Futbol Tarihinin En Unutulmaz Santrforları

Ertuğ Alagöz 13.05.2016

Efsane santrforlar çıtayı öyle bir noktaya çektiler ve adlarını tarihe öyle bir yazdırdılar ki, şimdi gördüğümüz her şey oldukça sıradan geliyor.

Futbolun en büyük güzelliği, en büyük heyecanı ve belki de kitleleri peşinde koşturan en önemli parçası goldür. Golcüler ise, bir takımda yaptıkları ve yapamadıklarıyla en çok akılda kalanlar olurlar. Futbol tarihinden ismi ölümsüzleşen birçok büyük santrfor gelip geçti. Evet, belki birçok kesimin belirttiği gibi günümüzde eskisi kadar büyük santrforların futbolun içinde yer aldığını söyleyemeyiz. Ancak bu, büyük ihtimalle geçmişteki isimlerin başardıklarının büyüklüğünden kaynaklanıyor. Zira bu isimler çıtayı öyle bir noktaya çektiler ve adlarını tarihe öyle bir yazdırdılar ki, şimdi gördüğümüz her şey oldukça sıradan geliyor. Ben de bu büyük isimler arasından en unutulmazlara ve çıtayı en yukarı taşıyanlara yer vermek istedim.Tabii ki bunun bir parça göreceli kaldığını da en baştan belirtmekte yarar var.


Gary Lineker - İngiltere

30 Kasım 1960'ta, İngiltere'nin Leicester kentinde dünyaya gelen Gary Lineker, kuşkusuz İngiltere futbol tarihinde 80'lerin ikinci yarısına damgasını vurmuş en önemli isim. Hatta kimileri tarafından İngiltere Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en iyi santrforu olarak da kabul ediliyor. "Mr. Niceguy" olarak da bilinen efsane oyuncu, kariyerinde çıktığı 542 maçta 286 golün altına imzasını atmayı başardı. Bu maçların 80'inde İngiltere Milli Takımı forması giyen Lineker, milli takım kariyeri boyunca 48 gol atma başarısını göstererek İngilizler için unutulmazlar arasına girdi. Şu an ise eski kulübü Leicester City'nin şampiyonluğu sebebiyle oldukça popüler durumda. Zira Lineker, yorumcu olarak bulunduğu programda "Eğer Leicester City şampiyon olursa, programa pantolonsuz katılacağım" demişti. Şimdilerde ise pek tabii yan çizmiş gözüküyor.


Just Fontaine - Fransa

Dünya Kupaları tarihinin efsane golcüsü Just Fontaine, bugün Fas sınırları içinde kalan Marakeş'te, 18 Ağustos 1933'te dünyaya geldi. Reims'ın Şampiyonlar Ligi finali oynadığı dönemde o efsane kadro içinde de yer alan Fontaine, Dünya Kupası tarihinde bir turnuvada en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanına sahip. 1958 Dünya Kupası'nda 6 maçta tamı tamına 13 gol! Gerçekten belki de hiçbir zaman kırılmayacak bir rekorun sahibi olan Fontaine, kariyerinde çıktığı 269 maçta 257 tane gol atmayı başardı. Fransız Milli Takımı'nda ise 21 maçta tam 30 gol attı. Buna karşın bu efsane futbolcu henüz 29 yaşında, bir türlü tamamen geçmeyen sakatlığı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Belki de çok daha fazla şey başarabilecekken futbola erkenden veda eden Fontaine, kuşkusuz hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek.


Gabriel Batistuta - Arjantin

Tartışma götürmez bir şekilde tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi Arjantinli santrforu olan Batistuta, 1 Şubat 1969'da Santa Fe'de dünyaya geldi. Maçlarda ortaya koyduğu yüreği, inanılmaz top tekniği, durdurulamaz estetik şutlarıyla Batistuta, komple santrforlardan biri olduğunu, oynadığı neredeyse her maçta gösterdi. Özellikle Fiorentina'da geçirdiği günler, takımı küme düşmesine rağmen sonrasında tekrar Serie A'ya çıkarması, Serie A tarihinin gelmiş geçmiş en golcü 9. futbolcusu oluşu, onu Floransa'da en büyük kahramanlardan biri yapmaya yetti. Bununla birlikte 1998 ve 2000 yıllarında FIFA Yılın Futbolcusu ödülünde sırasıyla 5. ve 4. sırayı alırken, ayrıca Serie A'da üst üste en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanını da elinde bulunduruyor (11 maç). Kısacası, başta belirttiğim en iyi Arjantinli santrfor apoletini fazlasıyla hak ediyor.


Romario - Brezilya

Adını, babası çok sevdiği için Roma ve Rio şehirlerinin birleşmesinden alan Romario, 29 Ocak 1966'da Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde dünyaya geldi. Onu en iyi anlatan ifade ise belki de bir başka efsane futbolcu Johan Cruyff'ten geldi. Cruyff'un diliyle "ceza sahası dahisi", kariyerinde 1000 golü geçen ender futbolculardan biri olarak adını altın harflerle futbol tarihine yazdırdı. Dribbling tekniği, zekası ve bitiriciliğiyle birçok santrfordan ayrılan Romario, Brezilya'da bir sezonda en fazla gol atan futbolcu unvanını da elinde bulunduruyor (70 gol). Evet, 1000 golü aşabilmek için futbol kariyerini biraz fazla uzatmak zorunda kalması kötü olsa da Romario, kesinlikle Brezilya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri.


Ronaldo - Brezilya

Tıpkı Romario gibi Rio de Janeiro'da dünyaya gelen Ronaldo, 18 Eylül 1976'da doğdu. Kuşkusuz 90'larda çocuk olanların zihinlerine kazınan en önemli figürlerden biri olan Ronaldo, kimilerine göre dünyanın gördüğü en büyük santrfor. Bununla birlikte o kadar iddialı olmayanlar için bile kendisi yeri hala doldurulamamış çok özel bir futbol karakteri. Kariyerinde çıktığı 441 maçta 309 golün altına imzasını atan Ronaldo, kulüp kariyerinde Inter, Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda muazzam işler başarmış olsa da, milli takımda en çok 2002 Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla zihinlere kazındı. Evet, her ne kadar bizim için dünya 3.'lüğü gibi bir anlam taşısa da o turnuva pek çok futbol otoritesine göre Dünya Kupaları tarihinin en kötü, futbol açısından en fakir turnuvalarından biri oldu. Bununla birlikte Ronaldo, bu turnuvada öyle bir futbol oynadı ki, bu futbol fakiri turnuvanın parlayan yıldızı oldu. Ancak sonrasında geçirdiği sakatlıklar ve pek de çalışkan bir yapısının olmaması onu öyle bir noktaya sürükledi ki, en sonunda üst düzey futboldan uzaklaşmak zorunda kaldı. Ancak şu bir gerçek ki, isteseydi yıllar boyunca damgasını vurabilir ve belki de Maradona ve Pele ile kıyaslanabilecek bir düzeyde olabilirdi.


