Avokado Ve Osmanlı

Oğuz Taktak 05.10.2016

Bu iki kelimenin yan yana gelmesi şaşırttı mı? Avokadonun Osmanlı macerası, Patrona Halil İsyanı ile son buldu.

1720'li yıllardan söz ediyoruz. Evet, Avakado meyvesinin Anadolu topraklarıyla tanışması hem 1920’lerde Rize’de başlatılan çay yetiştiriciliğinden hem de 1880’lerde Isparta’da başlatılan gül yetiştiriciliğinden de eskidir. Çay için ziraat mühendisi Zihni Derin, gül içinse Meydanbeyoğlu İsmail Efendi’nin öncülükleri tartışılmayacak kadar açıktır. Bu başarılı örnekler gözlerimizin önündeyken, çoğu kişi bu gibi girişimlerin öncüsü Molla Kamil Efendi’den bihaberdir. Çünkü tarih hep başaranları ölümsüzleştirirken, başarısız girişimleri ise tozlu arşiv sayfalarına gömmüştür. Oysa açıktır ki başarılarla övünmektense başarısızlıklardan alınan dersler, çıkarılan tecrübeler öğretici ve aydınlatıcıdır.

Avokado Ve Osmanlı

Molla Kamil Efendi kimdir?

Molla Kamil Efendi, hicri 1099 (miladi 1688) yılının Şaban ayında Yanya Mutasarrıfı Kızıl Rıza Paşa’nın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta zekası ve merakı ile yaşıtları arasında öne çıktığı söylenir. Aslen Arnavut oldukları iddia edilse de ailenin Karaman göçmeni Türk kökenleri konusunda kuvvetli bulgular mevcuttur. Babasının erken ölümü üzerine annesi tarafından büyütülmüş. Ailesinin din alimi olmasını istemesine rağmen müspet ilimlerle ilgilenmeye başlamış, büyüklerinin tüm itirazlarına rağmen babasından kalan mirasla Önce Roma, daha sonra Paris’e giderek eğitimini buralarda sürdürmüştür.

Sarayın gözdesi

Burada özellikle nebatiye ve ziraat ile uğraşan Kamil Efendi memlekete, İstanbul’a dönmüş, ağabeyinin aracılığı ile sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamıştır. Zamanla bilgisi, çalışkanlığı ve azmi ile Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın dikkatini çeken Kamil Efendi’nin hayatını değiştiren olay ise 1720 senesinde meydana gelmiştir. Bu tarihte İstanbul yöresindeki lale bahçelerinde anlaşılmaz bir hastalık tüm laleleri perişan etmeye başlayınca, bu durumu düzeltmesi için görevlendirilen Kamil Efendi, öğrenmiş olduğu yöntemlerle hastalığı tespit ve tedavi ederek devrin Sultanı III. Ahmet tarafından takdir edilmiş, “Halaskaran-ı lalezar” lakabı ile saray çevresinin aranan simaları arasına girmiştir.

"Avakado, nam-ı diğer timsah armudu"

Molla Kamil Efendi kendisine mükâfat olarak verilen Yalova’daki arazisinde batıda öğrendiği ziraat usulleri kullanarak denemeler yapmaya girişmiştir. Bu tecrübelerin en ilginci ise daha önce Fransa’da görüp çok beğendiği avokado meyvesini Anadolu koşullarında yetiştirme çabasıdır. Uzun uğraşılar ve melezleştirmeler sonucunda Yalova iklimine dayanıklı avokado yetiştirmeyi başarmış ve mahsulünü saraya takdim etmiştir:

“Avokad nam bu ağaca kimi timsah armudu da derler, faidesi saymakla bitmez. Sayesi hoş, bakması ala, yemişi leziz ve şifadır. Meyvesi cennet taamı olup neyle yense yakışır, ağza ferahlık, mideye küşayiş verir. Yağı sürülende cilde sedefi bir nur katar. Evrakı pişirilip içilse hasat-ül kilyenin (böbrek taşı) ilacudur…”

Meyvenin tadını beğenen Damat İbrahim Paşa, verdiği davetlerde avokadoyu ikram etmeye başlamış ve moda haline gelen bu egzotik yiyecek kısa zamanda İstanbul seçkinleri tarafından benimsenerek sofralardaki yerini almıştır. Kamil Efendi bu yeni nimetin yayılması ve halkın da yararlanması için gayret gösterdiyse de avokado saray ve elit tabakanın dışında kullanılmamıştır.

Patrona Halil İsyanı ve avokadonun sonu

Molla Kamil Efendi’nin mesut zamanları ve avokadonun Osmanlı serüveni maalesef 1730 yılının eylül ayında patlak veren Patrona Halil ayaklanması ile son bulmuştur. İsyancılar hamisi Damat İbrahim Paşa ile birlikte Kamil Efendi’yi de olmadık zulümle halletmiş, ayaklanmaya katılan bir grup yobazın kışkırtması ile avokadonun timsah ile ağacın cinsel ilişkisi ile mahsul olduğu söylentisi yayılmış, mekruh olduğu, Müslüman memlekette ziraatı ve yenilmesinin caiz olmadığı fetvası verilerek Yalova’daki tüm ağaçlar yakılarak tahrip edilmiştir. Böylelikle Türk tarihinin belki bu ilk modern tarım denemesi, bir grup yobaz tarafından durdurulmuş ve avokadonun tekrar ülkemize girişi ancak yaklaşık 250 yıl sonra olabilmiştir.

Zamanında Kamil Efendi'nin gayret ettiği gibi avokado halka sevdirilebilmiş, geniş halk kitleleri bu nimetten faydalanabilmiş olsa bunlar gerçekleşir miydi bilinmez. Şüphesiz 'cennet taamı' bile olsa halkın böyle yeniliklerin kıymetini bilmesi için tıpkı gül ve çayda olduğu gibi faydasını öğrenmesi ve günlük hayatta tüketmesi şarttır. Bir avuç seçkinin tadına bakabildiği ”nimetlerin” sonu, ancak avokadonun Osmanlı macerası gibi olacaktır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.