Bütün Şeflere Ölüm!

Oğuz Taktak 11.05.2016

Bernard Loiseau, Homaro Cantu, şimdi de dünyanın en iyi şefi Benoit Violier. Peki, bu şefler neden gözlerini kırpmadan canlarına kıyıyorlar?

Bazı insanların hayatlarına dair şeyler okuyacaksınız birazdan. Genelde güzel başlayan ama hiçbirinin mutlu bitmediği hikayeler bunlar. Bernard Loiseau ile başlayalım.

Bernard Loiseau

Kendisi Nouvelle Cuisine (Yeni Mutfak) akımının öncülerinden biriydi. Nouvelle Cuisine akımı da yemeğin sunumuna özel ihtimam gösteren bir tarz oluyor. Yemekte minimalizm, yemek ile sanatın birleşimi. Ama bizim memlekette bu sanat “dişimin kovuğuna sığmadı” diye tabir ediliyor.

Bernard Loiseau, 1991 yılından beri 3 Michelin Yıldızlı La Cote’dOr isimli restoranın sahibiydi. Ancak bir süre sonra işler kötü gitmeye başladı. Gault Millau da Bernard’ın 19/20 olan notunu 17/20’ye düşürdü. Bunun üzerine sahip olduğu 3 Michelin Yıldızı’ndan birisinin geri alınacağı haberleri dolaşmaya başladı.

Sanatçı insan hassas olur. Bir gün av tüfeğini çenesinin altına dayadı ve intihar etti. Ardında eşini ve küçük yaştaki iki çocuğunu da bırakarak.

Homaro Cantu

En saygı duyulası şeflerden biri. Homaro Cantu, mutfağını aynı zamanda laboratuvar olarak kullanan bir şefti. Soya lifinden kağıtlara yenilebilir mürekkeple basılmış menüler ve bunları yemek olarak müşterilere sunmak? Soğukları sıvı nitrojenle küçültmek? Evet, hepsi Homaro Cantu’nun fikirleri ve icatları. İnanılmaz biri.

Bir gün, kendisine ait olan, Chicago’da bulunan ve henüz açmadığı gastro-pub’ında ölü bedeni bulundu. Cantu kendini asmıştı. İntiharına dair ne bir not vardı ne de başka bir şey. Tek bilinen şey, ölümünden önceki son günlerinde çok stresli olduğuydu.

Gordon Ramsey’nin sunduğu programlara katılan şefler

Bu adamı hatırlarsınız. Meşhur bir şeftir. Kitchen Nightmares isimli programında batmakta olan restoranların mutfaklarını düzenler, restoranı adam eder ve yeniden yaratırdı. İzlediğinizde “ne pis bi’ herif bu” diye düşündüğünüz zamanlar kesin olmuştur. Önüne geleni kovar, aşağılar, bağırır çağırırdı. İki kelimesinden biri “fuck”tı.

İşte bu show’a katılan Joseph Cerniglia.

Gordon Ramsey’nin onun yemeklerini hem sıkıcı hem de tatsız tuzsuz bulduğunu söylemesinden sonra New York’taki George Washington Köprüsü’nden Hudson Nehri’ne atladı. Ölü bedenini nehirde buldular.

Yine Gordon Ramsey’nin programı olan Hell’s Kitchen’a katılan Rachel Brown da programdan sonra kendini vurarak intihar etti.



...ve Benoit Violier

Dünyanın en iyi restoranı olarak gösterilen Restaurant de l'Hotel de Ville in Crissie’in işletmeciliğini de yapan ve dünyanın en iyi şefi olarak kabul edilen ünlü Fransız şef Benoit Violier, evinde ölü bulundu. Üstelik kendini av tüfeğiyle vurarak intihar etmişti. Peki neden böyle bir şey yapmış olabilirdi? Dünya bu ölümü konuşurken ortaya bir sürü iddia atıldı.


Bazı haberlere göre şef Violier, babası ve ustasının peşpeşe ölmelerinden dolayı bunalıma girmişti. Bazı haberlere göre ise Violier’nin çok borcu olduğuydu.

