Hanlar ve Pasajlarla Beyoğlu 2

Adil Fide 11.07.2016

Tematik olarak böldüğümüz Beyoğlu'nun ticari ve kültürel köşebaşlarını gezmeye Tepebaşı - Tünel arasında devam ediyoruz.

İstiklal Caddesi üzerinde bir orta nokta sayabileceğimiz Galatasary Lisesi’ni geçip Hazzopulo Geçidi’ne vardığımızda, geniş iç avlusunda ara vermiştik ilk bölümün sonunda. Tramvay doğrultusunda devam ederken Saint Antoine Kilisesi’nin karşısında farklı mimarisiyle Elhamra var.

Elhamra 1920-22 arası yapılmış eski kristal tiyatrosu yerine Abdülhamid devrinde café-chantant olarak bilinen bir tür şarkılı kafe imiş. Dar ve üstü camlı geçidin sonundaki Elhamra Sineması da ilk olarak tiyatro salonu olması amaçlanarak yapılmış. Bina, zemin ve asma katla beraber altı katlıdır. Özellikle pencerelerin düzeni çok çeşitli ve hareketlidir. Gösterişli ve pasajlar arasında özgün sayılan cephesinde asma katın sivri kemerlerinin yukarısında sağ ve soldaki çıkmalar balkonları oluştururken, ortada iki kat düz geometriktir. Bir kat üstünde ise sekiz kemerli balkon ve üstünde ahşap saçak üstteki sade cepheli son katı gölgede bırakacak şekilde baskındır.

İstiklal Caddesi üzerinde bir orta nokta sayabileceğimiz Galatasary Lisesi’ni geçip Hazzopulo Geçidi’ne vardığımızda, geniş iç avlusunda ara vermiştik ilk bölümün sonunda. Tramvay doğrultusunda devam ederken Saint Antoine Kilisesi’nin karşısında farklı mimarisiyle Elhamra var.

Elhamra 1920-22 arası yapılmış eski kristal tiyatrosu yerine Abdülhamid devrinde café-chantant olarak bilinen bir tür şarkılı kafe imiş. Dar ve üstü camlı geçidin sonundaki Elhamra Sineması da ilk olarak tiyatro salonu olması amaçlanarak yapılmış. Bina, zemin ve asma katla beraber altı katlıdır. Özellikle pencerelerin düzeni çok çeşitli ve hareketlidir. Gösterişli ve pasajlar arasında özgün sayılan cephesinde asma katın sivri kemerlerinin yukarısında sağ ve soldaki çıkmalar balkonları oluştururken, ortada iki kat düz geometriktir. Bir kat üstünde ise sekiz kemerli balkon ve üstünde ahşap saçak üstteki sade cepheli son katı gölgede bırakacak şekilde baskındır.

El Hamra Building from St.Antoine Church / Beyoglu Istanbul
Ersan Atakan (@ersana) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
El Hamra Building from St.Antoine Church / Beyoglu Istanbul
Ersan Atakan (@ersana) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Üslubu bakımından da Beyoğlu’ndaki akranlarından farklıdır. Tamamı Osmanlı’nın son dönemine ait Paris esintili pasaj ve hanlarda dominant halde gördüğümüz Antik Yunan ve Roma tarzlarının aksine, Selçuklu ve Osmanlı yapılarında çok sık rastladığımız şekliyle geometrik motifler öne çıkmıştır. Geometrik pencere ve balkon önü korkulukları, mukarnas bezemeli sütun başlıkları ve yıldız biçimli kabartmalar en çok göze çarpanlar. Benzer tercihler içeride de özellikle asma katın cephelerinde devam eder. Yapılış zamanını da göz önünde bulundurarak birinci ulusal mimari akımın önceki otuz yılın Beyoğlu mimarisine verebildiği bir yanıt olarak da görülebilir. Bu sebeplerle de akımın en önemli siması Vedat Tek ile de anılır.

