Bu Ligin Üç De Düşeni Var

Alican Arıcan 12.05.2016

Lig bitimine 2 hafta kaldı. Şampiyon hemen hemen belli, ligin tepesinde iyi kötü herkes kasasını bir şekilde doldurup mutlu olabilecek sebeplere sahip.

Şampiyonluk yarışı güzel ama bu ligin bir de dramatik bir tarafı var; ligden düşenler!

Sezon başından bellidir 3 takımın ligden düşeceği. İşin heyecanlı kısmı, hangi 3 takımın ligden düşeceğinin belli olmamasıdır. Ligin son haftaları spor basını tarafından dramatik hale getirilir, bizlere öyle sunulur. Kaldı ki, olanların dramatikliği de bir gerçektir. 34 hafta sonunda çeşitli sebeplerden ligden düşüyor olmak, ligden düşen takımın değer kaybeden futbolcusu olmak, değer kaybeden bir futbol kulübü olmak, takımı ligden düşüren teknik ekip olmak, ligden düşen takımın taraftarı olmak taşıması zor bir yüktür.

Hele ki bizim gibi futbol konuşmayı spordan sayanların sayıca çok olduğu bir memlekette, bu hissiyatla yaşamak elbette zordur. Nasıl ki şampiyon olanla olmayanın üzerinden saatlerce konuşuluyorsa, ligden düşenler hakkında da konuşulur. Yok efendim yönetim hatası, teknik direktörün vizyonsuzluğu, deplasman formasındaki desenin takım üzerindeki olumsuz etkisi, taraftarın maçlara olan ilgisizliği, vb…


Sebepler bitmez, dertlerden konuşmaya ömür yetmez. Önümüzdeki sezonda kendilerini düzeltmezlerse ligden düşecek takımlar bile konuşulur. Kulüplerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, hangi pozisyonlara kimlerin getirilmesi gerektiğini tüm yorumcular bilir. Bazıları hakikaten bilirler, çünkü bu bozuk olduğunu düşündükleri yapının içinden gelmişlerdir.

Tabii tüm bu analizler yapılırken, işin insani tarafıyla ilgilenenler, sadece sahadan boynu bükük ayrılan futbolcuları ve teknik ekibi görür. Bu sahne gerçekten hüzünlüdür. Çünkü bu sahne sadece bir kaybedişi temsil etmez. Bu sahne aynı zamanda telafisi hemen mümkün olmayan bir kaybedişi de temsil eder.

Basın elbette şampiyonun hikayesinden bahseder. Zaten insanlar başarı hikayelerinden etkilenir. Şampiyon takımın koca bir sezon içinde yaşadığı kırılma anlarından bahsedilir mesela. Hangi maçın devre arasında nasıl gerilimler yaşandığından, hangi maçın sonunda tesislerde kutlama yapıldığından bahsedilmesi, hemen hemen herkesin ilgisini çeker. Bunlar bir yandan da işin magazinidir. Kullanılmak için güzel malzemelerdir.

Kaybeden tarafla ilgilenmek, kaybedenin de kıymetli olduğunu unutmamak, pek karşılığı olan bir durum değildir. Kaybedenin yüzüne bakılmaz. O zaten ligden düşmüştür ve artık aramızda değildir. Oradaki hüznün hikayesi pek de kimsenin ilgisini çekmez zaten. Halbuki kazanan kadar, kaybedenin yaptıkları da önemlidir. O hikayenin içinde de alınacak dersler, çıkarılacak sonuçlar vardır.

Belki de ülkemizdeki sporcu ve taraftarlık kültürünü bir adım öteye götürecek sebeplerden biri de kaybetmek üzerine kafa yormamızda gizlidir.

Sadece kazananları bir kenara yazan tarihe inat, kaybedenleri de bir kenara yazmaya ne dersiniz?


Alican Arıcan


Şampiyonluk yarışı güzel ama bu ligin bir de dramatik bir tarafı var; ligden düşenler!

Sezon başından bellidir 3 takımın ligden düşeceği. İşin heyecanlı kısmı, hangi 3 takımın ligden düşeceğinin belli olmamasıdır. Ligin son haftaları spor basını tarafından dramatik hale getirilir, bizlere öyle sunulur. Kaldı ki, olanların dramatikliği de bir gerçektir. 34 hafta sonunda çeşitli sebeplerden ligden düşüyor olmak, ligden düşen takımın değer kaybeden futbolcusu olmak, değer kaybeden bir futbol kulübü olmak, takımı ligden düşüren teknik ekip olmak, ligden düşen takımın taraftarı olmak taşıması zor bir yüktür.

