‘Beş Kardeş’le Çocuk Büyütmenin Zararları

Ece Soylu 01.06.2016

Şiddetle büyüyen çocuklar, şiddet uygulayan yetişkinlere dönüşüyor.

Şiddetin hiçbir türü fayda sağlamaz. Hele ki çocuk yetiştirmek gibi hassas bir konuda şiddete başvurmak, sonu gelmeyen bir döngü oluşturmaya benziyor. Dayakla çocuğunu eğiten ebeveynlere baktığımızda, çoğunun kendi çocukluk dönemlerinde şiddete maruz kalmış insanlar olduğunu görüyoruz. Cezalandırma ve korku sistemiyle büyütüldükleri için, farklı bir yetiştirme tarzının olabileceğini akıllarına bile getirmeden, aynı taktikle çocuk yetiştirmeye çalışıyorlar. Aynı korku sistemiyle büyüyen çocukları da ebeveyn olma yaşına geldiklerinde, yine aynı şekilde çocuk yetiştirmeye kalkışıyorlar. Sonu gelmeyen bir kısır döngü oluşuyor böylece; kaçıncı yüzyılda olursak olalım dayakla eğitim bitmek bilmiyor.


Her ne kadar biz düşünüp taşınıp yararlı bir tarafını bulamasak da birçok aile yararlı olduğunu düşünüyor olmalı ki, yılmadan döve döve çocuk büyütüyorlar. Yoksa kimse ''ben çocuğumu kötü yetiştireceğim'' diye ısrarcı olmuyordur bu konuda. İlk nokta, bu yetiştirme tarzının temelinde korkunun yatıyor olması. Çocuk, yaptığı en ufak hatada cezalandırıldığını görünce, hata yapmaktan korkmaya ve git gide daha temkinli hareket etmeye, attığı adımların ebeveynleri tarafından onaylanmasını beklemeye başlıyor. Günden güne sessizleşen, korkuyla uysallaşan çocuğunu gören ebeveynler de şiddetin gücüne bir kez daha hayran kalıyorlar. Sonraki dönemlerde sosyal çevreyle daha çok haşır neşir olmaya başlayan iyi yetiştirilmiş çocuğumuz (!) yeni girdiği bu ortamda, kendini ifade etme mücadelesine giriyor. Farklı şartların da etkisiyle oluşabilecek iki farklı senaryo görüyoruz burada. Birincisi, çocuk erken yaşlarda edindiği hata yapma ve sonucunda cezalandırılma korkusuyla adım atmaktan veya etkin rol oynamayı denemekten kaçınabilir. İçine kapanık, kendini soyutlamış ve korkak bir kişilik edinebilir. İkinci bir ihtimalse, evde gördüğü şiddeti bir öfkeye dönüştürüp saldırgan bir tutum sergilemesi. Çevresinden nefret eden ve belki de şiddet uygulayan birine dönüşebilir. Her iki durumda da çocuk, baskı altında bir benlik edinme çabasına giriyor. Kendini tanımaya başladığı bu dönemde en güzel öğrenme yolu olan hatalardan korkarak, keşfetme merakını yitirmiş bir yetişkin olma yolunda ilk adımlarını atıyor. Ve tabii birkaç sene sonra bu yetişkinimiz de muhtemelen aynı yöntemle çocuk yetiştirmeye kalkışacak.

Şiddet konusuyla ilgili bir diğer çarpıcı gerçek ise, eğitim seviyesi ile hiçbir alakasının olmaması. Eğitimli, iyi yetişmiş (!) ve çevresi tarafından ‘saygın’ olarak nitelendirilen kişiler de çocuklarını şiddetle yetiştirmeyi savunabiliyorlar. Üstelik konuyla ilgili birçok çarpıcı araştırma sonucu olmasına rağmen!


Ece Soylu


Şiddetin hiçbir türü fayda sağlamaz. Hele ki çocuk yetiştirmek gibi hassas bir konuda şiddete başvurmak, sonu gelmeyen bir döngü oluşturmaya benziyor. Dayakla çocuğunu eğiten ebeveynlere baktığımızda, çoğunun kendi çocukluk dönemlerinde şiddete maruz kalmış insanlar olduğunu görüyoruz. Cezalandırma ve korku sistemiyle büyütüldükleri için, farklı bir yetiştirme tarzının olabileceğini akıllarına bile getirmeden, aynı taktikle çocuk yetiştirmeye çalışıyorlar. Aynı korku sistemiyle büyüyen çocukları da ebeveyn olma yaşına geldiklerinde, yine aynı şekilde çocuk yetiştirmeye kalkışıyorlar. Sonu gelmeyen bir kısır döngü oluşuyor böylece; kaçıncı yüzyılda olursak olalım dayakla eğitim bitmek bilmiyor.


Her ne kadar biz düşünüp taşınıp yararlı bir tarafını bulamasak da birçok aile yararlı olduğunu düşünüyor olmalı ki, yılmadan döve döve çocuk büyütüyorlar. Yoksa kimse ''ben çocuğumu kötü yetiştireceğim'' diye ısrarcı olmuyordur bu konuda. İlk nokta, bu yetiştirme tarzının temelinde korkunun yatıyor olması. Çocuk, yaptığı en ufak hatada cezalandırıldığını görünce, hata yapmaktan korkmaya ve git gide daha temkinli hareket etmeye, attığı adımların ebeveynleri tarafından onaylanmasını beklemeye başlıyor. Günden güne sessizleşen, korkuyla uysallaşan çocuğunu gören ebeveynler de şiddetin gücüne bir kez daha hayran kalıyorlar. Sonraki dönemlerde sosyal çevreyle daha çok haşır neşir olmaya başlayan iyi yetiştirilmiş çocuğumuz (!) yeni girdiği bu ortamda, kendini ifade etme mücadelesine giriyor. Farklı şartların da etkisiyle oluşabilecek iki farklı senaryo görüyoruz burada. Birincisi, çocuk erken yaşlarda edindiği hata yapma ve sonucunda cezalandırılma korkusuyla adım atmaktan veya etkin rol oynamayı denemekten kaçınabilir. İçine kapanık, kendini soyutlamış ve korkak bir kişilik edinebilir. İkinci bir ihtimalse, evde gördüğü şiddeti bir öfkeye dönüştürüp saldırgan bir tutum sergilemesi. Çevresinden nefret eden ve belki de şiddet uygulayan birine dönüşebilir. Her iki durumda da çocuk, baskı altında bir benlik edinme çabasına giriyor. Kendini tanımaya başladığı bu dönemde en güzel öğrenme yolu olan hatalardan korkarak, keşfetme merakını yitirmiş bir yetişkin olma yolunda ilk adımlarını atıyor. Ve tabii birkaç sene sonra bu yetişkinimiz de muhtemelen aynı yöntemle çocuk yetiştirmeye kalkışacak.

Şiddet konusuyla ilgili bir diğer çarpıcı gerçek ise, eğitim seviyesi ile hiçbir alakasının olmaması. Eğitimli, iyi yetişmiş (!) ve çevresi tarafından ‘saygın’ olarak nitelendirilen kişiler de çocuklarını şiddetle yetiştirmeyi savunabiliyorlar. Üstelik konuyla ilgili birçok çarpıcı araştırma sonucu olmasına rağmen!


Ece Soylu


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.