Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz

Barlas Sicimoğlu 25.08.2016

İyisiyle kötüsüyle, Rio'daki yaz olimpiyatlarını geride bıraktık. Peki geride bıraktığımız olimpiyatlara göre kafilemizin nasıl bir sonuç tablosu var? Karşılaştırdık.

Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz
Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz

Türkiye kafilesi, 2016 Rio Olimpiyatları'nı 4 spor dalında 8 madalya alarak tamamladı. İlk madalyamız için olimpiyatların beşinci gününe kadar sabrettik, gün sonunda Türkmen asıllı Daniyar İsmailov ile Halter 69 kg müsabakalarında gümüş madalyanın zevkini tattık. (Eyvallah Daniyar!) Tek altın madalyamızı almak için son güne kadar beklesek de sağ olsun Taha Akgül yüzümüzü kara çıkarmadı ve göğsünde o sarı güzel şeyi ışıldatarak milli marşımızı Carioca Arena‘da dünya aleme dinletti. (Eyvallah Taha!) Kazandığımız madalya sayısı, madalya sıralamasının zirvesinde yer alan spor ülkelerine göre çok uzakta kalsa da; gözlemlerime göre Türk spor medyası ve spor camiası tarafından başarısızlık olarak nitelendirilmiyor. Tabi madalya alan sporcularımızın 3/8 oranında “devşirme” olarak nitelendirilen sporcularımız olduklarını belirtelim. Tabii ki de bayrağımızı göndere çektiren sporcularımızı kendi öz evlatlarımızdan ayırmamız -benim fikrime göre- büyük saygısızlık olur. Hele ki daha önceleri finali bile düşleyemediğimiz erkekler 400 metre engelli gibi dallarda bugün madalya kürsüsüne çıkıyor olmamız muazzam bir şey. (Eyvallah Yasmani!) Ama 103 sporcuyla katılım gösterdiğimiz bu oyunları biri altın 8 madalya kapatmamız, istatistiklerde daha önceki bazı olimpiyatlara nazaran ciddi oranda başarısız olduğumuzu göstermekte. Örneğin 65 sporcuyla katılım gösterip, üçü altın 11 madalya kazandığımız 2004 Atina Olimpiyatları, oran olarak daha başarılı olduğumuz bir organizasyon olarak dikkat çekiyor. Üstelik o dönem fırtınalar estiren ve ülkece ümit bağladığımız Süreyya Ayhan, en formda döneminde Atina’ya gidememişken. Yine 2000 Sydney Olimpiyatları, 59 sporcuyla katılıp üçü altın 5 madalya elde ettiğimiz ve sıralamada 22. olduğumuz bir organizasyondu. Atina Olimpiyatları, dallarında altın çağlarını yaşayan Halil Mutlu, Şeref Eroğlu, Bahri Tanrıkulu gibi sporcularımızın son katılımı olmuştu. Hatta kendimizi her zaman favori olarak gördüğümüz halter müsabakalarında 2004’ten sonraki ilk madalyamız bu sene Daniyar ile geldi. Arada Pekin 2008’de Sibel Özkan ile kadınlar 48 kg’da elde ettiğimiz gümüş madalya var ama maalesef IOC bu sene madalyayı doping nedeniyle geri aldı. Tabii Atina’da 3 altınımızın 3’ünü de halterden çıkarıp zirveyi gördükten sonra yaşadığımız bu sert düşüşün sebepleri arasında doping skandalları ve federasyon bağlantılı başka olumsuz gelişmelerin payı büyük. Ama bu sene Daniyar ile elde ettiğimiz gümüş, umalım ki önümüzdeki olimpiyatlarda halterdeki eski şaşaalı günlerimiz için tünelin ucundaki ışık olsun. Zira Naim Süleymanoğlu’nun üst üste 3 olimpiyat altını kazanarak halterde bu unvanı elde eden ilk sporcu olarak tarihe geçmiş olduğu, Sydney 2000’de Halil Mutlu’nun 3 dünya, 3 olimpiyat rekoru kırarak altına uzandığı yıllarda halter adeta bizim için bir ata sporu, amiral gemisi, gözbebeği branştı.

