Bir Golcüden Daha Fazlası: Mario Gomez

Ertuğ Alagöz 23.05.2016

Gomez ve Beşiktaş'ın ilişkisi tek taraflı bir ilişki değildi. Zaten bu ilişkiyi bu kadar değerli kılan da bu oldu.

Geçen yılın oldukça sempatik ancak sonunu bir türlü getiremeyen takımı Beşiktaş'ın belki de en önemli oyuncusuydu Demba Ba. Adına şarkılar yapılmış, gelir gelmez Beşiktaş'ın en çok gol atan yabancılarından biri olmuş ve taraftarın "siyahi" forvet hasretini fazlasıyla dindiren bir fenomen haline gelmişti. Çocuklar bile onun şarkısını sayıklıyor ve birçok taraftarın en sevdiği, en güvendiği futbolcu haline geliyordu. Ancak Beşiktaş'ın UEFA yaptırımları onun kazandığı bonservis bedelinden fazla para harcayamamasını şart koşuyordu. Demba Ba'ya Çin'den gelen 13 milyon euro'luk teklif ise o şartlarda paha biçilemezdi. Bununla birlikte, Beşiktaş'ın son yıllarda Avrupa mecrasında başına gelmiş en güzel ikinci şey bence bu UEFA yaptırımı oldu (ilki tabii ki Liverpool zaferi). Beşiktaş'ı uzun süredir girmesi gereken yola zorla da olsa sokan bu yaptırıma ne kadar teşekkür etsek az. Ancak bu tabii ki başka bir yazının konusu. Sonuç olarak Demba Ba 13 milyon euro'ya Çin'in yolunu tutarken, taraftarı heyecanlı ve bir o kadar da gergin bir bekleyiş sardı. Acaba Demba Ba gibi hem fenomen haline gelen hem de üst düzey kalitede bir oyuncunun açığı kapanabilecek miydi? Yoksa Beşiktaş'ı tıpkı Almeida'lı yıllar gibi yıllar mı bekliyordu? Hatırlayacağınız gibi Almeida'lı yıllar, ömür kısaltan maçları ve pozisyonları barındıran, her karşı karşıya pozisyonda "Acaba bu sefer atacak mı?" diye yeni bir stres yaşattıran ve bu pozisyonların pek çoğunun sonucunun bünyede bir paket sigara etkisi yarattığı yıllardı. Kısacası geri dönülemezdi. Beşiktaş'ın hummalı arayışı ise sürüyordu.

Loïc Remy, Cissé, Van Persie, N'Doye derken Beşiktaş sonunda aradığı forveti bulmuş ve Mario Gomez'le anlaşmıştı. Ancak bu transfer pek çok kaşın kalkmasına sebep olmuştu. Zira Fiorentina'da geçirdiği iki sezon pek parlak sayılmazdı. Üstelik Beşiktaş için en sıkıntılı durumlardan biri olan sakatlık problemi Gomez'de bolca mevcuttu. Evet, geçmişi başarılarla dolu ve kaliteli bir golcüydü. Bundesliga gol krallığı bile vardı. Ancak iki senede geçirdiği sakatlıklar ve form durumu Demba Ba'dan sonrası için yeterli tatmini sağlamadı. Üstelik rakip Fenerbahçe ile girilen Van Persie yarışı sonunda bu yarış kaybedilmiş ve Van Persie gibi büyük bir isim Fenerbahçe'nin yolunu tutmuştu. Bütün bunlar Beşiktaşlıların bu transferi bir parça buruk karşılamasına sebep oldu. Yine de Mario Gomez büyük bir isimdi ve sağlıklı bir Gomez'in vaat ettiği şeyler çok fazlaydı. Herkes de bunun farkındaydı.


Evet kesinlikle gerçek bir “Spielführer!”

Sezon başlayıp ritmini bulduğunda çoktan 7 maçta 6 golün altına imzasını atmıştı. Üstelik bu 7 maçta Demba Ba'nın yapamadığını da yapmış, Fenerbahçe derbisinde iki gol birden atıp derbi kazandırmıştı. Artık o derbide attığı 2 golden sonra ise kimsenin Gomez'den şüphesi kalmamıştı. Gomez burada büyük işler yapacaktı. Sonu şampiyonluk olsa da, olmasa da.

