeryüzünde ne işin var? Senin gökyüzünde dolaşıp iyi çocukların ve iyi insanların dileklerini yerine getirmen gerekmiyor mu?”

“Babacım; peri kızı diye bir şey yok! Ben sana şakacıktan anlattım onları. Senin her gece beni öpmeye ve saçlarımı okşamaya geldiğini biliyorum ben zaten.” Bir kahkaha attı iyice neşelenen kızım ve devam etti: “Yani benim peri kızım sensin akıllım, sen! Eee sen dememiş miydin hayal kurmak dünyanın en güzel şeyi diye; bak ben de hayalgücümü kullanabiliyorum artık… Hep sen mi eğlendireceksin masallarınla beni, biraz da ben anlatıp eğlendireyim!”

Hayal Kurmanın Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

O sözünü tamamladıktan sonra ben de kahkahalarla gülmeye başladım ve kızımın küçük karnını gıdıklayarak ufak bir intikam aldım. İyice gülüp şakalaşmanın tadına vardıktan sonra birlikte onun yarım kalan resmini bitirmeyi kararlaştırdık. Resme baktığım zaman ikinci kez şaşkınlığa düştüm. Resim yarım falan değildi. Kızım deftere babasıyla pembe elbiseli kendisini çizmişti: Resimde kızı babasına bir şeyler anlatıyor, babası da onu merakla ve şaşkınlıkla dinliyordu. Arkalarındaki pencerede ise iki küçük peri kızı vardı, babanın bu şapşal haline bakıp kıkır kıkır gülüyorlardı. Meğersem kızım bana büyük bir komplo kurmuş ve komplosu da başarıyla gerçekleşmişti. Aldatılmıştım. Bu hayatımın en mutlu ve tatlı aldatılmasıydı.

Tam o anda garip bir hisse kapıldım ve bu anı yıllar geçse de asla unutmayacağımı anladım. Çünkü kızım babasına çok güzel ve önemli bir şeyi hatırlatmış, yıllardır aradığı cevabı bir anda verivermişti. "Mutluluk neydi?"

Mutluluk özgürce ve doya doya hayal kurmaktan ibaretti, tıpkı küçük kızımın yaptığı gibi… Eee Yahya Kemal de Deniz Türküsü’nün sonunda dememiş miydi, insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar diye… İşte biz de öyle yapmalıydık:

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız,

Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.


Bu arada ne kızım var, ne de evliyim. Sanırım hayal kurmak gerçeğin kendisinden daha mutluluk verici!

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.