Türkiye kafilesi, 2016 Rio Olimpiyatları'nı 4 spor dalında 8 madalya alarak tamamladı. İlk madalyamız için olimpiyatların beşinci gününe kadar sabrettik, gün sonunda Türkmen asıllı Daniyar İsmailov ile Halter 69 kg müsabakalarında gümüş madalyanın zevkini tattık. (Eyvallah Daniyar!) Tek altın madalyamızı almak için son güne kadar beklesek de sağ olsun Taha Akgül yüzümüzü kara çıkarmadı ve göğsünde o sarı güzel şeyi ışıldatarak milli marşımızı Carioca Arena‘da dünya aleme dinletti. (Eyvallah Taha!) Kazandığımız madalya sayısı, madalya sıralamasının zirvesinde yer alan spor ülkelerine göre çok uzakta kalsa da; gözlemlerime göre Türk spor medyası ve spor camiası tarafından başarısızlık olarak nitelendirilmiyor. Tabi madalya alan sporcularımızın 3/8 oranında “devşirme” olarak nitelendirilen sporcularımız olduklarını belirtelim. Tabii ki de bayrağımızı göndere çektiren sporcularımızı kendi öz evlatlarımızdan ayırmamız -benim fikrime göre- büyük saygısızlık olur. Hele ki daha önceleri finali bile düşleyemediğimiz erkekler 400 metre engelli gibi dallarda bugün madalya kürsüsüne çıkıyor olmamız muazzam bir şey. (Eyvallah Yasmani!) Ama 103 sporcuyla katılım gösterdiğimiz bu oyunları biri altın 8 madalya kapatmamız, istatistiklerde daha önceki bazı olimpiyatlara nazaran ciddi oranda başarısız olduğumuzu göstermekte. Örneğin 65 sporcuyla katılım gösterip, üçü altın 11 madalya kazandığımız 2004 Atina Olimpiyatları, oran olarak daha başarılı olduğumuz bir organizasyon olarak dikkat çekiyor. Üstelik o dönem fırtınalar estiren ve ülkece ümit bağladığımız Süreyya Ayhan, en formda döneminde Atina’ya gidememişken. Yine 2000 Sydney Olimpiyatları, 59 sporcuyla katılıp üçü altın 5 madalya elde ettiğimiz ve sıralamada 22. olduğumuz bir organizasyondu. Atina Olimpiyatları, dallarında altın çağlarını yaşayan Halil Mutlu, Şeref Eroğlu, Bahri Tanrıkulu gibi sporcularımızın son katılımı olmuştu. Hatta kendimizi her zaman favori olarak gördüğümüz halter müsabakalarında 2004’ten sonraki ilk madalyamız bu sene Daniyar ile geldi. Arada Pekin 2008’de Sibel Özkan ile kadınlar 48 kg’da elde ettiğimiz gümüş madalya var ama maalesef IOC bu sene madalyayı doping nedeniyle geri aldı. Tabii Atina’da 3 altınımızın 3’ünü de halterden çıkarıp zirveyi gördükten sonra yaşadığımız bu sert düşüşün sebepleri arasında doping skandalları ve federasyon bağlantılı başka olumsuz gelişmelerin payı büyük. Ama bu sene Daniyar ile elde ettiğimiz gümüş, umalım ki önümüzdeki olimpiyatlarda halterdeki eski şaşaalı günlerimiz için tünelin ucundaki ışık olsun. Zira Naim Süleymanoğlu’nun üst üste 3 olimpiyat altını kazanarak halterde bu unvanı elde eden ilk sporcu olarak tarihe geçmiş olduğu, Sydney 2000’de Halil Mutlu’nun 3 dünya, 3 olimpiyat rekoru kırarak altına uzandığı yıllarda halter adeta bizim için bir ata sporu, amiral gemisi, gözbebeği branştı.

Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz
Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz

Şahsen aklımın ererek izlediğim ilk olimpiyatlar olan 2000 Sydney Olimpiyatları'ndan bu yana dünyanın en büyük spor organizasyonları olarak kabul edilen bu organizasyonları azami seviyede takip etmeye çalışıyorum. Ucundan da olsa Naim Süleymanoğlu, Hamza Yerlikaya, Şeref Eroğlu, Halil Mutlu gibi efsaneleri yakalayabildiğim için de kendimi şanslı addediyorum. Her ne kadar Naim Süleymanoğlu, izleyebildiğim tek olimpiyat müsabakasında üçte sıfır çekse de, “Cep Herkülü”nün heyecanını canlı yaşamak bile başlı başına bir tarihti. Hamza Yerlikaya ise zaten “Asrın Güreşçisi” unvanını elde etmiş bir sporcu. Hem de öyle “tirbuşon” mevkilerden değil, direk FILA’dan aldı unvanı. Hamza Yerlikaya’nın 2000 Olimpiyatları 85 kg grekoromende rakiplerini çamaşır serer gibi yere serip altını aldığındaki sevincini de, 2004 Olimpiyatlarında kıl payı hem altının hem bronzun kıyısından dönüp dördüncü olduğundaki hayal kırıklığını da bizatihi televizyondan müşahede ettim. Şeref Eroğlu’nun da 2004 Olimpiyatlarında, 66 kg grekoromen finalinde; basit bir çırpmayla Azeri rakibine yenilip gümüşte kaldığı maçı dün gibi hatırlıyorum. Belki de bu nedenledir ki ata sporumuz güreşte de, halterde olduğu gibi bir düşüş yaşayacağız diye hep korkmuşumdur. Ama neyse ki güreş dalı bütün olimpiyatlarda yüz akımız olmayı başardı. Pekin 2008’de Ramazan Şahin, bu sene de Taha Akgül tek altın madalyamızı güreşten çıkardılar. Londra 2012’de Rıza Kayaalp’in tek bronzu ile düşüşe geçsek de bu sene güreşte 5 madalya çıkarmayı başardık. Hatta bu performans güreşçilerimizin 1964’ten beri olimpiyatlarda madalya sayısı olarak zirveyi gördüğü olimpiyat oldu. Özellikle Rıza ile Taha’nın bütün şampiyonalar için branşlarında favori olduğu güreş dalı, doping skandalı vs. olaylarla karşılaşmazsa önümüzdeki olimpiyatlar için de yüz akımız olmaya devam edecektir.

Şahsen aklımın ererek izlediğim ilk olimpiyatlar olan 2000 Sydney Olimpiyatları'ndan bu yana dünyanın en büyük spor organizasyonları olarak kabul edilen bu organizasyonları azami seviyede takip etmeye çalışıyorum. Ucundan da olsa Naim Süleymanoğlu, Hamza Yerlikaya, Şeref Eroğlu, Halil Mutlu gibi efsaneleri yakalayabildiğim için de kendimi şanslı addediyorum. Her ne kadar Naim Süleymanoğlu, izleyebildiğim tek olimpiyat müsabakasında üçte sıfır çekse de, “Cep Herkülü”nün heyecanını canlı yaşamak bile başlı başına bir tarihti. Hamza Yerlikaya ise zaten “Asrın Güreşçisi” unvanını elde etmiş bir sporcu. Hem de öyle “tirbuşon” mevkilerden değil, direk FILA’dan aldı unvanı. Hamza Yerlikaya’nın 2000 Olimpiyatları 85 kg grekoromende rakiplerini çamaşır serer gibi yere serip altını aldığındaki sevincini de, 2004 Olimpiyatlarında kıl payı hem altının hem bronzun kıyısından dönüp dördüncü olduğundaki hayal kırıklığını da bizatihi televizyondan müşahede ettim. Şeref Eroğlu’nun da 2004 Olimpiyatlarında, 66 kg grekoromen finalinde; basit bir çırpmayla Azeri rakibine yenilip gümüşte kaldığı maçı dün gibi hatırlıyorum. Belki de bu nedenledir ki ata sporumuz güreşte de, halterde olduğu gibi bir düşüş yaşayacağız diye hep korkmuşumdur. Ama neyse ki güreş dalı bütün olimpiyatlarda yüz akımız olmayı başardı. Pekin 2008’de Ramazan Şahin, bu sene de Taha Akgül tek altın madalyamızı güreşten çıkardılar. Londra 2012’de Rıza Kayaalp’in tek bronzu ile düşüşe geçsek de bu sene güreşte 5 madalya çıkarmayı başardık. Hatta bu performans güreşçilerimizin 1964’ten beri olimpiyatlarda madalya sayısı olarak zirveyi gördüğü olimpiyat oldu. Özellikle Rıza ile Taha’nın bütün şampiyonalar için branşlarında favori olduğu güreş dalı, doping skandalı vs. olaylarla karşılaşmazsa önümüzdeki olimpiyatlar için de yüz akımız olmaya devam edecektir.

Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz
Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz

Atletizmde ise bu olimpiyatta da madalya çıkarmayı başardık. Küba asıllı Yasmani, erkekler 400 metre engelli gibi bana göre mesafe yarışlarının en zorlarından birinde bronz alarak bayrağımızı göndere çektirmeyi başardı. Ramil Guliyev ise atletizm yarışlarının en popülerlerinden birinde, 200 metre finalinde yer almayı başardı. Finalde aldığı dereceden bağımsız, Usain Bolt ile aynı finalde yer alabilmesi bizim için gurur kaynağı olma konusunda yetti de arttı bile. Zira 200 metre finalinde pistte Türk bayrağını görmek sprint yarışlarının tutkunu olanlar için (biri de ben) apayrı keyif. Jak Ali Harvey ve Ramil Guliyev, ilerleyen olimpiyatlarda potansiyellerini daha da geliştireceklerdir. Kenya asıllı genç uzun mesafeci Yasemin Can ise madalya çıkaramasa da kadınlar 5000 ve 10000 metrede umut vadeden sonuçlar elde eden bir başka sporcumuzdu. (10000’de yedinci, 5000’de altıncı.) Yasemin performansını devam ettirirse, Elvan’dan aldığı bayrağı daha ilerilere taşıyabilir. Zira Elvan Abeylegesse 2004 Olimpiyatlarında hayal kırıklığı yaratsa da 2008’de 5000 ve 10000’de iki gümüş alarak bizi bir nebze teselli etmişti. Ama ondan beklediğimiz altını getirecek performansı olimpiyatlarda ortaya koyamadı hiç. Dileriz Yasemin, Elvan’ın getiremediği altını ülkemize getirir. 2004’de Elvan’ın 5000 metre yarışını gözümü kırpmadan izlediğimi ve sonucunda çok üzüldüğümü yine dün gibi hatırlıyorum. (Meseret Defar efsanesinin zaferine şahit olmak ayrı bir olaydı tabii.) Ama aynı olimpiyatlarda erkekler çekiç atmada Eşref Apak’ın dördüncülük derecesi gerçekten hem bana hem ülkeye şaşırtıcı bir keyif vermişti; zira kimse Eşref Apak’tan böyle bir derece beklemiyordu. Akabinde o yarışlarda birinci gelen Macar Adrian Annus’un doping yaptığı ortaya çıkınca, Apak otomatik olarak üçüncülüğe yükselerek 1948’den sonra olimpiyatlardaki ilk madalyamızı kazandırdı. Her ne kadar kürsüde sevincini yaşayamasa da bu bronz, hem Eşref Apak’ın hem de Türk atletizminin bana göre onur nişanesidir. (Aynı yarışta gümüş alan Belaruslu Tsikhan’ın da daha sonra doping yaptığı ortaya çıktı ama sadece madalyası alındı, Eşref Apak gümüş madalyaya çıkarılmadı.) Akabinde Eşref Apak olimpiyatlara daimi katılım gösterse de hiçbirinde finale çıkamadı. Doping cezası aldığı 2 senelik sürecin ardından Eşref Apak'ı bu sene de olimpiyatlarda izledik. Ama maalesef finalde göremedik. Süreyya Ayhan’dan bu yana kanayan yaramız olan kadınlar 1500 metrede ise bu sene temsilcimiz yoktu. 2012 Olimpiyatlarında büyük sevinç yaşadığımız ama akabinde Aslı Çakır Alptekin’in doping nedeniyle madalyasının geri alınmasıyla sevincimizin hayal kırıklığına dönüştüğü o yarışta, Gamze’nin gümüşünde sıkıntı çıkmaması bize teselli olmuştu. Dileriz önümüzdeki olimpiyatlar, hem 1500 metrede hem de diğer atletizm dallarında sevincimizin arttığı olimpiyatlar olur.