Pele - Brezilya

"Yine mi Brezilya?" dediğinizi varsayıyorum.
Ancak tarihinde 5 kez dünya şampiyonu olmuş ve sayısız yetenek çıkarmış bir ülkenin, bu yazıya da 3 tane futbolcuyla konu olması sürpriz değil. Üstelik hiçbiri de tartışılabilir isimler değil; ki kimilerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan Pele'yi bu listeye almamak skandal bir karar olurdu. "Futbolun Kralı" Pele, 23 Ekim 1940'ta Tres Coraçoes kentinde dünyaya geldi. 3 farklı Dünya Kupası kazanma başarısı gösteren tek futbolcu olan Pele, ayrıca tıpkı Romario gibi 1000 golü geçen ender futbolculardan biri. Tam 1281 gol! Saha içinde birçok güçlü yönü bulunan efsane oyuncu, şimdilerde FIFA görevleri nedeniyle "Şeytan"ın tarafına geçmekle suçlanıyor. Özellikle Maradona'yla yaşadığı kavgalarla sık sık gündeme gelen Pele, belki de yayın teknolojisinin henüz gelişmediği dönemlerde futbol oynaması nedeniyle günümüzde tam olarak anlaşılamayan bir futbolcu. Ancak onu izleme şansına erişen birçok kişi, onun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu konusunda hemfikir. Belki geçmiş romantizminin etkisidir, belki de gerçektir. Bilinmez. Ancak Pele kuşkusuz yaşayan bir efsane.


Alfredo Di Stefano - Arjantin

Çok ilginç bir transfer hikayesinin ve bu transfer hikayesinin sonrasında Real Madrid'in altın yıllarının figürü olan Di Stefano, 4 Temmuz 1926'da Buenos Aires kentinde dünyaya geldi. Futbol tarihi ise belki de onunla ilgili bir olayla tamamen değişti. Bilindiği üzere İspanya 20. yüzyılın çok önemli bir kısmını Franco'nun diktatörlüğü altında geçirdi. Favori kulübü Real Madrid ise belki de bundan en çok faydalanan kurum oldu. Aslında Di Stefano'yu ilk isteyen kulüp Barcelona'ydı. Hatta oyuncuyla da anlaşılmıştı. Ancak Real Madrid kulübü Millonairos'la anlaşarak tarihteki ilk Mehmet Topuz Vakası'nın altına imzasını atmış oldu. Sonrasında Barcelona duruma itiraz ederken, karar Di Stefano'nun iki kulüp için de sırasıyla oynaması şeklinde oldu. Buna karşın Real Madrid, yıldız oyuncusunu oynattıktan sonra Barcelona'ya göndermeyi reddetti. O dönemli İspanya'da Barcelona'nın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu sebeple Arjantinli oyuncu Real Madrid için oynamaya devam etti ve burada tam 5 Şampiyonlar Ligi kupasının sahibi oldu. Hem de 1955'ten 1960'a kadar üst üste. Ayrıca 3 farklı milli takımın formasını (Arjantin, Kolombiya, İspanya) giyen ender futbolculardan olan Di Stefano, 7 Temmuz 2014'te Madrid'de hayata gözlerini yumarken, ardında da pek çok güzel ve dramatik hatıra bıraktı.


Ferenc Puskas - Macaristan

Real Madrid'in altın döneminden bahsetmişken Puskas'ı es geçmek olmazdı. Macar oyuncu, sadece milli takımda yaptıklarıyla bile burada olmayı fazlasıyla hak ediyor. 1 Nisan 1927'de Budapeşte'de dünyaya gelen efsane golcü, futbola Budapeşte Honved takımında başlayıp 12 yıl burada oynadıktan sonra 1958'de altın çağını yaşayan Real Madrid'e transfer oldu. Burada 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Macar golcü, kariyerinde çıktığı 677 maçta 661 golün altına imzasını attı. Milli takımda ise 85 maçta 84 gol atıp bir olimpiyat madalyası, bir de Dünya Kupası ikinciliği kazanan Puskas kariyerinin son dönemlerinde İspanyol vatandaşlığı da alarak İspanya milli takım formasını da 4 kez terletti. 17 Kasım 2006'da yine Budapeşte'de hayatını kaybeden Puskas, belki de Macar tarihinin Attila'dan sonraki en etkin ismi olarak tarihe adını yazdırmayı başardı.


Eusebio - Portekiz

Benficalı futbolseverlerin içlerinde buruklukla hatırladıkları Eusebio, 25 Ocak 1942'de Mozambik'te dünyaya geldi. Hızı, gücü, tekniği, yeteneği ve bitiriciliği üst düzey olan Eusebio, Benfica'yla Şampiyonlar Ligi'ni kazanma başarısı gösterirken, aynı zamanda Portekiz'i 1966 Dünya Kupası'nda 3. yaparak Dünya Kupaları tarihindeki en iyi sonucuna taşıyan isim oldu. Ayrıca Benfica'da tam 11 kez lig şampiyonu olan Eusebio kariyerinde çıktığı 495 maçta 464 golün altına imzasını attı. Bununla birlikte yeteneği kadar saygınlığıyla da ön planda olan Eusebio rakiplerinin bile saygı ve sevgisini kazanabilen nadir futbolculardan biri oldu. 5 Ocak 2014'te Lizbon'da hayata gözlerini yumduğunda ise başta Benficalılar olmak üzere pek çok futbolsever derin bir üzüntüye boğuldu. Ölümünün ardından konuşan Di Stefano ise onun için "Bana göre Eusebio hep dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kalacak" demişti. Benfica'nın ezeli rakibi Sporting'in taraftarlarının bile derin bir saygıyla andığı Eusebio, -tartışmasız Portekiz'in gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu- gönüllerde edindiği yeri hiçbir zaman kaybetmeyecek.


Fernando Peyroteo - Portekiz

Dünyanın belki de en underrated oyuncularından biri olan Peyroteo, 10 Mart 1918'de Angola'da dünyaya geldi. Kariyeri boyunca sadece Sporting'de oynayan Peyroteo, Sporting için çıktığı 187 maçta tamı tamına 331 gol atma başarısı göstererek maç başına 1.77 gol gibi imkansıza yakın bir oran yakalamayı başardı. Kuşkusuz dünyanın en büyük gol makinelerinden biri olan Peyroteo oynadığı dönem olan 1940'lı yıllardan günümüze aktarımın asgari düzeyde olmasından dolayı hak ettiği değeri bulamamış futbolculardan belki de en önemlisi. Ayrıca Portekiz milli takımında da oynayan Peyroteo, çıktığı 20 maçta 14 gol attı. Sporting'de 5 kere lig şampiyonu olan Peyroteo bunların 3 tanesini üst üste gerçekleştirdi. Bir de 52 kere hat-trick yaptığı gerçeği var ki, gerçekten inanılmaz. Fiziksel gücü çok yüksek olan Peyroteo bunun avantajını çok iyi kullanarak defans oyuncularını çok kolay ekarte ederken, bu gücü şut atarken de kullanarak durdurulamaz bir futbolcu haline geliyordu. Peyroteo 28 Kasım 1978'de Lizbon'da hayata veda ederken, ardında çok ilginç ve gizli kalmış bir futbol hikayesi bıraktı. Maç başına 1.77 gol, hala inanılmaz.

