Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?

Ertuğ Alagöz 20.06.2016

8 sene sonra turnuvaya katılan bir milli takımın çok daha yüksek seviyede oynamasını, en azından bir oyun planına sahip olmasını beklemek absürt değil.

13 Ekim 2015, Konya Torku Arena'da dakikalar 89'u gösteriyor. Kırmızılılarda topun başında Selçuk İnan var. Atarsa, ülkesi 8 sene sonra tekrar bir turnuvaya katılma başarısı gösterecek. Selçuk İnan en iyi yaptığı işi yapmak üzere. Soğukkanlı bir şekilde topa doğru geliyor, vuruyor ve top ağlarda. Kırmızılar nihayet Avrupa Şampiyonası finallerinde yer almaya çok yakın. Maç bitiyor ve en iyi 3. olarak Türkiye Euro 2016'ya katılma başarısı gösteriyor.

13 Ekim 2015, Konya Torku Arena'da dakikalar 89'u gösteriyor. Kırmızılılarda topun başında Selçuk İnan var. Atarsa, ülkesi 8 sene sonra tekrar bir turnuvaya katılma başarısı gösterecek. Selçuk İnan en iyi yaptığı işi yapmak üzere. Soğukkanlı bir şekilde topa doğru geliyor, vuruyor ve top ağlarda. Kırmızılar nihayet Avrupa Şampiyonası finallerinde yer almaya çok yakın. Maç bitiyor ve en iyi 3. olarak Türkiye Euro 2016'ya katılma başarısı gösteriyor.

13 Ekim 2015, Konya Torku Arena'da dakikalar 89'u gösteriyor. Kırmızılılarda topun başında Selçuk İnan var. Atarsa, ülkesi 8 sene sonra tekrar bir turnuvaya katılma başarısı gösterecek. Selçuk İnan en iyi yaptığı işi yapmak üzere. Soğukkanlı bir şekilde topa doğru geliyor, vuruyor ve top ağlarda. Kırmızılar nihayet Avrupa Şampiyonası finallerinde yer almaya çok yakın. Maç bitiyor ve en iyi 3. olarak Türkiye Euro 2016'ya katılma başarısı gösteriyor.

13 Ekim 2015, Konya Torku Arena'da dakikalar 89'u gösteriyor. Kırmızılılarda topun başında Selçuk İnan var. Atarsa, ülkesi 8 sene sonra tekrar bir turnuvaya katılma başarısı gösterecek. Selçuk İnan en iyi yaptığı işi yapmak üzere. Soğukkanlı bir şekilde topa doğru geliyor, vuruyor ve top ağlarda. Kırmızılar nihayet Avrupa Şampiyonası finallerinde yer almaya çok yakın. Maç bitiyor ve en iyi 3. olarak Türkiye Euro 2016'ya katılma başarısı gösteriyor.

Evet, milli takım elemelerde çok iyi bir futbol ortaya koyamamış. Finallere de zaten, Kazakistan'ın Letonya'yı beklenmedik şekilde yenmesiyle play-off oynamadan katılabiliyor. Herkesin umutları çok taze. Akıllara Euro 2008 ve 2002 Dünya Kupası'ndaki başarılar geliyor. Bir şekilde kendimizi turnuvaya atarsak başarıyı kazanabileceğimizi düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Zira, geçmiş bunu gösteriyor. Hatırlarsanız; Türkiye Euro 2008 elemelerinde de oldukça zorlanmış, komik puan kayıpları yapmış ve Norveç'i deplasmanda, Bosna Hersek'i de evinde mağlup ederek turnuvaya katılmayı başarmıştı. Yani zor yoldan. Turnuvaların havasının farklı olduğu bir gerçek. Elemeleri süpüren nice takımın turnuvalarda gruptan çıkamadığını, diğer yandan turnuvaya son anda dahil edilen bir takımın bile kupayı kazanma başarısı gösterebildiğini (Danimarka) gördük. Sonuç olarak yüksek seviyede bir heyecanla Euro 2016'ya başladık.

