Diktatör Psikolojisi

Bihter Kartheuser 20.07.2016

Tarih tekerrür eder diyoruz, bir noktada bu tekerrürlerden öğrenecek miyiz dersiniz?

Dünyanın canı çok yandı diktatörlerden, hala da yanmaya devam ediyor. Anlamakta güçlük çekiyoruz zalimliklerini. “Nasıl olur?” diyoruz, “Hiç mi vicdan yok!” diyoruz. Eviriyoruz, çeviriyoruz yine de tutulacak bir yerini bulamıyoruz. Hayatımızın ta içinde olan belli karakter özellikleri aslında bu kişilerde bir arada toplanıyor. Politik psikologlar bu kişileri psikopat olarak adlandırıyor; Saddam Hüseyin, Joseph Stalin, Adolf Hitler gibi karakterlerin narsisistik, sadistik ve paranoyak özellikler taşıdığını söylüyorlar. 2009’da yapılan bir araştırmaya göre, kendilerinin güçlü olduğunu düşünmek üzere yetiştirilen bu kişiler, herhangi bir durum üzerinde kontrol sahibi olduklarını düşünürmüş. Zar atarken bile kontrolün kendilerinde olduğunu düşünürlermiş.

Humeyni rejimini görmüş İranlı yazar Jahanshah Rashidian, birçok psikopat psikiyatrik hastanelerde ya da cezai kuruluşlarda tutulurken, ufak bir kısmının ise zeki hamlelerle insanlık tarihine isimlerini yazdırmayı başardıklarını söylüyor. Bu kişilerin tek ihtiyacı olan, yönetebilecekleri bir ideoloji ya da inanç sistemi; etraflarında bir de sadık takipçiler ve kör katillerden oluşan bir fanatik grup oluştuğunda sahne tamamlanıyor. On dokuzuncu yüzyıldan bu yana doktorlar psikopat karakterin özelliklerini anlamaya çalışıyor. Geçmişten bugüne hep bizimle olan bu karakter, genellikle bir ideoloji, din ya da herhangi bir inanç konusunda çıldırır. Hitler Nazizm için çıldırıyordu, Stalin komünizm için, Humeyni de politik İslamı meşrulaştırmak için...



Diktatörlerin en göze çarpan özelliklerinden biri olan megalomani, onları kitlelerin lideri ve babası yapıyor. İster takım elbise içinde, ister dini kıyafetler, isterse askeri üniforma içinde olsun, bu kişiler kendilerini her şeyin üstünde tutarlar ve etrafındakileri de buna inandırırlar. Hatta tanrı tarafından seçilmiş olduklarını düşünürler; bu yüzden de onunla uzlaşmaya gitmemek neredeyse imkansızdır. Kendi fikirleri dışında başka hiçbir fikrin otoritelerini sarsmasına izin vermezler. Yönetim biçimleri ise korku üzerine kuruludur. Psikologlar, psikopat karakterin narsisist yapısının ekstrem boyutta olduğunu, bu yüzden varlıklarını yasaların, ahlakın ve kişiler arası uzlaşmaların üzerinde tuttuklarını söylüyor. Taraftarlarıyla hiçbir duygusal bağ kurmamalarına rağmen, taraftarları kendileriyle inanılmaz bir bağ kurar. İnsani değerleri yoktur; yalnızca fırsatçı olmaları, kendilerini her koşula uydurmalarını sağlar. Ne olursa olsun, asla suçluluk duymazlar.

Diktatör aslında sistemin bir ürünüdür, dolayısıyla meydanda yalnız değildir. Taraftarları onun güçlenmesine büyük destek verir. Körü körüne destekleyen astları olmadan ne Humeyni, ne Stalin ne de Hitler varlığını sürdürebilirdi. Diktatörlüklerini sürdürebilmek için milyonlarca canın ölmesinden hiç pişmanlık duymadılar. Taraftarları sadakatlerini göstermek için onlar için ölmeye bile hazırdı. Kaldı ki, diktatörün bir sonraki kurbanı kendileri olabilirlerdi. Farkında olmadıkları şey ise, körü körüne bağlı oldukları diktatörün onları yalnızca kendi sesinin yansıması olarak gördüğüydü.

Diktatör liderler genellikle kişileri etkilemede başarılıdır, retorik ustalarıdır ve aşırı öz güvenleri problemlere anlık çözümler bulmalarını sağlar. Rashidian, Humeyni’nin, sorulara nasıl cevap vereceğini bile bilmezken, iletişim danışmanlarının ona soruları nasıl cevaplaması gerektiğini ve biraz duygusal davranması gerektiğini hatırlattıklarında bile, kendi destekçilerine hiçbir sempati duymadığını söylüyor. İlginç şekilde, onun bu duygu yoksunluğu taraftarları için sıkıntı bile yaratmıyordu. Diktatörler herhangi bir eleştirel düşünce ihtimalini ortadan kaldırırlar. Humeyni örneğinde ortaya çıkan politik İslam ideolojisinin en korkunç tarafı ise yüzlerce yıl önce kaldırılmış ilkel bir yöntem olan engizisyonu tekrar gündeme getirmeleri olmuştu. Maalesef politikleşmiş İslam çağdaş toplumun değerlerini yok sayarak, şiddet kullanarak, cihatçı bir stratejiyle toplumu geri götürmeye çalışmıştı.

Bir psikopat politikada yer aldığında sonucu pek iç açıcı olmuyor, hatalarını kabul etmeyen diktatör tersine kendisini eleştirenleri cezalandırıyor. Psikopatların diğer bir ortak özelliği de vicdan sahibi olmamalarıdır. Psikologlar ya da psikiyatristler henüz psikopat kişilik bozukluğunu iyileştirmenin yolunu bulamadı. Bu kişilerin politik güç elde etmeleri ise, etraflarına verecekleri zararın boyutunu inanılmaz düzeyde artırıyor. Belki bu karakter konusunda biraz daha bilinçlenmek, günlük hayatımızda bu karakterle karşılaştığımızda nasıl hareket edeceğimizi biraz daha kestirebilmemizi sağlayabilir. Psikopat karakteri anlama ve aktarma çabalarım devam edecek...

Fotoğraf: Patrik Nygren

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.