Üslubu bakımından da Beyoğlu’ndaki akranlarından farklıdır. Tamamı Osmanlı’nın son dönemine ait Paris esintili pasaj ve hanlarda dominant halde gördüğümüz Antik Yunan ve Roma tarzlarının aksine, Selçuklu ve Osmanlı yapılarında çok sık rastladığımız şekliyle geometrik motifler öne çıkmıştır. Geometrik pencere ve balkon önü korkulukları, mukarnas bezemeli sütun başlıkları ve yıldız biçimli kabartmalar en çok göze çarpanlar. Benzer tercihler içeride de özellikle asma katın cephelerinde devam eder. Yapılış zamanını da göz önünde bulundurarak birinci ulusal mimari akımın önceki otuz yılın Beyoğlu mimarisine verebildiği bir yanıt olarak da görülebilir. Bu sebeplerle de akımın en önemli siması Vedat Tek ile de anılır.

Bir takim telaslar #architecture #symmetry #elhamrapasaji
kahramanikarus (@zynptkts) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
Bir takim telaslar #architecture #symmetry #elhamrapasaji
kahramanikarus (@zynptkts) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Odakule geçidinden tekrar Meşrutiyet Caddesi’ne, yani Tepebaşı’na geçenler Pera Müzesi’nin yanında eski Fresko Pasajını, daha sonraki adıyla (bütün bu cadde de uzun süre bu isimle anılmış) Passage de Petit Champs’ı görebilirler. 19’uncu asrın sonunda Abdülhamid devrinin zengin bankerlerinden Fresko Ailesi tarafından yaptırılmış. Sütun görünümlü kabartmalarla bölünmüş zemin kat girişin iki yanında geniş dükkanlara ayrılmıştır. Girişin üstündeki üç katın ortasında çıkmalar sonraki katta balkona dönüşür. Bu cadde o zaman Tepebaşı Bahçesi olan, bugün otopark olan kısımlarını da kapsayacak şekilde kafe ve barların masalarının doldurduğu bir muhit imiş. Aynı şekilde Fresko Pasajı’nın da bu giriş dükkanları oldukça popüler mekanlarmış. Girişin solundaki dükkanın üstünde Cafe Zivopoliyon yazısı mermere kazınmış halde hala görülür. Burada Champs-Elysee Birahanesi ve bina girişinin diğer tarafında da bir krepçi mevcutmuş. Bu apartmanlı geçidin İstiklal tarafına bakan arka çıkışından Deva Çıkmazı’na kot farkı nedeniyle merdivenle geçilir.

Odakule geçidinden tekrar Meşrutiyet Caddesi’ne, yani Tepebaşı’na geçenler Pera Müzesi’nin yanında eski Fresko Pasajını, daha sonraki adıyla (bütün bu cadde de uzun süre bu isimle anılmış) Passage de Petit Champs’ı görebilirler. 19’uncu asrın sonunda Abdülhamid devrinin zengin bankerlerinden Fresko Ailesi tarafından yaptırılmış. Sütun görünümlü kabartmalarla bölünmüş zemin kat girişin iki yanında geniş dükkanlara ayrılmıştır. Girişin üstündeki üç katın ortasında çıkmalar sonraki katta balkona dönüşür. Bu cadde o zaman Tepebaşı Bahçesi olan, bugün otopark olan kısımlarını da kapsayacak şekilde kafe ve barların masalarının doldurduğu bir muhit imiş. Aynı şekilde Fresko Pasajı’nın da bu giriş dükkanları oldukça popüler mekanlarmış. Girişin solundaki dükkanın üstünde Cafe Zivopoliyon yazısı mermere kazınmış halde hala görülür. Burada Champs-Elysee Birahanesi ve bina girişinin diğer tarafında da bir krepçi mevcutmuş. Bu apartmanlı geçidin İstiklal tarafına bakan arka çıkışından Deva Çıkmazı’na kot farkı nedeniyle merdivenle geçilir.

