Dune veya Frank Herbert'in Baharat Merakı

Laird Raz Ludd 02.09.2016

Bir baharat nasıl evreni yönetmenize yardımcı olabilir ve neden koca serinin filmi çekilememiştir, buradan öğrenebilirsiniz.

Bugün adını bilmeyen bilim kurgu severlere "Cin Ali uzayda diye kitap mı çıktı?" diye sorabileceğimiz ustalardan Frank Herbert'tan bahsedeceğiz. Dune isimli binlerce yılı kapsayan uzay operasının ve bu serinin merkezi unsurlarından biri olan nootropik ve ömrü uzatan uyuşturucu Bahar'ın (ben orjinal adı olan Melange'ı kullanmayı severim) yaratıcısıdır. Pek çok insan Melange'ın gerçek dünyadaki etkilerini pek bilmez, lakin Gezi olaylarını takiben Üsküdar'da sesleri kısılana kadar "Üsküdar'da Bonzai istemiyoruz!" diye bağıranlar bile aslında Melange ile bağlantılı idiler.

Dune veya Frank Herbert'in Baharat Merakı

8 Ekim 1920 ve 11 Şubat 1986 yılları arasında yaşamış olan Frank Herbert, tahmin edebileceğiniz gibi, bir bilim kurgu yazarıdır. Gazetecilik, fotoğrafçılık ve öğretmenlik gibi işler yapsa da bunlar hem zaman hem de önem olarak yazarlığından sonra gelmektedir. Hikayelerinde genel olarak evrimi inceler. Bu incelemeler sadece biyolojik formların evrimi veya sadece zamanla doğal olarak gelişen klasik tür üzerine değildir. Dinlerin zoraki evrimi, dillerin 10 bin senede geçireceği evrim veya uzay gemisi bilgisayarının tanrıya evrilmesi ve daha nice örnekleri üzerine yazmıştır.

Douglas Adams hariç her büyük usta gibi, anlatmayı değil, göstermeyi tercih etmiştir ve bu yüzden bilim kurgu eserlerinde de romanlarında da çok büyük bir akıcılık ve okuyucuyu bağlayıcı bir unsur vardır. İçinizde gerçekten derin duygular uyandırır. Örneğin 16 yaşındayken okuduğum Soul Catcher (beyaz bir çocuğu kaçıran bir Kuzey Amerika Yerlisinin hikayesidir) beni tokat yemişe çevirmişti ve bu halim yaklaşık bir hafta geçmemişti.

Ölümünden 10 sene sonra bir banka kasasında notlarının bulunmasıyla 6 kitaplık seri olan Dune, oğlu Brian Herbert ve Kevin J. Anderson tarafından tamamlanmıştır. Bazıları "ıyy orşinal deyl ki onnağr" gibi yorumlarda bulunsa da kanımca çok başarılı iş çıkarmışlardır. Hatta o kadar güzel bir iştir ki, 2010'da Prelude to Dune serisinde, hayattayken organları hasat edilen bir adamla ilgili bölümü okuduğumda dolmuşu durdurup inmek zorunda kalmıştım, tansiyonumun normal hale gelmesi ise pek çabuk olmamıştı (evet biraz da kan tutuyor). Brian Herbert ve Kevin J. Anderson'ın katkıları olmadan da ölümünden sonra 4 kitabının daha yayınlandığını eklemek gerekir. Oğlunun yazdıklarını saymazsak, toplamda 38 kitap ediyor (ki Terry Pratchett'e yaklaşamıyor bile).

Dune veya Frank Herbert'in Baharat Merakı

Efendiiiiim Dune ve Melange konusuna dönelim. Serinin ilk kitabı sade olarak Dune olarak adlandırılmıştır. Oregon kumulları için makale yazmaya hazırlanan Frank Herbert, projeye fazla odaklandığı için ihtiyacından fazla malzeme toplamış ve Dune doğmuştur. Serinin ilk kitabı 21 bin yıl kadar uzak bir gelecekte, Arrakis adlı, ancak Dune denen bir gezegende geçer. Gezegen Melange'ın kaynağıdır ve bu uyuşturucu, kullananlara sağladığı geleceği görme yeteneği sayesinde intergalaktik seyahat ve ticareti mümkün kılmıştır. Yani bütün galaktik imparatorluk Melange'a bağlıdır. Bu nedenle "Dune'u kontrol eden galaksiyi kontrol eder." Melange kullanıcılarının bir süre sonra gözlerinin tamamen maviye dönüşmesi ise kimin melanjkeş olduğunu anlamaya yetmemektedir çünkü galaksideki herkes, köleler dahil, Melange kullanmaktadır. Tadı ise biraz tarçına benzer ama hayat gibi değişkendir.

