"Devler Ligi"nde Yeni Sezon: A, B, C, D Gruplarının Analizi

Barlas Sicimoğlu 01.09.2016

Kupa 1'de yeni sezon perdesi çok yakında açılıyor. Grup değerlendirmeleri yazılarımızın ilkinde A, B, C, D gruplarını ele aldık.

Bu sene gerçeği itiraf etmek gerekirse, futbol organizasyonları açısından hiç boş kalmadığımız bir sene geçiriyoruz. Yerel ve uluslararası ligler bir yana, EURO 2016, Copa America ve Rio Olimpiyatları’ndaki futbol karşılaşmaları, sağ olsun biz futbolseverleri sene içerisinde hiç boş bırakmadı. (Eski takviminde devam etse araya bir de Afrika Uluslar Kupası sıkışacaktı ama neyse ki yeni takvimi gereği bu seneyi pas geçti.) Ama bu organizasyonların içinde bir tanesi var ki, herkesin malumudur, kalbimizdeki yeri her zaman ayrı. Maç öncesinde orta yuvarlakta melül melül bize bakan yıldızlı dairesinden tutun da, saha kenarlarındaki tanzimi her daim belli reklam panolarına kadar her şeyini özlediğimiz “Devler Ligi”, 2016-17 sezonu perdelerini her zaman olduğu gibi Eylül ayının ikinci haftası içinde açıyor. Her ne kadar iki sene sonrasından itibaren o bildiğimiz Şampiyonlar Ligi düzenine biraz çomak sokulacak olsa da biz futbolseverler “başa gelen çekilir” diyerek mecbur o düzene de alışmak durumunda kalacağız. (Şampiyonlar Ligi denince akıllara gelen belki de ilk şey olan 21.45 saati bile değişebilir.) Biz şimdiden o zamanları düşünmeyi bırakıp, halihazırda 2016-17 perdesinde sergilenmeye hazırlanan “Kupa 1” aktörlerine bir göz atalım. Şampiyonlar Ligi değerlendirmemizin ilk bölümünde; A, B, C ve D gruplarına göz attık. Yazının en sonuna da bu grupların fikstürlerini ekledik. Önden buyurun efendim.

Bu sene gerçeği itiraf etmek gerekirse, futbol organizasyonları açısından hiç boş kalmadığımız bir sene geçiriyoruz. Yerel ve uluslararası ligler bir yana, EURO 2016, Copa America ve Rio Olimpiyatları’ndaki futbol karşılaşmaları, sağ olsun biz futbolseverleri sene içerisinde hiç boş bırakmadı. (Eski takviminde devam etse araya bir de Afrika Uluslar Kupası sıkışacaktı ama neyse ki yeni takvimi gereği bu seneyi pas geçti.) Ama bu organizasyonların içinde bir tanesi var ki, herkesin malumudur, kalbimizdeki yeri her zaman ayrı. Maç öncesinde orta yuvarlakta melül melül bize bakan yıldızlı dairesinden tutun da, saha kenarlarındaki tanzimi her daim belli reklam panolarına kadar her şeyini özlediğimiz “Devler Ligi”, 2016-17 sezonu perdelerini her zaman olduğu gibi Eylül ayının ikinci haftası içinde açıyor. Her ne kadar iki sene sonrasından itibaren o bildiğimiz Şampiyonlar Ligi düzenine biraz çomak sokulacak olsa da biz futbolseverler “başa gelen çekilir” diyerek mecbur o düzene de alışmak durumunda kalacağız. (Şampiyonlar Ligi denince akıllara gelen belki de ilk şey olan 21.45 saati bile değişebilir.) Biz şimdiden o zamanları düşünmeyi bırakıp, halihazırda 2016-17 perdesinde sergilenmeye hazırlanan “Kupa 1” aktörlerine bir göz atalım. Şampiyonlar Ligi değerlendirmemizin ilk bölümünde; A, B, C ve D gruplarına göz attık. Yazının en sonuna da bu grupların fikstürlerini ekledik. Önden buyurun efendim.

Paris Saint Germain

İlk grubumuz olan A Grubu’ndaki takımlar arasında, ilk bakışta iki takım zaten direkt olarak göze çarpıyor. Paris Saint Germain ve Arsenal, hemen hemen her sene olduğu gibi bu sene de bu grup içerisinde son 16 turuna kalifiye olmaya yakın ekipler. Paris Saint Germain, kadrosundan Zlatan İbrahimovic gibi bir hücum makinesini ve Van der Wiel gibi önemli bir sağ arka oyuncusunu (Fenerbahçe'ye) kaybetti. Üstüne üstlük defans alternatifi Lucas Digne’yi de Barcelona’ya verdiğini belirtelim. Tabii bu kayıplar Paris’in kadro derinliğinde zayıflamaya yol açıyor gibi görünse de bu sene Paris’in belki de en önemli transferinin teknik direktör Unai Emery olduğunu söylemeliyiz. Unai Emery’nin, benim en başarılı bulduğum teknik direktörlerden biri olarak, kariyerindeki tüm takımlarda fazlasıyla “underrated” olduğunu söylesek yanlış olmaz. Kenardan oyuna müdahaleleri ve teknik, taktik, sistem gibi üst düzey bilgileriyle, Sevilla’yı 3 yıl üst üste Avrupa Ligi’nde şampiyon yapan ve o takıma iki sezon Şampiyonlar Ligi deneyimi hediye eden bir ismin, artık Kupa 1’de iddialı olabilecek bir ekibe gelmesini şahsen bir futbolsever olarak sevinçle karşıladım. Emery’nin Sevilla’dan beraberinde getirdiği Krychowiak da Polonya milli takımında da izlediğimiz üzere, “çapa” görevinde Paris ilk 11’inde rahatlıkla görev alabilecek bir futbolcu. Diğer bir transfer Hatem Ben Arfa ise geçen sene Nice’de gösterdiği performansa devam ederse, Pastore ve Di Maria ile sıkı bir rekabete girebilir. İbrahimovic’in gidişiyle forvete takviye edilen Jese ise, İbrahimovic’in standardına yaklaşamasa da Real Madrid patentli bir oyuncu olarak iş yapacaktır.