#istanbul #beyoglu #tepebası #pera
@ysfkles tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#istanbul #beyoglu #tepebası #pera
@ysfkles tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
Tepebasi
@aydinasli tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
Tepebasi
@aydinasli tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#istanbul #theatre #tiyatro #sehirtiyatrosu #tepebasi #beyoglu #show #
Hakan Akcaoglu (@bukalemun61) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#istanbul #theatre #tiyatro #sehirtiyatrosu #tepebasi #beyoglu #show #
Hakan Akcaoglu (@bukalemun61) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Hemen ilerideki İtalyan Kültür Merkezinin yandaki bugün Sağlık Bakanlığına ait binanın da 1882 tarihli Andria Pasajı olarak anıldığını belirtelim. 17. yy’da Sakız'dan gelen Cenevizli bir aile yaptırmış.

Meşrutiyet’in devamında Gönül Sokak’tan tekrar İstiklal Caddesi’ne dönerken, Suriye Pasajı’nın arka kapısını görebilirsiniz. İstiklal’den gelirken Rus Konsolosluğu kapısının karışına tekabül ediyor. Girişteki kitabede gördüğümüz kadarıyla 1908’de açılmış. Mimarı Demetre Bassiliadis. Suriye kökenli Hasan Halbuni ve Mehmed Abud Paşalar tarafından yaptırılmış. Orijinal planında zemin ve asma katında 36 dükkan ve 2 büyük mağaza, üst katlarda ise 42 daire bulunurken, bugün izinli ya da izinsiz müdahalelerle değiştirilmiştir durumdadır. Bugün gece kulübü olan kısım, Türkiye’nin ilk sineması Santral’e aitmiş. Cephesinde barok ve klasik üsluplu plasterler ve birbirinden farklı pencere tipleri dikkat çeker. Binanın dışındaki kafes görünümlü saçaklar cephedeki unsurların içerideki mekanların gürültüsünden kaynaklı dökülmelerine önlem (!) olarak yapılmış.

Hemen ilerideki İtalyan Kültür Merkezinin yandaki bugün Sağlık Bakanlığına ait binanın da 1882 tarihli Andria Pasajı olarak anıldığını belirtelim. 17. yy’da Sakız'dan gelen Cenevizli bir aile yaptırmış.

Meşrutiyet’in devamında Gönül Sokak’tan tekrar İstiklal Caddesi’ne dönerken, Suriye Pasajı’nın arka kapısını görebilirsiniz. İstiklal’den gelirken Rus Konsolosluğu kapısının karışına tekabül ediyor. Girişteki kitabede gördüğümüz kadarıyla 1908’de açılmış. Mimarı Demetre Bassiliadis. Suriye kökenli Hasan Halbuni ve Mehmed Abud Paşalar tarafından yaptırılmış. Orijinal planında zemin ve asma katında 36 dükkan ve 2 büyük mağaza, üst katlarda ise 42 daire bulunurken, bugün izinli ya da izinsiz müdahalelerle değiştirilmiştir durumdadır. Bugün gece kulübü olan kısım, Türkiye’nin ilk sineması Santral’e aitmiş. Cephesinde barok ve klasik üsluplu plasterler ve birbirinden farklı pencere tipleri dikkat çeker. Binanın dışındaki kafes görünümlü saçaklar cephedeki unsurların içerideki mekanların gürültüsünden kaynaklı dökülmelerine önlem (!) olarak yapılmış.