Ertuğ Alagöz


Futbolun en büyük güzelliği, en büyük heyecanı ve belki de kitleleri peşinde koşturan en önemli parçası goldür. Golcüler ise, bir takımda yaptıkları ve yapamadıklarıyla en çok akılda kalanlar olurlar. Futbol tarihinden ismi ölümsüzleşen birçok büyük santrfor gelip geçti. Evet, belki birçok kesimin belirttiği gibi günümüzde eskisi kadar büyük santrforların futbolun içinde yer aldığını söyleyemeyiz. Ancak bu, büyük ihtimalle geçmişteki isimlerin başardıklarının büyüklüğünden kaynaklanıyor. Zira bu isimler çıtayı öyle bir noktaya çektiler ve adlarını tarihe öyle bir yazdırdılar ki, şimdi gördüğümüz her şey oldukça sıradan geliyor. Ben de bu büyük isimler arasından en unutulmazlara ve çıtayı en yukarı taşıyanlara yer vermek istedim.Tabii ki bunun bir parça göreceli kaldığını da en baştan belirtmekte yarar var.


Gary Lineker - İngiltere

30 Kasım 1960'ta, İngiltere'nin Leicester kentinde dünyaya gelen Gary Lineker, kuşkusuz İngiltere futbol tarihinde 80'lerin ikinci yarısına damgasını vurmuş en önemli isim. Hatta kimileri tarafından İngiltere Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en iyi santrforu olarak da kabul ediliyor. "Mr. Niceguy" olarak da bilinen efsane oyuncu, kariyerinde çıktığı 542 maçta 286 golün altına imzasını atmayı başardı. Bu maçların 80'inde İngiltere Milli Takımı forması giyen Lineker, milli takım kariyeri boyunca 48 gol atma başarısını göstererek İngilizler için unutulmazlar arasına girdi. Şu an ise eski kulübü Leicester City'nin şampiyonluğu sebebiyle oldukça popüler durumda. Zira Lineker, yorumcu olarak bulunduğu programda "Eğer Leicester City şampiyon olursa, programa pantolonsuz katılacağım" demişti. Şimdilerde ise pek tabii yan çizmiş gözüküyor.


Just Fontaine - Fransa

Dünya Kupaları tarihinin efsane golcüsü Just Fontaine, bugün Fas sınırları içinde kalan Marakeş'te, 18 Ağustos 1933'te dünyaya geldi. Reims'ın Şampiyonlar Ligi finali oynadığı dönemde o efsane kadro içinde de yer alan Fontaine, Dünya Kupası tarihinde bir turnuvada en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanına sahip. 1958 Dünya Kupası'nda 6 maçta tamı tamına 13 gol! Gerçekten belki de hiçbir zaman kırılmayacak bir rekorun sahibi olan Fontaine, kariyerinde çıktığı 269 maçta 257 tane gol atmayı başardı. Fransız Milli Takımı'nda ise 21 maçta tam 30 gol attı. Buna karşın bu efsane futbolcu henüz 29 yaşında, bir türlü tamamen geçmeyen sakatlığı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Belki de çok daha fazla şey başarabilecekken futbola erkenden veda eden Fontaine, kuşkusuz hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek.


Gabriel Batistuta - Arjantin

Tartışma götürmez bir şekilde tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi Arjantinli santrforu olan Batistuta, 1 Şubat 1969'da Santa Fe'de dünyaya geldi. Maçlarda ortaya koyduğu yüreği, inanılmaz top tekniği, durdurulamaz estetik şutlarıyla Batistuta, komple santrforlardan biri olduğunu, oynadığı neredeyse her maçta gösterdi. Özellikle Fiorentina'da geçirdiği günler, takımı küme düşmesine rağmen sonrasında tekrar Serie A'ya çıkarması, Serie A tarihinin gelmiş geçmiş en golcü 9. futbolcusu oluşu, onu Floransa'da en büyük kahramanlardan biri yapmaya yetti. Bununla birlikte 1998 ve 2000 yıllarında FIFA Yılın Futbolcusu ödülünde sırasıyla 5. ve 4. sırayı alırken, ayrıca Serie A'da üst üste en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanını da elinde bulunduruyor (11 maç). Kısacası, başta belirttiğim en iyi Arjantinli santrfor apoletini fazlasıyla hak ediyor.


Romario - Brezilya

Adını, babası çok sevdiği için Roma ve Rio şehirlerinin birleşmesinden alan Romario, 29 Ocak 1966'da Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde dünyaya geldi. Onu en iyi anlatan ifade ise belki de bir başka efsane futbolcu Johan Cruyff'ten geldi. Cruyff'un diliyle "ceza sahası dahisi", kariyerinde 1000 golü geçen ender futbolculardan biri olarak adını altın harflerle futbol tarihine yazdırdı. Dribbling tekniği, zekası ve bitiriciliğiyle birçok santrfordan ayrılan Romario, Brezilya'da bir sezonda en fazla gol atan futbolcu unvanını da elinde bulunduruyor (70 gol). Evet, 1000 golü aşabilmek için futbol kariyerini biraz fazla uzatmak zorunda kalması kötü olsa da Romario, kesinlikle Brezilya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri.


Ronaldo - Brezilya

Tıpkı Romario gibi Rio de Janeiro'da dünyaya gelen Ronaldo, 18 Eylül 1976'da doğdu. Kuşkusuz 90'larda çocuk olanların zihinlerine kazınan en önemli figürlerden biri olan Ronaldo, kimilerine göre dünyanın gördüğü en büyük santrfor. Bununla birlikte o kadar iddialı olmayanlar için bile kendisi yeri hala doldurulamamış çok özel bir futbol karakteri. Kariyerinde çıktığı 441 maçta 309 golün altına imzasını atan Ronaldo, kulüp kariyerinde Inter, Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda muazzam işler başarmış olsa da, milli takımda en çok 2002 Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla zihinlere kazındı. Evet, her ne kadar bizim için dünya 3.'lüğü gibi bir anlam taşısa da o turnuva pek çok futbol otoritesine göre Dünya Kupaları tarihinin en kötü, futbol açısından en fakir turnuvalarından biri oldu. Bununla birlikte Ronaldo, bu turnuvada öyle bir futbol oynadı ki, bu futbol fakiri turnuvanın parlayan yıldızı oldu. Ancak sonrasında geçirdiği sakatlıklar ve pek de çalışkan bir yapısının olmaması onu öyle bir noktaya sürükledi ki, en sonunda üst düzey futboldan uzaklaşmak zorunda kaldı. Ancak şu bir gerçek ki, isteseydi yıllar boyunca damgasını vurabilir ve belki de Maradona ve Pele ile kıyaslanabilecek bir düzeyde olabilirdi.