Ancak o şampiyon olmaya kararlıydı. Attığı her golün ardından bireysel başarısına yönelik her soruya şampiyonluk kelimesiyle yanıt verirken, sahada da şampiyonluğu ne kadar istediğini her maç gösterdi. Beşiktaş'ın onun winner’lığına ihtiyacı vardı, onun da Beşiktaş'ın kulübü ve taraftarıyla ona olan güvenine. Kısacası Gomez ve Beşiktaş'ın ilişkisi tek taraflı bir ilişki değildi. Zaten bu ilişkiyi bu kadar değerli kılan da bu oldu.

Beşiktaş şampiyon, Gomez de gol kralı olurken, bu şampiyonluk 14 şampiyonluğun içinde en değerli 4-5 şampiyonluktan biri oldu. Tıpkı Oğuzhan Özyakup'un dediği gibi Beşiktaş "Feda Sezonu"ndan bu günlere gelmişti. Hepimiz gözümüzün önünde günbegün büyüyen bu çocukların bir gün kazanacaklarını zaten bildiğimiz kupayı kaldırışlarına şahitlik ettik. Bu pek başka bir duygu. Ancak bu seneki başarı Gomez olmadan gelir miydi? İşte bu, cevabı oldukça belli bir soru. Gomez Feda dönemi oluşturulmaya başlanan puzzle'ın en değerli parçalarından biri olurken, aynı zamanda puzzle'ı tamamlayan isim oldu. Attığı goller ve oynadığı futbol bir yana, saha içinde ve dışında takıma yaptığı liderlikle, gösterdiği profesyonellikle bu şampiyonlukta en büyük 4-5 pay sahibinden biri olan Gomez giderse ne olacağı ise büyük merak konusu. Şu anki durum ise gitme ihtimalinin hiç de az olmadığını bize gösteriyor.


Bilindiği üzere hafta içi yaptığı açıklamada Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için katılınmaması ve hedef konulması gerektiğine yönelik açıklamalar yapan Gomez, kadro kalitesinin ise bunun için yeterli olmadığını dürüstçe belirtti. Üstelik açıklamalarına şunu da ekledi: "Eğer kulübün Şampiyonlar Ligi hedefleri beni tatmin ederse kalma konusunda olumluyum. Ben bu takıma inanıyorum, ancak Şampiyonlar Ligi için belli bir yatırıma da ihtiyaç var." Bu açıklamalar oldukça tartışma yaratırken, iki taraftan da taraftar topladı. Kimileri Gomez'i yeniden var eden kulübün zaten Beşiktaş olduğunu, Gomez'in konuşmasının bunu göz ardı etmek olduğunu ve bunun biraz boyundan büyük bir söylem olduğunu belirttiler. Ancak bana kalırsa kazın ayağı öyle değil. Zira Mario Gomez dediğimizde, Beşiktaş'tan transfer teklifi aldığında paradan önce oturup Beşiktaş'ın maç kasetlerini izleyen ve "Ben bu hücum hattını tamamlayabilirim. Bu takımın bana uygun bir oyun felsefesi var" görüşüne vardıktan sonra Beşiktaş'a imza atan bir futbolcudan bahsediyoruz. Üstelik hamasi laflar etmeyecek kadar realist ve özel bir oyuncu Gomez. Söyledikleri ise yerden göğe kadar doğru ve tam olarak benim gelecek sene Beşiktaş'tan beklentilerime tercüman oluyor. Evet, takım şampiyon oldu ve bu muhteşem bir şey. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde başarıyla taçlanmamış bir şampiyonluk pek çoğumuz için biraz eksik bir şampiyonluk olacak. Zaten şampiyonluğun en değerli kazanımı da bu gözümüzün önünde büyüyen çocukların Şampiyonlar Ligi'nde oynaması olacak. Tıpkı Gomez'in de dediği gibi, bu takıma orada da inanmamak için hiçbir sebep yok. Ancak doğru yatırım kesinlikle şart. Yoksa bütün emekler boşa gidecek ve Gomez de bunun fazlasıyla farkında.


Gerçekten yazın bu transfer gerçekleştiğinde belki de hiçbirimiz Gomez'in hem saha içi hem de saha dışında bu kadar yüksek bir profil ortaya koyacağını bilmiyorduk. Ancak yeri gelince gördüğü kırmızı kart sonrası Quaresma'yı yemeğe çıkarıp onunla bu konuda bir konuşma bile yapan bir oyuncudan bahsediyoruz. Beşiktaş, Demba Ba'nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu, hatta onun çok çok üzerine çıktı. Ancak Beşiktaş, eğer giderse, Gomez'in boşluğunu aynı ölçüde doldurabilir mi? Bu soruya verilecek yanıt Gomez'in Beşiktaş'a neler kattığını çok net bir şekilde anlatıyor.