Suriye Pasajı ve evimiz Rüzgar yapım... :) #SuriyePasaji #RüzgarYapim #Beyoğlu #Beyoglu #istiklalCaddesi #istiklal #25102013
Tolga Gülen (@tgulen) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
Suriye Pasajı ve evimiz Rüzgar yapım... :) #SuriyePasaji #RüzgarYapim #Beyoğlu #Beyoglu #istiklalCaddesi #istiklal #25102013
Tolga Gülen (@tgulen) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#istiklalstreet #suriyepasajı #taksim#istanbul #turkey
Defne (@gezginkizinalbumu) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#istiklalstreet #suriyepasajı #taksim#istanbul #turkey
Defne (@gezginkizinalbumu) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
the beautiful interior of #suriyepasaji , photo by my dear brother @fasteddiedice 🏚 #tbt
Elif Caglar (@elifcaglarmuslu) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
the beautiful interior of #suriyepasaji , photo by my dear brother @fasteddiedice 🏚 #tbt
Elif Caglar (@elifcaglarmuslu) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Az ileride zamanın yazarlarının buluşma yeri olan meşhur Lebon ve Markiz Pastaneleri ile tanınan Şark Aynalı Pasajı var. Tam tarihini bilmediğimiz inşası 1800’lerin ortalarına kadar kesin gidiyor. Şu ana kadar yeterince aşina olduğumuz mimari özelliklerin küçük ölçekte uygulamalarının ötesinde tarihi pastane salonunun içindeki 1905 tarihli üç mevsimi temsil eden fayans panolar. Eskiden pasajın içinin kuaför, terzi, kitapçı gibi dükkanlarla dolu olduğu biliniyor. Ancak 1980’lerde yıkılmak üzere boşaltılmışsa da son anda bir koruma kararıyla kurtarılan binanın alt katları tek bir teknoloji mağazasına dönüşmüştü. Yenilenmiş haliyle açıldığında eskinin meşhur pastanelerini de canlandırma girişimi, beklendiği üzere çok da anlamlı olmadı. Yahya Kemal ile Yakup Kadri'yi bir daha buluşturmak mümkün değil, maalesef.


Eski Lebon ve Markiz yıllar sonra da pasajın kendisinden daha şöhretli bir mekan.

İstiklal üzerinde yürümeye devam ettiğinizde İsveç Konsolosluğunun tam karşısındaki blok Narmanlı Han olarak bilinen ama aslında eskiden Rus elçilik binası olan yapı. Belki de “yapıydı” desek daha doğruydu, zira yine inşaat panellerin arkasından ne çıkacağını bilmiyoruz. Şu ana kadar adımladığımız rotanın üzerinde bir tane daha benzeri bulunmayan binanın yerine yine bir kremalı pasta görünümlü bir şey de çıkabilir. Nihayetinde şu anda başka bir yerde bakılan avlu kedilerinin geri geleceği söylendi ama sarmaşıklar, akasyalar da kurtulur mu, hayır. 1830’larda inşa edilen han aslında diğer pasajlar gibi yekpare stilize bir yapı değil. Geçit özelliği de yok. Ayasofya’nın son büyük restorasyonunu yapan Fossati kardeşlerin mimarı olduğu yapı, elçilik hemen karşı sıraya taşındığında bir tür ek bina olarak kullanılmış. 1930’lara gelindiğinde boş kalan yapıyı tüccar Narmanlı Ailesi satın almış. Özellikle de İstanbul’un yazar ve ressamlarına ucuza kiraladıkları için de Bedri Rahmi, Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler avluya giriş yönünde sağda kalan binayı mesken tutmuştur. Hatta Narmanlı Yurdu olarak da bilinmesinin sebebi bu olmalı. Ahmet Hamdi camlarını gazete sayfaları ile örttüğü evde bir tür çakma Paris olarak gördüğü semti yaşamış, Huzur’u burada yazmış. Sonraki dönemlerde bütün semtin kimliğine damga vuran bohem sanatçı hayatlarının rafine örnekleri yaşanmış. Bedri Rahmi’nin evi eski veya yeni sanatçıların, heveslilerin uğrak yeri olmuş. Haldun Taner o ortamdaki sanat, politika tartışmalarını müstehzi bir şekilde anlatıyor.

Az ileride zamanın yazarlarının buluşma yeri olan meşhur Lebon ve Markiz Pastaneleri ile tanınan Şark Aynalı Pasajı var. Tam tarihini bilmediğimiz inşası 1800’lerin ortalarına kadar kesin gidiyor. Şu ana kadar yeterince aşina olduğumuz mimari özelliklerin küçük ölçekte uygulamalarının ötesinde tarihi pastane salonunun içindeki 1905 tarihli üç mevsimi temsil eden fayans panolar. Eskiden pasajın içinin kuaför, terzi, kitapçı gibi dükkanlarla dolu olduğu biliniyor. Ancak 1980’lerde yıkılmak üzere boşaltılmışsa da son anda bir koruma kararıyla kurtarılan binanın alt katları tek bir teknoloji mağazasına dönüşmüştü. Yenilenmiş haliyle açıldığında eskinin meşhur pastanelerini de canlandırma girişimi, beklendiği üzere çok da anlamlı olmadı. Yahya Kemal ile Yakup Kadri'yi bir daha buluşturmak mümkün değil, maalesef.