Pele - Brezilya

"Yine mi Brezilya?" dediğinizi varsayıyorum.
Ancak tarihinde 5 kez dünya şampiyonu olmuş ve sayısız yetenek çıkarmış bir ülkenin, bu yazıya da 3 tane futbolcuyla konu olması sürpriz değil. Üstelik hiçbiri de tartışılabilir isimler değil; ki kimilerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan Pele'yi bu listeye almamak skandal bir karar olurdu. "Futbolun Kralı" Pele, 23 Ekim 1940'ta Tres Coraçoes kentinde dünyaya geldi. 3 farklı Dünya Kupası kazanma başarısı gösteren tek futbolcu olan Pele, ayrıca tıpkı Romario gibi 1000 golü geçen ender futbolculardan biri. Tam 1281 gol! Saha içinde birçok güçlü yönü bulunan efsane oyuncu, şimdilerde FIFA görevleri nedeniyle "Şeytan"ın tarafına geçmekle suçlanıyor. Özellikle Maradona'yla yaşadığı kavgalarla sık sık gündeme gelen Pele, belki de yayın teknolojisinin henüz gelişmediği dönemlerde futbol oynaması nedeniyle günümüzde tam olarak anlaşılamayan bir futbolcu. Ancak onu izleme şansına erişen birçok kişi, onun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu konusunda hemfikir. Belki geçmiş romantizminin etkisidir, belki de gerçektir. Bilinmez. Ancak Pele kuşkusuz yaşayan bir efsane.


Alfredo Di Stefano - Arjantin

Çok ilginç bir transfer hikayesinin ve bu transfer hikayesinin sonrasında Real Madrid'in altın yıllarının figürü olan Di Stefano, 4 Temmuz 1926'da Buenos Aires kentinde dünyaya geldi. Futbol tarihi ise belki de onunla ilgili bir olayla tamamen değişti. Bilindiği üzere İspanya 20. yüzyılın çok önemli bir kısmını Franco'nun diktatörlüğü altında geçirdi. Favori kulübü Real Madrid ise belki de bundan en çok faydalanan kurum oldu. Aslında Di Stefano'yu ilk isteyen kulüp Barcelona'ydı. Hatta oyuncuyla da anlaşılmıştı. Ancak Real Madrid kulübü Millonairos'la anlaşarak tarihteki ilk Mehmet Topuz Vakası'nın altına imzasını atmış oldu. Sonrasında Barcelona duruma itiraz ederken, karar Di Stefano'nun iki kulüp için de sırasıyla oynaması şeklinde oldu. Buna karşın Real Madrid, yıldız oyuncusunu oynattıktan sonra Barcelona'ya göndermeyi reddetti. O dönemli İspanya'da Barcelona'nın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu sebeple Arjantinli oyuncu Real Madrid için oynamaya devam etti ve burada tam 5 Şampiyonlar Ligi kupasının sahibi oldu. Hem de 1955'ten 1960'a kadar üst üste. Ayrıca 3 farklı milli takımın formasını (Arjantin, Kolombiya, İspanya) giyen ender futbolculardan olan Di Stefano, 7 Temmuz 2014'te Madrid'de hayata gözlerini yumarken, ardında da pek çok güzel ve dramatik hatıra bıraktı.


Ferenc Puskas - Macaristan

Real Madrid'in altın döneminden bahsetmişken Puskas'ı es geçmek olmazdı. Macar oyuncu, sadece milli takımda yaptıklarıyla bile burada olmayı fazlasıyla hak ediyor. 1 Nisan 1927'de Budapeşte'de dünyaya gelen efsane golcü, futbola Budapeşte Honved takımında başlayıp 12 yıl burada oynadıktan sonra 1958'de altın çağını yaşayan Real Madrid'e transfer oldu. Burada 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Macar golcü, kariyerinde çıktığı 677 maçta 661 golün altına imzasını attı. Milli takımda ise 85 maçta 84 gol atıp bir olimpiyat madalyası, bir de Dünya Kupası ikinciliği kazanan Puskas kariyerinin son dönemlerinde İspanyol vatandaşlığı da alarak İspanya milli takım formasını da 4 kez terletti. 17 Kasım 2006'da yine Budapeşte'de hayatını kaybeden Puskas, belki de Macar tarihinin Attila'dan sonraki en etkin ismi olarak tarihe adını yazdırmayı başardı.


Eusebio - Portekiz

Benficalı futbolseverlerin içlerinde buruklukla hatırladıkları Eusebio, 25 Ocak 1942'de Mozambik'te dünyaya geldi. Hızı, gücü, tekniği, yeteneği ve bitiriciliği üst düzey olan Eusebio, Benfica'yla Şampiyonlar Ligi'ni kazanma başarısı gösterirken, aynı zamanda Portekiz'i 1966 Dünya Kupası'nda 3. yaparak Dünya Kupaları tarihindeki en iyi sonucuna taşıyan isim oldu. Ayrıca Benfica'da tam 11 kez lig şampiyonu olan Eusebio kariyerinde çıktığı 495 maçta 464 golün altına imzasını attı. Bununla birlikte yeteneği kadar saygınlığıyla da ön planda olan Eusebio rakiplerinin bile saygı ve sevgisini kazanabilen nadir futbolculardan biri oldu. 5 Ocak 2014'te Lizbon'da hayata gözlerini yumduğunda ise başta Benficalılar olmak üzere pek çok futbolsever derin bir üzüntüye boğuldu. Ölümünün ardından konuşan Di Stefano ise onun için "Bana göre Eusebio hep dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kalacak" demişti. Benfica'nın ezeli rakibi Sporting'in taraftarlarının bile derin bir saygıyla andığı Eusebio, -tartışmasız Portekiz'in gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu- gönüllerde edindiği yeri hiçbir zaman kaybetmeyecek.


Fernando Peyroteo - Portekiz

Dünyanın belki de en underrated oyuncularından biri olan Peyroteo, 10 Mart 1918'de Angola'da dünyaya geldi. Kariyeri boyunca sadece Sporting'de oynayan Peyroteo, Sporting için çıktığı 187 maçta tamı tamına 331 gol atma başarısı göstererek maç başına 1.77 gol gibi imkansıza yakın bir oran yakalamayı başardı. Kuşkusuz dünyanın en büyük gol makinelerinden biri olan Peyroteo oynadığı dönem olan 1940'lı yıllardan günümüze aktarımın asgari düzeyde olmasından dolayı hak ettiği değeri bulamamış futbolculardan belki de en önemlisi. Ayrıca Portekiz milli takımında da oynayan Peyroteo, çıktığı 20 maçta 14 gol attı. Sporting'de 5 kere lig şampiyonu olan Peyroteo bunların 3 tanesini üst üste gerçekleştirdi. Bir de 52 kere hat-trick yaptığı gerçeği var ki, gerçekten inanılmaz. Fiziksel gücü çok yüksek olan Peyroteo bunun avantajını çok iyi kullanarak defans oyuncularını çok kolay ekarte ederken, bu gücü şut atarken de kullanarak durdurulamaz bir futbolcu haline geliyordu. Peyroteo 28 Kasım 1978'de Lizbon'da hayata veda ederken, ardında çok ilginç ve gizli kalmış bir futbol hikayesi bıraktı. Maç başına 1.77 gol, hala inanılmaz.