Arsenal

Grubun diğer “baba” takımı Arsenal ise, Arsene Wenger önderliğinde artık yıllardan beri alıştığımız klasik limon tadındaki oyununa devam ettiğini gösterircesine lige giriş yaptı. Arsenal taraftarlarının da bir hayli şikayetçi olduğu konu, takıma gelen oyuncuların başka takımlarda “kiralık” olarak ömür geçirmeleri ve Arsenal’e bir türlü yar olamamaları. Nitekim bu sene de başta Joel Campbell olmak üzere (ki forvet bölgesinde önemli katkı yapabilirdi) bir sürü Arsenal tapulu oyuncu kiralık olarak diğer takımlara gönderildi. Transfer olarak Granit Xhaka dışında ciddi bir isim alınmaması ve lige yapılan kötü başlangıç, Arsenal taraftarlarını Kupa 1 öncesi biraz endişeye sevk etti. (Tam bu yazı kaleme alındığı saatlerde Arsenal, Shkodran Mustafi’yi kadrosuna kattı.) Ama Arsenal’in yıllardan beri "Devler Arenası"nda her zaman ileri turları gördüğünü biliyoruz.

Basel

İsviçre ekibi Basel ise, bu gruba üçüncü torbadan dahil olan takım. Roma’dan kiralık olarak kadrolarına dahil ettikleri, CSKA Moskova’dan tanıdığımız Seydou Doumbia, halihazırda kadroda bulunan, Trabzon’dan tanıdığımız Avusturyalı Marc Janko ile birlikte kadrolarına hücum aksiyonları bakımından hareketlilik katacaktır. Bir başka eski dost, Matias Delgado ise takım kaptanı olarak maestroluk görevini üstleniyor. Orta sahada Basel’lı Taulant Xhaka ise Arsenal maçında, Euro 2016’nın ardından bir kez daha ağabeyi Granit Xhaka’ya karşı rakip olacak. Basel’in kadrosu ortalama bir Avrupa ekibine göre kuvvetli olsa da bu grup için ilk ikiyi zorlayabilecek düzeyde mi, soru işareti. Üstelik kendi liglerinde şampiyon olarak Şampiyonlar Ligi’ne direkt dahil oldular, o yüzden bu seneki Avrupa performanslarına da henüz şahit olamadık.

Ludogorets Razgrad

Grubun son takımı ise, elemelerde ve play-off’da başarılı olarak Kupa 1’e dahil olan Bulgar ekibi Ludogorets Razgrad. Süreç boyunca Mladost, Kızıl Yıldız ve Viktoria Plzen’i eleyerek, alınlarının teriyle tarihlerinde ikinci kez Devler Ligi’ne dahil olmayı başardılar. Kadrolarında Sivasspor’dan tanıdığımız kaleci Milan Borjan yer alıyor. Rumen defans Cosmin Moti, hücum hattında elemelerde iyi performans ortaya koyan Vura ve Wanderson kadrodaki diğer kayda değer oyuncular. Ludogorets takımının şehri olan Razgrad, Bulgaristan’da Türk soydaşlarımızın en yoğun yaşadığı şehirlerden biri olduğu için kalbimizin bir kısmı onlarla olsa da maalesef grupta diğer üç Avrupa devine göre şansları bir hayli zayıf. Bu grupta Paris SG ve Arsenal son 16’ya, Basel ise Avrupa Ligi’ne yakın gözüküyor.

Paris Saint Germain

İlk grubumuz olan A Grubu’ndaki takımlar arasında, ilk bakışta iki takım zaten direkt olarak göze çarpıyor. Paris Saint Germain ve Arsenal, hemen hemen her sene olduğu gibi bu sene de bu grup içerisinde son 16 turuna kalifiye olmaya yakın ekipler. Paris Saint Germain, kadrosundan Zlatan İbrahimovic gibi bir hücum makinesini ve Van der Wiel gibi önemli bir sağ arka oyuncusunu (Fenerbahçe'ye) kaybetti. Üstüne üstlük defans alternatifi Lucas Digne’yi de Barcelona’ya verdiğini belirtelim. Tabii bu kayıplar Paris’in kadro derinliğinde zayıflamaya yol açıyor gibi görünse de bu sene Paris’in belki de en önemli transferinin teknik direktör Unai Emery olduğunu söylemeliyiz. Unai Emery’nin, benim en başarılı bulduğum teknik direktörlerden biri olarak, kariyerindeki tüm takımlarda fazlasıyla “underrated” olduğunu söylesek yanlış olmaz. Kenardan oyuna müdahaleleri ve teknik, taktik, sistem gibi üst düzey bilgileriyle, Sevilla’yı 3 yıl üst üste Avrupa Ligi’nde şampiyon yapan ve o takıma iki sezon Şampiyonlar Ligi deneyimi hediye eden bir ismin, artık Kupa 1’de iddialı olabilecek bir ekibe gelmesini şahsen bir futbolsever olarak sevinçle karşıladım. Emery’nin Sevilla’dan beraberinde getirdiği Krychowiak da Polonya milli takımında da izlediğimiz üzere, “çapa” görevinde Paris ilk 11’inde rahatlıkla görev alabilecek bir futbolcu. Diğer bir transfer Hatem Ben Arfa ise geçen sene Nice’de gösterdiği performansa devam ederse, Pastore ve Di Maria ile sıkı bir rekabete girebilir. İbrahimovic’in gidişiyle forvete takviye edilen Jese ise, İbrahimovic’in standardına yaklaşamasa da Real Madrid patentli bir oyuncu olarak iş yapacaktır.