Eski Lebon ve Markiz yıllar sonra da pasajın kendisinden daha şöhretli bir mekan.

İstiklal üzerinde yürümeye devam ettiğinizde İsveç Konsolosluğunun tam karşısındaki blok Narmanlı Han olarak bilinen ama aslında eskiden Rus elçilik binası olan yapı. Belki de “yapıydı” desek daha doğruydu, zira yine inşaat panellerin arkasından ne çıkacağını bilmiyoruz. Şu ana kadar adımladığımız rotanın üzerinde bir tane daha benzeri bulunmayan binanın yerine yine bir kremalı pasta görünümlü bir şey de çıkabilir. Nihayetinde şu anda başka bir yerde bakılan avlu kedilerinin geri geleceği söylendi ama sarmaşıklar, akasyalar da kurtulur mu, hayır. 1830’larda inşa edilen han aslında diğer pasajlar gibi yekpare stilize bir yapı değil. Geçit özelliği de yok. Ayasofya’nın son büyük restorasyonunu yapan Fossati kardeşlerin mimarı olduğu yapı, elçilik hemen karşı sıraya taşındığında bir tür ek bina olarak kullanılmış. 1930’lara gelindiğinde boş kalan yapıyı tüccar Narmanlı Ailesi satın almış. Özellikle de İstanbul’un yazar ve ressamlarına ucuza kiraladıkları için de Bedri Rahmi, Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler avluya giriş yönünde sağda kalan binayı mesken tutmuştur. Hatta Narmanlı Yurdu olarak da bilinmesinin sebebi bu olmalı. Ahmet Hamdi camlarını gazete sayfaları ile örttüğü evde bir tür çakma Paris olarak gördüğü semti yaşamış, Huzur’u burada yazmış. Sonraki dönemlerde bütün semtin kimliğine damga vuran bohem sanatçı hayatlarının rafine örnekleri yaşanmış. Bedri Rahmi’nin evi eski veya yeni sanatçıların, heveslilerin uğrak yeri olmuş. Haldun Taner o ortamdaki sanat, politika tartışmalarını müstehzi bir şekilde anlatıyor.

#narmanli #narmanlihan #istanbul #istanbuldayasam #istiklalstreet #igersistanbul #multipleexposure
barış özçetin (@barisozcetin) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#narmanli #narmanlihan #istanbul #istanbuldayasam #istiklalstreet #igersistanbul #multipleexposure
barış özçetin (@barisozcetin) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#narmanlıhan da yasayan Aliye Berger'in balkonunda keman calan Ayla Erduran. Yıl 1964
@kulturistan tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
#narmanlıhan da yasayan Aliye Berger'in balkonunda keman calan Ayla Erduran. Yıl 1964
@kulturistan tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Narmanlı’nın köşesinden içeri girip sola döndüğümüzde Tünel Geçidi ile İstiklal Caddesi’ni bitiriyoruz. Bu T şeklindeki, apartman blokları arasındaki üstü açık geçit 1883-85 yıllarında inşa edilmiş. Üç parçadan oluşan apartmanların arasından ara sokağa çıkan kapı kot farkından dolayı aşağıdadır ve altında bir de bodrum katı bulunur. Ana kapısı üç kemerli Roma zafer taklarını hatırlatır. Cephelerindeki unsurlar Barok, Neoklasik, Art Nouveau gibi çeşitli stillerin bir kokteyli gibidir. Aynı tipin daha eski bir örneği ise Karaköy’de limanın tam arkasında bulunan 1860 tarihli Fransız Geçidi’dir (Cité Française). Bu iki benzer yapıların içindeki iş yerlerinin tipi güzel bir mukayese konusudur. Tünel’dekinde fırın, çiçekçi, moda evi, kuaför, kitapçı gibi dükkanlar varken limandakinde denizcilik şirketleri, tüccar ofisleri, komisyoncular bulunmaktaydı. Bugün Beyoğlu’nun tarihi köşelerinin, belki de yakın geçmişin doğal sonucu olarak, aynılaşması bu gibi takiplerle daha iyi anlaşılabilir.


