Diego Simeone: Gerçek Olamayacak Kadar İyi

Ertuğ Alagöz 29.04.2016

Bilgisi, yönetimi, cesareti, zaman zaman çılgınlığı ve karizmasıyla bizi mükemmele yakın bir teknik direktörlük profiliyle tanıştıran Diego Simeone, birçok şeyi kökünden değiştirmeyi başardı.

"Bir koyunun yönettiği aslan ordusundan korkmam. Ancak bir aslanın yönettiği koyun ordusundan korkarım." Bu sözler, tarihte bugünkü Yunanistan'la sınırlı kalmış toprakları Hindistan'daki Indus Nehri'ne kadar fetihleri ve askeri başarısıyla genişleten Büyük İskender'e ait. Gerçekten de usta, cesur ve bilge bir liderin oldukça fark yaratabildiğine pek çok kez şahit olurken, çok büyük güçlerin de basiretsiz kişilerin elinde heba olduğunu gördük. Bu bağlamda, gerek tarihsel olayların ışığında, gerekse günümüzdeki gelişmelerle birlikte, bunun doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak son dönemde bunun doğruluğunu en çok da futbolla fark ettik. Çok önemli kadroların bir araya getirilmesine rağmen başarının gelmemesini, ya en başta yönetimsel bazı planlama hatalarına ya da teknik direktörün bu görev için gerekli yeterliliği sağlayamamasına bağlamak son derece normal. Esasen ülkemizde bile bunun örneğine son 3 yıl içinde şahit olduk. 2013-14 sezonunda Ersun Yanal'la birlikte oldukça dominant ve sonuç alan bir futbol oynayan Fenerbahçe'nin, nisan ayında şampiyonluğunu garantilediğini, buna karşın ertesi sezon İsmail Kartal yönetiminde Fenerbahçe'nin kadrosunu büyük ölçüde korumasına karşın başarısız olduğunu pek çoğumuz hatırlıyoruz. Bunun yanında dünyada da Gerardo Martino'nun Barcelona'sının, ya da Rudi Garcia'nın Roma'sının nasıl da güçlü ve geniş kadrolara sahip olmakla beraber başarısız olduğunu gördük. Hatta daha yerel bazda bu sezon Lille, Herve Renard'la küme düşmeye oynarken, sezon içinde gelen Frederic Antonetti'nin aynı Lille'i ilk 3'e oynayan bir takım haline getirmesi de durumu oldukça iyi açıklıyor.


Bununla birlikte, belki de bu örneklerin hiçbiri bizi Diego Simeone kadar gerçekliğe götürmüyor. Teknik direktörlük bilgisi, adam yönetimini çok iyi yapması, cesareti, zaman zaman çılgınlığı ve karizmasıyla bizi mükemmele yakın bir teknik direktörlük profiliyle tanıştıran Diego Simeone, kısa sayılabilecek sürede başardıklarıyla hem İspanya hem de Avrupa futbolundaki birçok şeyi kökünden değiştirmeyi başararak ve Real Madrid-Barcelona dominasyonunu temellerinden sarsarak kendine çok özel bir yer edindi.



Arjantinli teknik adam Diego Pablo Simeone 28 Nisan 1970'te Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te dünyaya geldi. Futbol kariyerine Velez Sarsfield, Sevilla, Atletico Madrid, Lazio, Inter ve Racing gibi kulüpleri sığdırdıktan sonra da teknik direktörlük koltuğuna oturan Arjantinli eski defansif orta saha, futbolu bıraktığı kulüp olan Racing'de henüz 36 yaşındayken teknik direktörlük yapmaya başladı. Ardından Racing'de yeni başkanın seçilmesiyle birlikte Arjantin'in köklü kulüplerinden Estudiantes'e geçen Simeone, burada kulübe 23 yıl aradan sonra ilk defa lig şampiyonluğunu yaşatırken, aynı zamanda sezonun da en iyi teknik direktörü seçildi. Ertesi sene ise bir başka köklü kulüp olan River Plate yeni durağı oldu. Simeone burada da Libertadores'ten elenilmesine karşın Clausura şampiyonluğunu kazanırken, Copa Sudamericana'da Meksika ekibi Chivas'a karşı elenilmesi ve yerel maçlarda 11 maç sonunda galip gelinememesi, River Plate'le de yolların ayrılması anlamına geliyordu. Sonrasında San Lorenzo'da aldığı görev ise, belki de şimdiye kadarki en başarısız dönemi olurken, yeni durağı Arjantin'in dışı olacaktı.


2011'in başında İtalya'nın genellikle küme düşmeye oynayan takımlarından olan Catania'nın başına geçip yarım sezon boyunca takımı ligde tutmaya çalıştı. Sonunda başarılı da oldu ve sezon sonu bir kez daha Arjantin'in yolunu tuttu. Yeni durağı eski bir dost olan Racing olurken, bu sefer hadise biraz daha farklı şekillendi. Racing'de sadece 5 ay kalıp sonrasında Atletico Madrid'in yeni teknik direktörü olmaya layık görülmesi, kimileri için oldukça şaşırtıcı olmuştu. Gregorio Manzano'nun üst üste aldığı başarısız sonuçlar, Atletico Madrid yönetimini yeni teknik direktör arayışına itmiş, gelecek vaat eden ve kulübün futbolcu geçmişinde de yer almış olan Diego Simeone tercih edilmişti. Artık olacakları bekleyip görme zamanıydı. Ancak sanırım hiç kimse ondan bu kadarını beklemiyordu.