Evet, milli takım elemelerde çok iyi bir futbol ortaya koyamamış. Finallere de zaten, Kazakistan'ın Letonya'yı beklenmedik şekilde yenmesiyle play-off oynamadan katılabiliyor. Herkesin umutları çok taze. Akıllara Euro 2008 ve 2002 Dünya Kupası'ndaki başarılar geliyor. Bir şekilde kendimizi turnuvaya atarsak başarıyı kazanabileceğimizi düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Zira, geçmiş bunu gösteriyor. Hatırlarsanız; Türkiye Euro 2008 elemelerinde de oldukça zorlanmış, komik puan kayıpları yapmış ve Norveç'i deplasmanda, Bosna Hersek'i de evinde mağlup ederek turnuvaya katılmayı başarmıştı. Yani zor yoldan. Turnuvaların havasının farklı olduğu bir gerçek. Elemeleri süpüren nice takımın turnuvalarda gruptan çıkamadığını, diğer yandan turnuvaya son anda dahil edilen bir takımın bile kupayı kazanma başarısı gösterebildiğini (Danimarka) gördük. Sonuç olarak yüksek seviyede bir heyecanla Euro 2016'ya başladık.

Evet, milli takım elemelerde çok iyi bir futbol ortaya koyamamış. Finallere de zaten, Kazakistan'ın Letonya'yı beklenmedik şekilde yenmesiyle play-off oynamadan katılabiliyor. Herkesin umutları çok taze. Akıllara Euro 2008 ve 2002 Dünya Kupası'ndaki başarılar geliyor. Bir şekilde kendimizi turnuvaya atarsak başarıyı kazanabileceğimizi düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Zira, geçmiş bunu gösteriyor. Hatırlarsanız; Türkiye Euro 2008 elemelerinde de oldukça zorlanmış, komik puan kayıpları yapmış ve Norveç'i deplasmanda, Bosna Hersek'i de evinde mağlup ederek turnuvaya katılmayı başarmıştı. Yani zor yoldan. Turnuvaların havasının farklı olduğu bir gerçek. Elemeleri süpüren nice takımın turnuvalarda gruptan çıkamadığını, diğer yandan turnuvaya son anda dahil edilen bir takımın bile kupayı kazanma başarısı gösterebildiğini (Danimarka) gördük. Sonuç olarak yüksek seviyede bir heyecanla Euro 2016'ya başladık.

Evet, milli takım elemelerde çok iyi bir futbol ortaya koyamamış. Finallere de zaten, Kazakistan'ın Letonya'yı beklenmedik şekilde yenmesiyle play-off oynamadan katılabiliyor. Herkesin umutları çok taze. Akıllara Euro 2008 ve 2002 Dünya Kupası'ndaki başarılar geliyor. Bir şekilde kendimizi turnuvaya atarsak başarıyı kazanabileceğimizi düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Zira, geçmiş bunu gösteriyor. Hatırlarsanız; Türkiye Euro 2008 elemelerinde de oldukça zorlanmış, komik puan kayıpları yapmış ve Norveç'i deplasmanda, Bosna Hersek'i de evinde mağlup ederek turnuvaya katılmayı başarmıştı. Yani zor yoldan. Turnuvaların havasının farklı olduğu bir gerçek. Elemeleri süpüren nice takımın turnuvalarda gruptan çıkamadığını, diğer yandan turnuvaya son anda dahil edilen bir takımın bile kupayı kazanma başarısı gösterebildiğini (Danimarka) gördük. Sonuç olarak yüksek seviyede bir heyecanla Euro 2016'ya başladık.

Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?