Arsenal

Grubun diğer “baba” takımı Arsenal ise, Arsene Wenger önderliğinde artık yıllardan beri alıştığımız klasik limon tadındaki oyununa devam ettiğini gösterircesine lige giriş yaptı. Arsenal taraftarlarının da bir hayli şikayetçi olduğu konu, takıma gelen oyuncuların başka takımlarda “kiralık” olarak ömür geçirmeleri ve Arsenal’e bir türlü yar olamamaları. Nitekim bu sene de başta Joel Campbell olmak üzere (ki forvet bölgesinde önemli katkı yapabilirdi) bir sürü Arsenal tapulu oyuncu kiralık olarak diğer takımlara gönderildi. Transfer olarak Granit Xhaka dışında ciddi bir isim alınmaması ve lige yapılan kötü başlangıç, Arsenal taraftarlarını Kupa 1 öncesi biraz endişeye sevk etti. (Tam bu yazı kaleme alındığı saatlerde Arsenal, Shkodran Mustafi’yi kadrosuna kattı.) Ama Arsenal’in yıllardan beri "Devler Arenası"nda her zaman ileri turları gördüğünü biliyoruz.

Basel

İsviçre ekibi Basel ise, bu gruba üçüncü torbadan dahil olan takım. Roma’dan kiralık olarak kadrolarına dahil ettikleri, CSKA Moskova’dan tanıdığımız Seydou Doumbia, halihazırda kadroda bulunan, Trabzon’dan tanıdığımız Avusturyalı Marc Janko ile birlikte kadrolarına hücum aksiyonları bakımından hareketlilik katacaktır. Bir başka eski dost, Matias Delgado ise takım kaptanı olarak maestroluk görevini üstleniyor. Orta sahada Basel’lı Taulant Xhaka ise Arsenal maçında, Euro 2016’nın ardından bir kez daha ağabeyi Granit Xhaka’ya karşı rakip olacak. Basel’in kadrosu ortalama bir Avrupa ekibine göre kuvvetli olsa da bu grup için ilk ikiyi zorlayabilecek düzeyde mi, soru işareti. Üstelik kendi liglerinde şampiyon olarak Şampiyonlar Ligi’ne direkt dahil oldular, o yüzden bu seneki Avrupa performanslarına da henüz şahit olamadık.

Ludogorets Razgrad

Grubun son takımı ise, elemelerde ve play-off’da başarılı olarak Kupa 1’e dahil olan Bulgar ekibi Ludogorets Razgrad. Süreç boyunca Mladost, Kızıl Yıldız ve Viktoria Plzen’i eleyerek, alınlarının teriyle tarihlerinde ikinci kez Devler Ligi’ne dahil olmayı başardılar. Kadrolarında Sivasspor’dan tanıdığımız kaleci Milan Borjan yer alıyor. Rumen defans Cosmin Moti, hücum hattında elemelerde iyi performans ortaya koyan Vura ve Wanderson kadrodaki diğer kayda değer oyuncular. Ludogorets takımının şehri olan Razgrad, Bulgaristan’da Türk soydaşlarımızın en yoğun yaşadığı şehirlerden biri olduğu için kalbimizin bir kısmı onlarla olsa da maalesef grupta diğer üç Avrupa devine göre şansları bir hayli zayıf. Bu grupta Paris SG ve Arsenal son 16’ya, Basel ise Avrupa Ligi’ne yakın gözüküyor.

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon, biz Türk futbolseverlerin en fazla kanalize olacağı grup, elbette ki B grubu olacak. Temsilcimiz Beşiktaş, bu grupta Benfica, Napoli ve Dinamo Kiev ile son 16 mücadelesine girişecek. Aslına bakarsanız “son 16 mücadelesine girişecek” cümlesini kullanabilmem, Beşiktaş’ın bu kuradaki şansıyla doğrudan ilişkili. Zira Roberto Carlos, kura esnasında siyah-beyazlı ekibimizi bir türlü çekemeyince, ihtimaller arasında sadece B ve C grupları kalmıştı. Birazdan analiz edeceğimiz Barça’lı, City’li C grubundan kıl payı kurtulan Beşiktaş, son 16 şansının çok çok daha yüksek olduğu B grubunda buldu kendini. Uyruğumdan ve gönlümden geçenden bağımsız olarak, Beşiktaş’ın bu grupta Kupa 1’in bir üst turuna kalifiye olma şansını hiç de az görmüyorum. Diğer bir deyişle, eğer geçen seneki Beşiktaş’ı az da olsa görebilirsek, siyah beyazlıların grupta sonuncu olup Avrupa’ya erkenden veda etmesi çok düşük bir ihtimal.

Napoli

Napoli, geçen sezon lig ikincisi olmasında büyük pay sahibi Gonzalo Higuain’i fahiş bir bedelle (90 milyon €) Juventus’a gönderirken, yerine kendisi için yine yüksek diyebileceğimiz bir fiyat ödeyerek (35 milyon €) Ajax’tan Arkaidusz Milik’i transfer etti. Forvet mevkisindeki bu pahalı değişim, Napoli’de nasıl bir etki gösterir hep birlikte göreceğiz ama Higuain’in olmadığı bir Napoli, Beşiktaş’ın geçen seneki Napoli takımını düşünerek maça olumlu bir psikolojide çıkmasını sağlayacaktır. Ama tabi Beşiktaş'ın mevcut savunma performansını göz önünde bulundurursak, Napoli hücumcuları korkutucu isimler. Yeni transfer Milik’in etkili bir ön oyuncusu olduğuna, hem geçen sene Ajax’ın kıl payı kaçırdığı lig şampiyonluğundan hem de Euro 2016’da Polonya Milli Takımı’ndan şahit olduk. Milik’le beraber Insigne, Callejon ve arkalarında Hamsik’ten oluşan Napoli hücum hattı, hiç şüphesiz grubun en ağır basan hücum hattı. Defansta Raul Albiol gibi Real Madrid patentli bir lider, defansif orta sahada Giaccherini gibi Euro 2016’nın en formda oyuncularından biri var. Banka müdürlüğünden geçiş yaptığı teknik direktörlük kariyerinde şimdiye kadar gayet başarılı olmuş Maurizio Sarri, Napoli’yi bildiğimiz İtalyan sertliğinde bir takım haline getirmiş. Her şeye rağmen Napoli’nin Avrupa arenasındaki şanssızlığı hepimizin malumu.

