Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon

Ece Tuğran 31.08.2016

Kanmayın, kandırılmayın!

Her insanın hayatı anlayışı, algılama yeteneği ile gerçekleşir ve bu yetenek her insanda kendini farklı şekilde gösterir. Çünkü algılama yetisi insana özgü olan bilinç ve bilinçaltı, beyin ve psikoloji ile koordine çalışır. Bunları biliyorum, çünkü araştırıldı ve ben de okudum. Neden araştırıldı? Çünkü insanın algı mekanizmasının sırları çözüldükçe bu mekanizmaya müdahale teknikleri de gelişebilecekti. Gelişti de. Sizi üzmek istemem ama sosyal hayatınızda farkında olmadan bu müdahalelere maruz kalıyor olabilirsiniz. Ya da sadece 5 dakika televizyon izlediğinizde bile size manipüle edilmediğinizin garantisini veremem. Manipüle?! Afedersiniz, ondan bahsetmeyi unuttum. Bu gelişen müdahalelere sonrasında “manipülasyon” ismi konuldu. Kelime anlamını da merak etmişsinizdir, hemen yazayım. “Bir kişiyi kendi isteği ve bilinci dışında yönlendirmek.” Böyle söyleyince hiç etik olmadı, zaten değil. Etik olup olmadığına bakılıyor mu? Hayır. Günümüzde tüm medya ve reklam sektörü bu şekilde iş yapıyor. Evet, sizi birileri bir şekilde mutlaka kandırıyor ve ben, bugün tüm sırları ortaya dökeceğim.

Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon

Dökmeye başlıyorum, aşağıda yazdığım maddeleri dikkatlice okuyun. Bu maddeler insan ilişkilerinde karşılaştığınız veya karşılaşabileceğiniz tüm nahoş durumları sıralıyor.

  • Yönlendirmenin en kolay yolu zayıf noktaya oynamaktır, çünkü yaralı bir ego manipülasyona iyi bir zemin oluşturur. Zayıf noktasına saldırılan kişi ezildiğini hisseder ve psikolojik bir savunmaya geçer. Bilinç dışı olarak kendini ispatlamaya çalışır fakat kendini savunmaya çalışırken dış etkenlere karşı daha da savunmasız hale gelir.
  • Yaralı bir ego kadar şişirilmiş bir ego da manipülasyona müsaittir. Hedef kişinin egosu yalanlarla ve pohpohlamayla beslenerek adeta kukla haline getirilir. Bir süre sonra kişi egosunu besleyen yalanlara bağımlı hale gelir. Aslında bu da zayıf noktaya oynama tekniğinden sayılabilir, çünkü kabul edemesek de ego çoğumuzun zayıf noktası.

Not: Böyle “hedef kişi” falan deyince sanki bahsettiğim kişi bir saldırının hedefiymiş gibi duruyor ama bence manipülasyon da psikolojik bir saldırı, bu yüzden ciddi üslubumla devam edeceğim. Yadırgamayın.

Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon
  • Korku, insan psikolojisi üzerinde oldukça etkili, insanı çok çeşitli davranışlara yönlendirebilen bir duygudur. Korkan insan psikolojik olarak hassaslaşır ve itaat etmeye daha meyilli bir duruma gelir. Manipülatörlerimiz de bunu çok iyi bildiği için hedef kişiyi önce sahte tehditlerle korkuttuktan sonra kişinin rahatlamasını sağlayarak kahraman olmaya çalışırlar. Halihazırda korku (hayati tehdit boyutundaki korkulardan bahsediyorum) yüzünden algıları zayıflamış kişi onu rahatlatan kahramanına itaat etmeyi sorgusuz sualsiz kabul eder.
  • İnsan kendisi için önemli bir şeyden mahrum bırakıldığında, onu geri elde etmek için gereken tutumları sergilemeye hazır hale gelir. Genellikle küçük çocukların aykırı davranışlarını önlemek için ebeveynler tarafından kullanılan bu yöntem bir nevi itaatsizliği cezalandırmadır. Cezalandırılan itaatsizliklik bir süre sonra itaate dönüşür.
  • İnsan beyni ortada bir sorun varken çoğunlukla çözüm odaklı çalışmaya meyillidir. Psikoloji de bu durumda beyni destekleyerek çözüm için ne gerekiyorsa yapılmasına izin verir. Bu durum manipülasyon için elverişli görülmüş ve şöyle bir taktiğe çevrilmiştir: Sorun yarat ve çözümün sende olduğuna inandır. Bu taktik özellikle bir kitleye hitap edenler (hükümetler ve birazdan bahsedeceğim reklam sektörü gibi) tarafından çokça kullanılır. Temel amaç uydurma bir sorunla karşı karşıya getirilen hedefte çaresizlik hissi yaratmak ve çözüm için tek bir çare bırakmaktır.