Ancak, heyecanla başladığımız turnuvada gördüğümüz şey pek çoğumuzu şaşırtmıştı. Öyle ya, 8 sene sonra turnuvaya katılan bir milli takımın çok daha iştahlı, çok daha yüksek seviyede oynamasını, en azından bir oyun planına sahip olmasını beklemek absürt değil. Buna karşın bunlardan hiçbirini görmediğimiz bir Hırvatistan maçı sonrasında, direklerin yardımına rağmen 1-0 mağlup olunca, kısa süreli şaşkınlık yerini hayal kırıklığı, öfke ve eleştiri yağmuruna bıraktı. Aslında bu, pek çok ülkede de böyle şekillenir ve oldukça da normal bir süreçtir. Ancak eleştiriye açık bir toplum olmayışımız, toplumun bir tezahürü olan futbolda da alabildiğine ortaya çıktı. Evet, diğer ülkelerde de teknik direktör ve futbolcular eleştiri yağmuruna karşı kendini savunabilir, hatta basını ve taraftarı suçlayabilir. Fakat, taraftar nezdinde böylesine körü körüne bir sahiplenme ve eleştiriyi değersizleştirme kültürü pek az futbol ülkesinde mevcuttur. (Bunlardan biri de ilginçtir ki İngiltere.) Halbuki eleştiri geliştirir, ilerletir, yanlışı görmeyi sağlar. Sonuçta pek çoğumuzun ortak amacı daha iyi, liyakata dayalı, keyif veren ve başarılı olan bir milli takım seyretmek. Buna karşın bu denli eleştiriye kapalılığın önümüzü de kapattığını görememek, sanırım başarısını arzuladığımız takıma karşı yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Vasata razı olmak en tehlikeli şeylerden biri ve bir süredir bu, oldukça net bir şekilde vuku bulmakta. Yine de bu başka ve daha kapsamlı bir yazının konusu tabii ki.

Ancak, heyecanla başladığımız turnuvada gördüğümüz şey pek çoğumuzu şaşırtmıştı. Öyle ya, 8 sene sonra turnuvaya katılan bir milli takımın çok daha iştahlı, çok daha yüksek seviyede oynamasını, en azından bir oyun planına sahip olmasını beklemek absürt değil. Buna karşın bunlardan hiçbirini görmediğimiz bir Hırvatistan maçı sonrasında, direklerin yardımına rağmen 1-0 mağlup olunca, kısa süreli şaşkınlık yerini hayal kırıklığı, öfke ve eleştiri yağmuruna bıraktı. Aslında bu, pek çok ülkede de böyle şekillenir ve oldukça da normal bir süreçtir. Ancak eleştiriye açık bir toplum olmayışımız, toplumun bir tezahürü olan futbolda da alabildiğine ortaya çıktı. Evet, diğer ülkelerde de teknik direktör ve futbolcular eleştiri yağmuruna karşı kendini savunabilir, hatta basını ve taraftarı suçlayabilir. Fakat, taraftar nezdinde böylesine körü körüne bir sahiplenme ve eleştiriyi değersizleştirme kültürü pek az futbol ülkesinde mevcuttur. (Bunlardan biri de ilginçtir ki İngiltere.) Halbuki eleştiri geliştirir, ilerletir, yanlışı görmeyi sağlar. Sonuçta pek çoğumuzun ortak amacı daha iyi, liyakata dayalı, keyif veren ve başarılı olan bir milli takım seyretmek. Buna karşın bu denli eleştiriye kapalılığın önümüzü de kapattığını görememek, sanırım başarısını arzuladığımız takıma karşı yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Vasata razı olmak en tehlikeli şeylerden biri ve bir süredir bu, oldukça net bir şekilde vuku bulmakta. Yine de bu başka ve daha kapsamlı bir yazının konusu tabii ki.