Benfica

Benfica ise en etkili hücum silahları Nico Gaitan’ı Atletico Madrid’e, Renato Sanchez’i Bayern Münih’e uğurlayarak tabir-i caizse “parayı kıran” (Napoli gibi) başka bir ekip (25+35 = 60 milyon euro). Portekizlilerin futboldaki bu ticari başarısına alışığız ama, bu sefer teknik direktör Rui Vitoria bu oyuncuların yerini dolduracak yeni oyuncular bulabildi mi, tartışılır. Kadrosundan 26 oyuncuyu kiralık veya satılık gönderen Benfica’da geçen seneden alışık olduğumuz Andre Almeida’lı, Danilo’lu, Eliseu’lu takıma şahit olacağız. (Gönderilen isimlerden bir tanesi de Beşiktaş’a gelen Talisca.) Bu takımın mağlup edilebilir olduğunu geçen sezon Galatasaray, o sıkıntılı haliyle bize ispatlamıştı.

Dinamo Kiev

Dinamo Kiev ise Fenerbahçe’den tanıdığımız Serhiy Rebrov koçluğunda Ukrayna Ligi şampiyonu olarak Kupa 1’e geldi. Unutulmaz bir klişe olarak, Doğu Avrupa takımları bize hep ters gelse de kadro kalitesi olarak Dinamo Kiev'in grubun en zayıf kadrosu olduğunu belirtelim. Yıllardır ismini ezberlediğimiz, bütün takımlarımızın canını yakan Dinamo artık eskisi kadar “ters” değil. Yine de Andriy Yarmolenko’nun, etkili bir sağ açık olarak karşısındaki Beşiktaşlı oyuncuyu (Adriano, Caner veya Tosic) zorlayabilecek bir oyuncu olduğunu belirtelim. Aboubakar’ın Gomez’in yerine, Talisca’nın Sosa’nın yerine uyum sağlayabilme süreci, Beşiktaş’ın bu gruptaki kaderini belirleyecektir. Higuain’siz Napoli, Gaitan’sız Benfica, eski gücünden uzak Dinamo, Beşiktaş’ın baş edebileceği rakipler. Hücum hattının kuvvetiyle Napoli’yi biraz daha önde görsem de dört takımın da dengeli dağıldığı bu grupta sıralamayı esas olarak takımların maç günlerindeki konsantrasyon düzeyi belirleyecektir. Bu gruptaki dört takımın da Kupa 1’e liglerinden direkt katılım gösterdiği detayını ayrıca belirtelim.

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon, biz Türk futbolseverlerin en fazla kanalize olacağı grup, elbette ki B grubu olacak. Temsilcimiz Beşiktaş, bu grupta Benfica, Napoli ve Dinamo Kiev ile son 16 mücadelesine girişecek. Aslına bakarsanız “son 16 mücadelesine girişecek” cümlesini kullanabilmem, Beşiktaş’ın bu kuradaki şansıyla doğrudan ilişkili. Zira Roberto Carlos, kura esnasında siyah-beyazlı ekibimizi bir türlü çekemeyince, ihtimaller arasında sadece B ve C grupları kalmıştı. Birazdan analiz edeceğimiz Barça’lı, City’li C grubundan kıl payı kurtulan Beşiktaş, son 16 şansının çok çok daha yüksek olduğu B grubunda buldu kendini. Uyruğumdan ve gönlümden geçenden bağımsız olarak, Beşiktaş’ın bu grupta Kupa 1’in bir üst turuna kalifiye olma şansını hiç de az görmüyorum. Diğer bir deyişle, eğer geçen seneki Beşiktaş’ı az da olsa görebilirsek, siyah beyazlıların grupta sonuncu olup Avrupa’ya erkenden veda etmesi çok düşük bir ihtimal.

Napoli

Napoli, geçen sezon lig ikincisi olmasında büyük pay sahibi Gonzalo Higuain’i fahiş bir bedelle (90 milyon €) Juventus’a gönderirken, yerine kendisi için yine yüksek diyebileceğimiz bir fiyat ödeyerek (35 milyon €) Ajax’tan Arkaidusz Milik’i transfer etti. Forvet mevkisindeki bu pahalı değişim, Napoli’de nasıl bir etki gösterir hep birlikte göreceğiz ama Higuain’in olmadığı bir Napoli, Beşiktaş’ın geçen seneki Napoli takımını düşünerek maça olumlu bir psikolojide çıkmasını sağlayacaktır. Ama tabi Beşiktaş'ın mevcut savunma performansını göz önünde bulundurursak, Napoli hücumcuları korkutucu isimler. Yeni transfer Milik’in etkili bir ön oyuncusu olduğuna, hem geçen sene Ajax’ın kıl payı kaçırdığı lig şampiyonluğundan hem de Euro 2016’da Polonya Milli Takımı’ndan şahit olduk. Milik’le beraber Insigne, Callejon ve arkalarında Hamsik’ten oluşan Napoli hücum hattı, hiç şüphesiz grubun en ağır basan hücum hattı. Defansta Raul Albiol gibi Real Madrid patentli bir lider, defansif orta sahada Giaccherini gibi Euro 2016’nın en formda oyuncularından biri var. Banka müdürlüğünden geçiş yaptığı teknik direktörlük kariyerinde şimdiye kadar gayet başarılı olmuş Maurizio Sarri, Napoli’yi bildiğimiz İtalyan sertliğinde bir takım haline getirmiş. Her şeye rağmen Napoli’nin Avrupa arenasındaki şanssızlığı hepimizin malumu.