Ertuğ Alagöz


Futbolun en büyük güzelliği, en büyük heyecanı ve belki de kitleleri peşinde koşturan en önemli parçası goldür. Golcüler ise, bir takımda yaptıkları ve yapamadıklarıyla en çok akılda kalanlar olurlar. Futbol tarihinden ismi ölümsüzleşen birçok büyük santrfor gelip geçti. Evet, belki birçok kesimin belirttiği gibi günümüzde eskisi kadar büyük santrforların futbolun içinde yer aldığını söyleyemeyiz. Ancak bu, büyük ihtimalle geçmişteki isimlerin başardıklarının büyüklüğünden kaynaklanıyor. Zira bu isimler çıtayı öyle bir noktaya çektiler ve adlarını tarihe öyle bir yazdırdılar ki, şimdi gördüğümüz her şey oldukça sıradan geliyor. Ben de bu büyük isimler arasından en unutulmazlara ve çıtayı en yukarı taşıyanlara yer vermek istedim.Tabii ki bunun bir parça göreceli kaldığını da en baştan belirtmekte yarar var.


Gary Lineker - İngiltere

30 Kasım 1960'ta, İngiltere'nin Leicester kentinde dünyaya gelen Gary Lineker, kuşkusuz İngiltere futbol tarihinde 80'lerin ikinci yarısına damgasını vurmuş en önemli isim. Hatta kimileri tarafından İngiltere Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en iyi santrforu olarak da kabul ediliyor. "Mr. Niceguy" olarak da bilinen efsane oyuncu, kariyerinde çıktığı 542 maçta 286 golün altına imzasını atmayı başardı. Bu maçların 80'inde İngiltere Milli Takımı forması giyen Lineker, milli takım kariyeri boyunca 48 gol atma başarısını göstererek İngilizler için unutulmazlar arasına girdi. Şu an ise eski kulübü Leicester City'nin şampiyonluğu sebebiyle oldukça popüler durumda. Zira Lineker, yorumcu olarak bulunduğu programda "Eğer Leicester City şampiyon olursa, programa pantolonsuz katılacağım" demişti. Şimdilerde ise pek tabii yan çizmiş gözüküyor.


Just Fontaine - Fransa

Dünya Kupaları tarihinin efsane golcüsü Just Fontaine, bugün Fas sınırları içinde kalan Marakeş'te, 18 Ağustos 1933'te dünyaya geldi. Reims'ın Şampiyonlar Ligi finali oynadığı dönemde o efsane kadro içinde de yer alan Fontaine, Dünya Kupası tarihinde bir turnuvada en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanına sahip. 1958 Dünya Kupası'nda 6 maçta tamı tamına 13 gol! Gerçekten belki de hiçbir zaman kırılmayacak bir rekorun sahibi olan Fontaine, kariyerinde çıktığı 269 maçta 257 tane gol atmayı başardı. Fransız Milli Takımı'nda ise 21 maçta tam 30 gol attı. Buna karşın bu efsane futbolcu henüz 29 yaşında, bir türlü tamamen geçmeyen sakatlığı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Belki de çok daha fazla şey başarabilecekken futbola erkenden veda eden Fontaine, kuşkusuz hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek.


Gabriel Batistuta - Arjantin

Tartışma götürmez bir şekilde tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi Arjantinli santrforu olan Batistuta, 1 Şubat 1969'da Santa Fe'de dünyaya geldi. Maçlarda ortaya koyduğu yüreği, inanılmaz top tekniği, durdurulamaz estetik şutlarıyla Batistuta, komple santrforlardan biri olduğunu, oynadığı neredeyse her maçta gösterdi. Özellikle Fiorentina'da geçirdiği günler, takımı küme düşmesine rağmen sonrasında tekrar Serie A'ya çıkarması, Serie A tarihinin gelmiş geçmiş en golcü 9. futbolcusu oluşu, onu Floransa'da en büyük kahramanlardan biri yapmaya yetti. Bununla birlikte 1998 ve 2000 yıllarında FIFA Yılın Futbolcusu ödülünde sırasıyla 5. ve 4. sırayı alırken, ayrıca Serie A'da üst üste en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanını da elinde bulunduruyor (11 maç). Kısacası, başta belirttiğim en iyi Arjantinli santrfor apoletini fazlasıyla hak ediyor.


Romario - Brezilya

Adını, babası çok sevdiği için Roma ve Rio şehirlerinin birleşmesinden alan Romario, 29 Ocak 1966'da Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde dünyaya geldi. Onu en iyi anlatan ifade ise belki de bir başka efsane futbolcu Johan Cruyff'ten geldi. Cruyff'un diliyle "ceza sahası dahisi", kariyerinde 1000 golü geçen ender futbolculardan biri olarak adını altın harflerle futbol tarihine yazdırdı. Dribbling tekniği, zekası ve bitiriciliğiyle birçok santrfordan ayrılan Romario, Brezilya'da bir sezonda en fazla gol atan futbolcu unvanını da elinde bulunduruyor (70 gol). Evet, 1000 golü aşabilmek için futbol kariyerini biraz fazla uzatmak zorunda kalması kötü olsa da Romario, kesinlikle Brezilya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri.


Ronaldo - Brezilya

Tıpkı Romario gibi Rio de Janeiro'da dünyaya gelen Ronaldo, 18 Eylül 1976'da doğdu. Kuşkusuz 90'larda çocuk olanların zihinlerine kazınan en önemli figürlerden biri olan Ronaldo, kimilerine göre dünyanın gördüğü en büyük santrfor. Bununla birlikte o kadar iddialı olmayanlar için bile kendisi yeri hala doldurulamamış çok özel bir futbol karakteri. Kariyerinde çıktığı 441 maçta 309 golün altına imzasını atan Ronaldo, kulüp kariyerinde Inter, Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda muazzam işler başarmış olsa da, milli takımda en çok 2002 Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla zihinlere kazındı. Evet, her ne kadar bizim için dünya 3.'lüğü gibi bir anlam taşısa da o turnuva pek çok futbol otoritesine göre Dünya Kupaları tarihinin en kötü, futbol açısından en fakir turnuvalarından biri oldu. Bununla birlikte Ronaldo, bu turnuvada öyle bir futbol oynadı ki, bu futbol fakiri turnuvanın parlayan yıldızı oldu. Ancak sonrasında geçirdiği sakatlıklar ve pek de çalışkan bir yapısının olmaması onu öyle bir noktaya sürükledi ki, en sonunda üst düzey futboldan uzaklaşmak zorunda kaldı. Ancak şu bir gerçek ki, isteseydi yıllar boyunca damgasını vurabilir ve belki de Maradona ve Pele ile kıyaslanabilecek bir düzeyde olabilirdi.