Ertuğ Alagöz


Geçen yılın oldukça sempatik ancak sonunu bir türlü getiremeyen takımı Beşiktaş'ın belki de en önemli oyuncusuydu Demba Ba. Adına şarkılar yapılmış, gelir gelmez Beşiktaş'ın en çok gol atan yabancılarından biri olmuş ve taraftarın "siyahi" forvet hasretini fazlasıyla dindiren bir fenomen haline gelmişti. Çocuklar bile onun şarkısını sayıklıyor ve birçok taraftarın en sevdiği, en güvendiği futbolcu haline geliyordu. Ancak Beşiktaş'ın UEFA yaptırımları onun kazandığı bonservis bedelinden fazla para harcayamamasını şart koşuyordu. Demba Ba'ya Çin'den gelen 13 milyon euro'luk teklif ise o şartlarda paha biçilemezdi. Bununla birlikte, Beşiktaş'ın son yıllarda Avrupa mecrasında başına gelmiş en güzel ikinci şey bence bu UEFA yaptırımı oldu (ilki tabii ki Liverpool zaferi). Beşiktaş'ı uzun süredir girmesi gereken yola zorla da olsa sokan bu yaptırıma ne kadar teşekkür etsek az. Ancak bu tabii ki başka bir yazının konusu. Sonuç olarak Demba Ba 13 milyon euro'ya Çin'in yolunu tutarken, taraftarı heyecanlı ve bir o kadar da gergin bir bekleyiş sardı. Acaba Demba Ba gibi hem fenomen haline gelen hem de üst düzey kalitede bir oyuncunun açığı kapanabilecek miydi? Yoksa Beşiktaş'ı tıpkı Almeida'lı yıllar gibi yıllar mı bekliyordu? Hatırlayacağınız gibi Almeida'lı yıllar, ömür kısaltan maçları ve pozisyonları barındıran, her karşı karşıya pozisyonda "Acaba bu sefer atacak mı?" diye yeni bir stres yaşattıran ve bu pozisyonların pek çoğunun sonucunun bünyede bir paket sigara etkisi yarattığı yıllardı. Kısacası geri dönülemezdi. Beşiktaş'ın hummalı arayışı ise sürüyordu.

Loïc Remy, Cissé, Van Persie, N'Doye derken Beşiktaş sonunda aradığı forveti bulmuş ve Mario Gomez'le anlaşmıştı. Ancak bu transfer pek çok kaşın kalkmasına sebep olmuştu. Zira Fiorentina'da geçirdiği iki sezon pek parlak sayılmazdı. Üstelik Beşiktaş için en sıkıntılı durumlardan biri olan sakatlık problemi Gomez'de bolca mevcuttu. Evet, geçmişi başarılarla dolu ve kaliteli bir golcüydü. Bundesliga gol krallığı bile vardı. Ancak iki senede geçirdiği sakatlıklar ve form durumu Demba Ba'dan sonrası için yeterli tatmini sağlamadı. Üstelik rakip Fenerbahçe ile girilen Van Persie yarışı sonunda bu yarış kaybedilmiş ve Van Persie gibi büyük bir isim Fenerbahçe'nin yolunu tutmuştu. Bütün bunlar Beşiktaşlıların bu transferi bir parça buruk karşılamasına sebep oldu. Yine de Mario Gomez büyük bir isimdi ve sağlıklı bir Gomez'in vaat ettiği şeyler çok fazlaydı. Herkes de bunun farkındaydı.


Evet kesinlikle gerçek bir “Spielführer!”

Sezon başlayıp ritmini bulduğunda çoktan 7 maçta 6 golün altına imzasını atmıştı. Üstelik bu 7 maçta Demba Ba'nın yapamadığını da yapmış, Fenerbahçe derbisinde iki gol birden atıp derbi kazandırmıştı. Artık o derbide attığı 2 golden sonra ise kimsenin Gomez'den şüphesi kalmamıştı. Gomez burada büyük işler yapacaktı. Sonu şampiyonluk olsa da, olmasa da.