Ancak, heyecanla başladığımız turnuvada gördüğümüz şey pek çoğumuzu şaşırtmıştı. Öyle ya, 8 sene sonra turnuvaya katılan bir milli takımın çok daha iştahlı, çok daha yüksek seviyede oynamasını, en azından bir oyun planına sahip olmasını beklemek absürt değil. Buna karşın bunlardan hiçbirini görmediğimiz bir Hırvatistan maçı sonrasında, direklerin yardımına rağmen 1-0 mağlup olunca, kısa süreli şaşkınlık yerini hayal kırıklığı, öfke ve eleştiri yağmuruna bıraktı. Aslında bu, pek çok ülkede de böyle şekillenir ve oldukça da normal bir süreçtir. Ancak eleştiriye açık bir toplum olmayışımız, toplumun bir tezahürü olan futbolda da alabildiğine ortaya çıktı. Evet, diğer ülkelerde de teknik direktör ve futbolcular eleştiri yağmuruna karşı kendini savunabilir, hatta basını ve taraftarı suçlayabilir. Fakat, taraftar nezdinde böylesine körü körüne bir sahiplenme ve eleştiriyi değersizleştirme kültürü pek az futbol ülkesinde mevcuttur. (Bunlardan biri de ilginçtir ki İngiltere.) Halbuki eleştiri geliştirir, ilerletir, yanlışı görmeyi sağlar. Sonuçta pek çoğumuzun ortak amacı daha iyi, liyakata dayalı, keyif veren ve başarılı olan bir milli takım seyretmek. Buna karşın bu denli eleştiriye kapalılığın önümüzü de kapattığını görememek, sanırım başarısını arzuladığımız takıma karşı yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Vasata razı olmak en tehlikeli şeylerden biri ve bir süredir bu, oldukça net bir şekilde vuku bulmakta. Yine de bu başka ve daha kapsamlı bir yazının konusu tabii ki.

Ancak, heyecanla başladığımız turnuvada gördüğümüz şey pek çoğumuzu şaşırtmıştı. Öyle ya, 8 sene sonra turnuvaya katılan bir milli takımın çok daha iştahlı, çok daha yüksek seviyede oynamasını, en azından bir oyun planına sahip olmasını beklemek absürt değil. Buna karşın bunlardan hiçbirini görmediğimiz bir Hırvatistan maçı sonrasında, direklerin yardımına rağmen 1-0 mağlup olunca, kısa süreli şaşkınlık yerini hayal kırıklığı, öfke ve eleştiri yağmuruna bıraktı. Aslında bu, pek çok ülkede de böyle şekillenir ve oldukça da normal bir süreçtir. Ancak eleştiriye açık bir toplum olmayışımız, toplumun bir tezahürü olan futbolda da alabildiğine ortaya çıktı. Evet, diğer ülkelerde de teknik direktör ve futbolcular eleştiri yağmuruna karşı kendini savunabilir, hatta basını ve taraftarı suçlayabilir. Fakat, taraftar nezdinde böylesine körü körüne bir sahiplenme ve eleştiriyi değersizleştirme kültürü pek az futbol ülkesinde mevcuttur. (Bunlardan biri de ilginçtir ki İngiltere.) Halbuki eleştiri geliştirir, ilerletir, yanlışı görmeyi sağlar. Sonuçta pek çoğumuzun ortak amacı daha iyi, liyakata dayalı, keyif veren ve başarılı olan bir milli takım seyretmek. Buna karşın bu denli eleştiriye kapalılığın önümüzü de kapattığını görememek, sanırım başarısını arzuladığımız takıma karşı yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Vasata razı olmak en tehlikeli şeylerden biri ve bir süredir bu, oldukça net bir şekilde vuku bulmakta. Yine de bu başka ve daha kapsamlı bir yazının konusu tabii ki.

