Gözyaşının Arkasında Yatan Bilim

Ece Soylu 18.10.2016

Psikolojik ve fizyolojik yönleriyle gözyaşının mekanizması nedir?

Mutlu bitmeyen bir film, yemeğe katılması gereken soğan ya da sevgilinizle yaptığınız sinir hücrelerinizi saç tellerinizin ucuna kadar çıkaran bir tartışma istemsizce yanaklarınızdan süzülen damlalara sebep oluyor. Yaşadığınız duygu yoğunluğuna bağlı olarak bu minik damlacıklar şiddetli bir akıntıya da dönüşebiliyor tabii. Böyle durumlarda makyajınızı çıkardığınızdan emin olmanızda fayda var yoksa siz duygusal geçişinizi yaşarken, etrafınızdakiler hafiften irkilebilirler. Vücudun duygusal durumuna bağlı olarak verdiği doğal bir tepki olan gözyaşı, fizyolojik ve psikolojik yönüyle insan biyolojisinin ilginç noktalarından biridir. İlk nefesimizi aldığımız andan beri gözyaşıyla tanışık olmamız ağlama olayını pek matrak bir şeymiş gibi görmememizi sağlasa da mekanizmasını sorguladığımızda olay hayret verici bir boyuta dönüşüyor. Sonuçta ortada, asıl görevi ışığı kırmak ve görüntü oluşturmak olan nadide organımızdan akan azımsanamayacak miktarda sıvı var.

Gözyaşının Arkasında Yatan Bilim

Neden gözyaşı dökeriz?

Gözyaşının üretimi, göz yuvası ile göz kapağı arasında bulunan gözyaşı bezleri tarafından gerçekleştiriliyor. Vücudun duygusal veya fiziksel bir etkiye karşı verdiği tepkiyle sinir sistemi devreye giriyor ve göz kapaklarımızı hareket ettiriyoruz. Birkaç göz kırpma hareketinden sonra gözyaşı bezlerinde birikmiş olan sıvı dışarıya doğru akıyor. Bu akış yavaş olabileceği gibi uyarılmaya bağlı olarak fazla gözyaşı üretilmişse, gözyaşı bezi tarafından tutulamayan aşırı sıvı birden dışarı veriliyor. Bunun sonucunda da hıçkırık ile hırlama arasında bir sesle elektrik şoku yemişçesine sarsılarak ağlıyoruz. Tabii bu durumda gözlerimiz tüm sıvıyı dışarı atmaya yetmediğinden burnumuz da devreye giriyor ve ‘salya sümük ağlamak’ deyimini hayata geçiriyoruz.

Gözyaşının Arkasında Yatan Bilim

Üç farklı gözyaşı çeşidi bulunuyor.

Ağlarken fark etmiyoruz ama farklı durumlarda farklı gözyaşı üretiyormuşuz meğer. Temel gözyaşımız, vücudun duygusal durumuna bağlı olmaksızın, gözün işlevselliğini sürdürebileceği biyolojik ortamın oluşturulmasını sağlar. Korneanın aşırı kurumasını engelleyerek göz batmasına karşı korur. Göz kuruluğu şikayeti ile doktora gittiğinizde verdiği damlalar temel gözyaşımız ile aynı kimyayı içerir. Diğer bir gözyaşı çeşidi refleks gözyaşıdır. Adından da anlaşılacağı üzere gözün alışık olmadığı maddelerle teması sonucu verdiği bir tepkidir. Soğan doğrama esnasında gözyaşı oluşumu buna örnektir, koku molekülleri havaya karışarak gözle temas eder ve yapısı gereği göz ile uyumlu olmayan partiküller gözün tepki vermesine neden olur. Son gözyaşı çeşidimiz de duygusal durumumuza göre ürettiğimiz ruhsal gözyaşıdır. Duygu kontrolü beyinde meydana geldiğinden bu gözyaşının oluşumu direkt beyin ile ilintilidir. Tüm duygusal çalkantılarımızın sorumlusu, limbik sistemimizin gözdesi hipotalamus ile otonom sinir sistemimiz arasında güçlü bir bağ bulunur. Asetilkolin adlı nörotransmitterler lakrimal sistemi (gözyaşı oluşumunu sağlayan sistemin genel adı) harekete geçirerek gözyaşı üretimini sağlar. Stresten mutluluğa, öfkeden mutsuzluğa, duygusal bunalımdan fiziksel acıya kadar her türlü duygu durumu sinir sistemini tetikleyebilir. Kadınlar erkeklere oranla daha sık duygu değişimi yaşadığından ağlamaya yönelim kadınlarda daha fazladır.

Gözyaşının Arkasında Yatan Bilim

Ağlamak iyi hissetmemizi sağlıyor.

Hepimizin morali bozukken, peçeteyi kapıp battaniyeye sarınıp arama motorundan ‘ağlamaklı filmler’ gibi yaratıcı aramalar yaparak göz pınarlarını boşalttığı zamanlar olmuştur. Bu yüzden ağlamanın psikologlar tarafından da önerilen bir rahatlama yöntemi olduğunu söylemem sizi çok şaşırtmayacaktır. Ağlamanın iyi gelmesinin psikolojik nedenlerinden biri ağlama ile mevcut olan mutsuzluğumuzu veya bizi sıkan negatif şey her ne ise onu kabullenişimizdir. Çoğu kez ağlamak bir güçsüzlük belirtisi olarak algılanır çünkü ortadaki sıkıntılı duruma verilen somut bir tepki vardır, ağlayan kişi bu durum ile başa çıkamıyordur yani olay karşısında güçsüz kalmıştır. Bir açıdan doğru bir yorumdur, ağlamak kişisel olarak gücümüzün yetmediğini kabullenmemize verdiğimiz bir tepkidir. Ancak unutulmaması gereken bunun bir duygu geçişi olduğudur. Ağladıktan sonra gelen rahatlama hissi bu kabulleniş ile gelen, olayın sorumluluğunun dışına çıkarak ele alma görüsüdür. Bir diğer etkisi ise ağlama ile ortaya koyduğunuz somut tepkinin yakın çevreniz tarafından da algılanmasıdır. Bu da sorun her ne ise, onun bireysellikten çıkıp sosyal ortama geçmesi demektir.

Gözyaşı insanoğlunun ilk iletişim aracıdır.

Yeni doğanların tek iletişim şekli ağlamaktır. Bir bebek karnının acıktığını, altını pislettiğini, sarılmaya ihtiyacı olduğunu ağlayarak anlatır. Yetişkinlerle kurduğu ilişki tamamen gözyaşları üzerine kuruludur. Ağlamayan bir bebeğin bakımının ne kadar zor olacağını hayal edebilirsiniz. Şüphesiz ebeveynler bebeğin başından bir saniye bile ayrılamaz, sürekli telaş ve endişe içinde olurlardı.

Kapak Görseli: a2au.com

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.