Ancak o şampiyon olmaya kararlıydı. Attığı her golün ardından bireysel başarısına yönelik her soruya şampiyonluk kelimesiyle yanıt verirken, sahada da şampiyonluğu ne kadar istediğini her maç gösterdi. Beşiktaş'ın onun winner’lığına ihtiyacı vardı, onun da Beşiktaş'ın kulübü ve taraftarıyla ona olan güvenine. Kısacası Gomez ve Beşiktaş'ın ilişkisi tek taraflı bir ilişki değildi. Zaten bu ilişkiyi bu kadar değerli kılan da bu oldu.

Beşiktaş şampiyon, Gomez de gol kralı olurken, bu şampiyonluk 14 şampiyonluğun içinde en değerli 4-5 şampiyonluktan biri oldu. Tıpkı Oğuzhan Özyakup'un dediği gibi Beşiktaş "Feda Sezonu"ndan bu günlere gelmişti. Hepimiz gözümüzün önünde günbegün büyüyen bu çocukların bir gün kazanacaklarını zaten bildiğimiz kupayı kaldırışlarına şahitlik ettik. Bu pek başka bir duygu. Ancak bu seneki başarı Gomez olmadan gelir miydi? İşte bu, cevabı oldukça belli bir soru. Gomez Feda dönemi oluşturulmaya başlanan puzzle'ın en değerli parçalarından biri olurken, aynı zamanda puzzle'ı tamamlayan isim oldu. Attığı goller ve oynadığı futbol bir yana, saha içinde ve dışında takıma yaptığı liderlikle, gösterdiği profesyonellikle bu şampiyonlukta en büyük 4-5 pay sahibinden biri olan Gomez giderse ne olacağı ise büyük merak konusu. Şu anki durum ise gitme ihtimalinin hiç de az olmadığını bize gösteriyor.


Bilindiği üzere hafta içi yaptığı açıklamada Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için katılınmaması ve hedef konulması gerektiğine yönelik açıklamalar yapan Gomez, kadro kalitesinin ise bunun için yeterli olmadığını dürüstçe belirtti. Üstelik açıklamalarına şunu da ekledi: "Eğer kulübün Şampiyonlar Ligi hedefleri beni tatmin ederse kalma konusunda olumluyum. Ben bu takıma inanıyorum, ancak Şampiyonlar Ligi için belli bir yatırıma da ihtiyaç var." Bu açıklamalar oldukça tartışma yaratırken, iki taraftan da taraftar topladı. Kimileri Gomez'i yeniden var eden kulübün zaten Beşiktaş olduğunu, Gomez'in konuşmasının bunu göz ardı etmek olduğunu ve bunun biraz boyundan büyük bir söylem olduğunu belirttiler. Ancak bana kalırsa kazın ayağı öyle değil. Zira Mario Gomez dediğimizde, Beşiktaş'tan transfer teklifi aldığında paradan önce oturup Beşiktaş'ın maç kasetlerini izleyen ve "Ben bu hücum hattını tamamlayabilirim. Bu takımın bana uygun bir oyun felsefesi var" görüşüne vardıktan sonra Beşiktaş'a imza atan bir futbolcudan bahsediyoruz. Üstelik hamasi laflar etmeyecek kadar realist ve özel bir oyuncu Gomez. Söyledikleri ise yerden göğe kadar doğru ve tam olarak benim gelecek sene Beşiktaş'tan beklentilerime tercüman oluyor. Evet, takım şampiyon oldu ve bu muhteşem bir şey. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde başarıyla taçlanmamış bir şampiyonluk pek çoğumuz için biraz eksik bir şampiyonluk olacak. Zaten şampiyonluğun en değerli kazanımı da bu gözümüzün önünde büyüyen çocukların Şampiyonlar Ligi'nde oynaması olacak. Tıpkı Gomez'in de dediği gibi, bu takıma orada da inanmamak için hiçbir sebep yok. Ancak doğru yatırım kesinlikle şart. Yoksa bütün emekler boşa gidecek ve Gomez de bunun fazlasıyla farkında.


Gerçekten yazın bu transfer gerçekleştiğinde belki de hiçbirimiz Gomez'in hem saha içi hem de saha dışında bu kadar yüksek bir profil ortaya koyacağını bilmiyorduk. Ancak yeri gelince gördüğü kırmızı kart sonrası Quaresma'yı yemeğe çıkarıp onunla bu konuda bir konuşma bile yapan bir oyuncudan bahsediyoruz. Beşiktaş, Demba Ba'nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu, hatta onun çok çok üzerine çıktı. Ancak Beşiktaş, eğer giderse, Gomez'in boşluğunu aynı ölçüde doldurabilir mi? Bu soruya verilecek yanıt Gomez'in Beşiktaş'a neler kattığını çok net bir şekilde anlatıyor.