Sosyolojik perspektife hiç girmeden, bir kenarından tutarsak, saha içindeki sorunlar oldukça ortada ki; futbolu az biraz izleyen veyahut diğer takımlara göz ucuyla bakan birisi bile bir şeylerin yanlış gittiğinin rahatlıkla farkında olabilir. Şu bir gerçek ki, turnuvada bir oyun planı olmayan ya da en azından sahaya bunu yansıtamayan yegane ülkeyiz. Üstelik en iyi yaptığımız işlerden biri olan sahaya enerji, ruh ve özgüven yansıtma konusunda da fazlasıyla geride kalmış durumdayız. Bütün bunların sonucu olarak "en kötü averaj ve puana sahip iki ülkeden biri olma" durumunda olmamız da tesadüf değil.

Sosyolojik perspektife hiç girmeden, bir kenarından tutarsak, saha içindeki sorunlar oldukça ortada ki; futbolu az biraz izleyen veyahut diğer takımlara göz ucuyla bakan birisi bile bir şeylerin yanlış gittiğinin rahatlıkla farkında olabilir. Şu bir gerçek ki, turnuvada bir oyun planı olmayan ya da en azından sahaya bunu yansıtamayan yegane ülkeyiz. Üstelik en iyi yaptığımız işlerden biri olan sahaya enerji, ruh ve özgüven yansıtma konusunda da fazlasıyla geride kalmış durumdayız. Bütün bunların sonucu olarak "en kötü averaj ve puana sahip iki ülkeden biri olma" durumunda olmamız da tesadüf değil.

Sosyolojik perspektife hiç girmeden, bir kenarından tutarsak, saha içindeki sorunlar oldukça ortada ki; futbolu az biraz izleyen veyahut diğer takımlara göz ucuyla bakan birisi bile bir şeylerin yanlış gittiğinin rahatlıkla farkında olabilir. Şu bir gerçek ki, turnuvada bir oyun planı olmayan ya da en azından sahaya bunu yansıtamayan yegane ülkeyiz. Üstelik en iyi yaptığımız işlerden biri olan sahaya enerji, ruh ve özgüven yansıtma konusunda da fazlasıyla geride kalmış durumdayız. Bütün bunların sonucu olarak "en kötü averaj ve puana sahip iki ülkeden biri olma" durumunda olmamız da tesadüf değil.

Sosyolojik perspektife hiç girmeden, bir kenarından tutarsak, saha içindeki sorunlar oldukça ortada ki; futbolu az biraz izleyen veyahut diğer takımlara göz ucuyla bakan birisi bile bir şeylerin yanlış gittiğinin rahatlıkla farkında olabilir. Şu bir gerçek ki, turnuvada bir oyun planı olmayan ya da en azından sahaya bunu yansıtamayan yegane ülkeyiz. Üstelik en iyi yaptığımız işlerden biri olan sahaya enerji, ruh ve özgüven yansıtma konusunda da fazlasıyla geride kalmış durumdayız. Bütün bunların sonucu olarak "en kötü averaj ve puana sahip iki ülkeden biri olma" durumunda olmamız da tesadüf değil.

Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?

Bununla birlikte, kadro planlaması yapılırken de adalet şüphelerinin doğduğu bir gerçek. Stoper orijinli olmayan bir Mehmet Topal'ın, stoperde kullanılıp Bundesliga'daki kafa golleri ve futboluyla pek çok kişinin beğenisini kazanan Aytaç Sulu'nun veya Başakşehir'de başarılı bir sezon geçiren Yalçın Ayhan'ın kadroya çağrılmaması, aynı Mehmet Topal'ın oldukça iyi bir defansif orta saha olmasına rağmen bu tercih nedeniyle esas mevkisinde oynatılamaması, Emre Mor'un yeterli süre almaması, Hakan Çalhanoğlu'nun sağ kanatta değerlendirilmesi, oynadığı futbolla tartışmasız şampiyon olan Beşiktaş'ın kadrosundan yalnızca Oğuzhan'ın (o da oldukça yanlış bir rolde) kadroya monte edilmesi, oldukça formsuz olan ve doğru düzgün maça çıkmamış Arda ve Burak'ın tercih edilmesi, sahadaki futbolcuların rollerinin ya net olmaması ya da yanlış rollerin verilmesi ve hatanın asla kabul edilmemesi saha içi etmenler olarak göze çarpmakta.