Atletizmde ise bu olimpiyatta da madalya çıkarmayı başardık. Küba asıllı Yasmani, erkekler 400 metre engelli gibi bana göre mesafe yarışlarının en zorlarından birinde bronz alarak bayrağımızı göndere çektirmeyi başardı. Ramil Guliyev ise atletizm yarışlarının en popülerlerinden birinde, 200 metre finalinde yer almayı başardı. Finalde aldığı dereceden bağımsız, Usain Bolt ile aynı finalde yer alabilmesi bizim için gurur kaynağı olma konusunda yetti de arttı bile. Zira 200 metre finalinde pistte Türk bayrağını görmek sprint yarışlarının tutkunu olanlar için (biri de ben) apayrı keyif. Jak Ali Harvey ve Ramil Guliyev, ilerleyen olimpiyatlarda potansiyellerini daha da geliştireceklerdir. Kenya asıllı genç uzun mesafeci Yasemin Can ise madalya çıkaramasa da kadınlar 5000 ve 10000 metrede umut vadeden sonuçlar elde eden bir başka sporcumuzdu. (10000’de yedinci, 5000’de altıncı.) Yasemin performansını devam ettirirse, Elvan’dan aldığı bayrağı daha ilerilere taşıyabilir. Zira Elvan Abeylegesse 2004 Olimpiyatlarında hayal kırıklığı yaratsa da 2008’de 5000 ve 10000’de iki gümüş alarak bizi bir nebze teselli etmişti. Ama ondan beklediğimiz altını getirecek performansı olimpiyatlarda ortaya koyamadı hiç. Dileriz Yasemin, Elvan’ın getiremediği altını ülkemize getirir. 2004’de Elvan’ın 5000 metre yarışını gözümü kırpmadan izlediğimi ve sonucunda çok üzüldüğümü yine dün gibi hatırlıyorum. (Meseret Defar efsanesinin zaferine şahit olmak ayrı bir olaydı tabii.) Ama aynı olimpiyatlarda erkekler çekiç atmada Eşref Apak’ın dördüncülük derecesi gerçekten hem bana hem ülkeye şaşırtıcı bir keyif vermişti; zira kimse Eşref Apak’tan böyle bir derece beklemiyordu. Akabinde o yarışlarda birinci gelen Macar Adrian Annus’un doping yaptığı ortaya çıkınca, Apak otomatik olarak üçüncülüğe yükselerek 1948’den sonra olimpiyatlardaki ilk madalyamızı kazandırdı. Her ne kadar kürsüde sevincini yaşayamasa da bu bronz, hem Eşref Apak’ın hem de Türk atletizminin bana göre onur nişanesidir. (Aynı yarışta gümüş alan Belaruslu Tsikhan’ın da daha sonra doping yaptığı ortaya çıktı ama sadece madalyası alındı, Eşref Apak gümüş madalyaya çıkarılmadı.) Akabinde Eşref Apak olimpiyatlara daimi katılım gösterse de hiçbirinde finale çıkamadı. Doping cezası aldığı 2 senelik sürecin ardından Eşref Apak'ı bu sene de olimpiyatlarda izledik. Ama maalesef finalde göremedik. Süreyya Ayhan’dan bu yana kanayan yaramız olan kadınlar 1500 metrede ise bu sene temsilcimiz yoktu. 2012 Olimpiyatlarında büyük sevinç yaşadığımız ama akabinde Aslı Çakır Alptekin’in doping nedeniyle madalyasının geri alınmasıyla sevincimizin hayal kırıklığına dönüştüğü o yarışta, Gamze’nin gümüşünde sıkıntı çıkmaması bize teselli olmuştu. Dileriz önümüzdeki olimpiyatlar, hem 1500 metrede hem de diğer atletizm dallarında sevincimizin arttığı olimpiyatlar olur.

Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz
Geçmişte Nasıldık, Rio'da Ne Yaptık? Olimpiyatlarda Yakın Tarihimiz

Judo ve tekvando, geçmişte fazlasıyla gururlandığımız olimpiyat dalları. Judoda 2000 Sydney Olimpiyatları'nda Hüseyin Özkan’ın erkekler 66 kg’da aldığı bir altın madalya, Hülya Şenyurt’un 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda, olimpiyatlarda madalya alan ilk Türk kadın sporcu gibi önemli bir unvanla aldığı 48 kg bronz madalyası var. Tekvando ise 2000’den beri bize her zaman madalya getiren ve bizi fazlasıyla mutlu etmiş bir dal. İki kardeş Bahri ve Azize Tanrıkulu sırayla 2004 ve 2008’de branşlarında bize gümüş madalya hediye eden sporcularımız oldu. 2012 Olimpiyatları ise tekvando sporcularımızın zirveyi gördüğü organizasyondu (3 sporcuda 2 madalya). Servet Tazegül erkekler 68 kg’da altın madalya, Nur Tatar kadınlar 67 kg’da gümüş madalya elde ederek bizleri gururlandırmıştı. Rio’ya da bu iki spor dalı için kalabalık ve ciddi potansiyelli bir kadroyla gitmiş olsak da, Nur’un bronzu dışında madalya elde edemedik. Nur Tatar yarı finalde altın vuruşa kurban gitmese ondan beklentimiz Londra’da alamadığı altın madalyayı bize getirmesiydi. Servet ise beklediğimizden çok uzak performans göstererek bize madalya sevinci yaşatamadı. Judo dalında ise genç sporcularımız madalyadan uzak sıralamalarla bitirseler de gelecek için umut verdiler. Geçmişte sevinç yaşadığımız olimpiyat dallarından olan boksta ise bu sefer yine madalyadan uzak kaldık. Özellikle 2004 Atina Olimpiyatları'nda Atagün Yalçınkaya, tabir-i caizse “çaktırmadan” rakiplerini birer birer devirip sinek sıklette (48 kg) gümüş madalyaya kadar uzanmıştı. 2008’de Yakup Kılıç’ın 57 kg bronz madalyasını hatırlıyoruz. Rio’da ise 64 kg sporcumuz Batuhan Gözgeç, çeyrek finale kadar iyi performans gösterse de Alman rakibine yenilmekten kurtulamadı.

Judo ve tekvando, geçmişte fazlasıyla gururlandığımız olimpiyat dalları. Judoda 2000 Sydney Olimpiyatları'nda Hüseyin Özkan’ın erkekler 66 kg’da aldığı bir altın madalya, Hülya Şenyurt’un 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda, olimpiyatlarda madalya alan ilk Türk kadın sporcu gibi önemli bir unvanla aldığı 48 kg bronz madalyası var. Tekvando ise 2000’den beri bize her zaman madalya getiren ve bizi fazlasıyla mutlu etmiş bir dal. İki kardeş Bahri ve Azize Tanrıkulu sırayla 2004 ve 2008’de branşlarında bize gümüş madalya hediye eden sporcularımız oldu. 2012 Olimpiyatları ise tekvando sporcularımızın zirveyi gördüğü organizasyondu (3 sporcuda 2 madalya). Servet Tazegül erkekler 68 kg’da altın madalya, Nur Tatar kadınlar 67 kg’da gümüş madalya elde ederek bizleri gururlandırmıştı. Rio’ya da bu iki spor dalı için kalabalık ve ciddi potansiyelli bir kadroyla gitmiş olsak da, Nur’un bronzu dışında madalya elde edemedik. Nur Tatar yarı finalde altın vuruşa kurban gitmese ondan beklentimiz Londra’da alamadığı altın madalyayı bize getirmesiydi. Servet ise beklediğimizden çok uzak performans göstererek bize madalya sevinci yaşatamadı. Judo dalında ise genç sporcularımız madalyadan uzak sıralamalarla bitirseler de gelecek için umut verdiler. Geçmişte sevinç yaşadığımız olimpiyat dallarından olan boksta ise bu sefer yine madalyadan uzak kaldık. Özellikle 2004 Atina Olimpiyatları'nda Atagün Yalçınkaya, tabir-i caizse “çaktırmadan” rakiplerini birer birer devirip sinek sıklette (48 kg) gümüş madalyaya kadar uzanmıştı. 2008’de Yakup Kılıç’ın 57 kg bronz madalyasını hatırlıyoruz. Rio’da ise 64 kg sporcumuz Batuhan Gözgeç, çeyrek finale kadar iyi performans gösterse de Alman rakibine yenilmekten kurtulamadı.

