Enver Paşa'yı Yakından Tanımaya Devam Ediyoruz!

Tolga Gerger 11.10.2016

Hayalinin peşinden ölüme giden bir hayatın hikayesinde ikinci bölüm: İktidara Yürüyüş / Makedonya dağlarından iktidara uzanan yol!

Enver Paşa'yı Yakından Tanımaya Devam Ediyoruz!

"Nihayet gitti. Ben de şöylece bugün salonda musiki notalarının üzerine atılmış, Napolyon'un her halini gösteren resimli bir albümünü buldum, seyrettim. Tuhaf, herkes onu taklit etmek istiyor, ben ise yalnız ben olmaktan başka bir şey düşünmüyorum"

(9 Mart 1921 Moskova)

*Bu yazı dizisinin ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Selanik'te "hürriyet kahramanı" olarak karşılanan Enver ve İttihatçılar, daha yolun başında olduklarını biliyorlardı. Günümüzde çokça tartışılan bir figür olan Abdülhamit'i burada biraz anlatmak gerekiyor. Saplantılı tarih fikrine mensup insanların, "ulu hakan" dedikleri ve garip bir şekilde döneminde toprak kaybının yaşanmadığını iddia ettikleri bu dönem, Osmanlı'nın artık devrildiği dönemdir.

Adeta gardı düşmek üzere olan bir boksör gibi yalpalayan devlet ekonomik ve siyasi anlamda çöküşün içindedir. Bugün halen neden bu ölçüde bağlılık duyulduğunu anlayamadığımız Abdülhamit döneminde, Düyun-u Umumiye (Dış Borçlar Kurumu) kurulmuştur. Bu kurum ekonomide bütün yetkiye sahipti. Tarihçiliğimizde pek bilinmemekle birlikte, bilinse dahi anlatılmayan bu konuda devlet hayatı için korkunç örnekler vardır. Örneğin Fransızlar, borç ödenmediği için Midilli Adası'nı işgal etmişlerdir. Siyonist hareket Abdülhamit ile görüşmüş ve bölgeye gelen göçlerin engellenmemesini istemiştir. Bu konu da günümüzde tartışmalıdır.

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl ile Abdülhamit arasındaki görüşme, iddia edildiği gibi padişahın kesin reddetmesi ile değil, alternatif çözümlerin konuşulduğu bir toplantı halinde geçmiştir. Öyle ki, Filistin bölgesine Musevi göçünün Abdülhamit döneminde yoğunlaştığı bilinir. İşte bu konuların devleti hangi çıkmazlara sürükleyebileceğini gören Enver gibi, Mustafa Kemal gibi ya da Kazım Karabekir gibi farklı yaklaşımlar sergileyen insanlar İttihat ve Terakki şemsiyesi etrafında toplanmıştır.

Enver Paşa, Meşrutiyet'in ilanı sonrasında, askeri ataşe olarak Berlin'e tayin edilir. Bu, elbette çok önemli bir görevdir. Alman gücü, birliğini tamamladıktan sonra farklı yollar arıyordu. Bunlardan biri de Osmanlı toprağıydı. Gayet tabii duygusallıktan öte çıkara dayanan bu ilişki askeri uzmanların, eğitimcilerin, mimarların davet edilmesiyle yoğunlaştı. Hatta büyük projelerin (Berlin-İstanbul-Bağdat demiryolu) Almanlara verilmesiyle bu arttı.

Enver Paşa, burada Alman yaşayışına hayran kalır. Komutanlarından gördüğü ve kendisinin de yetiştiği "Prusya tipi insanı" orada görür. Almancayı tamamen öğrenir ve böylece "Enver'in Alman hayranlığı" diye günümüzde sıkça anlatılan dönemi başlar. O dönem Osmanlıların hemen hepsinde başlayan bu yaklaşım, örneğin bazı insanlarda hiçbir zaman olmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, yıllar sonra sohbetlerinde kendisine "Fransız ordusu mu, Alman ordusu mu?" diye sorulduğunda hiç düşünmeden "Fransız ordusu" yanıtını vermiştir. Neden olarak ise askerine daha insani yaklaşan karakterleri sevdiğini anlatmıştır. Fakat Enver Paşa, "Almanlar ile olacak bir geleceğe" inanıyordu. Fakat yaşananlar, onu Berlin'den koparacaktı.

Enver Paşa'yı Yakından Tanımaya Devam Ediyoruz!

"Şu maamafih sözünü yazmadan evvel bir daldım. Zihnimden gizli olarak Anadolu' ya geçtim ve cephede askerlere nefer gibi karıştım ve onlarla muharabede bulundum ve Mustafa Kemal'e de Evet, ben başkumandan gibi olduğu gibi, vatanım için nefer gibi de çalışmasını bilirim dedim. Tuhaf bir dalgınlık değil mi?"