Narmanlı’nın köşesinden içeri girip sola döndüğümüzde Tünel Geçidi ile İstiklal Caddesi’ni bitiriyoruz. Bu T şeklindeki, apartman blokları arasındaki üstü açık geçit 1883-85 yıllarında inşa edilmiş. Üç parçadan oluşan apartmanların arasından ara sokağa çıkan kapı kot farkından dolayı aşağıdadır ve altında bir de bodrum katı bulunur. Ana kapısı üç kemerli Roma zafer taklarını hatırlatır. Cephelerindeki unsurlar Barok, Neoklasik, Art Nouveau gibi çeşitli stillerin bir kokteyli gibidir. Aynı tipin daha eski bir örneği ise Karaköy’de limanın tam arkasında bulunan 1860 tarihli Fransız Geçidi’dir (Cité Française). Bu iki benzer yapıların içindeki iş yerlerinin tipi güzel bir mukayese konusudur. Tünel’dekinde fırın, çiçekçi, moda evi, kuaför, kitapçı gibi dükkanlar varken limandakinde denizcilik şirketleri, tüccar ofisleri, komisyoncular bulunmaktaydı. Bugün Beyoğlu’nun tarihi köşelerinin, belki de yakın geçmişin doğal sonucu olarak, aynılaşması bu gibi takiplerle daha iyi anlaşılabilir.


It was a snowy day #snow #winter #cold #snowing #beautiful #tünelgeçidi #beyoğlu #istanbul
Ebru Arat (@ebruplush) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
It was a snowy day #snow #winter #cold #snowing #beautiful #tünelgeçidi #beyoğlu #istanbul
Ebru Arat (@ebruplush) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Geç dönem Osmanlı İstanbul’unu ve o hep bahsi geçen batılılaşmayı mekanlar üzerinde gözlemenin burada bahsi geçen rotadan daha iyi çok da fazla bir yolu yok. Mimarinin ötesinde de ister dükkan tipolojisine takılabilir, ister kültürel hayatın ana aktörlerinin izini sürebilirsiniz. Hazzopulo’da hala içinde yaşadığımız siyasi lügatin yazarı Namık Kemal’i anmıştık. Şehrin gayrimüslim mirasının parçası olarak Narmanlı Han’da hem Ermenice Jamanak hem de aslında Suriye Apartmanlarından idare olunan Rumca Apoyevmatini basılırmış. Belki de totalde bir kafa karışıklığını gösteren bir mimari ve dekoratif zenginlik, güncel şehir hayatının da akıcılığında ve hatta yıkıcılığında boy gösteriyor.

Geç dönem Osmanlı İstanbul’unu ve o hep bahsi geçen batılılaşmayı mekanlar üzerinde gözlemenin burada bahsi geçen rotadan daha iyi çok da fazla bir yolu yok. Mimarinin ötesinde de ister dükkan tipolojisine takılabilir, ister kültürel hayatın ana aktörlerinin izini sürebilirsiniz. Hazzopulo’da hala içinde yaşadığımız siyasi lügatin yazarı Namık Kemal’i anmıştık. Şehrin gayrimüslim mirasının parçası olarak Narmanlı Han’da hem Ermenice Jamanak hem de aslında Suriye Apartmanlarından idare olunan Rumca Apoyevmatini basılırmış. Belki de totalde bir kafa karışıklığını gösteren bir mimari ve dekoratif zenginlik, güncel şehir hayatının da akıcılığında ve hatta yıkıcılığında boy gösteriyor.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.