Daralma Hali ve Sonrası

Alican Arıcan 27.10.2016

Hani bu ülkede hiçbir şey değişmiyor diye celalleniyoruz ya zaman zaman, aslında değişen şeyler var.

Daralma Hali ve Sonrası

Bizim lise, ismi kısaldığında kitleleri peşinden sürükleyecek bir karizmaya sahip değildi. Ben kız meslek lisesi mezunuyum. Okuldaki erkeklerin “kız meslek lisesinden mezun olma” problemleri bizden sonra değişti.

Elbette bir şeyler değişiyor!

Hani bu ülkede hiçbir şey değişmiyor diye celalleniyoruz ya zaman zaman. Hayır, değişti. Artık o liseden mezun olan erkekler, kız meslek lisesinden mezun olmuyor. Bu mühim problem ortadan kalktı. Sebep olanlara teşekkür ediyorum. Peki biz o şekilde mezun olduk da ne değişti? Hiçbir şey değişmedi. İnsanlar yine aynı. Bizler de yine aynıyız. Arkadaşlar olarak birbirimize benzerlik gösteriyoruz. Başka isim ve cisimlerle yaşıyoruz. Başka hayatlarımız var gibi davranıyoruz. Fakat aynıyız. En acısı da ne biliyor musun? İsot demek isterdim ama değil. Aksine, en acısı Trinidad Moruga Akrebi biberleriymiş. Peki ben bunu nereden öğrendim? Elbette SEO hakkında doğru işlemlerin yapıldığı bir web sitesinden öğrendim. Başlık aynen şöyleydi: İşte dünyanın en acı biberi!

Ne kadar da doğru bir SEO yaklaşımı bu. SEO nedir diye merak ediyorsan kaynak araştırmana gerek yok. SEO, bana göre her şeyin doğru yapıldığı andır. Mesela iyi yetiştirilmiş bir çocuk, iyi SEO’cular tarafından yetiştirilmiştir. Çünkü sen o çocuğun iyi yetiştirilip yetiştirilmediğini basit hareketlerle anlarsın. Mesela adını sorarsın. Çocuk sana direkt olarak adını söylerse o çocuk, doğru bir çocuktur. Eğer çocuk sana direkt olarak adını söylemezse o işte bir SEO yaklaşımı hatası vardır. Bu hata uzun vadede ciddi rahatsızlıklara sebep olabilir. Şu anda benim konuyu iyice dağıtarak yaptığım gibi belki de.

İnsanlar okumuyor!

Geçtiğimiz günlerde, benim de içinde onlarca insanla birlikte yolculuk ettiğim bir metro vagonunda üniversiteli bir kardeşim toplumumuz hakkında bazı değerlendirmelerde bulundu. Esasında kulak falan kabartmamıştım. Sadece biraz abartmıştım. Neyse, genç kardeşim toplumun okumadığını söylüyordu yanındaki arkadaşına. Yanındaki arkadaşı ise onu sadece kafasını sallayarak onaylıyordu. Genç, bir süre sonra arkadaşı tarafından bu şekilde onaylanmayı içine sindiremedi. Ve metrodan indi. Şaka şaka muhtemelen gideceği yere gitti. Zaten arkadaşı da yanında gitti. Muhtemelen birlikte aynı yere gidiyorlardı. Zaten arkadaşlıklar da böyledir. Birlikte aynı yerlere gider, aynı muhabbetlerden zevk alır, aynı içkileri içer, aynı şeylere üzülür ve sevinirler. Sizin böyle bir hayatınız yoksa SEO değerlerinize baktırmanızı öneririm. Aranmıyor, arandığınızda da bulunmuyorsunuzdur.

Elbette böyle ciddi bir problem var. Aradığımızda ulaşamadığımız arkadaşlarımız var. Onlar samimiyetle ulaşılmazlar. Ancak onlara küfür içeren bir mesaj göndermeniz gerekir. Bir süre sonra ondan da yılarsınız ve bu arkadaşlığın peşini bırakırsınız. Çünkü artık saçlarınız beyazlamaya başlamıştır ve bunun sebebi kolonya falan değildir. Düpedüz hayattır.

Devrik cümleleriniz başınıza bela açabilir!

