Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji

Ece Tuğran 01.08.2016

Sentetik biyoloji tarih çizgisindeki yolculuğunu tamamladı mı, yoksa tüm eleştirilere rağmen süratle yol almaya devam mı ediyor?

Sentetik biyoloji, genetik biliminin ilerlemesi sayesinde insanoğlunun bir nevi tanrı rolüne soyunup yapay canlılar yaratmasına veya var olan canlılar üzerinde değişiklik yapmasına olanak sağlayan bilim dalıdır. Biyoloji ve mühendisliğin ortak alanı olan (kısaca biyomühendislik deniyor) sentetik biyolojinin geçmişi 90’lı yıllara dayanıyor. 1995 yılında ilk kez bir canlı organizmanın DNA dizilimini çözen Craig Venter ve Hamilton Smith, bu keşifle sentetik biyoloji alanının kapısını araladı. DNA dizilimini çözdükten sonra Venter ve Smith böcekten aldıkları kabuk içine kendi ürettikleri yapay bir DNA yerleştirdiler. Bu yıllarda henüz yeni bir canlı üretmediler, çalışmalarını gen aktarımı ile sınırladılar. Daha sonra 2010 yılında Craig Venter ve ekibi tüm dünyada yankı uyandıran bir ilke imza attılar. Venter ve ekibi, 10 yıllık uğraş sonucu sentetik bir canlı, bir yaşam üretti.

“Biyolojideki en belirleyici an” olarak tanımlanan projeyi Craig Venter şu sözlerle anlattı: “Bu proje insan hayatı lehine kullanılarak yeni bir çağın başlangıcı olabilir. Sentetik canlılar biyo-yakıt üretiminde, atmosferdeki karbondioksidin emilmesinde ve bunun gibi dünyada süregelen birçok sorunun çözümünde kullanılabilir.”

Venter her ne kadar projesinden çok umutlu olsa da elbette bu büyük gelişme bilim dünyasında çok tartışıldı. Hatta “yaratıcılık” adı altında tanrı ile ilişkilendirildiği için dini grupların eleştirilerine maruz kaldı. Bilim dünyasında sentetik biyolojiye karşı duran kesimin en büyük endişesi ise bu teknolojinin ileride kötü emeller için kullanılma ihtimali.

Sentetik biyoloji, genetik biliminin ilerlemesi sayesinde insanoğlunun bir nevi tanrı rolüne soyunup yapay canlılar yaratmasına veya var olan canlılar üzerinde değişiklik yapmasına olanak sağlayan bilim dalıdır. Biyoloji ve mühendisliğin ortak alanı olan (kısaca biyomühendislik deniyor) sentetik biyolojinin geçmişi 90’lı yıllara dayanıyor. 1995 yılında ilk kez bir canlı organizmanın DNA dizilimini çözen Craig Venter ve Hamilton Smith, bu keşifle sentetik biyoloji alanının kapısını araladı. DNA dizilimini çözdükten sonra Venter ve Smith böcekten aldıkları kabuk içine kendi ürettikleri yapay bir DNA yerleştirdiler. Bu yıllarda henüz yeni bir canlı üretmediler, çalışmalarını gen aktarımı ile sınırladılar. Daha sonra 2010 yılında Craig Venter ve ekibi tüm dünyada yankı uyandıran bir ilke imza attılar. Venter ve ekibi, 10 yıllık uğraş sonucu sentetik bir canlı, bir yaşam üretti.

“Biyolojideki en belirleyici an” olarak tanımlanan projeyi Craig Venter şu sözlerle anlattı: “Bu proje insan hayatı lehine kullanılarak yeni bir çağın başlangıcı olabilir. Sentetik canlılar biyo-yakıt üretiminde, atmosferdeki karbondioksidin emilmesinde ve bunun gibi dünyada süregelen birçok sorunun çözümünde kullanılabilir.”

Venter her ne kadar projesinden çok umutlu olsa da elbette bu büyük gelişme bilim dünyasında çok tartışıldı. Hatta “yaratıcılık” adı altında tanrı ile ilişkilendirildiği için dini grupların eleştirilerine maruz kaldı. Bilim dünyasında sentetik biyolojiye karşı duran kesimin en büyük endişesi ise bu teknolojinin ileride kötü emeller için kullanılma ihtimali.

Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji

İlk sentetik canlının üretilmesinden sonra, sentetik biyoloji alanında yapılan çalışmaların hızlanarak artması, elbette yeni projeleri de beraberinde getirdi. Amacı elektrik kullanımını azaltmak olan ve ateş böceğinden esinlenerek tasarlanan “Işık Saçan Bitkiler” (orijinal adıyla Glowing Plants), sentetik biyolojinin uzun yıllardır üstünde çalıştığı projelerden biri. Bu proje ateş böceğinin ışık saçmasını sağlayan luserifaz proteinini üreten genin bir bakteri aracılığıyla bitkiye aktarılması ile hayata geçirildi. Işık Saçan Bitkiler, Amerika’nın yenilikçi projeleri destekleyen oluşumu Kickstarter’da yarım milyon dolara yakın bağış topladı. Fakat projenin olumlu gidişatına Kickstarter’dan beklenmedik bir tepki geldi. Kickstarter, proje geliştiricileri için hazırladığı kurallara “Proje geliştiricileri destekçilere GDO’lu ürünler sunamaz” maddesini ekleyerek projenin tüm potansiyel faydalarını yok sayıp Işık Saçan Bitkiler’e desteğini çekti. Fakat o zamana kadar toplanan bağışlar ile Işık Saçan Bitkiler piyasaya sürüldü, prototiplerin satışına başlandı.