Daha önceki olimpiyatlarda pek varlık gösteremediğimiz okçuluk ve artistik jimnastik gibi dallarda sporcularımız, yine gelecek olimpiyatlar için ümitvar performanslar ortaya koydular. Tutya’yı, Mete’yi, Yasemin Ecem’i önümüzdeki olimpiyatlarda TV’lerimizden (ya da belki direkt olarak olimpiyat köyünden) çok daha heyecanlı izleyeceğiz. Yüzmede yine hayal kırıklığı yaşasak da belki de ilk defa gerçekten madalya umuduyla havuzlara bağlandık. (5 olimpiyat gören Derya Büyükuncu ağabeyimize selam olsun bu arada.) Viktoria Güneş, özellikle 100 ve 200 metre kurbağalamada final beklentimizin uzağında kalsa da kesinlikle ona güvenimiz devam ediyor. Nida Üstündağ ise ayrıca yüzmede kadınlar kelebek branşında, şahsen ilerideki olimpiyatlarda atılım beklediğim sporculardan biri. Olimpiyatlar konusu bir gayya kuyusu, girip de çıkabilmek çok zor. Elimizden geldiğince ay yıldızlı bayrağımızın yakın geçmiş ve günümüz olimpiyatlarındaki temsillerini karşılaştırmaya çalıştık. Eşlik ettiğiniz için sonsuz teşekkürler. Olimpiyatlarda ülkemizi ve bayrağımızı geçmişte ve Rio'da alnının akıyla temsil eden bütün sporcularımıza da ayrıca teşekkürler.

(Yazıdaki tüm görseller, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin resmi twitter hesabı @TMOK_Olimpiyat'tan alınmıştır.)

Daha önceki olimpiyatlarda pek varlık gösteremediğimiz okçuluk ve artistik jimnastik gibi dallarda sporcularımız, yine gelecek olimpiyatlar için ümitvar performanslar ortaya koydular. Tutya’yı, Mete’yi, Yasemin Ecem’i önümüzdeki olimpiyatlarda TV’lerimizden (ya da belki direkt olarak olimpiyat köyünden) çok daha heyecanlı izleyeceğiz. Yüzmede yine hayal kırıklığı yaşasak da belki de ilk defa gerçekten madalya umuduyla havuzlara bağlandık. (5 olimpiyat gören Derya Büyükuncu ağabeyimize selam olsun bu arada.) Viktoria Güneş, özellikle 100 ve 200 metre kurbağalamada final beklentimizin uzağında kalsa da kesinlikle ona güvenimiz devam ediyor. Nida Üstündağ ise ayrıca yüzmede kadınlar kelebek branşında, şahsen ilerideki olimpiyatlarda atılım beklediğim sporculardan biri. Olimpiyatlar konusu bir gayya kuyusu, girip de çıkabilmek çok zor. Elimizden geldiğince ay yıldızlı bayrağımızın yakın geçmiş ve günümüz olimpiyatlarındaki temsillerini karşılaştırmaya çalıştık. Eşlik ettiğiniz için sonsuz teşekkürler. Olimpiyatlarda ülkemizi ve bayrağımızı geçmişte ve Rio'da alnının akıyla temsil eden bütün sporcularımıza da ayrıca teşekkürler.

(Yazıdaki tüm görseller, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin resmi twitter hesabı @TMOK_Olimpiyat'tan alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.