Pele - Brezilya

"Yine mi Brezilya?" dediğinizi varsayıyorum.
Ancak tarihinde 5 kez dünya şampiyonu olmuş ve sayısız yetenek çıkarmış bir ülkenin, bu yazıya da 3 tane futbolcuyla konu olması sürpriz değil. Üstelik hiçbiri de tartışılabilir isimler değil; ki kimilerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan Pele'yi bu listeye almamak skandal bir karar olurdu. "Futbolun Kralı" Pele, 23 Ekim 1940'ta Tres Coraçoes kentinde dünyaya geldi. 3 farklı Dünya Kupası kazanma başarısı gösteren tek futbolcu olan Pele, ayrıca tıpkı Romario gibi 1000 golü geçen ender futbolculardan biri. Tam 1281 gol! Saha içinde birçok güçlü yönü bulunan efsane oyuncu, şimdilerde FIFA görevleri nedeniyle "Şeytan"ın tarafına geçmekle suçlanıyor. Özellikle Maradona'yla yaşadığı kavgalarla sık sık gündeme gelen Pele, belki de yayın teknolojisinin henüz gelişmediği dönemlerde futbol oynaması nedeniyle günümüzde tam olarak anlaşılamayan bir futbolcu. Ancak onu izleme şansına erişen birçok kişi, onun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu konusunda hemfikir. Belki geçmiş romantizminin etkisidir, belki de gerçektir. Bilinmez. Ancak Pele kuşkusuz yaşayan bir efsane.


Alfredo Di Stefano - Arjantin

Çok ilginç bir transfer hikayesinin ve bu transfer hikayesinin sonrasında Real Madrid'in altın yıllarının figürü olan Di Stefano, 4 Temmuz 1926'da Buenos Aires kentinde dünyaya geldi. Futbol tarihi ise belki de onunla ilgili bir olayla tamamen değişti. Bilindiği üzere İspanya 20. yüzyılın çok önemli bir kısmını Franco'nun diktatörlüğü altında geçirdi. Favori kulübü Real Madrid ise belki de bundan en çok faydalanan kurum oldu. Aslında Di Stefano'yu ilk isteyen kulüp Barcelona'ydı. Hatta oyuncuyla da anlaşılmıştı. Ancak Real Madrid kulübü Millonairos'la anlaşarak tarihteki ilk Mehmet Topuz Vakası'nın altına imzasını atmış oldu. Sonrasında Barcelona duruma itiraz ederken, karar Di Stefano'nun iki kulüp için de sırasıyla oynaması şeklinde oldu. Buna karşın Real Madrid, yıldız oyuncusunu oynattıktan sonra Barcelona'ya göndermeyi reddetti. O dönemli İspanya'da Barcelona'nın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu sebeple Arjantinli oyuncu Real Madrid için oynamaya devam etti ve burada tam 5 Şampiyonlar Ligi kupasının sahibi oldu. Hem de 1955'ten 1960'a kadar üst üste. Ayrıca 3 farklı milli takımın formasını (Arjantin, Kolombiya, İspanya) giyen ender futbolculardan olan Di Stefano, 7 Temmuz 2014'te Madrid'de hayata gözlerini yumarken, ardında da pek çok güzel ve dramatik hatıra bıraktı.


Ferenc Puskas - Macaristan

Real Madrid'in altın döneminden bahsetmişken Puskas'ı es geçmek olmazdı. Macar oyuncu, sadece milli takımda yaptıklarıyla bile burada olmayı fazlasıyla hak ediyor. 1 Nisan 1927'de Budapeşte'de dünyaya gelen efsane golcü, futbola Budapeşte Honved takımında başlayıp 12 yıl burada oynadıktan sonra 1958'de altın çağını yaşayan Real Madrid'e transfer oldu. Burada 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Macar golcü, kariyerinde çıktığı 677 maçta 661 golün altına imzasını attı. Milli takımda ise 85 maçta 84 gol atıp bir olimpiyat madalyası, bir de Dünya Kupası ikinciliği kazanan Puskas kariyerinin son dönemlerinde İspanyol vatandaşlığı da alarak İspanya milli takım formasını da 4 kez terletti. 17 Kasım 2006'da yine Budapeşte'de hayatını kaybeden Puskas, belki de Macar tarihinin Attila'dan sonraki en etkin ismi olarak tarihe adını yazdırmayı başardı.


Eusebio - Portekiz

Benficalı futbolseverlerin içlerinde buruklukla hatırladıkları Eusebio, 25 Ocak 1942'de Mozambik'te dünyaya geldi. Hızı, gücü, tekniği, yeteneği ve bitiriciliği üst düzey olan Eusebio, Benfica'yla Şampiyonlar Ligi'ni kazanma başarısı gösterirken, aynı zamanda Portekiz'i 1966 Dünya Kupası'nda 3. yaparak Dünya Kupaları tarihindeki en iyi sonucuna taşıyan isim oldu. Ayrıca Benfica'da tam 11 kez lig şampiyonu olan Eusebio kariyerinde çıktığı 495 maçta 464 golün altına imzasını attı. Bununla birlikte yeteneği kadar saygınlığıyla da ön planda olan Eusebio rakiplerinin bile saygı ve sevgisini kazanabilen nadir futbolculardan biri oldu. 5 Ocak 2014'te Lizbon'da hayata gözlerini yumduğunda ise başta Benficalılar olmak üzere pek çok futbolsever derin bir üzüntüye boğuldu. Ölümünün ardından konuşan Di Stefano ise onun için "Bana göre Eusebio hep dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kalacak" demişti. Benfica'nın ezeli rakibi Sporting'in taraftarlarının bile derin bir saygıyla andığı Eusebio, -tartışmasız Portekiz'in gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu- gönüllerde edindiği yeri hiçbir zaman kaybetmeyecek.


Fernando Peyroteo - Portekiz

Dünyanın belki de en underrated oyuncularından biri olan Peyroteo, 10 Mart 1918'de Angola'da dünyaya geldi. Kariyeri boyunca sadece Sporting'de oynayan Peyroteo, Sporting için çıktığı 187 maçta tamı tamına 331 gol atma başarısı göstererek maç başına 1.77 gol gibi imkansıza yakın bir oran yakalamayı başardı. Kuşkusuz dünyanın en büyük gol makinelerinden biri olan Peyroteo oynadığı dönem olan 1940'lı yıllardan günümüze aktarımın asgari düzeyde olmasından dolayı hak ettiği değeri bulamamış futbolculardan belki de en önemlisi. Ayrıca Portekiz milli takımında da oynayan Peyroteo, çıktığı 20 maçta 14 gol attı. Sporting'de 5 kere lig şampiyonu olan Peyroteo bunların 3 tanesini üst üste gerçekleştirdi. Bir de 52 kere hat-trick yaptığı gerçeği var ki, gerçekten inanılmaz. Fiziksel gücü çok yüksek olan Peyroteo bunun avantajını çok iyi kullanarak defans oyuncularını çok kolay ekarte ederken, bu gücü şut atarken de kullanarak durdurulamaz bir futbolcu haline geliyordu. Peyroteo 28 Kasım 1978'de Lizbon'da hayata veda ederken, ardında çok ilginç ve gizli kalmış bir futbol hikayesi bıraktı. Maç başına 1.77 gol, hala inanılmaz.