Ertuğ Alagöz


Geçen yılın oldukça sempatik ancak sonunu bir türlü getiremeyen takımı Beşiktaş'ın belki de en önemli oyuncusuydu Demba Ba. Adına şarkılar yapılmış, gelir gelmez Beşiktaş'ın en çok gol atan yabancılarından biri olmuş ve taraftarın "siyahi" forvet hasretini fazlasıyla dindiren bir fenomen haline gelmişti. Çocuklar bile onun şarkısını sayıklıyor ve birçok taraftarın en sevdiği, en güvendiği futbolcu haline geliyordu. Ancak Beşiktaş'ın UEFA yaptırımları onun kazandığı bonservis bedelinden fazla para harcayamamasını şart koşuyordu. Demba Ba'ya Çin'den gelen 13 milyon euro'luk teklif ise o şartlarda paha biçilemezdi. Bununla birlikte, Beşiktaş'ın son yıllarda Avrupa mecrasında başına gelmiş en güzel ikinci şey bence bu UEFA yaptırımı oldu (ilki tabii ki Liverpool zaferi). Beşiktaş'ı uzun süredir girmesi gereken yola zorla da olsa sokan bu yaptırıma ne kadar teşekkür etsek az. Ancak bu tabii ki başka bir yazının konusu. Sonuç olarak Demba Ba 13 milyon euro'ya Çin'in yolunu tutarken, taraftarı heyecanlı ve bir o kadar da gergin bir bekleyiş sardı. Acaba Demba Ba gibi hem fenomen haline gelen hem de üst düzey kalitede bir oyuncunun açığı kapanabilecek miydi? Yoksa Beşiktaş'ı tıpkı Almeida'lı yıllar gibi yıllar mı bekliyordu? Hatırlayacağınız gibi Almeida'lı yıllar, ömür kısaltan maçları ve pozisyonları barındıran, her karşı karşıya pozisyonda "Acaba bu sefer atacak mı?" diye yeni bir stres yaşattıran ve bu pozisyonların pek çoğunun sonucunun bünyede bir paket sigara etkisi yarattığı yıllardı. Kısacası geri dönülemezdi. Beşiktaş'ın hummalı arayışı ise sürüyordu.

Loïc Remy, Cissé, Van Persie, N'Doye derken Beşiktaş sonunda aradığı forveti bulmuş ve Mario Gomez'le anlaşmıştı. Ancak bu transfer pek çok kaşın kalkmasına sebep olmuştu. Zira Fiorentina'da geçirdiği iki sezon pek parlak sayılmazdı. Üstelik Beşiktaş için en sıkıntılı durumlardan biri olan sakatlık problemi Gomez'de bolca mevcuttu. Evet, geçmişi başarılarla dolu ve kaliteli bir golcüydü. Bundesliga gol krallığı bile vardı. Ancak iki senede geçirdiği sakatlıklar ve form durumu Demba Ba'dan sonrası için yeterli tatmini sağlamadı. Üstelik rakip Fenerbahçe ile girilen Van Persie yarışı sonunda bu yarış kaybedilmiş ve Van Persie gibi büyük bir isim Fenerbahçe'nin yolunu tutmuştu. Bütün bunlar Beşiktaşlıların bu transferi bir parça buruk karşılamasına sebep oldu. Yine de Mario Gomez büyük bir isimdi ve sağlıklı bir Gomez'in vaat ettiği şeyler çok fazlaydı. Herkes de bunun farkındaydı.


Evet kesinlikle gerçek bir “Spielführer!”

Sezon başlayıp ritmini bulduğunda çoktan 7 maçta 6 golün altına imzasını atmıştı. Üstelik bu 7 maçta Demba Ba'nın yapamadığını da yapmış, Fenerbahçe derbisinde iki gol birden atıp derbi kazandırmıştı. Artık o derbide attığı 2 golden sonra ise kimsenin Gomez'den şüphesi kalmamıştı. Gomez burada büyük işler yapacaktı. Sonu şampiyonluk olsa da, olmasa da.

Ancak o şampiyon olmaya kararlıydı. Attığı her golün ardından bireysel başarısına yönelik her soruya şampiyonluk kelimesiyle yanıt verirken, sahada da şampiyonluğu ne kadar istediğini her maç gösterdi. Beşiktaş'ın onun winner’lığına ihtiyacı vardı, onun da Beşiktaş'ın kulübü ve taraftarıyla ona olan güvenine. Kısacası Gomez ve Beşiktaş'ın ilişkisi tek taraflı bir ilişki değildi. Zaten bu ilişkiyi bu kadar değerli kılan da bu oldu.