Ancak bir iddia vardı ki, içlerinde bana en inandırıcı gelen oydu:
En iyi restoran seçilen işletmesinin standartlarının çok yüksek olmasıyla üzerindeki baskının arttığı ve sürekli bu tempoda çalışmanın üzerinde yarattığı strese dayanamadığıydı.

En iç burkan ve en inandırıcı neden bence buydu.

Çünkü kendimden biliyorum. Aşçılar haftanın neredeyse tamamını çalışarak geçiren, çalışma saatleri de oldukça uzun olan emekçilerdir. Aynı anda yemek bekleyen onlarca insana, yine aynı anda yemek yaptığınızı düşünün. O stresi hayal edebiliyor musunuz? Peki, şef olana dek yaşananlar? Mutfağa ilk girdiğinizde, önüne gelen sizi kalaylar. Bağırırlar, hırpalarlar, aşağılarlar. Aynı Gordon gibi. Salonun full olduğu bir cumartesi akşamı, haldır haldır çalışan Japon bir sushi şefinin ve ekibinin yanındaydım. Bana düşen iş bitmiş, belki ona yardım edebilirim diye etrafında dolanıyordum. Bana “Ne yapıyorsun burada?” dediğinde “İşim yok, belki yardım ederim size” dememle sushi bıçağını boğazıma dayaması bir olmuştu.

Mutfak böyledir. Hele hele işletmeciyseniz, şimdiden büyük geçmiş olsun. Yatırılan para, belki girilen yığınla borç, aylık masraflar, müşteri memnuniyeti derken, bir gecede saçlarınız beyazlayabiliyor. İşin sonunda kapıya kilit vurmak da var.

Anlayacağınız, işletmeci de olsanız, şef de olsanız üzerinizden ne stres, ne sıkıntı eksik oluyor. Günde 16-18 saat ayakta duran, haftada 1 gün olan izinlerini bile zaman zaman kullanamayan, aile yakınlarının ölmesini asla istemeyen ama illa öleceklerse de mümkün mertebe hafta sonu ölmemeleri için dua eden (çünkü cenazeye katılamayacak) insanları açık mutfaklarda haldır haldır çalışırken görebilirsiniz. Ama onlar ailelerini ne kadar görüyor, kendilerine ne kadar vakit ayırabiliyorlar merak ediyor musunuz?

Edin.
Biraz hüzünlü.

Şef Oğuz Taktak


Bazı insanların hayatlarına dair şeyler okuyacaksınız birazdan. Genelde güzel başlayan ama hiçbirinin mutlu bitmediği hikayeler bunlar. Bernard Loiseau ile başlayalım.

Bernard Loiseau

Kendisi Nouvelle Cuisine (Yeni Mutfak) akımının öncülerinden biriydi. Nouvelle Cuisine akımı da yemeğin sunumuna özel ihtimam gösteren bir tarz oluyor. Yemekte minimalizm, yemek ile sanatın birleşimi. Ama bizim memlekette bu sanat “dişimin kovuğuna sığmadı” diye tabir ediliyor.

Bernard Loiseau, 1991 yılından beri 3 Michelin Yıldızlı La Cote’dOr isimli restoranın sahibiydi. Ancak bir süre sonra işler kötü gitmeye başladı. Gault Millau da Bernard’ın 19/20 olan notunu 17/20’ye düşürdü. Bunun üzerine sahip olduğu 3 Michelin Yıldızı’ndan birisinin geri alınacağı haberleri dolaşmaya başladı.

Sanatçı insan hassas olur. Bir gün av tüfeğini çenesinin altına dayadı ve intihar etti. Ardında eşini ve küçük yaştaki iki çocuğunu da bırakarak.

Homaro Cantu

En saygı duyulası şeflerden biri. Homaro Cantu, mutfağını aynı zamanda laboratuvar olarak kullanan bir şefti. Soya lifinden kağıtlara yenilebilir mürekkeple basılmış menüler ve bunları yemek olarak müşterilere sunmak? Soğukları sıvı nitrojenle küçültmek? Evet, hepsi Homaro Cantu’nun fikirleri ve icatları. İnanılmaz biri.

Bir gün, kendisine ait olan, Chicago’da bulunan ve henüz açmadığı gastro-pub’ında ölü bedeni bulundu. Cantu kendini asmıştı. İntiharına dair ne bir not vardı ne de başka bir şey. Tek bilinen şey, ölümünden önceki son günlerinde çok stresli olduğuydu.