Ayı çıkabilir, taş düşebilir. Şaka şaka bunların hiçbiri şehir hayatında başınıza gelmez. Çünkü kimse sizin cümlelerinizi dinlemez. Sırf minibüs şoföründen azar işitmemek için cebinizde uzun uzun bozuk para ararsınız. Ve ilginçtir, tüm iyi niyetinizle gerçekleştirdiğiniz aramalar sonuç verir. Bozuk paralar denkleştirilir. Peki ne olur? Siz parayı uzatırsınız. Amacınız o para karşılığında Beşiktaş’a gitmektir. Omzuna dokunduğunuz o kişi size döner. Ters ters bakar. “Ben muavin miyim?” diye sorar. Bu soru, o an sorulması gereken çok ciddi ve doğru bir sorudur. Hakikaten, o kişi muavin midir? Değildir elbette. Hatta o kişi muavin olmayı hiç istememiştir. O kişi sizin yüzünüzden muavin olmuştur. Artık geri kalan ömrünü, sizin bu iğrenç ve düşüncesiz hareketiniz sebebiyle mavi renkli bir minibüsün içinde muavin olarak geçirecektir.

Yıllar yıllar evveldi. Ortaokul sıralarındaydım. Ve yine okumaktan, bilgiye ulaşmaktan, bilgiyle benim aramda köprü olan her şeyden nefret ediyordum. Nefret etmenin de bir duygu olduğunu anladığımda üzüntüm ikiye katlandı. Nefret etmek için bile önemsemek gerekiyormuş. Meğerse ben okumayı hep önemsemişim aslında. Daha ilkokul sıralarında azarını işittiğim Aslan Kral kitapçığımın şokunu üzerimden atamamışken, ortaokuldaki edebiyat hocamdan müthiş bir şey duymuştum. Hocam şunu demişti; “Bir dakika öncesi bile geçmiştir çocuklar. Geride bıraktığımız dakikalar aslında geçmişimizde kalan zamanlardır.” Müthişti bu laf. Acayip üzülmüştüm. Belki de bu kadar üzülmemem gerekiyordu ama elimde değildi be kardeşim! Hayvan gibi üzülüyordum işte. Düşünsene, evden çıktım, okula geldim. Oha be! Hepsi geçmişte kalmış. Ben de geçmişi o ana kadar geçen sene falan zannediyordum. Okuldan eve döndüğümde de okulda olan her şey delicesine geçmişte kalmış olacaktı. Bu nasıl bir laftı! Ah be hocam…ah beee! Geçmişimle yaşamayı öğrenmiştim. Artık kesinlikle saat takmıyorum, telefonun saatini de başka bir ülkenin saatine göre ayarladım. Benim için geçmiş diye bir şey yok artık. Doğduğum gün gibi yaşıyorum her günümü.

Fatih Terim futbolu ne zaman bırakacak?

Son iki haftadır bu sorunun cevabını vermeye çalışıyorum kendime. Yüzüm kızarıyor, dilim dönmüyor bu cevabı vermeye. Saçlarımı uzatıp Emre Mor gibi kestirmeyi düşlüyorum bir süre. Sonra ondan da vazgeçiyorum. Ne saçma bir hayal peşinde hayal ediyorum kendimi. İşte buna çok kızıyorum. Fatih Terim futbolu bırakırsa söz veriyorum ona çok güzel bakacağım. Futbolla yatıp kalkan bir memleket değiliz ne yazık ki. Çünkü futbol Fatih Terim’in ellerinde.

Nadiren sokağa çıkıyorum. İnsan içine karışıyorum. Buna pek karışmak denmese de ben öyle zannediyorum. Ve her defasında şu oluyor; sıkılıyorum. Acilen toparlanmam gerektiğini düşünüyorum. Nasıl olacak onu da bilmiyorum. Sanki daral gelmiş gibi hissediyorum. İnsanların attığı linklerle ilgilenmemeye çalışıyorum. Daha ziyade hayvanların attığı linkleri önemsiyorum. Neticede bizi biz gibi algılamayan bir canlının dünyası daha eğlencelidir. İnsan insanı güzel görmüyor ki kardeşim. İnsan insana gözü gibi bakamıyor. İnsan insanı yok etmeye meyilli. Ne hikmetse, insan ancak can acıtmaya yarıyor. Kimle konuşsam, konu “İstanbul’da yaşanmaz eaaabi” ara başlığına geliyor. İçimden aynen şunları diyorum: “Senin gibi düşünen 100 bin kişi dünyanın en yaşanacak yerine gitse orada da yaşanmaz.” Dışımdan da “Aynen abi İstanbul benden büyük, onunla başa çıkamam, küçücük ellerimle seni geri alamam” diyorum. Karşımdaki şaşırıyor, afallıyor, FM’deki transferlerinden bahsediyor. Konuyu değiştirmeye çalışıyor. Akıllı telefonundan akıl istiyor. Resmen telefonuna danışıyor lan adam ehehehehe

Neyse efendiler, içim daralmışken paylaşmak istedim.

Veli Kavlak ne zamandır oynamıyor. Tolga Karel inatla borç takıyor. Tarkan evlendiğinden beri kimse albüm satamıyor. O ses harbiden Türkiye’den mi geliyor?

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.