Beşiktaş şampiyon, Gomez de gol kralı olurken, bu şampiyonluk 14 şampiyonluğun içinde en değerli 4-5 şampiyonluktan biri oldu. Tıpkı Oğuzhan Özyakup'un dediği gibi Beşiktaş "Feda Sezonu"ndan bu günlere gelmişti. Hepimiz gözümüzün önünde günbegün büyüyen bu çocukların bir gün kazanacaklarını zaten bildiğimiz kupayı kaldırışlarına şahitlik ettik. Bu pek başka bir duygu. Ancak bu seneki başarı Gomez olmadan gelir miydi? İşte bu, cevabı oldukça belli bir soru. Gomez Feda dönemi oluşturulmaya başlanan puzzle'ın en değerli parçalarından biri olurken, aynı zamanda puzzle'ı tamamlayan isim oldu. Attığı goller ve oynadığı futbol bir yana, saha içinde ve dışında takıma yaptığı liderlikle, gösterdiği profesyonellikle bu şampiyonlukta en büyük 4-5 pay sahibinden biri olan Gomez giderse ne olacağı ise büyük merak konusu. Şu anki durum ise gitme ihtimalinin hiç de az olmadığını bize gösteriyor.


Bilindiği üzere hafta içi yaptığı açıklamada Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için katılınmaması ve hedef konulması gerektiğine yönelik açıklamalar yapan Gomez, kadro kalitesinin ise bunun için yeterli olmadığını dürüstçe belirtti. Üstelik açıklamalarına şunu da ekledi: "Eğer kulübün Şampiyonlar Ligi hedefleri beni tatmin ederse kalma konusunda olumluyum. Ben bu takıma inanıyorum, ancak Şampiyonlar Ligi için belli bir yatırıma da ihtiyaç var." Bu açıklamalar oldukça tartışma yaratırken, iki taraftan da taraftar topladı. Kimileri Gomez'i yeniden var eden kulübün zaten Beşiktaş olduğunu, Gomez'in konuşmasının bunu göz ardı etmek olduğunu ve bunun biraz boyundan büyük bir söylem olduğunu belirttiler. Ancak bana kalırsa kazın ayağı öyle değil. Zira Mario Gomez dediğimizde, Beşiktaş'tan transfer teklifi aldığında paradan önce oturup Beşiktaş'ın maç kasetlerini izleyen ve "Ben bu hücum hattını tamamlayabilirim. Bu takımın bana uygun bir oyun felsefesi var" görüşüne vardıktan sonra Beşiktaş'a imza atan bir futbolcudan bahsediyoruz. Üstelik hamasi laflar etmeyecek kadar realist ve özel bir oyuncu Gomez. Söyledikleri ise yerden göğe kadar doğru ve tam olarak benim gelecek sene Beşiktaş'tan beklentilerime tercüman oluyor. Evet, takım şampiyon oldu ve bu muhteşem bir şey. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde başarıyla taçlanmamış bir şampiyonluk pek çoğumuz için biraz eksik bir şampiyonluk olacak. Zaten şampiyonluğun en değerli kazanımı da bu gözümüzün önünde büyüyen çocukların Şampiyonlar Ligi'nde oynaması olacak. Tıpkı Gomez'in de dediği gibi, bu takıma orada da inanmamak için hiçbir sebep yok. Ancak doğru yatırım kesinlikle şart. Yoksa bütün emekler boşa gidecek ve Gomez de bunun fazlasıyla farkında.


Gerçekten yazın bu transfer gerçekleştiğinde belki de hiçbirimiz Gomez'in hem saha içi hem de saha dışında bu kadar yüksek bir profil ortaya koyacağını bilmiyorduk. Ancak yeri gelince gördüğü kırmızı kart sonrası Quaresma'yı yemeğe çıkarıp onunla bu konuda bir konuşma bile yapan bir oyuncudan bahsediyoruz. Beşiktaş, Demba Ba'nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu, hatta onun çok çok üzerine çıktı. Ancak Beşiktaş, eğer giderse, Gomez'in boşluğunu aynı ölçüde doldurabilir mi? Bu soruya verilecek yanıt Gomez'in Beşiktaş'a neler kattığını çok net bir şekilde anlatıyor.