Benfica

Benfica ise en etkili hücum silahları Nico Gaitan’ı Atletico Madrid’e, Renato Sanchez’i Bayern Münih’e uğurlayarak tabir-i caizse “parayı kıran” (Napoli gibi) başka bir ekip (25+35 = 60 milyon euro). Portekizlilerin futboldaki bu ticari başarısına alışığız ama, bu sefer teknik direktör Rui Vitoria bu oyuncuların yerini dolduracak yeni oyuncular bulabildi mi, tartışılır. Kadrosundan 26 oyuncuyu kiralık veya satılık gönderen Benfica’da geçen seneden alışık olduğumuz Andre Almeida’lı, Danilo’lu, Eliseu’lu takıma şahit olacağız. (Gönderilen isimlerden bir tanesi de Beşiktaş’a gelen Talisca.) Bu takımın mağlup edilebilir olduğunu geçen sezon Galatasaray, o sıkıntılı haliyle bize ispatlamıştı.

Dinamo Kiev

Dinamo Kiev ise Fenerbahçe’den tanıdığımız Serhiy Rebrov koçluğunda Ukrayna Ligi şampiyonu olarak Kupa 1’e geldi. Unutulmaz bir klişe olarak, Doğu Avrupa takımları bize hep ters gelse de kadro kalitesi olarak Dinamo Kiev'in grubun en zayıf kadrosu olduğunu belirtelim. Yıllardır ismini ezberlediğimiz, bütün takımlarımızın canını yakan Dinamo artık eskisi kadar “ters” değil. Yine de Andriy Yarmolenko’nun, etkili bir sağ açık olarak karşısındaki Beşiktaşlı oyuncuyu (Adriano, Caner veya Tosic) zorlayabilecek bir oyuncu olduğunu belirtelim. Aboubakar’ın Gomez’in yerine, Talisca’nın Sosa’nın yerine uyum sağlayabilme süreci, Beşiktaş’ın bu gruptaki kaderini belirleyecektir. Higuain’siz Napoli, Gaitan’sız Benfica, eski gücünden uzak Dinamo, Beşiktaş’ın baş edebileceği rakipler. Hücum hattının kuvvetiyle Napoli’yi biraz daha önde görsem de dört takımın da dengeli dağıldığı bu grupta sıralamayı esas olarak takımların maç günlerindeki konsantrasyon düzeyi belirleyecektir. Bu gruptaki dört takımın da Kupa 1’e liglerinden direkt katılım gösterdiği detayını ayrıca belirtelim.

Az önce Beşiktaş’tan bahsederken C Grubu’na hafifçe değinmiştik. Aslında bu grupta fazla sözü uzatmaya gerek yok. Barcelona, Manchester City, Borussia Mönchengladbach ve Celtic’in bulunduğu grupta ilk iki sırayı alacak takımlar, benim diye bağırıyor zaten.

Celtic

Celtic’in mevcut kadro kalitesi ve Beerşeva’yı saf dışı bırakmasına rağmen elemelerdeki performansını göz önünde bulundurursak, bu gruptan Avrupa yolculuğuna devam etmesi bana göre büyük sürpriz olur. (Her ne kadar kendi liginin yıllardır “kralı” olsa da.) Forvette Moussa Dembele’yle birlikte “bizim çocuk” Nadir Çiftçi, Celtic’in en büyük silahları. Borussia Mönchengladbach ise geçen sene Andre Schubert’i takımın başına geçirdikten sonra çıkışa geçmiş ve Bundesliga’da sezon sonunda dördüncülük koltuğuna oturmayı başarmıştı. Yıldızları Granit Xhaka’yı 35 milyon €’ya Arsenal’e göndermeleri takımda illa ki güç kaybına yol açacaktır ama geriye kalan kadrosu, hâlâ kesinlikle Celtic’e göre üst düzeyde. Hazard kardeşlerin ortancası Thorgan Hazard ve kaptan Lars Stindl forvette, kurdukları üçgenin Xhaka köşesi artık gitmiş olsa da, tehlikeli oyuncular. İki senedir kiralık oynayan defansif orta saha Christoph Kramer de artık tapulu olarak M’Gladbach oyuncusu. (Kramer’i çoğu futbolsever 2014 Dünya Kupası finalinde hafızasını yitirip hakeme “maç kaç kaç” sorusunu soran oyuncu olarak hatırlayacaktır.)

Borussia Mönchengladbach

Borussia Mönchengladbach, iyi bir kadroya ve Bundesliga takımı olma özelliğine sahip olarak, başka bir grupta son 16 için bilet kovalayabilirdi. Ama onlar için bu grupta, bu durum gerçekten çok zor.

Barcelona ve Manchester City, sırf isimleriyle ve takımlarıyla bile bu grubun net olarak ilk iki adayları. Bu grupta kimin Kupa 1’e, Kupa 2’ye veya evine devam edeceğinden çok daha fazla, bu iki takımdan hangisinin grup lideri olarak son 16’ya kalacağı benim için merak konusu.