Gordon Ramsey’nin sunduğu programlara katılan şefler

Bu adamı hatırlarsınız. Meşhur bir şeftir. Kitchen Nightmares isimli programında batmakta olan restoranların mutfaklarını düzenler, restoranı adam eder ve yeniden yaratırdı. İzlediğinizde “ne pis bi’ herif bu” diye düşündüğünüz zamanlar kesin olmuştur. Önüne geleni kovar, aşağılar, bağırır çağırırdı. İki kelimesinden biri “fuck”tı.

İşte bu show’a katılan Joseph Cerniglia.

Gordon Ramsey’nin onun yemeklerini hem sıkıcı hem de tatsız tuzsuz bulduğunu söylemesinden sonra New York’taki George Washington Köprüsü’nden Hudson Nehri’ne atladı. Ölü bedenini nehirde buldular.

Yine Gordon Ramsey’nin programı olan Hell’s Kitchen’a katılan Rachel Brown da programdan sonra kendini vurarak intihar etti.



...ve Benoit Violier

Dünyanın en iyi restoranı olarak gösterilen Restaurant de l'Hotel de Ville in Crissie’in işletmeciliğini de yapan ve dünyanın en iyi şefi olarak kabul edilen ünlü Fransız şef Benoit Violier, evinde ölü bulundu. Üstelik kendini av tüfeğiyle vurarak intihar etmişti. Peki neden böyle bir şey yapmış olabilirdi? Dünya bu ölümü konuşurken ortaya bir sürü iddia atıldı.


Bazı haberlere göre şef Violier, babası ve ustasının peşpeşe ölmelerinden dolayı bunalıma girmişti. Bazı haberlere göre ise Violier’nin çok borcu olduğuydu.

Ancak bir iddia vardı ki, içlerinde bana en inandırıcı gelen oydu:
En iyi restoran seçilen işletmesinin standartlarının çok yüksek olmasıyla üzerindeki baskının arttığı ve sürekli bu tempoda çalışmanın üzerinde yarattığı strese dayanamadığıydı.

En iç burkan ve en inandırıcı neden bence buydu.

Çünkü kendimden biliyorum. Aşçılar haftanın neredeyse tamamını çalışarak geçiren, çalışma saatleri de oldukça uzun olan emekçilerdir. Aynı anda yemek bekleyen onlarca insana, yine aynı anda yemek yaptığınızı düşünün. O stresi hayal edebiliyor musunuz? Peki, şef olana dek yaşananlar? Mutfağa ilk girdiğinizde, önüne gelen sizi kalaylar. Bağırırlar, hırpalarlar, aşağılarlar. Aynı Gordon gibi. Salonun full olduğu bir cumartesi akşamı, haldır haldır çalışan Japon bir sushi şefinin ve ekibinin yanındaydım. Bana düşen iş bitmiş, belki ona yardım edebilirim diye etrafında dolanıyordum. Bana “Ne yapıyorsun burada?” dediğinde “İşim yok, belki yardım ederim size” dememle sushi bıçağını boğazıma dayaması bir olmuştu.

Mutfak böyledir. Hele hele işletmeciyseniz, şimdiden büyük geçmiş olsun. Yatırılan para, belki girilen yığınla borç, aylık masraflar, müşteri memnuniyeti derken, bir gecede saçlarınız beyazlayabiliyor. İşin sonunda kapıya kilit vurmak da var.

Anlayacağınız, işletmeci de olsanız, şef de olsanız üzerinizden ne stres, ne sıkıntı eksik oluyor. Günde 16-18 saat ayakta duran, haftada 1 gün olan izinlerini bile zaman zaman kullanamayan, aile yakınlarının ölmesini asla istemeyen ama illa öleceklerse de mümkün mertebe hafta sonu ölmemeleri için dua eden (çünkü cenazeye katılamayacak) insanları açık mutfaklarda haldır haldır çalışırken görebilirsiniz. Ama onlar ailelerini ne kadar görüyor, kendilerine ne kadar vakit ayırabiliyorlar merak ediyor musunuz?

Edin.
Biraz hüzünlü.

Şef Oğuz Taktak


Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.