(Karısına rüyasını anlattığı mektup 27 Nisan 1921 Moskova)

31 Mart Ayaklanması, İstanbul'da başlamıştı. Halen hangi nedenler ile başladığı bilinmeyen bu isyan, *irtica (*o dönemin anlamında eskiye özlem) duyan medrese, Hamidiye Alayları (Abdülhamit'e bağlı birlikler) ile şiddetlenmiştir. İstanbul'da yönetim, bu insanların eline geçmiş Meşrutiyet yönetimi kaldırılmıştır. Yakalanan İttihatçılar hemen öldürülür, kaçanlar ise Selanik yöresine geçerler.

Enver Paşa, bu olaylar üzerine cemiyet tarafından acilen çağrıldı. Berlin'den trenle yola çıkan Enver, ebedi düşmanı Abdülhamit'i devirmek için en büyük fırsatın bu olduğunu biliyordu. Hareket Ordusu'na katılan Enver Paşa, ilk iş olarak Mustafa Kemal'i kurmay başkanlıktan aldı. Bu ilk sürtüşme, ilerleyen yıllarda da kendini gösterecekti. O, Mustafa Kemal'e hep mesafeli idi, Mustafa Kemal ise Enver'i tehlikeli görüyordu. Bu ikili mücadele ilerleyen zamanlarda da devam etti.

Enver Paşa, İstanbul'a ikinci bir fatih edasında girer. Hareket Ordusu, irtica isteyen ve ayaklanan din adamları, medrese öğrencilerini ve Abdülhamit yanlısı isyana karışan herkesi tutuklar. İsyanda aktif yer alan kişiler idam edilir. Abdülhamit'e gönderilen heyet onun tahtan indirildiği beyan eder. Bir dönem de böylece bitmiş olur.

Enver Paşa'yı Yakından Tanımaya Devam Ediyoruz!

Enver Paşa, bu dönemde gün gün, hatta saat saat yazdığı ve mektuplarında "Naciyeciğim" diye hitap ettiği Sultan Mehmet Reşat'ın yeğeni Naciye Sultan ile nişanlanır. Artık sarayın damadı olan Enver için fırsatlar açılmıştır. Hayal ettiği ülkeyi şekillendirmek isteyen Enver, İttihat Terakki içinde yerini sağlamlaştırır.

Balkanlar üzerinden başlayan isyanı günümüzün tabiriyle "gerilla yöntemiyle" yaptığı mücadele sonrasında bastırır. Osmanlı'nın Afrika'da yer alan son toprağı Trablusgarp için yola koyulur. Bu ekibin içinde Mustafa Kemal de vardır ve oradaki yerel güçleri organize ederler. Mücadeleleri burada da devam etse de, dava arkadaşlıkları hayatlarının sonuna kadar yaşar. Çetin savaşlar olur ve Mustafa Kemal gözünden ağır bir şekilde yaralanır. İkisinin burada yaşadığı anı çok ilginçtir ve tarihe düşer.

Mustafa Kemal ile gittikleri falcı Enver Paşa'ya "Kaşında ki beyazlık cihangirlik alameti" der. Aynı falcı, Mustafa Kemal'e de aynı cümleyi söyler. Harbiyeden beri bilime inanan Mustafa Kemal, buna gülüp geçerken; Enver bu olayı unutmaz. Öyle ki, Kazım Karabekir, Enver Paşa’ya 1914 yılında sözlü raporunu verirken şu soruyla karşılaşır. “Kazım! Kaşımdaki beyazlığın cihangirlik belirtisi olduğunu söylüyorlar. Sen ne dersin?" Bu olayın gerçekliği halen tartışılır fakat Enver'in cesaret ile gelen doğru algısı Trablusgarp savaşında iyice artar.

Paşa, henüz iktidarın mutlak adamı değildir ama iktidarın ortağıdır ve söz sahibidir. Afrika'dan acil emirle çağrılırlar. Anavatan artık tehlikededir. Balkanlarda dört devlet, cihana yönelik büyük bir saldırıya geçmiştir. Enver'in hayatı için "sahip olma arzusuyla gelen hayal" tanımlaması hiç kuşkusuz yanlış bir ifade olmaz. Hayatının her safhasında bunu görürüz. Öyle ki, yakın arkadaşı Doktor Nazım'ın başkanlığını yürüttüğü Fenerbahçe'ye bile karışmak ister. İlginç bir şekilde Fenerbahçe'ye sirayet edemez ve İttihatçıların futbol takımı olarak bilinen Altınordu Futbol Takımının kurulmasını ön ayak olur. Bu olay bile kendisinin her konuda söz sahibi olmak istemesinin garip bir örneğidir.

Balkanlar'daki son Rumeli toprağı da artık tehlikedeydi. Bütün davasını adadığı İttihat ve Terakki ise zayıflıyordu. Adbülhamit devrilmişti fakat ülke uçurumun kenarındaydı. Artık bir şeylerin yapılması gerekecekti. İnandığı doğru an geldiğinde de Enver Paşa yine silaha sarılacaktı.

Tarih yazılmaya devam ediyor.

(...Yazı dizisi devam edecek.)

Kaynaklar: GENELKURMAY ASKERÎ TARİH VE STRATEJİK ETÜT (ATASE) VE DENETLEME BAŞKANLIĞI ARŞİVİ, TÜRK TARİH KURUMU, ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR-ENVER PAŞA

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.