Barcelona - Manchester City

Barcelona ilk etapta liderlik koltuğu için net favori gözüküyor. Ama Şampiyonlar Ligi’nde zaten son 16’ya çıkacağını düşünerek, grup maçları esnasında “ben hele şu La Liga’yı bir garanti altına alayım” diyerek Kupa 1 maçlarında rehavete düşerse City’nin liderlik koltuğu şansı pek de az değil. (İlk yarıdaki “El Classico” ile Barcelona’nın son Mönchengladbach maçları arasında 3 gün olduğunu belirtelim.) Zira Manchester City ve Guardiola, Şampiyonlar Ligi’nde rehavete kapılmayacaktır. Pellegrini’den sonra Pep Guardiola’nın başa gelmesi, üstüne üstlük son derece muazzam kadrosuna forvet arkası İlkay Gündoğan, forvet Leroy Sane ve sağ bek John Stones transferleriyle Manchester City’nin sermayedarları hiç şüphesiz bu sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hayalleri kuruyorlardır. Barcelona için zaten söze bile gerek yok. (Yazar, burada asla sorumluluğundan kaçmamakta, Barcelona’nın herkesçe bilinen taraflarına vurgu yapmaktadır!) Ama “sen illa ki bahset, heyecanlı oluyor” diyorsanız, MSN yine ön üçlü olarak rakip teknik direktörlerin (Guardiola bile olsa) Kupa 1’de uykusunu kaçıracaktır. Neymar’ın dönüşüyle ilk 11’de biraz daha az süre bulacak olsa da yıldızımız Arda’nın ben Kupa 1 maçlarında gerek ön üçlüde (şimdiki yerinde olduğu gibi), gerekse orta üçlüde daha fazla süre bulacağını düşünüyorum. Ama ilerleyen turlarda ne kadar süre alır, Arda sene içerisinde performansını nasıl devam ettirir, ona göre yeni gelişmelere şahit olacağız. Barcelona'dan Manchester City'ye transfer olan kaleci Claudio Bravo ise Barça - City maçlarının enteresan bir figürü olacak.

Az önce Beşiktaş’tan bahsederken C Grubu’na hafifçe değinmiştik. Aslında bu grupta fazla sözü uzatmaya gerek yok. Barcelona, Manchester City, Borussia Mönchengladbach ve Celtic’in bulunduğu grupta ilk iki sırayı alacak takımlar, benim diye bağırıyor zaten.

Celtic

Celtic’in mevcut kadro kalitesi ve Beerşeva’yı saf dışı bırakmasına rağmen elemelerdeki performansını göz önünde bulundurursak, bu gruptan Avrupa yolculuğuna devam etmesi bana göre büyük sürpriz olur. (Her ne kadar kendi liginin yıllardır “kralı” olsa da.) Forvette Moussa Dembele’yle birlikte “bizim çocuk” Nadir Çiftçi, Celtic’in en büyük silahları. Borussia Mönchengladbach ise geçen sene Andre Schubert’i takımın başına geçirdikten sonra çıkışa geçmiş ve Bundesliga’da sezon sonunda dördüncülük koltuğuna oturmayı başarmıştı. Yıldızları Granit Xhaka’yı 35 milyon €’ya Arsenal’e göndermeleri takımda illa ki güç kaybına yol açacaktır ama geriye kalan kadrosu, hâlâ kesinlikle Celtic’e göre üst düzeyde. Hazard kardeşlerin ortancası Thorgan Hazard ve kaptan Lars Stindl forvette, kurdukları üçgenin Xhaka köşesi artık gitmiş olsa da, tehlikeli oyuncular. İki senedir kiralık oynayan defansif orta saha Christoph Kramer de artık tapulu olarak M’Gladbach oyuncusu. (Kramer’i çoğu futbolsever 2014 Dünya Kupası finalinde hafızasını yitirip hakeme “maç kaç kaç” sorusunu soran oyuncu olarak hatırlayacaktır.)

Borussia Mönchengladbach

Borussia Mönchengladbach, iyi bir kadroya ve Bundesliga takımı olma özelliğine sahip olarak, başka bir grupta son 16 için bilet kovalayabilirdi. Ama onlar için bu grupta, bu durum gerçekten çok zor.

Barcelona ve Manchester City, sırf isimleriyle ve takımlarıyla bile bu grubun net olarak ilk iki adayları. Bu grupta kimin Kupa 1’e, Kupa 2’ye veya evine devam edeceğinden çok daha fazla, bu iki takımdan hangisinin grup lideri olarak son 16’ya kalacağı benim için merak konusu.

Barcelona - Manchester City

Barcelona ilk etapta liderlik koltuğu için net favori gözüküyor. Ama Şampiyonlar Ligi’nde zaten son 16’ya çıkacağını düşünerek, grup maçları esnasında “ben hele şu La Liga’yı bir garanti altına alayım” diyerek Kupa 1 maçlarında rehavete düşerse City’nin liderlik koltuğu şansı pek de az değil. (İlk yarıdaki “El Classico” ile Barcelona’nın son Mönchengladbach maçları arasında 3 gün olduğunu belirtelim.) Zira Manchester City ve Guardiola, Şampiyonlar Ligi’nde rehavete kapılmayacaktır. Pellegrini’den sonra Pep Guardiola’nın başa gelmesi, üstüne üstlük son derece muazzam kadrosuna forvet arkası İlkay Gündoğan, forvet Leroy Sane ve sağ bek John Stones transferleriyle Manchester City’nin sermayedarları hiç şüphesiz bu sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hayalleri kuruyorlardır. Barcelona için zaten söze bile gerek yok. (Yazar, burada asla sorumluluğundan kaçmamakta, Barcelona’nın herkesçe bilinen taraflarına vurgu yapmaktadır!) Ama “sen illa ki bahset, heyecanlı oluyor” diyorsanız, MSN yine ön üçlü olarak rakip teknik direktörlerin (Guardiola bile olsa) Kupa 1’de uykusunu kaçıracaktır. Neymar’ın dönüşüyle ilk 11’de biraz daha az süre bulacak olsa da yıldızımız Arda’nın ben Kupa 1 maçlarında gerek ön üçlüde (şimdiki yerinde olduğu gibi), gerekse orta üçlüde daha fazla süre bulacağını düşünüyorum. Ama ilerleyen turlarda ne kadar süre alır, Arda sene içerisinde performansını nasıl devam ettirir, ona göre yeni gelişmelere şahit olacağız. Barcelona'dan Manchester City'ye transfer olan kaleci Claudio Bravo ise Barça - City maçlarının enteresan bir figürü olacak.