Hele ki bizim gibi futbol konuşmayı spordan sayanların sayıca çok olduğu bir memlekette, bu hissiyatla yaşamak elbette zordur. Nasıl ki şampiyon olanla olmayanın üzerinden saatlerce konuşuluyorsa, ligden düşenler hakkında da konuşulur. Yok efendim yönetim hatası, teknik direktörün vizyonsuzluğu, deplasman formasındaki desenin takım üzerindeki olumsuz etkisi, taraftarın maçlara olan ilgisizliği, vb…


Sebepler bitmez, dertlerden konuşmaya ömür yetmez. Önümüzdeki sezonda kendilerini düzeltmezlerse ligden düşecek takımlar bile konuşulur. Kulüplerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, hangi pozisyonlara kimlerin getirilmesi gerektiğini tüm yorumcular bilir. Bazıları hakikaten bilirler, çünkü bu bozuk olduğunu düşündükleri yapının içinden gelmişlerdir.

Tabii tüm bu analizler yapılırken, işin insani tarafıyla ilgilenenler, sadece sahadan boynu bükük ayrılan futbolcuları ve teknik ekibi görür. Bu sahne gerçekten hüzünlüdür. Çünkü bu sahne sadece bir kaybedişi temsil etmez. Bu sahne aynı zamanda telafisi hemen mümkün olmayan bir kaybedişi de temsil eder.

Basın elbette şampiyonun hikayesinden bahseder. Zaten insanlar başarı hikayelerinden etkilenir. Şampiyon takımın koca bir sezon içinde yaşadığı kırılma anlarından bahsedilir mesela. Hangi maçın devre arasında nasıl gerilimler yaşandığından, hangi maçın sonunda tesislerde kutlama yapıldığından bahsedilmesi, hemen hemen herkesin ilgisini çeker. Bunlar bir yandan da işin magazinidir. Kullanılmak için güzel malzemelerdir.

Kaybeden tarafla ilgilenmek, kaybedenin de kıymetli olduğunu unutmamak, pek karşılığı olan bir durum değildir. Kaybedenin yüzüne bakılmaz. O zaten ligden düşmüştür ve artık aramızda değildir. Oradaki hüznün hikayesi pek de kimsenin ilgisini çekmez zaten. Halbuki kazanan kadar, kaybedenin yaptıkları da önemlidir. O hikayenin içinde de alınacak dersler, çıkarılacak sonuçlar vardır.

Belki de ülkemizdeki sporcu ve taraftarlık kültürünü bir adım öteye götürecek sebeplerden biri de kaybetmek üzerine kafa yormamızda gizlidir.

Sadece kazananları bir kenara yazan tarihe inat, kaybedenleri de bir kenara yazmaya ne dersiniz?


Alican Arıcan


Şampiyonluk yarışı güzel ama bu ligin bir de dramatik bir tarafı var; ligden düşenler!

Sezon başından bellidir 3 takımın ligden düşeceği. İşin heyecanlı kısmı, hangi 3 takımın ligden düşeceğinin belli olmamasıdır. Ligin son haftaları spor basını tarafından dramatik hale getirilir, bizlere öyle sunulur. Kaldı ki, olanların dramatikliği de bir gerçektir. 34 hafta sonunda çeşitli sebeplerden ligden düşüyor olmak, ligden düşen takımın değer kaybeden futbolcusu olmak, değer kaybeden bir futbol kulübü olmak, takımı ligden düşüren teknik ekip olmak, ligden düşen takımın taraftarı olmak taşıması zor bir yüktür.

Hele ki bizim gibi futbol konuşmayı spordan sayanların sayıca çok olduğu bir memlekette, bu hissiyatla yaşamak elbette zordur. Nasıl ki şampiyon olanla olmayanın üzerinden saatlerce konuşuluyorsa, ligden düşenler hakkında da konuşulur. Yok efendim yönetim hatası, teknik direktörün vizyonsuzluğu, deplasman formasındaki desenin takım üzerindeki olumsuz etkisi, taraftarın maçlara olan ilgisizliği, vb…


Sebepler bitmez, dertlerden konuşmaya ömür yetmez. Önümüzdeki sezonda kendilerini düzeltmezlerse ligden düşecek takımlar bile konuşulur. Kulüplerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, hangi pozisyonlara kimlerin getirilmesi gerektiğini tüm yorumcular bilir. Bazıları hakikaten bilirler, çünkü bu bozuk olduğunu düşündükleri yapının içinden gelmişlerdir.

Tabii tüm bu analizler yapılırken, işin insani tarafıyla ilgilenenler, sadece sahadan boynu bükük ayrılan futbolcuları ve teknik ekibi görür. Bu sahne gerçekten hüzünlüdür. Çünkü bu sahne sadece bir kaybedişi temsil etmez. Bu sahne aynı zamanda telafisi hemen mümkün olmayan bir kaybedişi de temsil eder.