Atletico Madrid'deki hikayesine pek çoğumuz zaten aşinayız. Daha geldiği ilk sezonda, o sezonun flaş takımlarından biri olan Bielsalı Athletic Bilbao'yu finalde 3-0 gibi net bir skorla mağlup edip Avrupa Ligi'ni kazanan Simeone, Süper Kupa'da da Chelsea'yi 4-1 mağlup etti ve ilk senesi dolmadan iki kupanın birden sahibi oldu. Ligde ise bir önceki sene alınan 7.'liğe karşılık, Şampiyonlar Ligi potasını 2 puanla kaçırıp 5. olmak başarı sayılabilirdi. Yine de Simeone için bu başarı çıtasını daha da yükseltmek temel amaç olacaktı. Nitekim ertesi sene Copa del Rey'in sahibi Atletico Madrid olurken, ligde alınan 3.'lükle birlikte Şampiyonlar Ligi'ne alınan direkt gidiş bileti Atletico'nun artık gerçek anlamda 3 büyükten biri olduğunun da ilk işaretiydi. Ancak Simeone'ye bu da yetmeyecekti. Ertesi sezon Atletico Madrid, belki de imkansızı başararak son maçta Nou Camp'ta Barcelona'ya kaybetmemeyi başarıp La Liga şampiyonu olurken, uzun zaman sonra ilk kez katıldığı Şampiyonlar Ligi'nde de finale kadar yükselip Real Madrid'i yenme şansını, uzatma anlarında Ramos'un attığı golle elinden kaçırmıştı. Rüya gibi bir sezon: La Liga şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi finali. Hepsinin mimarı ise çılgın Arjantinli Diego Simeone idi. Ancak 2014-15 sezonu rüyaya kısa bir mola anlamına geliyordu. Ligde oldukça geride kalan, yine de 3.'lüğü koruyan Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde de çeyrek finalde Real Madrid'e elenerek turnuvanın dışında kaldı. Bu sezon ise işler Atletico adına oldukça yolunda gidiyor gözüküyor. Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde, bu dünyadan olmadığı düşünülen bir futbol oynayan Barcelona'yı neredeyse ceza sahalarına sokmadan eleyerek yarı finalde Bayern'in rakibi oldular ve ilk maçı da 1-0 kazanmayı başardılar. Diğer yandan ligde ise lider Barcelona'yla aynı puanda ancak averajla gerisindeler. Buna karşın geri kalan 3 maçta çok önemli bir eksiklikleri olacak: Diego Simeone. Zira Arjantinli teknik adam, son oynanan Malaga maçında rakibin kontratağını top atarak kesmesi için bir top toplayıcı çocuğu "azmettirdiği" görüntüler sonrası 3 maç ceza aldı.



Atletico Madrid'in yıllardır süregelen başarısının en büyük kaynağı ise yaptıkları harika takım savunması. Ancak bu lafta kalır bir "takım" savunması değil. Zira top rakipte olduğunda genellikle 11 oyuncunun tamamı topun arkasına geçiyor ve oldukça agresif bir savunma yapıyorlar. Tıpkı Diego Simeone'nin futbolculuğu gibi. Genellikle 4-4-2 ve 4-4-1-1 dizilişlerini tercih eden Diego Simeone'nin takımı, bu sezon oynanan 51 maçın 32'sinde 90 dakikayı gol yemeden tamamladı. Oyun içinde alanı mükemmele yakın derecede daraltmayı başaran Madrid ekibi, top kanada açılınca takım olarak o kanada doğru yoğunlaşırken, her bir oyuncunun arkasında kademede bekleyen bir başka oyuncusu sayesinde, rakip takım adam eksiltmeyi başarsa bile zor duruma düşmemeyi başarıyor. Hücumda ise şimşek hızıyla hareket ediyorlar. Bu konudaki kilit oyuncuları ise kuşkusuz Antoine Griezmann. Fransız oyuncu, üstün tekniği ve hızı sayesinde Atletico Madrid hücumlarına büyük işlerlik kazandırırken Vietto, Carrasco ve Saul Niguez gibi oyuncular da ona bu konuda eşlik ediyorlar. Torres ise Diego Simeone'nin elinde yeniden doğmuş durumda. Tabii ki eski günleri kadar iyi olması mümkün değil. Ancak Chelsea'deki kötü günlerinden çok çok uzakta olduğu da bir gerçek.



Başta belirttiğim gibi Diego Simeone, aşılması zor oyun anlayışı ve taktikleri, karizması, sahaya kurduğu hakimiyeti, saha kenarındaki hareketliliği, nevi şahsına münhasır kişiliğiyle yedek kulübesinde bir süperstar izlenimi veriyor. Bütün bunlar ise onu gerçek olamayacak kadar iyi bir teknik direktör yapmaya yetiyor. Zaman zaman bir hareketiyle tribünleri canlandırıp rakip futbolcunun penaltı kaçırmasına sebep oluyor, zaman zaman ise kriz anlarında bile ortaya koyduğu yürekle Atletico Madrid'e başarıyı getiriyor. Kuşkusuz bu cesur Arjantinli, 21. yüzyılın en büyük teknik direktörlerinden biri olarak görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.


Ertuğ Alagöz


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.