Ertuğ Alagöz


Futbolun en büyük güzelliği, en büyük heyecanı ve belki de kitleleri peşinde koşturan en önemli parçası goldür. Golcüler ise, bir takımda yaptıkları ve yapamadıklarıyla en çok akılda kalanlar olurlar. Futbol tarihinden ismi ölümsüzleşen birçok büyük santrfor gelip geçti. Evet, belki birçok kesimin belirttiği gibi günümüzde eskisi kadar büyük santrforların futbolun içinde yer aldığını söyleyemeyiz. Ancak bu, büyük ihtimalle geçmişteki isimlerin başardıklarının büyüklüğünden kaynaklanıyor. Zira bu isimler çıtayı öyle bir noktaya çektiler ve adlarını tarihe öyle bir yazdırdılar ki, şimdi gördüğümüz her şey oldukça sıradan geliyor. Ben de bu büyük isimler arasından en unutulmazlara ve çıtayı en yukarı taşıyanlara yer vermek istedim.Tabii ki bunun bir parça göreceli kaldığını da en baştan belirtmekte yarar var.


Gary Lineker - İngiltere

30 Kasım 1960'ta, İngiltere'nin Leicester kentinde dünyaya gelen Gary Lineker, kuşkusuz İngiltere futbol tarihinde 80'lerin ikinci yarısına damgasını vurmuş en önemli isim. Hatta kimileri tarafından İngiltere Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en iyi santrforu olarak da kabul ediliyor. "Mr. Niceguy" olarak da bilinen efsane oyuncu, kariyerinde çıktığı 542 maçta 286 golün altına imzasını atmayı başardı. Bu maçların 80'inde İngiltere Milli Takımı forması giyen Lineker, milli takım kariyeri boyunca 48 gol atma başarısını göstererek İngilizler için unutulmazlar arasına girdi. Şu an ise eski kulübü Leicester City'nin şampiyonluğu sebebiyle oldukça popüler durumda. Zira Lineker, yorumcu olarak bulunduğu programda "Eğer Leicester City şampiyon olursa, programa pantolonsuz katılacağım" demişti. Şimdilerde ise pek tabii yan çizmiş gözüküyor.


Just Fontaine - Fransa

Dünya Kupaları tarihinin efsane golcüsü Just Fontaine, bugün Fas sınırları içinde kalan Marakeş'te, 18 Ağustos 1933'te dünyaya geldi. Reims'ın Şampiyonlar Ligi finali oynadığı dönemde o efsane kadro içinde de yer alan Fontaine, Dünya Kupası tarihinde bir turnuvada en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanına sahip. 1958 Dünya Kupası'nda 6 maçta tamı tamına 13 gol! Gerçekten belki de hiçbir zaman kırılmayacak bir rekorun sahibi olan Fontaine, kariyerinde çıktığı 269 maçta 257 tane gol atmayı başardı. Fransız Milli Takımı'nda ise 21 maçta tam 30 gol attı. Buna karşın bu efsane futbolcu henüz 29 yaşında, bir türlü tamamen geçmeyen sakatlığı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Belki de çok daha fazla şey başarabilecekken futbola erkenden veda eden Fontaine, kuşkusuz hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek.


Gabriel Batistuta - Arjantin

Tartışma götürmez bir şekilde tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi Arjantinli santrforu olan Batistuta, 1 Şubat 1969'da Santa Fe'de dünyaya geldi. Maçlarda ortaya koyduğu yüreği, inanılmaz top tekniği, durdurulamaz estetik şutlarıyla Batistuta, komple santrforlardan biri olduğunu, oynadığı neredeyse her maçta gösterdi. Özellikle Fiorentina'da geçirdiği günler, takımı küme düşmesine rağmen sonrasında tekrar Serie A'ya çıkarması, Serie A tarihinin gelmiş geçmiş en golcü 9. futbolcusu oluşu, onu Floransa'da en büyük kahramanlardan biri yapmaya yetti. Bununla birlikte 1998 ve 2000 yıllarında FIFA Yılın Futbolcusu ödülünde sırasıyla 5. ve 4. sırayı alırken, ayrıca Serie A'da üst üste en fazla gol atma başarısı gösteren oyuncu unvanını da elinde bulunduruyor (11 maç). Kısacası, başta belirttiğim en iyi Arjantinli santrfor apoletini fazlasıyla hak ediyor.


Romario - Brezilya

Adını, babası çok sevdiği için Roma ve Rio şehirlerinin birleşmesinden alan Romario, 29 Ocak 1966'da Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde dünyaya geldi. Onu en iyi anlatan ifade ise belki de bir başka efsane futbolcu Johan Cruyff'ten geldi. Cruyff'un diliyle "ceza sahası dahisi", kariyerinde 1000 golü geçen ender futbolculardan biri olarak adını altın harflerle futbol tarihine yazdırdı. Dribbling tekniği, zekası ve bitiriciliğiyle birçok santrfordan ayrılan Romario, Brezilya'da bir sezonda en fazla gol atan futbolcu unvanını da elinde bulunduruyor (70 gol). Evet, 1000 golü aşabilmek için futbol kariyerini biraz fazla uzatmak zorunda kalması kötü olsa da Romario, kesinlikle Brezilya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri.


Ronaldo - Brezilya

Tıpkı Romario gibi Rio de Janeiro'da dünyaya gelen Ronaldo, 18 Eylül 1976'da doğdu. Kuşkusuz 90'larda çocuk olanların zihinlerine kazınan en önemli figürlerden biri olan Ronaldo, kimilerine göre dünyanın gördüğü en büyük santrfor. Bununla birlikte o kadar iddialı olmayanlar için bile kendisi yeri hala doldurulamamış çok özel bir futbol karakteri. Kariyerinde çıktığı 441 maçta 309 golün altına imzasını atan Ronaldo, kulüp kariyerinde Inter, Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda muazzam işler başarmış olsa da, milli takımda en çok 2002 Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla zihinlere kazındı. Evet, her ne kadar bizim için dünya 3.'lüğü gibi bir anlam taşısa da o turnuva pek çok futbol otoritesine göre Dünya Kupaları tarihinin en kötü, futbol açısından en fakir turnuvalarından biri oldu. Bununla birlikte Ronaldo, bu turnuvada öyle bir futbol oynadı ki, bu futbol fakiri turnuvanın parlayan yıldızı oldu. Ancak sonrasında geçirdiği sakatlıklar ve pek de çalışkan bir yapısının olmaması onu öyle bir noktaya sürükledi ki, en sonunda üst düzey futboldan uzaklaşmak zorunda kaldı. Ancak şu bir gerçek ki, isteseydi yıllar boyunca damgasını vurabilir ve belki de Maradona ve Pele ile kıyaslanabilecek bir düzeyde olabilirdi.