İlk sentetik canlının üretilmesinden sonra, sentetik biyoloji alanında yapılan çalışmaların hızlanarak artması, elbette yeni projeleri de beraberinde getirdi. Amacı elektrik kullanımını azaltmak olan ve ateş böceğinden esinlenerek tasarlanan “Işık Saçan Bitkiler” (orijinal adıyla Glowing Plants), sentetik biyolojinin uzun yıllardır üstünde çalıştığı projelerden biri. Bu proje ateş böceğinin ışık saçmasını sağlayan luserifaz proteinini üreten genin bir bakteri aracılığıyla bitkiye aktarılması ile hayata geçirildi. Işık Saçan Bitkiler, Amerika’nın yenilikçi projeleri destekleyen oluşumu Kickstarter’da yarım milyon dolara yakın bağış topladı. Fakat projenin olumlu gidişatına Kickstarter’dan beklenmedik bir tepki geldi. Kickstarter, proje geliştiricileri için hazırladığı kurallara “Proje geliştiricileri destekçilere GDO’lu ürünler sunamaz” maddesini ekleyerek projenin tüm potansiyel faydalarını yok sayıp Işık Saçan Bitkiler’e desteğini çekti. Fakat o zamana kadar toplanan bağışlar ile Işık Saçan Bitkiler piyasaya sürüldü, prototiplerin satışına başlandı.

Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Görsel: Kickstarter
Görsel: Kickstarter

Sentetik biyoloji çalışmaları, tahmin ettiğiniz üzere, bununla son bulmadı, hatta Işık Saçan Bitkiler’in geliştiricisi Antony Evans, projesinin aldığı tepkilere aldırmadan yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı; üstelik şu an oldukça yol katetmiş durumda. Umut vaat eden bu yeni projenin adı: “Kokulu Yosun” (orijinal adıyla Fragrant Moss). Bu yosun paçuli yağının kokusunu sentezleyecek şekilde geliştirilmiş. Topraksı bir kokuya sahip bu yağ, antiseptik etkiye sahip. Ayrıca yorgunluk, gerginlik ve stresle savaşan aromaterapik bir etkisi de var. Bu ürünün amacı, çok miktarda kimyasal içeren oda kokularının, spreylerin yerini almak. Antony Evans’ın dediğine göre bir sonraki hedefleri, Kokulu Yosun’u havadaki toksik ve zararlı gazları emebilme yeteneğine sahip bir genetik dizilime kavuşturmak. Kickstarter’da uğradıkları hezimet nedeniyle şu an Wefunder ile çalışan ekip toplanan bağışlarla Kokulu Yosun’u Aralık ayında piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Sentetik biyoloji çalışmaları, tahmin ettiğiniz üzere, bununla son bulmadı, hatta Işık Saçan Bitkiler’in geliştiricisi Antony Evans, projesinin aldığı tepkilere aldırmadan yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı; üstelik şu an oldukça yol katetmiş durumda. Umut vaat eden bu yeni projenin adı: “Kokulu Yosun” (orijinal adıyla Fragrant Moss). Bu yosun paçuli yağının kokusunu sentezleyecek şekilde geliştirilmiş. Topraksı bir kokuya sahip bu yağ, antiseptik etkiye sahip. Ayrıca yorgunluk, gerginlik ve stresle savaşan aromaterapik bir etkisi de var. Bu ürünün amacı, çok miktarda kimyasal içeren oda kokularının, spreylerin yerini almak. Antony Evans’ın dediğine göre bir sonraki hedefleri, Kokulu Yosun’u havadaki toksik ve zararlı gazları emebilme yeteneğine sahip bir genetik dizilime kavuşturmak. Kickstarter’da uğradıkları hezimet nedeniyle şu an Wefunder ile çalışan ekip toplanan bağışlarla Kokulu Yosun’u Aralık ayında piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Geçmişten Günümüze Sentetik Biyoloji
Görsel: Wefunder
Görsel: Wefunder

Şimdilik sentetik biyolojinin gelişim sürecinden anlatacaklarımız bu kadar. Her ne kadar mühendislik ve biyolojinin birleşiminden doğan bilim kolları epeyce tartışmaya yol açsa da insanlığa ve dünyaya sağlayabileceği potansiyel faydalar göz ardı edilmemeli. Öte yandan, bu teknolojiler kötü amaçlı kişilerin veya grupların eline geçtiğinde dünyevi yıkımlara sebep olabilir. Bu ikilemden dolayıdır ki, bilim dünyasındaki tartışmalar son bulmak bilmiyor. Bana koca bir paradoks gibi görünüyor, ya size?

Şimdilik sentetik biyolojinin gelişim sürecinden anlatacaklarımız bu kadar. Her ne kadar mühendislik ve biyolojinin birleşiminden doğan bilim kolları epeyce tartışmaya yol açsa da insanlığa ve dünyaya sağlayabileceği potansiyel faydalar göz ardı edilmemeli. Öte yandan, bu teknolojiler kötü amaçlı kişilerin veya grupların eline geçtiğinde dünyevi yıkımlara sebep olabilir. Bu ikilemden dolayıdır ki, bilim dünyasındaki tartışmalar son bulmak bilmiyor. Bana koca bir paradoks gibi görünüyor, ya size?

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.