Şimdi, son maddede bahsettiğim reklam sektörü ve manipülasyon ilişkisini biraz daha açmak istiyorum. Reklamların günümüzde ciddi derecede yaygın olduğu aşikar. Televizyonda, radyoda, sosyal medyada sürekli görsel ve işitsel yolla reklamlara maruz kalıyoruz. Buradaki sorun, reklamların bize görünürde anlattığında değil, görünmeyen taraftan verdiği mesajlarda. Kelime oyunlarıyla yumuşatmaya çalışmayacağım, sorun reklamların beynimizi yıkaması.

Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon

Nasıl?

En büyük hamleyi insanda içgüdüsel olarak uyanan cinsel dürtüleri harekete geçirerek yapıyorlar. İnsanlar bir cinsel içerik gördüklerinde doğal olarak birtakım hormonlar salgılanıyor ve bu içeriğin bulunduğu reklamdaki markaya karşı bilinçsiz olarak pozitif bir algı oluşuyor.

Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon

Mutlaka görmüşsünüzdür, laboratuvar ortamında üretilen diş sağlığı, kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin tanıtım reklamlarında mutlaka bir bilim insanı vardır ve ürünün bin bir tarafsız testten geçtiğini söyler. Bu sayede marka, bilim insanlarına danıştığını göstererek tarafsızlığını halk önünde kanıtlamış olur. Bu manipülasyonun varlığını gizlemeye yönelik bir hiledir.

Reklamların bizlere uzun vadede yaptığı en büyük etkilerden biri de ihtiyaç algımızı yeniden düzenlemektir. İnsanda yeni duygular ortaya çıkartılarak (gösteriş, ihtişam gibi) bu duyguları tetikleyen ürünlere gereksinim duyulmasını sağlıyorlar. 100 yıl önce insanların pahalı parfümlere, markalı kıyafetlere, pırlanta setlere ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Şimdi ise pırlantasız evlenilmiyor, parfüm sıkmadan sokağa çıkılmıyor, 7’den 70’e herkes akıllı telefon kullanıyor, ve daha bunun gibi bir sürü şey... Ne demek istediğimi anladınız sanıyorum.

Bunlara ek olarak reklamlarda kullanılan ve insanlarda farklı duygular uyandıran renkler, müzikler, markaların maskotları, yapılan indirim ve kampanyaların hepsi zekice düşünülmüş ve insanları manipüle etmeye çalışan reklam unsurlarıdır.

Bilinç Dışı Yönlendirme: Manipülasyon

Konu hakkında okuduğum çok zekice bir imgeleme ile yazımı bitiriyorum.

“Reklamın vazgeçilmez mecrası olan televizyonun beyaz cam ardından sunduğu sanal dünya, izleyicileri uyandırmadan görevini yerine getirmeye devam etmek durumundadır. Bu durum, yani bizi gerçeklikten kesin bir biçimde ayıran bu algılanması olanaksız şeffaflık, bir sineğin pencere camına çarpması ve çarptığı şeyin ne olduğunu bilememesine benziyor. Sinek, kendisinin uzamına son veren şeyin ne olduğunu imgeleyemez bile. Bu yüzden her defasında geri çekilir ve cama yeniden çarpar. Tıpkı sanal gerçekliğe inanmaya devam eden insanlık gibi.”

(Baudrillard, Tam Ekran, 2009, s. 93)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.