Bununla birlikte, kadro planlaması yapılırken de adalet şüphelerinin doğduğu bir gerçek. Stoper orijinli olmayan bir Mehmet Topal'ın, stoperde kullanılıp Bundesliga'daki kafa golleri ve futboluyla pek çok kişinin beğenisini kazanan Aytaç Sulu'nun veya Başakşehir'de başarılı bir sezon geçiren Yalçın Ayhan'ın kadroya çağrılmaması, aynı Mehmet Topal'ın oldukça iyi bir defansif orta saha olmasına rağmen bu tercih nedeniyle esas mevkisinde oynatılamaması, Emre Mor'un yeterli süre almaması, Hakan Çalhanoğlu'nun sağ kanatta değerlendirilmesi, oynadığı futbolla tartışmasız şampiyon olan Beşiktaş'ın kadrosundan yalnızca Oğuzhan'ın (o da oldukça yanlış bir rolde) kadroya monte edilmesi, oldukça formsuz olan ve doğru düzgün maça çıkmamış Arda ve Burak'ın tercih edilmesi, sahadaki futbolcuların rollerinin ya net olmaması ya da yanlış rollerin verilmesi ve hatanın asla kabul edilmemesi saha içi etmenler olarak göze çarpmakta.

Bununla birlikte, kadro planlaması yapılırken de adalet şüphelerinin doğduğu bir gerçek. Stoper orijinli olmayan bir Mehmet Topal'ın, stoperde kullanılıp Bundesliga'daki kafa golleri ve futboluyla pek çok kişinin beğenisini kazanan Aytaç Sulu'nun veya Başakşehir'de başarılı bir sezon geçiren Yalçın Ayhan'ın kadroya çağrılmaması, aynı Mehmet Topal'ın oldukça iyi bir defansif orta saha olmasına rağmen bu tercih nedeniyle esas mevkisinde oynatılamaması, Emre Mor'un yeterli süre almaması, Hakan Çalhanoğlu'nun sağ kanatta değerlendirilmesi, oynadığı futbolla tartışmasız şampiyon olan Beşiktaş'ın kadrosundan yalnızca Oğuzhan'ın (o da oldukça yanlış bir rolde) kadroya monte edilmesi, oldukça formsuz olan ve doğru düzgün maça çıkmamış Arda ve Burak'ın tercih edilmesi, sahadaki futbolcuların rollerinin ya net olmaması ya da yanlış rollerin verilmesi ve hatanın asla kabul edilmemesi saha içi etmenler olarak göze çarpmakta.

Bununla birlikte, kadro planlaması yapılırken de adalet şüphelerinin doğduğu bir gerçek. Stoper orijinli olmayan bir Mehmet Topal'ın, stoperde kullanılıp Bundesliga'daki kafa golleri ve futboluyla pek çok kişinin beğenisini kazanan Aytaç Sulu'nun veya Başakşehir'de başarılı bir sezon geçiren Yalçın Ayhan'ın kadroya çağrılmaması, aynı Mehmet Topal'ın oldukça iyi bir defansif orta saha olmasına rağmen bu tercih nedeniyle esas mevkisinde oynatılamaması, Emre Mor'un yeterli süre almaması, Hakan Çalhanoğlu'nun sağ kanatta değerlendirilmesi, oynadığı futbolla tartışmasız şampiyon olan Beşiktaş'ın kadrosundan yalnızca Oğuzhan'ın (o da oldukça yanlış bir rolde) kadroya monte edilmesi, oldukça formsuz olan ve doğru düzgün maça çıkmamış Arda ve Burak'ın tercih edilmesi, sahadaki futbolcuların rollerinin ya net olmaması ya da yanlış rollerin verilmesi ve hatanın asla kabul edilmemesi saha içi etmenler olarak göze çarpmakta.