Ertuğ Alagöz


Geçen yılın oldukça sempatik ancak sonunu bir türlü getiremeyen takımı Beşiktaş'ın belki de en önemli oyuncusuydu Demba Ba. Adına şarkılar yapılmış, gelir gelmez Beşiktaş'ın en çok gol atan yabancılarından biri olmuş ve taraftarın "siyahi" forvet hasretini fazlasıyla dindiren bir fenomen haline gelmişti. Çocuklar bile onun şarkısını sayıklıyor ve birçok taraftarın en sevdiği, en güvendiği futbolcu haline geliyordu. Ancak Beşiktaş'ın UEFA yaptırımları onun kazandığı bonservis bedelinden fazla para harcayamamasını şart koşuyordu. Demba Ba'ya Çin'den gelen 13 milyon euro'luk teklif ise o şartlarda paha biçilemezdi. Bununla birlikte, Beşiktaş'ın son yıllarda Avrupa mecrasında başına gelmiş en güzel ikinci şey bence bu UEFA yaptırımı oldu (ilki tabii ki Liverpool zaferi). Beşiktaş'ı uzun süredir girmesi gereken yola zorla da olsa sokan bu yaptırıma ne kadar teşekkür etsek az. Ancak bu tabii ki başka bir yazının konusu. Sonuç olarak Demba Ba 13 milyon euro'ya Çin'in yolunu tutarken, taraftarı heyecanlı ve bir o kadar da gergin bir bekleyiş sardı. Acaba Demba Ba gibi hem fenomen haline gelen hem de üst düzey kalitede bir oyuncunun açığı kapanabilecek miydi? Yoksa Beşiktaş'ı tıpkı Almeida'lı yıllar gibi yıllar mı bekliyordu? Hatırlayacağınız gibi Almeida'lı yıllar, ömür kısaltan maçları ve pozisyonları barındıran, her karşı karşıya pozisyonda "Acaba bu sefer atacak mı?" diye yeni bir stres yaşattıran ve bu pozisyonların pek çoğunun sonucunun bünyede bir paket sigara etkisi yarattığı yıllardı. Kısacası geri dönülemezdi. Beşiktaş'ın hummalı arayışı ise sürüyordu.

Loïc Remy, Cissé, Van Persie, N'Doye derken Beşiktaş sonunda aradığı forveti bulmuş ve Mario Gomez'le anlaşmıştı. Ancak bu transfer pek çok kaşın kalkmasına sebep olmuştu. Zira Fiorentina'da geçirdiği iki sezon pek parlak sayılmazdı. Üstelik Beşiktaş için en sıkıntılı durumlardan biri olan sakatlık problemi Gomez'de bolca mevcuttu. Evet, geçmişi başarılarla dolu ve kaliteli bir golcüydü. Bundesliga gol krallığı bile vardı. Ancak iki senede geçirdiği sakatlıklar ve form durumu Demba Ba'dan sonrası için yeterli tatmini sağlamadı. Üstelik rakip Fenerbahçe ile girilen Van Persie yarışı sonunda bu yarış kaybedilmiş ve Van Persie gibi büyük bir isim Fenerbahçe'nin yolunu tutmuştu. Bütün bunlar Beşiktaşlıların bu transferi bir parça buruk karşılamasına sebep oldu. Yine de Mario Gomez büyük bir isimdi ve sağlıklı bir Gomez'in vaat ettiği şeyler çok fazlaydı. Herkes de bunun farkındaydı.


Evet kesinlikle gerçek bir “Spielführer!”

Sezon başlayıp ritmini bulduğunda çoktan 7 maçta 6 golün altına imzasını atmıştı. Üstelik bu 7 maçta Demba Ba'nın yapamadığını da yapmış, Fenerbahçe derbisinde iki gol birden atıp derbi kazandırmıştı. Artık o derbide attığı 2 golden sonra ise kimsenin Gomez'den şüphesi kalmamıştı. Gomez burada büyük işler yapacaktı. Sonu şampiyonluk olsa da, olmasa da.

Ancak o şampiyon olmaya kararlıydı. Attığı her golün ardından bireysel başarısına yönelik her soruya şampiyonluk kelimesiyle yanıt verirken, sahada da şampiyonluğu ne kadar istediğini her maç gösterdi. Beşiktaş'ın onun winner’lığına ihtiyacı vardı, onun da Beşiktaş'ın kulübü ve taraftarıyla ona olan güvenine. Kısacası Gomez ve Beşiktaş'ın ilişkisi tek taraflı bir ilişki değildi. Zaten bu ilişkiyi bu kadar değerli kılan da bu oldu.