Pele - Brezilya

"Yine mi Brezilya?" dediğinizi varsayıyorum.
Ancak tarihinde 5 kez dünya şampiyonu olmuş ve sayısız yetenek çıkarmış bir ülkenin, bu yazıya da 3 tane futbolcuyla konu olması sürpriz değil. Üstelik hiçbiri de tartışılabilir isimler değil; ki kimilerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan Pele'yi bu listeye almamak skandal bir karar olurdu. "Futbolun Kralı" Pele, 23 Ekim 1940'ta Tres Coraçoes kentinde dünyaya geldi. 3 farklı Dünya Kupası kazanma başarısı gösteren tek futbolcu olan Pele, ayrıca tıpkı Romario gibi 1000 golü geçen ender futbolculardan biri. Tam 1281 gol! Saha içinde birçok güçlü yönü bulunan efsane oyuncu, şimdilerde FIFA görevleri nedeniyle "Şeytan"ın tarafına geçmekle suçlanıyor. Özellikle Maradona'yla yaşadığı kavgalarla sık sık gündeme gelen Pele, belki de yayın teknolojisinin henüz gelişmediği dönemlerde futbol oynaması nedeniyle günümüzde tam olarak anlaşılamayan bir futbolcu. Ancak onu izleme şansına erişen birçok kişi, onun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu konusunda hemfikir. Belki geçmiş romantizminin etkisidir, belki de gerçektir. Bilinmez. Ancak Pele kuşkusuz yaşayan bir efsane.


Alfredo Di Stefano - Arjantin

Çok ilginç bir transfer hikayesinin ve bu transfer hikayesinin sonrasında Real Madrid'in altın yıllarının figürü olan Di Stefano, 4 Temmuz 1926'da Buenos Aires kentinde dünyaya geldi. Futbol tarihi ise belki de onunla ilgili bir olayla tamamen değişti. Bilindiği üzere İspanya 20. yüzyılın çok önemli bir kısmını Franco'nun diktatörlüğü altında geçirdi. Favori kulübü Real Madrid ise belki de bundan en çok faydalanan kurum oldu. Aslında Di Stefano'yu ilk isteyen kulüp Barcelona'ydı. Hatta oyuncuyla da anlaşılmıştı. Ancak Real Madrid kulübü Millonairos'la anlaşarak tarihteki ilk Mehmet Topuz Vakası'nın altına imzasını atmış oldu. Sonrasında Barcelona duruma itiraz ederken, karar Di Stefano'nun iki kulüp için de sırasıyla oynaması şeklinde oldu. Buna karşın Real Madrid, yıldız oyuncusunu oynattıktan sonra Barcelona'ya göndermeyi reddetti. O dönemli İspanya'da Barcelona'nın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu sebeple Arjantinli oyuncu Real Madrid için oynamaya devam etti ve burada tam 5 Şampiyonlar Ligi kupasının sahibi oldu. Hem de 1955'ten 1960'a kadar üst üste. Ayrıca 3 farklı milli takımın formasını (Arjantin, Kolombiya, İspanya) giyen ender futbolculardan olan Di Stefano, 7 Temmuz 2014'te Madrid'de hayata gözlerini yumarken, ardında da pek çok güzel ve dramatik hatıra bıraktı.


Ferenc Puskas - Macaristan

Real Madrid'in altın döneminden bahsetmişken Puskas'ı es geçmek olmazdı. Macar oyuncu, sadece milli takımda yaptıklarıyla bile burada olmayı fazlasıyla hak ediyor. 1 Nisan 1927'de Budapeşte'de dünyaya gelen efsane golcü, futbola Budapeşte Honved takımında başlayıp 12 yıl burada oynadıktan sonra 1958'de altın çağını yaşayan Real Madrid'e transfer oldu. Burada 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Macar golcü, kariyerinde çıktığı 677 maçta 661 golün altına imzasını attı. Milli takımda ise 85 maçta 84 gol atıp bir olimpiyat madalyası, bir de Dünya Kupası ikinciliği kazanan Puskas kariyerinin son dönemlerinde İspanyol vatandaşlığı da alarak İspanya milli takım formasını da 4 kez terletti. 17 Kasım 2006'da yine Budapeşte'de hayatını kaybeden Puskas, belki de Macar tarihinin Attila'dan sonraki en etkin ismi olarak tarihe adını yazdırmayı başardı.


Eusebio - Portekiz

Benficalı futbolseverlerin içlerinde buruklukla hatırladıkları Eusebio, 25 Ocak 1942'de Mozambik'te dünyaya geldi. Hızı, gücü, tekniği, yeteneği ve bitiriciliği üst düzey olan Eusebio, Benfica'yla Şampiyonlar Ligi'ni kazanma başarısı gösterirken, aynı zamanda Portekiz'i 1966 Dünya Kupası'nda 3. yaparak Dünya Kupaları tarihindeki en iyi sonucuna taşıyan isim oldu. Ayrıca Benfica'da tam 11 kez lig şampiyonu olan Eusebio kariyerinde çıktığı 495 maçta 464 golün altına imzasını attı. Bununla birlikte yeteneği kadar saygınlığıyla da ön planda olan Eusebio rakiplerinin bile saygı ve sevgisini kazanabilen nadir futbolculardan biri oldu. 5 Ocak 2014'te Lizbon'da hayata gözlerini yumduğunda ise başta Benficalılar olmak üzere pek çok futbolsever derin bir üzüntüye boğuldu. Ölümünün ardından konuşan Di Stefano ise onun için "Bana göre Eusebio hep dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kalacak" demişti. Benfica'nın ezeli rakibi Sporting'in taraftarlarının bile derin bir saygıyla andığı Eusebio, -tartışmasız Portekiz'in gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu- gönüllerde edindiği yeri hiçbir zaman kaybetmeyecek.


Fernando Peyroteo - Portekiz

Dünyanın belki de en underrated oyuncularından biri olan Peyroteo, 10 Mart 1918'de Angola'da dünyaya geldi. Kariyeri boyunca sadece Sporting'de oynayan Peyroteo, Sporting için çıktığı 187 maçta tamı tamına 331 gol atma başarısı göstererek maç başına 1.77 gol gibi imkansıza yakın bir oran yakalamayı başardı. Kuşkusuz dünyanın en büyük gol makinelerinden biri olan Peyroteo oynadığı dönem olan 1940'lı yıllardan günümüze aktarımın asgari düzeyde olmasından dolayı hak ettiği değeri bulamamış futbolculardan belki de en önemlisi. Ayrıca Portekiz milli takımında da oynayan Peyroteo, çıktığı 20 maçta 14 gol attı. Sporting'de 5 kere lig şampiyonu olan Peyroteo bunların 3 tanesini üst üste gerçekleştirdi. Bir de 52 kere hat-trick yaptığı gerçeği var ki, gerçekten inanılmaz. Fiziksel gücü çok yüksek olan Peyroteo bunun avantajını çok iyi kullanarak defans oyuncularını çok kolay ekarte ederken, bu gücü şut atarken de kullanarak durdurulamaz bir futbolcu haline geliyordu. Peyroteo 28 Kasım 1978'de Lizbon'da hayata veda ederken, ardında çok ilginç ve gizli kalmış bir futbol hikayesi bıraktı. Maç başına 1.77 gol, hala inanılmaz.

Ertuğ Alagöz


Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.