İşin ilginç tarafı, bütün bunların yanında Türkiye'nin gruptan çıkma ihtimali hala hiç de az değil. Son maçlarda İrlanda ve İsveç'in puan kaybetmesi, Türkiye'nin de Çek Cumhuriyeti'ni en az 2 farkla yenmesi, gruptan çıkmak için yeterli olacak. Nitekim İrlanda'nın İtalya'yla, İsveç'in de Belçika'yla oynayacağını ve gruplarının en zayıf iki ekibi olduklarını düşünürsek, onların puan kaybetmeleri hiç de azımsanamayacak bir ihtimal. Buna karşın ilk iki maçtaki gibi bir düzen, anlayış ve mücadeleyle sahaya çıkılırsa, Çek Cumhuriyeti'ni yenmek bir kenara dursun, onlardan puan almak bile oldukça zor olacak. Bununla birlikte, zaten kadroda önemli bir değişikliğe gidileceğini de düşünmekteyim. Zaten aksi türlü bu, bile bile lades olur.

İşin ilginç tarafı, bütün bunların yanında Türkiye'nin gruptan çıkma ihtimali hala hiç de az değil. Son maçlarda İrlanda ve İsveç'in puan kaybetmesi, Türkiye'nin de Çek Cumhuriyeti'ni en az 2 farkla yenmesi, gruptan çıkmak için yeterli olacak. Nitekim İrlanda'nın İtalya'yla, İsveç'in de Belçika'yla oynayacağını ve gruplarının en zayıf iki ekibi olduklarını düşünürsek, onların puan kaybetmeleri hiç de azımsanamayacak bir ihtimal. Buna karşın ilk iki maçtaki gibi bir düzen, anlayış ve mücadeleyle sahaya çıkılırsa, Çek Cumhuriyeti'ni yenmek bir kenara dursun, onlardan puan almak bile oldukça zor olacak. Bununla birlikte, zaten kadroda önemli bir değişikliğe gidileceğini de düşünmekteyim. Zaten aksi türlü bu, bile bile lades olur.

İşin ilginç tarafı, bütün bunların yanında Türkiye'nin gruptan çıkma ihtimali hala hiç de az değil. Son maçlarda İrlanda ve İsveç'in puan kaybetmesi, Türkiye'nin de Çek Cumhuriyeti'ni en az 2 farkla yenmesi, gruptan çıkmak için yeterli olacak. Nitekim İrlanda'nın İtalya'yla, İsveç'in de Belçika'yla oynayacağını ve gruplarının en zayıf iki ekibi olduklarını düşünürsek, onların puan kaybetmeleri hiç de azımsanamayacak bir ihtimal. Buna karşın ilk iki maçtaki gibi bir düzen, anlayış ve mücadeleyle sahaya çıkılırsa, Çek Cumhuriyeti'ni yenmek bir kenara dursun, onlardan puan almak bile oldukça zor olacak. Bununla birlikte, zaten kadroda önemli bir değişikliğe gidileceğini de düşünmekteyim. Zaten aksi türlü bu, bile bile lades olur.

İşin ilginç tarafı, bütün bunların yanında Türkiye'nin gruptan çıkma ihtimali hala hiç de az değil. Son maçlarda İrlanda ve İsveç'in puan kaybetmesi, Türkiye'nin de Çek Cumhuriyeti'ni en az 2 farkla yenmesi, gruptan çıkmak için yeterli olacak. Nitekim İrlanda'nın İtalya'yla, İsveç'in de Belçika'yla oynayacağını ve gruplarının en zayıf iki ekibi olduklarını düşünürsek, onların puan kaybetmeleri hiç de azımsanamayacak bir ihtimal. Buna karşın ilk iki maçtaki gibi bir düzen, anlayış ve mücadeleyle sahaya çıkılırsa, Çek Cumhuriyeti'ni yenmek bir kenara dursun, onlardan puan almak bile oldukça zor olacak. Bununla birlikte, zaten kadroda önemli bir değişikliğe gidileceğini de düşünmekteyim. Zaten aksi türlü bu, bile bile lades olur.

Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?
Hala Umut Var, Peki Ya Sonrası?

Kısacası, hala şans varken bu sarmaldan çıkılabilirse Türkiye için bir ihtimal daha var. Ancak pes edilirse, başkaları suçlanmaya devam edilirse, sorumluluk alınmazsa da sonuç şimdiden belli. Buna karşın bu gruptan çıkılsa bile bu, belli ölçüde başka takımlar sayesinde olacak. Tıpkı elemelerde olduğu gibi. Yani bunun başarı sayılması kabul edilemez. Ancak, belki turnuva içinde geçirilen dönüşüm (ki bu hiç kolay değil) bizi gruptan çıkmanın da ötesine taşıyabilir. Buna karşın, bir sonraki turnuvaya katılabilmek için yine bir 8 sene bekleyip beklemeyeceğimiz, günlük başarılara ve tesadüflere bağlı olduğumuz sürece asla cevabı verilemeyecek bir soru olacak.

Kısacası, hala şans varken bu sarmaldan çıkılabilirse Türkiye için bir ihtimal daha var. Ancak pes edilirse, başkaları suçlanmaya devam edilirse, sorumluluk alınmazsa da sonuç şimdiden belli. Buna karşın bu gruptan çıkılsa bile bu, belli ölçüde başka takımlar sayesinde olacak. Tıpkı elemelerde olduğu gibi. Yani bunun başarı sayılması kabul edilemez. Ancak, belki turnuva içinde geçirilen dönüşüm (ki bu hiç kolay değil) bizi gruptan çıkmanın da ötesine taşıyabilir. Buna karşın, bir sonraki turnuvaya katılabilmek için yine bir 8 sene bekleyip beklemeyeceğimiz, günlük başarılara ve tesadüflere bağlı olduğumuz sürece asla cevabı verilemeyecek bir soru olacak.

Kısacası, hala şans varken bu sarmaldan çıkılabilirse Türkiye için bir ihtimal daha var. Ancak pes edilirse, başkaları suçlanmaya devam edilirse, sorumluluk alınmazsa da sonuç şimdiden belli. Buna karşın bu gruptan çıkılsa bile bu, belli ölçüde başka takımlar sayesinde olacak. Tıpkı elemelerde olduğu gibi. Yani bunun başarı sayılması kabul edilemez. Ancak, belki turnuva içinde geçirilen dönüşüm (ki bu hiç kolay değil) bizi gruptan çıkmanın da ötesine taşıyabilir. Buna karşın, bir sonraki turnuvaya katılabilmek için yine bir 8 sene bekleyip beklemeyeceğimiz, günlük başarılara ve tesadüflere bağlı olduğumuz sürece asla cevabı verilemeyecek bir soru olacak.

Kısacası, hala şans varken bu sarmaldan çıkılabilirse Türkiye için bir ihtimal daha var. Ancak pes edilirse, başkaları suçlanmaya devam edilirse, sorumluluk alınmazsa da sonuç şimdiden belli. Buna karşın bu gruptan çıkılsa bile bu, belli ölçüde başka takımlar sayesinde olacak. Tıpkı elemelerde olduğu gibi. Yani bunun başarı sayılması kabul edilemez. Ancak, belki turnuva içinde geçirilen dönüşüm (ki bu hiç kolay değil) bizi gruptan çıkmanın da ötesine taşıyabilir. Buna karşın, bir sonraki turnuvaya katılabilmek için yine bir 8 sene bekleyip beklemeyeceğimiz, günlük başarılara ve tesadüflere bağlı olduğumuz sürece asla cevabı verilemeyecek bir soru olacak.

Ertuğ Alagöz


Ertuğ Alagöz


Ertuğ Alagöz


Ertuğ Alagöz


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.