Bayern Münih

D Grubu ise işlerin önceden kestirildiği gruplardan bir tanesi. Bayern Münih ve Atletico Madrid, bu grupta son 16 için çok net favoriler. Zaten herkesçe malum, “oturmuş” kavramını en dibine kadar hak eden bir kadroya sahip Bayern Münih, bunların üstüne iki tane de kilit oyuncu transferi yaparak gücünü katmerlemiş durumda. Portekiz’e Euro 2016 kupasını getiren baş aktörlerden Renato Sanchez’i Benfica’dan, Almanya’ya 2014 Dünya Kupası’nı getirmiş olan baş aktörlerden Mats Hummels’i de ezeli rakip Dortmund’dan kadroya katmış durumdalar. Bu iki oyuncunun, birbiriyle kontağını artık ezbere kurmuş ve hem disiplin, hem teknik olarak tavan özellikler gösteren Bayern Münih kadrosunda sırıtmayacaklarını düşünüyorum. Bayern için her şey olumlu olarak gözükse de iki soru işareti var. Birincisi Mario Götze’nin Dortmund’a gidişi. Her ne kadar bu transfer biraz Dortmund’la takas maiyetinde bir anlaşma olsa (Dortmund 38-26 = 12 milyon € kârda) ve Götze “3 yıl önce Bayern’e geldiğim için çok pişmandım” şeklinde bir “dönüş” ortaya koysa da Mario Götze ileriye dönük orta saha olarak kadroda kesinlikle bir kayıp. İkincisi ise Guardiola yerine Ancelotti’nin gelişi. Ancelotti'nin çoktan kendini kanıtlamış bir teknik adam olduğu aşikar ama son yıllardaki düşük formu ve Bayern’i gerçekten “takım gibi takım” haline getiren Guardiola’dan sonra oyun seviyesini koruyabileceği yönündeki soru işaretleri -en azından bende- merak konusu. Yine de her şekilde Bayern Münih, bu gruptan elini kolunu sallayarak son 16’ya yükselecektir.

Atletico Madrid

Yalnız liderlik koltuğu için Atletico’nun gerisinde kalma ihtimalleri az değil. Geçen sene Milano’daki finalde penaltılarla kupayı yitiren Simeone’nin askerleri, bu sene hemen hemen takım kadrosunda kayıp vermeden yollarına devam ediyorlar. Üstüne üstlük, Benfica’dan Nico Gaitan’ı ve Sevilla’nın geçen sene Kupa 2’deki yıldızı Gameiro’yu aralarına kattılar. La Liga’daki ilk iki maçlarında iki beraberlik alarak sezona kötü bir başlangıç yapsalar da Diego Simeone, özellikle Bayern maçlarında takım konsantrasyonunu en üst düzeye çıkaracaktır. Takvimin 2. ve 6. haftalarında oynanacak Bayern - Atletico maçları şimdiden bizleri heyecanlandırıyor. Özellikle son hafta Münih’te oynanacak maç, liderliği belirleyen karşılaşma olabilir.

PSV Eindhoven - Rostov

Liderlik için yarışacak Bayern ve Atletico’nun yanı sıra, bu grupta üçüncülük için de bir rekabet izleyeceğiz diye düşünüyorum. Zira PSV Eindhoven ile bu arenada ilk defa sahne alacak olan Rostov takımları form olarak birbirinden pek uzakta ekipler değiller. Geçen sene Eredivisie’de Ajax'ı kılpayı şampiyon olan PSV takımı, geçen sene Atletico ile son 16 turunda karşılaşmış ve 0-0 biten iki maçın ardından penaltılarla çeyrek final biletini rakibine kaptırmıştı. Geçen sene Şampiyonlar Ligi macerasını bir Atletico maçıyla kapayan PSV, bu sene yine bir Atletico maçıyla Kupa 1 maçlarına başlıyor. PSV yöneticileri bu sene Philip Cocu’nun takımına güveniyor olacak ki, pek fazla transfer yapmadılar. Wolfsburg’a giden Jeffrey Bruma’nın yerine Stuttgart’tan alınan Daniel Schwaab, ileride Narsingh ile birlikte uyumlu bir görüntü verecek mi göreceğiz. Geçen sene son 16 maçlarında Atletico’ya karşı dirençli bir görüntü verse de, ben PSV’nin uzun soluklu grup maçlarında Atletico’ya karşı dezavantajlı olduğunu düşünüyorum.

Rus takımı Rostov ise, play-off turunda PSV’nin hemşehrisi Ajax’ı adeta “sürklase” ederek ismini grup aşamasına yazdırdı. Sırf Ajax’ı 4-1 yenerek Kupa 1’e kalifiye olması bile, PSV’yi geride bırakacak güce sahip olduğunu bize gösteriyor. İranlı forvet Serdar Azmoun, Rostov’da bu sene dikkatle izlenilmesi gereken bir oyuncu. Şahsen bu takımla ilgili en üzüldüğüm nokta, bizim de yakından tanıdığımız Hırvat kaleci Pletikosa’nın, yıllarca bu takımın kalede kahrını çekip de Rostov’la Şampiyonlar Ligi heyecanı yaşayamayacak oluşu. Geçen senenin Rusya Premier Ligi ikincisi Rostov, PSV ile oynayacağı kilit maçlara dikkatli hazırlanacaktır. Benim düşüncem PSV bir adım önde de olsa, bu grupta PSV ile Rostov arasında bir üçüncülük yarışı izleyeceğiz.