Dune veya Frank Herbert'in Baharat Merakı

Galaktik hanedanlardan Atredies'e Dune'un kontrolünün verilmesiyle gezegenin bir önceki işleticileri olan bir diğer hanedan Harkonnen (ki isimlerini yazarken bile tükürme ihtiyacı yaratan bir hanedandırlar) ile yolları kesişir ve Atredies hanedanının başı Dük Leto Atredies öldürülür. Annesi ile kaçıp gezegenin yerel halkı Fremen'lere sığınan veliaht Paul Atredies Muad'Dib adını alarak, annesinden edindiği zihinsel güçlerin Melange ile tavan yapması sonucu liderliğe yükselir ve galaktik imparatorluğu ele geçirir.

Paul Atredies'in kendine seçtiği isimden seride ne denli İslam etkisi olduğunu anlamışsınızdır. Bunun sebebi Fremen dininin Zen-Şii (evet doğru okudunuz) kökenli oluşudur. Herbert bu olguyu o kadar güzel işlemiştir ki, Türkiye'deki bazı yayın evleri bile olayı fark edememiş, "Frank Herbert Arapça kelimelerin İngilizce okunuşlarını yazmıştır. Biz bunu düzelttik" diyebilmektedirler (evet böyle bir replik sarf edildi gerçekten). Örneğin Müeddib Arapça'da yol gösteren anlamına gelirken, Müed'Dib Fremence çöl faresi demektir. Fremenler bu hayvana lider ve yol gösterici gibi sıfatlar yüklemiş olsa da kelime gene de Arapça değil, Fremence'dir (Demem o ki, Kabalcı Yayınevi'nin çevirilerini okumayın!). Bunun dışında Melange'ın kaynağı olan dev kum solucanlarına (ki dev derken kalınlığı 40 metreyi ve uzunlukları kilometreleri bulabilen gerçek bir devden bahsediyoruz) Shai-Hulud demektedirler. Ulu şey olarak Türkçe'ye çevrilebiliyor olsa da çevrilmemelidir çünkü bu agresif hayvanlar Fremenlerin Tanrısıdır.

Dune veya Frank Herbert'in Baharat Merakı

Seriyi diğer bilim kurgulardan ayıran bir diğer nokta ise robotların, bilgisayarların, hatta hesap makinelerinin bile olmayışıdır. İlk hikayeden yaklaşık 10 bin yıl önce akıllı makinelerce tamamen yok edilmekten kıl payı kurtulmuş olan insanlık, bütün hesaplayan makineleri yok etmiştir. Bu durum daha sonra Turuncu Katolik İncil'inde (ki içerdiği birkaç "kadim dinler"i saymadan geçemeyeceğim. Bunlar: Maometh Saari, Mahayana Hristiyanlığı, Zensünni Katolisizmi ve Buddislam'dır) "İnsan zihninin benzerini yapmayacaksın" olarak kelimelere dökülmüş ve dogmalaşmıştır. Bilgisayarların işini, zihinlerini çok çok iyi kullanabilen Mentat isimli insanlar yapar. Bu işi yaparlarken yardımcı olması için geniş bir spektrumdan ilaç seçmektedirler.

Dune'un bir diğer özelliği ise akıllı uzaylılara hiç rastlayamayışımızdır. Gezegenlerin kendilerine ait fauna ve floraları vardır, evet, ama hiçbiri ile bir konuşma veya anlaşmaya çalışma geçmez. Fremenler kum solucanlarının saldırılarından korunmak için yürüyüşlerine kadar hayatlarını değiştirmişlerdir, hatta kancalar kullanarak o solucanları binek hayvanı olarak da kullanırlar, ancak hiç bir solucandan "Abi kum kaçıyor yapmayın öyle" veya "Dan dun kafamızı şişirdiniz be! Yutarım toplayıcınızı!" gibi bir replik göremeyiz.

Dune tarihe filmleri çekilemeyen kitaplardan olarak da geçmiştir. 1984'teki David Lynch denemesinden sonra stüdyo batmış ve David Lynch kendini projeden soyutlayarak "Abi ne desem hayır, he desem höt diyorlar!" şeklinde özetlenebilecek bir serzenişte bulunmuştur. Fakaaaat David Lynch bu işe kalkışan ilk yönetmen değildir. Ridley Scott, Arthur P. Jacobs ve Alejandro Jodorowski de daha önce bir girişimde bulunmuşlardır. Bir sonraki yazımda anlatacağım Jodorowski'nin projesi ise özel bir yere sahiptir. Fazlasıyla büyük bir proje hayal eden Jodorowski, bu filminde de LSD kullanmadan seyirciye asit tribi yaşatmayı hedeflemiştir. Bunun dışında Paul Atredies'i oynamak için seçtiği oğlunu gerçekten insan üstü bir fiziksel ve zihinsel eğitim programına başlatmış, hatta Padişah İmparator Şaddam'ı oynaması için Salvador Dali'yi kandırmıştır. Sonunda 14 saat süreceği fark edilince rafa kaldırılan proje, birçok yönetmene ilham kaynağı olmuştur ve birçok bilim kurgu filminde izlerini görebiliriz. Filmle ilgili daha fazla bilgi için Jodorowski's Dune adlı belgesel'i seyredebilirsiniz.

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.