Basın elbette şampiyonun hikayesinden bahseder. Zaten insanlar başarı hikayelerinden etkilenir. Şampiyon takımın koca bir sezon içinde yaşadığı kırılma anlarından bahsedilir mesela. Hangi maçın devre arasında nasıl gerilimler yaşandığından, hangi maçın sonunda tesislerde kutlama yapıldığından bahsedilmesi, hemen hemen herkesin ilgisini çeker. Bunlar bir yandan da işin magazinidir. Kullanılmak için güzel malzemelerdir.

Kaybeden tarafla ilgilenmek, kaybedenin de kıymetli olduğunu unutmamak, pek karşılığı olan bir durum değildir. Kaybedenin yüzüne bakılmaz. O zaten ligden düşmüştür ve artık aramızda değildir. Oradaki hüznün hikayesi pek de kimsenin ilgisini çekmez zaten. Halbuki kazanan kadar, kaybedenin yaptıkları da önemlidir. O hikayenin içinde de alınacak dersler, çıkarılacak sonuçlar vardır.

Belki de ülkemizdeki sporcu ve taraftarlık kültürünü bir adım öteye götürecek sebeplerden biri de kaybetmek üzerine kafa yormamızda gizlidir.

Sadece kazananları bir kenara yazan tarihe inat, kaybedenleri de bir kenara yazmaya ne dersiniz?


Alican Arıcan


Şampiyonluk yarışı güzel ama bu ligin bir de dramatik bir tarafı var; ligden düşenler!

Sezon başından bellidir 3 takımın ligden düşeceği. İşin heyecanlı kısmı, hangi 3 takımın ligden düşeceğinin belli olmamasıdır. Ligin son haftaları spor basını tarafından dramatik hale getirilir, bizlere öyle sunulur. Kaldı ki, olanların dramatikliği de bir gerçektir. 34 hafta sonunda çeşitli sebeplerden ligden düşüyor olmak, ligden düşen takımın değer kaybeden futbolcusu olmak, değer kaybeden bir futbol kulübü olmak, takımı ligden düşüren teknik ekip olmak, ligden düşen takımın taraftarı olmak taşıması zor bir yüktür.

Hele ki bizim gibi futbol konuşmayı spordan sayanların sayıca çok olduğu bir memlekette, bu hissiyatla yaşamak elbette zordur. Nasıl ki şampiyon olanla olmayanın üzerinden saatlerce konuşuluyorsa, ligden düşenler hakkında da konuşulur. Yok efendim yönetim hatası, teknik direktörün vizyonsuzluğu, deplasman formasındaki desenin takım üzerindeki olumsuz etkisi, taraftarın maçlara olan ilgisizliği, vb…


Sebepler bitmez, dertlerden konuşmaya ömür yetmez. Önümüzdeki sezonda kendilerini düzeltmezlerse ligden düşecek takımlar bile konuşulur. Kulüplerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, hangi pozisyonlara kimlerin getirilmesi gerektiğini tüm yorumcular bilir. Bazıları hakikaten bilirler, çünkü bu bozuk olduğunu düşündükleri yapının içinden gelmişlerdir.

Tabii tüm bu analizler yapılırken, işin insani tarafıyla ilgilenenler, sadece sahadan boynu bükük ayrılan futbolcuları ve teknik ekibi görür. Bu sahne gerçekten hüzünlüdür. Çünkü bu sahne sadece bir kaybedişi temsil etmez. Bu sahne aynı zamanda telafisi hemen mümkün olmayan bir kaybedişi de temsil eder.

Basın elbette şampiyonun hikayesinden bahseder. Zaten insanlar başarı hikayelerinden etkilenir. Şampiyon takımın koca bir sezon içinde yaşadığı kırılma anlarından bahsedilir mesela. Hangi maçın devre arasında nasıl gerilimler yaşandığından, hangi maçın sonunda tesislerde kutlama yapıldığından bahsedilmesi, hemen hemen herkesin ilgisini çeker. Bunlar bir yandan da işin magazinidir. Kullanılmak için güzel malzemelerdir.

Kaybeden tarafla ilgilenmek, kaybedenin de kıymetli olduğunu unutmamak, pek karşılığı olan bir durum değildir. Kaybedenin yüzüne bakılmaz. O zaten ligden düşmüştür ve artık aramızda değildir. Oradaki hüznün hikayesi pek de kimsenin ilgisini çekmez zaten. Halbuki kazanan kadar, kaybedenin yaptıkları da önemlidir. O hikayenin içinde de alınacak dersler, çıkarılacak sonuçlar vardır.

Belki de ülkemizdeki sporcu ve taraftarlık kültürünü bir adım öteye götürecek sebeplerden biri de kaybetmek üzerine kafa yormamızda gizlidir.

Sadece kazananları bir kenara yazan tarihe inat, kaybedenleri de bir kenara yazmaya ne dersiniz?


Alican Arıcan


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.