Bayern Münih

D Grubu ise işlerin önceden kestirildiği gruplardan bir tanesi. Bayern Münih ve Atletico Madrid, bu grupta son 16 için çok net favoriler. Zaten herkesçe malum, “oturmuş” kavramını en dibine kadar hak eden bir kadroya sahip Bayern Münih, bunların üstüne iki tane de kilit oyuncu transferi yaparak gücünü katmerlemiş durumda. Portekiz’e Euro 2016 kupasını getiren baş aktörlerden Renato Sanchez’i Benfica’dan, Almanya’ya 2014 Dünya Kupası’nı getirmiş olan baş aktörlerden Mats Hummels’i de ezeli rakip Dortmund’dan kadroya katmış durumdalar. Bu iki oyuncunun, birbiriyle kontağını artık ezbere kurmuş ve hem disiplin, hem teknik olarak tavan özellikler gösteren Bayern Münih kadrosunda sırıtmayacaklarını düşünüyorum. Bayern için her şey olumlu olarak gözükse de iki soru işareti var. Birincisi Mario Götze’nin Dortmund’a gidişi. Her ne kadar bu transfer biraz Dortmund’la takas maiyetinde bir anlaşma olsa (Dortmund 38-26 = 12 milyon € kârda) ve Götze “3 yıl önce Bayern’e geldiğim için çok pişmandım” şeklinde bir “dönüş” ortaya koysa da Mario Götze ileriye dönük orta saha olarak kadroda kesinlikle bir kayıp. İkincisi ise Guardiola yerine Ancelotti’nin gelişi. Ancelotti'nin çoktan kendini kanıtlamış bir teknik adam olduğu aşikar ama son yıllardaki düşük formu ve Bayern’i gerçekten “takım gibi takım” haline getiren Guardiola’dan sonra oyun seviyesini koruyabileceği yönündeki soru işaretleri -en azından bende- merak konusu. Yine de her şekilde Bayern Münih, bu gruptan elini kolunu sallayarak son 16’ya yükselecektir.

Atletico Madrid

Yalnız liderlik koltuğu için Atletico’nun gerisinde kalma ihtimalleri az değil. Geçen sene Milano’daki finalde penaltılarla kupayı yitiren Simeone’nin askerleri, bu sene hemen hemen takım kadrosunda kayıp vermeden yollarına devam ediyorlar. Üstüne üstlük, Benfica’dan Nico Gaitan’ı ve Sevilla’nın geçen sene Kupa 2’deki yıldızı Gameiro’yu aralarına kattılar. La Liga’daki ilk iki maçlarında iki beraberlik alarak sezona kötü bir başlangıç yapsalar da Diego Simeone, özellikle Bayern maçlarında takım konsantrasyonunu en üst düzeye çıkaracaktır. Takvimin 2. ve 6. haftalarında oynanacak Bayern - Atletico maçları şimdiden bizleri heyecanlandırıyor. Özellikle son hafta Münih’te oynanacak maç, liderliği belirleyen karşılaşma olabilir.

PSV Eindhoven - Rostov

Liderlik için yarışacak Bayern ve Atletico’nun yanı sıra, bu grupta üçüncülük için de bir rekabet izleyeceğiz diye düşünüyorum. Zira PSV Eindhoven ile bu arenada ilk defa sahne alacak olan Rostov takımları form olarak birbirinden pek uzakta ekipler değiller. Geçen sene Eredivisie’de Ajax'ı kılpayı şampiyon olan PSV takımı, geçen sene Atletico ile son 16 turunda karşılaşmış ve 0-0 biten iki maçın ardından penaltılarla çeyrek final biletini rakibine kaptırmıştı. Geçen sene Şampiyonlar Ligi macerasını bir Atletico maçıyla kapayan PSV, bu sene yine bir Atletico maçıyla Kupa 1 maçlarına başlıyor. PSV yöneticileri bu sene Philip Cocu’nun takımına güveniyor olacak ki, pek fazla transfer yapmadılar. Wolfsburg’a giden Jeffrey Bruma’nın yerine Stuttgart’tan alınan Daniel Schwaab, ileride Narsingh ile birlikte uyumlu bir görüntü verecek mi göreceğiz. Geçen sene son 16 maçlarında Atletico’ya karşı dirençli bir görüntü verse de, ben PSV’nin uzun soluklu grup maçlarında Atletico’ya karşı dezavantajlı olduğunu düşünüyorum.

Rus takımı Rostov ise, play-off turunda PSV’nin hemşehrisi Ajax’ı adeta “sürklase” ederek ismini grup aşamasına yazdırdı. Sırf Ajax’ı 4-1 yenerek Kupa 1’e kalifiye olması bile, PSV’yi geride bırakacak güce sahip olduğunu bize gösteriyor. İranlı forvet Serdar Azmoun, Rostov’da bu sene dikkatle izlenilmesi gereken bir oyuncu. Şahsen bu takımla ilgili en üzüldüğüm nokta, bizim de yakından tanıdığımız Hırvat kaleci Pletikosa’nın, yıllarca bu takımın kalede kahrını çekip de Rostov’la Şampiyonlar Ligi heyecanı yaşayamayacak oluşu. Geçen senenin Rusya Premier Ligi ikincisi Rostov, PSV ile oynayacağı kilit maçlara dikkatli hazırlanacaktır. Benim düşüncem PSV bir adım önde de olsa, bu grupta PSV ile Rostov arasında bir üçüncülük yarışı izleyeceğiz.

A, B, C ve D gruplarını uzun bir yazı neticesinde değerlendirdik. Umarım sizlere keyif veren bir yazı olmuştur. Bu gruplarda oynanacak maçları ve tarihlerini aşağıdaki çizelgede görebilirsiniz. E, F, G ve H gruplarını değerlendirdiğimiz yazıda görüşmek üzere.


A, B, C ve D gruplarını uzun bir yazı neticesinde değerlendirdik. Umarım sizlere keyif veren bir yazı olmuştur. Bu gruplarda oynanacak maçları ve tarihlerini aşağıdaki çizelgede görebilirsiniz. E, F, G ve H gruplarını değerlendirdiğimiz yazıda görüşmek üzere.


(Yazıdaki tüm görseller, UEFA Şampiyonlar Ligi'nin resmi twitter adresi @ChampionsLeague'den alınmıştır.)

(Yazıdaki tüm görseller, UEFA Şampiyonlar Ligi'nin resmi twitter adresi @ChampionsLeague'den alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.