Bize 'Çim'ler Değil, 'Kır'lar Lazım

Yemyeşil bahçeler, uçsuz bucaksız parklar ve yol kenarlarındaki göz alabildiğine geniş alanların aslında bize hiçbir faydası yok!

İçinde yaşadığımız dev beton yığını şehirler, parklar, bahçeler, kavşaklar, kendi evlerimizin etrafları, tek tük bulabildiğimiz ağaçların dipleri yemyeşil çimenlerle kaplı. Yeşil renk bile bizi dinlendirmeye, elektriğimizi almaya yetiyor.

Fakat atladığımız ufak bir detay, doğayı en çok sevenimizin bile görmezden geldiği bir durum, dolaylı ya da direkt olarak hepimizin geleceğini olumsuz yönde etkiliyor.

İnsanoğlunu hepimiz tanıyoruz. Yaşam alanlarını nasıl dibine kadar, onu yok edene kadar sömürdüğünü de. Ama doğayla iç içe, onu destekler bir yaşam tarzını benimsemişlerimiz bile - en azından dünyadaki büyük çoğunluğu - kendine ait alanlardaki 'kır bitkileri'ni yok edip yerine çim denen otları yetiştiriyor.
Bize 'Çim'ler Değil, 'Kır'lar Lazım

Peki 'çim'le 'kır' arasında ne fark var ki? İkisi de yeşil işte. İkisi de büyüyor, çok büyürlerse kesiyoruz falan. İşte öyle değil o iş. Çim, 'steril' ve 'temiz' gözüken, bunu sağlamak için yüksek oranda kimyasallarla boğulmuş, uzun vadede toprağa ve çevreye hiçbir faydası olmayan bir nevi 'halı'. Bulduğumuz her alanda çim yetiştirdiğimizde toprak yeterince beslenemiyor, neredeyse hiç kökü olmayan çimlere tutunamıyor.

Bize 'Çim'ler Değil, 'Kır'lar Lazım

Üstelik bakımı, görünenin aksine, inanılmaz masraflı ve tehlikeli. Dünya üzerinde şu an -tahminen- 41 milyon dönüm çim alan var. Bu çim alanların sulanması için harcanan temiz suyun miktarını hesaplamaya ise hesap makineleri yetmez. Kabaca söylemek gerekirse, 1 dönüm çimi sulamak için harcadığımız suyla 3 dönüm mısır yetiştirebiliyoruz. Bir de kesilmeleri için ortaya çıkan koca koca elektrikli ve benzinli "çim biçme makineleri" var ki, onlar da tam evlere şenlik. Ürettikleri gürültü ve çevre kirliliği ile 'çim biçerken' doğaya verdikleri zarar, katkılarından çok daha fazla.

Ya"kır"? Kır, üzerinde envai çeşit bitki bulunduran doğal bir oluşum. Bahçe sahiplerinin "kötü ot" sınıfına sokup kökünden söküp attığı her bitki, her yeşillik aslında o toprağın tam ihtiyacı olan şeyleri barındırıyor. Doğal taşınmayla, rüzgarla, böcek ve kuşlarla taşınan her türlü tohum bu kırsal alanlarda kendi kendine yetişebiliyor, ekstra hiçbir bakım gerektirmiyor. Bitkilerin çoğunun uzun kökleri olduğundan dolayı toprak bu bitkilere tutunabiliyor, böylece toprak kayması ve heyelan oranı azalıyor. Kuruyanlar toprağa mineral sağlıyor, böylece sonraki baharda daha da güçlenerek büyüyor bu kırlar. Ayrıca bu yüksek orandaki kökler toprağın doğal "karbon filtresi" oluyor. Bu filtreden geçen su daha temiz, daha bir tatlış oluyor. İşte o "dağ suyu" denen şeyi yapan, bu minik bitkilerin birleşimi aslında.
Bize 'Çim'ler Değil, 'Kır'lar Lazım

Özetle biz aslında ellemezsek, doğayı gerçekten kendi haline bırakmayı becerebilirsek şuan bulunan çim alanların büyük çoğunluğu birkaç yıl içinde kendiliğinden 'kırsal alan'lara dönüşecek. Toprak kendini yenileyecek, güçlenecek. Doğa bizim onu sevmemizi, onunla ilgilenmemizi falan istemiyor aslında. Bize ihtiyacı yok. Ellemesek, sirkülasyonunu bozmasak yeter.

(Görseller temsilidir. Her kırsal alan bu şekilde çimçiçek olmayabilir.) Kaynak burasıdır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.