Beşiktaş şampiyon, Gomez de gol kralı olurken, bu şampiyonluk 14 şampiyonluğun içinde en değerli 4-5 şampiyonluktan biri oldu. Tıpkı Oğuzhan Özyakup'un dediği gibi Beşiktaş "Feda Sezonu"ndan bu günlere gelmişti. Hepimiz gözümüzün önünde günbegün büyüyen bu çocukların bir gün kazanacaklarını zaten bildiğimiz kupayı kaldırışlarına şahitlik ettik. Bu pek başka bir duygu. Ancak bu seneki başarı Gomez olmadan gelir miydi? İşte bu, cevabı oldukça belli bir soru. Gomez Feda dönemi oluşturulmaya başlanan puzzle'ın en değerli parçalarından biri olurken, aynı zamanda puzzle'ı tamamlayan isim oldu. Attığı goller ve oynadığı futbol bir yana, saha içinde ve dışında takıma yaptığı liderlikle, gösterdiği profesyonellikle bu şampiyonlukta en büyük 4-5 pay sahibinden biri olan Gomez giderse ne olacağı ise büyük merak konusu. Şu anki durum ise gitme ihtimalinin hiç de az olmadığını bize gösteriyor.


Bilindiği üzere hafta içi yaptığı açıklamada Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için katılınmaması ve hedef konulması gerektiğine yönelik açıklamalar yapan Gomez, kadro kalitesinin ise bunun için yeterli olmadığını dürüstçe belirtti. Üstelik açıklamalarına şunu da ekledi: "Eğer kulübün Şampiyonlar Ligi hedefleri beni tatmin ederse kalma konusunda olumluyum. Ben bu takıma inanıyorum, ancak Şampiyonlar Ligi için belli bir yatırıma da ihtiyaç var." Bu açıklamalar oldukça tartışma yaratırken, iki taraftan da taraftar topladı. Kimileri Gomez'i yeniden var eden kulübün zaten Beşiktaş olduğunu, Gomez'in konuşmasının bunu göz ardı etmek olduğunu ve bunun biraz boyundan büyük bir söylem olduğunu belirttiler. Ancak bana kalırsa kazın ayağı öyle değil. Zira Mario Gomez dediğimizde, Beşiktaş'tan transfer teklifi aldığında paradan önce oturup Beşiktaş'ın maç kasetlerini izleyen ve "Ben bu hücum hattını tamamlayabilirim. Bu takımın bana uygun bir oyun felsefesi var" görüşüne vardıktan sonra Beşiktaş'a imza atan bir futbolcudan bahsediyoruz. Üstelik hamasi laflar etmeyecek kadar realist ve özel bir oyuncu Gomez. Söyledikleri ise yerden göğe kadar doğru ve tam olarak benim gelecek sene Beşiktaş'tan beklentilerime tercüman oluyor. Evet, takım şampiyon oldu ve bu muhteşem bir şey. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde başarıyla taçlanmamış bir şampiyonluk pek çoğumuz için biraz eksik bir şampiyonluk olacak. Zaten şampiyonluğun en değerli kazanımı da bu gözümüzün önünde büyüyen çocukların Şampiyonlar Ligi'nde oynaması olacak. Tıpkı Gomez'in de dediği gibi, bu takıma orada da inanmamak için hiçbir sebep yok. Ancak doğru yatırım kesinlikle şart. Yoksa bütün emekler boşa gidecek ve Gomez de bunun fazlasıyla farkında.


Gerçekten yazın bu transfer gerçekleştiğinde belki de hiçbirimiz Gomez'in hem saha içi hem de saha dışında bu kadar yüksek bir profil ortaya koyacağını bilmiyorduk. Ancak yeri gelince gördüğü kırmızı kart sonrası Quaresma'yı yemeğe çıkarıp onunla bu konuda bir konuşma bile yapan bir oyuncudan bahsediyoruz. Beşiktaş, Demba Ba'nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu, hatta onun çok çok üzerine çıktı. Ancak Beşiktaş, eğer giderse, Gomez'in boşluğunu aynı ölçüde doldurabilir mi? Bu soruya verilecek yanıt Gomez'in Beşiktaş'a neler kattığını çok net bir şekilde anlatıyor.


Ertuğ Alagöz


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.